MÜZİK ODASI

İsveç'in Melankoli Rüzgarı Türkiye'de Esti!!!

Deli Kasap - 31 Ekim 2006


14-15-16-17 Eylül 2006

KATATONIA Türkiye Turnesi

Ülkemizde daha önce 3 konser vermiş olan ve 3'ünde de İstanbul'da sahne almış olan Katatonia, 14-15-16-17 Eylül 2006 tarihlerinde İstanbul'un yanı sıra Ankara, İzmir ve Eskişehir'i de kapsayan 4 konserlik bir Türkiye turnesindeydi. Deli Kasap ekibi ise bu konserlerden ikisinde (İstanbul ve Ankara) yer aldı ve sizler için olan biteni olduğu gibi aktardı.
İlk olarak turnenin ilk ayağı olan Ankara'da konseri takip eden Volkan Yüce arkadaşımızla baş başa bırakıyoruz sizleri:


***


Kuzey Avrupa'dan bize melankoli taşıyan grupların en önde gideni, Katatonia'yı, 4. kez ülkemizde ağırladık. Grup, "Katatonia Türkiye Turnesi" adı altında, ülkemizin 4 büyük kenti; Ankara, Eskişehir, İzmir ve İstanbul'u kapsayan bir organizasyonla 14-17 Eylül arasında tekrar biz, Katatonia ve melankoli severleri ziyarete geldi. Ben de 14 Eylül günü, turnenin Ankara ayağına katılarak, hayatımın en önemli gruplarından birini izleme ve dinleme şansı bir kez daha yakaladım.

Ankara'da Katatonia konserine, yoğun bir ilgi yoktu. Bunda Saklıkent'te bulunan 18 yaş sınırlamasının etkisi olduğu açık. Ancak 19.00'da açılacağı söylenen, fakat (olmazsa olmaz) yarım saatlik gecikmeyle 19.30'da açılan kapının önünde, saat 18.00 gibi bile, hala yoğun bir kalabalık bulunmuyordu. 40-50 kişiyi geçmeyecek Katatonia izleyicileri, saat 19.30 gelirken, kapının önündeki kuyruk oluşumuyla birlikte artmaya başladı. İzleyiciler sırayla kimlik kontrolünden geçerken, Katatonia elemanları kapıdan çıkıp, kuyruğun yanından geçerek, arka kapıya doğru yavaş adımlarla yöneldiler. Artık girdiği şoktan mı, yoksa ne yapacağını bilememekten kaynaklanan ufak çaplı paralize etkisinden mi bilemiyorum, kalabalık birkaç bağırış ve alkış dışında pek tepki vermedi.

İçerde bir Katatonia merchandise standı bulunmuyordu. Grubun beraberinde merchandise getirmeyeceğini daha önceden duymuştum, ancak inanmamıştım. 4 konser içeren bir turnede, Katatonia'nın orijinal ürünlerini satın alabileceği bir stant görmek, birçok fanı fazlasıyla mutlu edecekti eminim; bundan fanları yoksun bırakmak, garip bir hareket olurdu. En azından orijinal albümler getirilebilirdi..

Saat 20.00'yi geçerken, sahne önünde 6-7 sıra, arkada ise tek tük dağılmış izleyicilerle, amatör bir bar konseri atmosferi yarattı Saklıkent. Şahsen daha fazla insanı görmeyi bekliyordum o gece; Katatonia'nın son zamanlarda sevenleri oldukça arttı çünkü. Sevinsem mi üzülsem mi bilemedim. Oradakilerin, sadece "gerçek" Katatonia fanları olabileceği düşüncesi içsel bir huzur verirken, az izleyici sayısı da ortamı konser atmosferinden uzaklaştırıyordu. Aslında biraz da, daha önce de söylediğim "18 yaş sınırı"nın bir sonucu olduğu ihtimalini de es geçmemek lazım bu "kalabalığın". Çünkü son dönemde Katatonia'ya karşı sempati besleyen, 18 yaş altında, yadsınamaz bir kitle var.. Bunun yanında, geleceği ele alarak maddi getirileri de düşünüyor bilinçli konser izleyicisi, yeni konserler izleyebilme ve izleyememe ihtimalini.. Neyse ki saat 21.00'e gelirken bir miktar insan daha, yoğunluğu arttırdı.

Saatler 21.00'i gösterirken, grup sahnedeki yerini aldı. "Leaders"ın ilk notaları duyulmaya başlandı. Şarkı tam anlamıyla başlayana kadar her şey güzel görünüyordu da, ondan sonra ses sistemi, enstrümanları davul ve bas'a sınırlayarak, bütün heyecanımızı alıp götürdü. Gerçekten keyifsiz bir "Leaders" oldu bu. Şarkı boyunca neyin eksik olduğunu aradı kulaklarımız. İkinci şarkıya kadar anca neyin ne olduğunu çözebildik ve konsere tam anlamıyla konsantre olmaya başladık.

Burada bir parantez açıp, alt grup eksikliğinden bahsetmek istiyorum. Her konserde bir alt grup olmak zorunda değil elbet ki. Ancak iyi bir konser izleyicisi, gerçekten müzikten keyif almayı bilen insanlar, tek bir grup yerine birkaç grupla günlerini geçirebilirler pek tabi. Ayrıca grupların tanıtımı açısından da, alt grup olma mevzusu oldukça etkili bir imkân sağlıyor. Her ne kadar orada Katatonia'yı bekleyen insanların %70'i alt gruba saygı göstermeyip, hatta umarsızca Katatonia lehine bağıracak bile olsalar, %30'luk kısmın bir bölümü bile sahnedeki, zor koşullar altında, müzik yapmaya çalışan o insanlara saygı gösterip, iyilerse hakkını vererek, çok güzel şeylere yol açmış olabilirler. Ayrıca bekleyen kalabalığın ortama ısınmasına da yardımcı olacak bir olgu bu. Kötü ses düzenini duyarak Katatonia'yı yadırgamak yerine, neyin ne olduğunu önceden görebilir insanlar. Katatonia gibi az, en azından bu seferlik az kişi çeken bir grup bile olsa sahnedeki, altında bir Türk grubu bulunmalıydı.

"Leaders"dan sonra, her zamanki gibi, "Wealth" ile tüm izleyiciler kontrolü kaybetti. "Wealth", bilindiği üzere, Katatonia'nın yeni tarzı içinde yarattığı en tempolu şarkılardan biri ve grubun sahnede, ekstrem müzik güdülerini, sonuna kadar tatmin ettiği ortada.

Katatonia'nın sahnedeki duruşu, eskilere oranla, yine çok iyiydi. Ancak 24 Haziran'daki Deftones konserindeki kadar canlı göremedim onları. Anders, her zamanki gibiydi. Sanırım sahnedeki tutumu, 90ların ikinci yarısından beri değişmeyen tek kişi o, grupta. Jonas'da ise son yıllarda gözle görülür bir değişme var. Sahnede, o depresiviteye boğulmuş adam yok artık, daha canlı, daha hareketli, yaptığı işten daha çok zevk alır gibi görünen bir adam var. Bunun temel sebepleri, son dönemlerde yaptıkları kompleks şarkılar ve bu kompleks şarkıların içinde kendi sesine en uygun vokal tarzını benimsemiş olması kesinlikle. Eski şarkılarında, sahnedeki eski Jonas'ı görmek mümkün halen. Fredrik ve Mattias kardeşler, biraz daha tutuklardı sanki. Daniel ise her zamanki gibi, formunun zirvesindeydi. Katatonia'nın son dönemdeki müziğine kesinlikle çok yaratıcı etkilerde bulunuyor, davulun da ön plana çıkmasını sağlayıp, müzikal bir bütünlük sağlıyor grubun içinde. Kendinden önceki dönemlere ait şarkılara bile sahnede, kendinden bir şeyler katarak, böyle bir denge de sağlıyor. Katatonia'nın "dün"ü için olmasa da bugünü için, kesinlikle vazgeçilmez bir davulcu.

"Wealth"ın ardından, yeni albümden iki şarkı geldi: "Soil's Song" ve "Deliberation". Özellikle "Deliberation"dan hiçbir şey anlamadığımı belirtmek isterim. Ses düzeninin en berbat noktaya ulaştığı andı sanırım. "Deliberation"dan sonra gecenin sürprizi geliyordu: "This next song from our 'Last Fair Deal Gone Down' album" dedi Jonas, herkes son dönem Katatonia konser rutinine uygun düşen "Teargas"i beklerken, "Had To (Leave)"in riffleri çınladı kulaklarda. Katatonia'nın en anlam yüklü şarkılarından birisiydi Had To ve en azından benim, artık bir Katatonia konserinde duyamayacağıma kendimi inandırdığım birkaç şarkıdan biriydi. Gerçekten şok etkisi yarattı, farklı bir playlistin habercisi oldu, mutlu etti izleyicileri. Jonas'ın daha canlı olduğundan bahsetmiştim daha önce. Jonas belki daha çok hareket ediyor, daha çok konuşma yapmaya çalışıyor, daha çok kafa sallıyor, şarkılara eşlik ediyor; ancak bu kesinlikle müzikteki melankoliyi zerre etkilemiyor. Hala "Had To"yu, olabilecek en içten şekilde söyleyebiliyor ve tabi ki diğerleri de ona aynı şekilde eşlik ediyorlar. Sahnede olması gereken Katatonia, kesinlikle bu!

Son dönemlere oranla "sürprizli" playlistin diğer sürprizleri arasında "Cold Ways" ve "Right Into Bliss" vardı. Artık Katatonia konserlerinin vazgeçilmezleri olmuş "Teargas", "My Twin", "Deadhouse" da sıradaki yerlerini almışlardı. Şarkıların arasında Jonas bir şeyler söylemeye çalıştı sürekli. Ancak izleyicimizde temel olarak bir sorun var. Konserlerden tat almayı bilmiyoruz. Örneğin bir grup, abartısız, konserin başından sonuna kadar "Evidence" diye bağırdı. Tamam, belki "Evidence"ın bir klasik olarak biste ya da hemen bis öncesi çalındığı bilmiyor olabilirler. Ama madem değer veriliyor bu şarkıya, şarkısına değer verdiğin grubun solisti ki kendisi zaten seyirciyle teması çok iyi tutabilen bir müzik insanı değil, bir kaç kelime etmeye çalışırken, niye inadına bağırıp da adamı kesersin ki? Jonas kaç kez söyleyeceklerini yarım bıraktı. Bu gerçekten sinir bozucuydu. Kaç kişinin dikkatini çekti bilmiyorum, ancak arkadaşlara tepki gösteren de olmadı.

Konserin, grup ve seyirci birlikteliğinde en üst düzeye ulaştığı noktalardan biri de "Ghost Of The Sun"dı. Son 3 yılda pek çok kişiyi Katatonia ile tanıştıran şarkı oldu bu ve gerçekten çok seviliyor. Grup "Sleeper"dan sonra kulise girdi. Planlı bir bisti bu, az çok takip edenler biliyor grubu. Ancak bu sefer fazla rahatsız edici boyutlarda belli oldu plan. Girmeleri ile çıkmaları arasında 3-4 dakika bile oynamadı. Yani insanlar Katatonia diye bağırıp, gaza getiremediler bile grubu, yalancıktan da olsa. Biste ilk olarak "Evidence" çaldılar. O bağırıp duran arkadaşlar da rahatladı, öpüştüler birbirlerini tebrik ettiler. Mutluluktandı herhalde bu; çaldırdıklarını düşünmüş olamazlar, olmamalılar! :) "Evidence"ın sonunu da "Murder"la bağladılar. Artık kafaların kopma zamanıydı! Bir kaç gazlı arkadaş pogo başlattı. Burada da rahatsız olan insanlardan (ki genelde en önde sevgilileri ile konser izleyen kitle bu gruba dahil oluyor) kaynaklanan ayrı bir konser krizi yaşandı. Konserin bu en güzel anına gölge düşürebilecek bir boyuta ulaşmadı şükür ki. "Murder"dan sonra da grup sahneden, en azından o gece, bir kez daha dönmemek üzere ayrıldı.

Farklı bir playlist ile, iyi performansları ile, güzel bir gece yaşatmaya çalıştı bizlere Katatonia. Ses düzeninin izin verdiği ölçüde, biz de keyif almaya çalıştık. Tabi keyif alma kalıbını Katatonia'nın müziğinin sınırları içerisinde değerlendirmek gerekiyor. Çünkü bu tür gruplar insanı depresivitenin doruklarına sürüklerlerken, nedense anlamsız bir hazla yüklüyorlar ruhlarını. Konser bittiğinde yine "niye şu çalınmadı bu çalınmadı" geyikleri döndü. Gereksiz bir muhabbet olduğunu ben de kabul ediyorum, ancak grup sahnede 1 buçuk saatten bile az bir süre bulundu. Belki 1-2 şarkı daha fazladan çalınabilirdi, tek konserlik bir organizasyon olduğu için.. Şikâyet edilebilecek noktalar seyircinin ilgisizliği ve organizasyon olabilir. Düzenlenen konserlerin sayısı arttıkça, günden güne gelişme bekliyor çünkü metal müzikseverler. Ancak bir yandan da alışmaya başlıyoruz. Standardımız bu olmaya başladı. Çıta çok az yer değiştiriyor; bir ileri, bir geri yaparak da "kötü"'deki denge halini her daim koruyor.

Her şeye rağmen, orada, Katatonia ile bir kez daha aynı ortamda bulunmak güzeldi. En kısa sürede tekrar geleceklerinden eminim ve yine orada olmak için şimdiden can atıyorum.

PLAYLIST:
Leaders
Wealth
Soil's Song
Deliberation
(Had To) Leave
Deadhouse
Teargas
Cold Ways
Right Into Bliss
Ghost Of The Sun
Criminals
July
My Twin
Future Of The Speech
Sleeper
----------
Evidence
Murder

 

***

Şimdi de sıra İstanbul konseri izlenimlerinde Sözü Sadi Tirak devralıyor:

Turnenin son ayağıydı İstanbul konseri. Konserin gerçekleştiği yer ise İstanbul'da şimdiye dek konser izlediğim en olağanüstü mekânların başında geliyordu, Kuruçeşme Arena ve Kilyos Solar Beach ile birlikte. Parkormanın bilindik açık hava sahnesinin solundan ormanın derinliklerine inen yol üzerinde, upuzun kavak ağaçlarıyla çevrelenmiş, yaklaşık 2000 kişilik yemyeşil ve tamamen doğayla iç içe bir açık hava sahne ortamı hayal edin Ve sonra da o ortamda Katatonia müziğinin nasıl benzersizleşeceğini düşünün

Bu sefer konserde görevli olmadığım için grubun sahne almasına kısa bir süre kala mekâna vardım. Yaklaşık olarak 200-300 kişilik bir kalabalık grubun sahne almasını bekliyordu. Konserden çok, bir barbekü partisi havası vardı ortamda. Konser öncesi arkadaşlarla ortamın ne kadar "büyüleyici" olduğunu konuşurken teypten Tool çalması da ayrı bir ambiyans katmıştı olaya henüz konser öncesi

Saatler 21.30'u gösterdiğinde grup sahne aldı. Kendilerini son olarak 24 Haziran 2006 tarihindeki muhteşem Deftones konseri öncesinde co-headliner olarak izlemiş ve eski dönemlerine göre bir hayli geliştirdikleri sahne sunumlarını çok beğenmiştim. Grup bu sefer nispeten daha küçük bir sahnede fakat kendi müzikleri için çok daha etkileyici bir atmosfer içerisinde çalıyordu. Onlar da bunun farkındaydı ve ellerinden gelenin en iyisini yaptılar açıkçası. Dört gündür doğru düzgün uyuyamamış ve sürekli seyahat halinde olmalarına rağmen
Yaklaşık 1 saat 15 dakika süren performansları boyunca, bundan daha iyi bir Katatonia konseri izleyemeyeceğim düşüncesine sahiptim. Tek negatif unsur seyirci sayısı ile alakalıydı. Tüm turne genelinde olduğu gibi İstanbul'da da grubun maksimum 300 kişiye çalmış olması moral seviyelerini aşağıya çekebilecek tek etkendi. Onun dışında özellikle grubun sahne üzerindeki yorumu tek kelimeyle harikaydı.

Sayıca az olan seyircilerin tüm konser boyunca hemen hemen tüm şarkılara hep bir ağızdan eşlik etmeleri ise mekândaki kitlenin hemen hepsinin die-hard Katatonia hayranlarından oluştuğu yönündeki tahminlerimizi kuvvetlendirdi. Özellikle ön taraftakilerin sahneyle olan iletişimleri görülmeye değerdi.

Grup bu ilk Türkiye turnesinin ilk 3 konserinde çaldığı playlistin aynısını çalarak indi sahneden. En çok eşlik edilen ve ortamda tüyler ürpertici bir ambiyansın oluşmasını sağlayan şarkılar ise tıpkı diğer 3 konserde olduğu gibi "Had To (Leave)", "Deadhouse", "Right Into Bliss", "Ghost Of The Sun" ve tabii ki "Murder" oldu.

Konser sırasında sahnede şampanya patlatılarak kutlanmış olan bass gitarist Mattias Norrman'ın doğum günü partisi ise konserden sonra sahne arkasında da devam etti. Organizasyon çalışanları tarafından alınan pastanın üzerindeki mum yorgun fakat bir o kadar da mutlu Mattias tarafından üflendi. Alkışlar, "Haaappy Biiiirthday Tooo Youu" sesleri ve fotoğraf makinelerinin flaş patlamaları arasında

Konserin ardından öne grup otele götürüldü, biraz dinlenmeleri, duş almaları ve giyeceklerini değiştirmelerinin ardından tüm ekip DoRock'ta içmeye çıkıldı.
Depresif müzik yapsalar da yeri geldiğinde oldukça eğlenceli insanlar olduklarını her fırsatta gösteren Katatonia elemanları, Türkiye'de takıldıkları süre boyunca kendileriyle tanışan herkesle "kanka" muhabbeti yaparak daha da çok sevildiler.
Gecenin ilerleyen saatlerinde DoRock'ta yanlarından ayrılıp eve doğru yol almadan önce Anders'ten bir röportaj sözü de aldım. Bakalım bu sözünü ne zaman yerine getirecek?



 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: