MÜZİK ODASI

Kazım Koyuncu'ya Üzülüyoruz

Nirvana Kedi - 26 Temmuz 2005

Bu yazıyı yazmak zor. "Üzgünüm, yazamıyorum" anlamında bir zorluk değil bu. Sıkıntım şu ki böyle ölümler çok ağlamaklı, hastalıklı denecek kadar yoğun tüketiliyor bizde. Duyarlılıktan çok duygusallığın ağır bastığı,  uçuculuk oranı çok yüksek tepkiler veriliyor. Bunun bir parçası olmayı reddettiğimi belirtmek isterim. Kazım Koyuncu'yu, Zugasi Berepe'yi ilk duyduğumuzda çok ama çok heyecanlanmıştık. 

Bu ara en çok satanlardan olmuş. Müziğini alırsınız dinlersiniz. Seversiniz, sevmezsiniz. Ben bu ölüm üzerine başka bir şey söylemek isterim.
Halkların kendi dillerini özgürce kullanmamasına yönelik bir gündemin sürekli canlı tutulduğu memleketimde anadil sorunsalı sadece Kürtler için tartışılmıştı hep. Aslında Kürtlerden çok resmi otoritenin ısrarla diri tuttuğu bu sorunsal öyle bir biçemde tartışılıyordu ki,  bu ülkede var olan onlarca farklı anadilin sahipleri bu süreç içinde örtülü bicimde ve düzenli olarak baskılandıklarını fark edemiyorlardı bile. Öyle bir hava yaratılmıştı ki tek etnik dil Kürtçe idi sanki. Bu dilde söylenen şarkılar yasaklanıyor, kasetler toplatılıyor, bu dilde yazılmış kitaplar eleştiriliyordu. Yahu diyordum,  bizim oralarda güzelim bir Lazca var, güzelim Gürcüce var. Neden benim yöremin sanatçısı da kendi dilini kullanmıyor toplumun önünde?  Neden farklı etnik gruplar meseleden uzak hareket ediyordu?  Neden çok uzlasik ve çok unutmuş gibi duruyorduk?

Ne zaman biri patlayacak diye beklerken, ne zaman birileri kendi dilinde Karadeniz'i anlatacak diye beklerken ve bunu ne zaman bir Rock ruhuyla yapacak diye beklerken Kazım Koyuncu çıka geldi müziğin içinden. Tıpkı yörem gibi yemyeşil ve taptaze idi.   Medyanın her deliğinde boy gösteren ve Karadeniz müziğini gelişmeye kapalı, sözleri içeriksiz bir müzik olarak tanıtanların yarattığı "hafif müzik" izlenimini yıkacak kişinin ta kendisiydi. Gücü vardı, enerjisi vardı, birikimi vardı, inandığı güzel şeyler vardı. Kazım Koyuncu'ya gelene kadar Karadeniz'in "hafif müzik" "gıy gıy  müzik"  izleniminin atılmış temellerini şiddetle sarsan adamlar vardı elbet. Örneğin Fuat Saka vardı. Ama çok ermiş gibi yaşıyordu, çok kendi içinde yaşıyordu. Örneğin Volkan Konak vardı. Müthiş sözlerle dillendiriyordu Karadenizlinin dünyasını ancak ben daha güm güm gelen, daha evrensel ve daha gürültülü akan bir dere bekliyordum. Karadenizlinin kendisini şaşırtacak bir insan bekliyordum. Karadenizlinin yadırgayacağı ve neden yadırgıyorum diye beynini yoracağı  bir insan.  Kısaca ben Rock ruhunu bir çocuk inadıyla savunacak, bir erişkin duyarlılığıyla sahiplenecek, dünyada yaşanan her şey ve yasayan herkes için söyleyecek sözü olan ve bu sözü çekinmeden kendi dilinde şarkıca söyleyebilecek bir ses bekliyordum. Biz Karadenizliler bu anlamda Kazım Koyuncu'ya,  Mehmedali Barış Beşli'ye ve Zugasi Berepe'ye çok önemli bir teşekkür borçluyuz. 

Ne yazık mı desek, yoksa iyi olmuş mu desek emin değilim ama bilinen o ki Kazım Koyuncu Gülbeyaz ve Sultan Makamı dizilerinin  olağanüstü müzikleriyle ses getirdi ve çoklarınca böylece tanındı (belki de tanınmadı!).  Son bir kaç yıldır, İstiklal'de yürürken plakçılardan caddeye akan sesini muhakkak duyardınız. Şevval Sam destekli çalıyordu plakçılar, dizinin satış gücünü kullanıyorlardı. Önemi yoktu bunun. Kazım'ın Metropol Müzik Evinin kapısındaki posteri bana göre sanki yıllardır orada idi.

Diyeceğim şu ki, müziğin çok önemli bir işlevi var. O tarihsel kırılma noktalarının milyon yasındaki hikâyecisidir. Uyanısın dilidir ve onu tarihin belleğine kazıyacak melodik bir destandır bazen. Bizim oraların da anadil konusunda uyanışı müzikle olmalıydı, öyle de oldu.   Hem de Rock müzik ile. Sanıyorum   Kazım Koyuncu'nun  araladığı kapıdan çıkan yeni sesleri,  Lazca söylerken ve de Rock söylerken çok alkışlayacağız.  Dünyaya dair güzel şeyler söylerken dinleyeceğiz. O dili anlamasak da duygusunu ve gülüşünü çok seveceğiz.
Tek dileğim var. Babasının aradığı "çok iyi avukat" kendini lütfen buldursun ve bu bizi kanser eden bu devleti sorgulasın. Ölümleri bireylere ve Lazca Rock  müziğin yaralanmışlığına indirgemeyelim. Bu ölümle anımsamamız gereken sadece Kazım Koyuncu değildir. Artik birçok Karadenizli kanserle koyun koyuna yatıyor. Bunun nedeni Cernobildir ve öncesinde ve sonrasında önlem almayanlardır. UNUTMAYIN!

Bu da kendi sitesindeki duyuru.

KAZIM KOYUNCU'YU KAYBETTİK!..
______
Basın açıklaması
Kamuoyuna;
'Kazım Koyuncu'nun vefatıyla ilgili, yazılı ve görsel basının gösterdiği ilgiye öncelikle teşekkür ederiz fakat, yaratılan gündemin doyduğunu, ve bunun devamının bizim yasımızı tutmamıza engel olacağını düşünüyoruz. Ailesi ve Kazımın grup arkadaşları olarak en azından bir süre basına demeç veremeyeceğimizi ve yapılan yayınlara katılamayacağımızı bildiririz. Bu kararımızın saygıyla karşılanmasını rica ederiz.
Ailesi ve Grup arkadaşları.
______
Kazım Koyuncu
1972 - Hopa'da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Hopa'da tamamladı.
1989 - İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesine girdi.
1990 - Çağdaş Sanat Atölyesinde çalışmaya başladı.
1991 - Ali Elver ile birlikte Dinmeyen müzik topluluğunu kurdu. Aynı yıl Çağdaş Oyuncuların sahneye koyduğu ''Faşizmin korku ve sefaleti'' adlı oyunun müziklerini yaptı.
1993 - Mehmedali Barış Beşli ile Dünyanın ilk ve tek Laz rock toplulugu ''Zuğaşi Berepe''yi kurdu.
1995 - Zuğaşi Berepe ''Va mişk´unan''
1996 - Dinmeyen ''Sisler Bulvarı''
1998 - Zuğaşi Berepe ''Brüxel Live'' ve ''İgzas''
2000 - ''Salkım Söğüt 2'' adlı ortak çalışma
2001 - İlk solo albüm ''Viya''
2002 - Gülbeyaz dizi müzikleri
2003 - Kemal Sahir Gürel ile birlikte ''Sultan Makamı'' dizi müzikleri
2004 - İkinci solo albüm ''Hayde''
______
Bu arada; hiç başımızdan eksik olmayan gökyüzüne, günün karanlık saatlerine, ara sıra kopsa da fırtınalara, bir gün boğulacağımız denizlere, eski günlere, neler olacağını bilmesek de geleceğe, kötülüklerle dolu olsa bile tarihe, tarihin akışını düze çıkarmaya çalışan tüm güzel yüzlü çocuklara, Donkişotlar 'a, ateş hırsızlarına, Ernesto "Ç´e" Guevara'ya, yollara-yolculuklara, sevgililere, sevişmelere, sadece düşleyebildiğimiz olamamazlıklara, üşürken ısınmalara, her şeyden sıcak annelere, babalara ve tadını bütün bunlardan alan şarkılara kendi sıcaklığımızı gönderiyoruz. Kötü şeyler gördük. Savaşlar, katliamlar, ölen-öldürülen çocuklar gördük. Kendi dilini, kendi kültürünü, kendisini kaybeden insanlar, topluluklar gördük. Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük. Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük. Biz de öldük. Ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik. Teşekkürler dünya.
Kazım Koyuncu

 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: