MÜZİK ODASI

"Kız Gözüyle" Kaiser Chiefs, Gecikmeli %100 Fest ve YALANASI SOUNDGARDEN!

Müşra Demir - 5 Ağustos 2014

Üzerinden 2 ay geçmiş olabilir. Ama etkisi geçti mi? Hayır.

Soundgarden konserinden bahsediyorum. 6 Haziran 2014 gecesinden. Kısaca hayatımı değiştiren geceden…

Tamam herşeyi baştan alalım ve konuya festivalin tümünden, %100FEST'ten girelim. Öncelikle sabah saatlerinde Küçükçiftlik Park'ın önünü kelimenin tam anlamıyla "sel götürdüğü"nü belirtmekte fayda var. Evden çıkıp, afet bölgesine her şeye rağmen ulaşıp bekleyenler olarak mağdur olmuyoruz, aksine organizasyon görevlileri bizim için şemsiyeler açtı,çok beklemeden ve mağdur olmadan (hatta hayatımdaki en keyifli konser bekleme anlarını yaşayarak) beklemeden alana alınıyoruz…

Kapıda naylon yağmurluk satan amcalar o gün ticaret alanında "master" konumuna yerleşedursun, biz yağmur altında bomboş konser alanının keyfini çıkarıyoruz. Akşama hep hayalini kurduğum Pinkpop 92' atmosferini yaşayabilecek miydik acaba?

Gren, Özge Fışkın, Melis Danişmend gibi isimleri havanın düzelmesiyle doğru orantılı olarak artan bir kalabalıkla beraber izliyoruz. Foma'da enerjimiz tavan yapıyor, Mor ve Ötesi'nde ise artık gündüzden geceye geçmeye hazırız.

Derken, belki de alanda çoğu insanın ihtimal vermediği (ama tabii ki önceden bilenlerin, dinleyenlerin hazırlıklı olduğu) bir şey gerçekleşiyor ve Soundgarden öncesi sahne alan Kaiser Chiefs tam anlamıyla festival alanını yıkıyor, inletiyor, yerinde duran tek bir seyirci bile bırakmıyor! (yeterince klişe kelime kullandık mı arkadaşlar?)

Alandaki yerleşim düzenine canı sıkılan Rick Wilson, en arkadaki seyircilere dek koşarak ulaşıyor, bu sırada şarkısını söylüyor, tek bir an dahi nefesi kesilmiyor ama bunu gören biz seyircinin nefesi kesiliyor… (Bu arada belirtmek gerekir ki artık Kaiser Chiefs'in de yolunu gözlerim, peşlerini bırakmam asla, a dostlar…)

Rick Wilson bununla da kalmıyor, sahneye tırmanıyor, bu defa olabilecek en yüksek noktadan Ruby'yi söylüyor. Gayet vicdansız olan ben; "aman Rick düşüp ölmesin, bizim Soundgarden konseri de yalan olmasın" diye içimden dua ediyorum.

Konserin sonunda Kaiser Chiefs dinlediğini asla tahmin edemeyeceğimiz "Hard N' Heavy" bir abimiz setlist kapabilmek için kendisini yırtıyor. Chris Cornell'i en önden görebilmek adına yerimizi almış olan kızlar grubu olarak biz de konumumuzu kullanarak bu abi için avazımız çıktığı kadar bağırıyoruz. Seyirci o derece kaynaşmış haldeydi. Siz düşünün artık…

Uzun bir bekleyişin ardından o an geliyor. Uzun süredir, hem de çok çok uzun süredir beklediğim an. Soundgarden sahnede. Tam önümde. (En önde, en ortada olmak adına sabahın köründe yola çıktığımdan bahsetmiştim değil mi?)

Tabii ki de ilk dakikaların gerçekliğinin farkına varmam uzun sürüyor. Kendime geldiğimde "Is it to the sky?" şeklinde bağırır halde buluyorum kendimi.

İdolüm dediğim, benim için bir tür ilah olan Chris Cornell tam karşımda. İlk dinlediğim günleri hatırlıyorum o dakikalarda. Ama hayır geçmişe takılıp kalmamalıyım. Soundgarden'ın da bana öğrettiği şey bu zira. Hayatımı bir nevi kurtaran grubun öğrettiği…

Ben Shepherd her daim olduğu gibi yine cool olmanın kitabını yazıyor. Gitarıyla yaşadığı sorunlar yüzünden öfkeden köpürmesi, onun agresif yönüne tanık olmuş olan ülkeler grubuna bizi de ekliyor. Kim Thayil her zamanki gibi sakin ama hepimizle tek tek göz kontağı kurup gülümsemeyi de ihmal etmiyor. Matt Chamberlain gerçek bir grunge bateristi olarak grupta Matt Cameron'ın yokluğunu hissettirmiyor, hatta sevgimizi dahi kazanıyor. Chris, senin hesabını az sonra kesiyorum…

Flower ile nostalji sularına girdikten sonra Spoonman' de enerjimiz tavan seviyeye ulaşıyor. Outshined ile "ağzımızı daha ne kadar açıp zıplayabiliriz" testi yaptıktan sonra sıra kitlesel bir ayine, Black Hole Sun'a geliyor.

Şimdiye kadar gittiğim hiçbir konserde böyle bir enerjiyle karşılaşmadığımı farkediyorum. Şarkının her sözünde devasa bir kalabalık olarak hep birlikte yükselip hep birlikte alçalıyoruz. Jesus Christ Pose ile tekrardan "kafa kırma" seviyesine ulaşıyoruz bu ayinin ardından.

Şimdi burada, bir saniyeliğine Soundgarden hayranı- konser izlenimi yazan izleyici kimliğimi bir kenara bırakıp sadece "bir bayan" kimliğimi takınarak şunu belirtmek istiyorum ki; Chris Cornell şu evrende yaratılmış en güzel varlık olabilir. Alanı dolduran ve muhtemelen bir daha asla daha iyisini duyamayacağımı düşündüğüm sesini, sahnedeki canavarlaşan enerjisini geçtim görüntü olarak da… Öhm…

Zaten biz de dahil olmak üzere tüm kızlar Cornell hakkındaki bilimum dileklerimizi ve düşüncelerimizi çığlık biçiminde Chris Cornell' e iletiyor ve karşılığında kendisinden güzel bir kahkaha alıyoruz. Arkamdaki erkek izleyicilerin birinden ise "bu kadar yakışıklı olmanın ne gereği var yani?" şeklinde bir yorum geliyor. Ama lütfen siz "Yani" kelimesi yerine bir küfür yerleştirin, o zaman cümlenin gerçeğine erişeceksiniz!

Like Suicide'ın başlamasıyla dev bir ayin yeniden başlıyor. Been Away Too Long ile enerji yeniden yükseliyor. My Wave, Blow Up The Outside World, Fell On Black Days derken (ve aslında tabii ki Superunknown'un 20. Yılını kutlarken) benim için en önemli anlardan birine, Burden In My Hand'in çalındığı dakikalara başlıyoruz. Zaten ben artık o saniyeden itibaren madden ve ruhen iki ayrı varlık olduğuma inanıyorum.

Her güzel şey gibi bu da sonlanıyor. Ama bu güzel şeyin sonlanmasına üzülmüyoruz, aksine sinirliyiz. Zira anlamsız ses yasağı yüzünden erken bitiyor konser. Chris, Beyond The Wheel'i olabilecek en büyülü şekilde söylüyor ama sahneden (biraz da parçanın gazıyla) öfkeyle ayrılıyor ses yasağı saçmalığı nedeniyle. Sahneye tekrar dönmeleri için 10 dakika boyunca herkes bağırıyor, hatta olayı aşıp Temple Of The Dog şarkıları isteyenler bile var. Neyse ki bu yasak neden Soundgarden'ı sevdiğimizi biraz daha açıklıyor bize. Konser boyu ses seviyesinin yasağa rağmen her şarkıda katlanarak artması, bu konseri daha da güzel kılan şeylerden biri oluyor. Ama konseri şahsım adına böylesine özel kılan şey çok başka. Konser için bastırıp elimde tuttuğum tişörte Chris'in kitlenip kalması, benim sahneye yaklaşık 5 seyircinin yardımı ve çeşitli tekniklerle tişörtümü atmaya çalışmam ama sahneye ulaşamaması, bu defa başka bir tişört atmam ama yine ulaşamaması, ancak tüm bunların finalinde bana setlist ve pena verilmesi gecenin olayı oluyor. Konser sırasında sıcak olup da ara ara şimşeklerle atmosferi epik hale getiren o günkü havanın bize hatırası olan naylon yağmurluklarımızı da alıp alandan ayrılıyoruz. Artık tek bildiğim Soundgarden'ı daha da sevdiğim ve gelecekte yüzlercesi yaşanacak olan Soundgarden konseri deneyimlerimden ilkinin oldukça efsanevi geçtiği…

MÜŞRA DEMİR


 

***

-----------------------------------------------

Delikasap 13. Yıl Özel Koleksiyon Baskısı çıktı, aldınız mı? Türkiye'nin en eski ve yegane rock 'n' roll hayat tarzı mecmuası Delikasap'ın mecmua-kitabı, tamamı renkli ve kaliteli kağıda basılmış ilk rock ansiklopedisi hüviyetinde...

Delikasap Külliyatını hemen edinmek için tıkla: http://www.esenshop.com/detail.aspx?id=74640



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: