MÜZİK ODASI

Joy Division "Fenomenler Dünyasındaki Eksantrik Varoluş"

Orçun Onat Demiröz - 13 Temmuz 2010

Aslında her şey, Kuzey İngiltere' nin demiryollarıyla ünlü sanayi ve kültür kenti Manchester' daki 4 Haziran 1976 tarihli Sex Pistols konseriyle başlamıştı. Rock 'n' Roll tarihinin en önemli anlarından birisiydi ve o andan sonra sosyo-ekonomik buhranlar yaşayarak ezilen işçi sınıfının çocukları, müzikal anlamda hiçbir şeyin eskisi gibi olmamasını sağlayacaktı. İşte sadece kırkiki kişinin tanıklık ettiği bu konserde atıldı Joy Division' ın köklerini oluşturan tohumlar. Sahnede herkese ve her şeye küfreden Johnny Rotten ve azgın cabbar arkadaşlarını gören yirmi yaşındaki Bernard Sumner ve kankaları bu konserin hemen ardından Warsaw' u, daha sonraları ise Joy Division olarak anılacak grubu oluşturarak, çok kısa sürede salt avangard bir yaratıcılıkla durmadan kurulup dağılan bir idealar evreninde, müziğin bir başka boyuta atlamasına vesile olacaktı.

Joy Division; ismini Naziler' in uyguladığı insanlık dışı, hastalıklı bir uygulamadan alır. Safkan aryanlar üretmek için Naziler' in kullandığı kadınlara verilen isimdir Joy Division. Bu isimden ötürü, özellikle İngiltere' de 70' li yılların sonlarına doğru artan milli cephe ve Neo - Nazi hareketlerinden ötürü gruba faşist yaftası yapıştırılsa da bu kesinlikle doğru değildir. Hatta zaman zaman konserlerine gelen aptal Neo - Nazi gençleriyle, sahneden inerek ciddi kavgalar ettikleri de bilinen gerçekliklerdir. Naziler' e karşı Rumble Militia elemanları kadar radikal hareket ederek üstte karındeşen çivili mont, elde beyzbol sopasıyla, No Nazis - Destroy Fascism nidaları atarak dazlak poposu tekmelemeselerde, grup asla ve asla bir SS veya Gestapo sempatizanı olmamıştır. Burada Guy Debord' un post-modern algısı içerisindeki situasyonizmiyle (durumculuğuyla) yoğrulan bir ironi mevcuttur. Basitçe söylersek, temel nokta anarşist, yıkıcı bir tavırla dikkat çekmek üzerinedir.

Joy Division

Grup, müzik yapmaya başladığı dönemde yoğun bir şekilde Jimi Morrison ve The Doors etkisindeydi. ( Kim değildi ki?) Algılarının kapılarını bu grubu hatmederek açmışlardır ama The Sex Pistols' ın enerji dolu, grotesk, bir şey bilmeden gürültü çıkarma üzerine dayalı yavan yapısıda anti-tezi oluşturmaktaydı ve diyalektiğin oturmasını sağlıyordu. Güçlü bass gitar, keskin bir synthesizer ve daha önceki hiçbir şeye benzemeyen davul sounduyla, Ian Curtis' in hisli bariton vokalinin birleşmesi müziğin gittiği yolu bambaşka bir yöne kaydırarak post - punk' ın kapılarını aralamıştı. Tabi sadece müzikalite değil Joy Division' da önemli olan; gamlı baykuş Ian' ın kaleme aldığı derin liriklerle dinleyenleri büyüleyerek, benlikleri atmosferin en üst katmanı olan ekzosfer dolaylarına doğru bir yolculuğa çıkarması da grubun geleceğini şekillendiren bir başka çok önemli özellikti.

 

Arthur Schopenhauer; Seçkinlik ve Sıradanlık Üzerine adlı yapıtında, bir şey ne kadar soylu ve mükemmel ise onun olgunluğa erişmesinin de o kadar geç ve yavaş olduğunu anlatır ve erkeğin akli melekelerinin, ruhi kabiliyetlerinin olgunluğa yirmisekizinden önce ulaşmasının da çok nadir görüldüğünü belirtir. Ian ve arkadaşlarının tözleri o kadar eşsiz o kadar seçkindi ki, daha yirmili yaşlarının başlarında dünyayı bir başka duyumsuyorlardı. Müziğin doğasını o kadar farklı algılıyorlardı ki, arka arkaya '79 Unknown Pleasures' ve '80 Closer' olmak üzere sadece iki tane stüdyo albümü yaparak müzik tarihinin kırılma anlarından birisine öncülük ettiler. Başka bu denli müşkülpesent bir grup daha varolamaz ki, dört yıl gibi çok kısa bir süreç içerisinde çıkartılan iki albümle zihinleri bu denli sarsarak ölümsüz olsun...

 

Ailesinin telkinlerini dinlemeyerek, denizci olma hayalinin peşinden koşan ve bu uğurda ıssız bir adaya düşerek yirmibeş yılını bir başına geçiren York' lu macera sever Robinson Crusoe kadar kara bahtlı, kör talihli olan fakat hayatın bilgeliğini çözme yolunda emin adımlarla ilerleyen Ian Curtis' in gencecikken kendisini asarak öldürmesi de grubun kült statüsüne çıkmasını sağlayan ögelerdendir. Ama; Ian için rahat ve özgürce nefes almak gerçekten çok zordu. Çok sevdiği sahnede bile gelen epilepsi krizleri, major depresif, asosyal kişilik ve özellikle de kötü bir evlilik. Bilgeliğin ve erdemin filozofu Sokrates boşuna dememiş: Kesinlikle evlenin, güzel bir evliliğiniz olursa mutlu olursunuz, kötü bir evliliğiniz olursa da filozof olursunuz diye. Ölüm saplantılı, çilekeş Ian' ın evliliği, onun müziğin filozofu olmasına yol açmıştı. Bu ilginç adama müziğin Friedrich Nietzsche' si demek, onun içerisinde yoğun bir hüzün taşıyan üstün varoluşunu anlatmak için yeterli olur. Ama keşke Nietzsche gibi; onu öldürmeyen şey kapkaranlık, ıstıraplı ruhunu daha da güçlü kılsaydı.

Joy Division
 The Cure, The Smiths, Bauhaus, Tool, Red Hot Chili Peppers, Moby ve daha niceleri olmak üzere, farklı müzik tarzlarıyla, anlatımlarıyla yaşamlarımıza renk ve anlam katan grupların bir çoğunun kökeninde yoğun bir Joy Division etkisi mevcuttur. Müzikal bir devrim gerçekleştirerek bizleri derinden sarsan bu adamlara, Ian Curtis'in ölümünün otuzuncu yıldönümünde sonsuz saygı ve sevgilerimi sunuyorum. Brandon Lee' nin Eric Draven karakterini canlandırarak efsanevileştirdiği The Crow filminin o muhteşem gotik, karanlık yapısının içinde parlayan bir Joy Division parçası mevcuttur. Nine Inch Nails grubunun coverladığı parçanın adı Dead Souls' dur. Kim bilir, belki de Ian Curtis bir ruhun sahip olduğu katıksız irade ve ayrıcalıklı varoluşla, canlı bedenlerimiz arasında kimselere görünmeden acısını dindirmeye çalışarak yaşamaya devam ediyordur...

Joy Division



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: