MÜZİK ODASI

İsrail'in En Samimi Yüzü, İlk Kez Ankarada'ydı!

Volkan Yüce - 31 Ekim 2006


16 Eylül 2006 Ankara
Saklıkent Konser ve Gösteri Merkezi
ORPHANED LAND Konseri

Herkesin kişisel görüş ve bakış açısı kendinedir tabi ki. Bunların dışavurumu, algılayan bir kişinin feyz almasına yol açabilir en fazla. Benim için müzik yapan bir grup, ki bu herhangi bir türün altında olabilir, seyirciden kendisini üstün tutmadığı sürece her zaman diğer pek çoklarından üstün olacaktır. Müzik bir paylaşımdır çünkü ve bunu paylaşacağın insanlar, size değer verip, yaptığınız işe saygı gösterip, albümünüzü alıyor ve konserlerinizi izlemeye geliyorlarsa, onlara en büyük içtenliği sunmalısınız. Bir de yapılan müzik değer verilmeyi hak ediyorsa ne ala... Son dönemlerin en "samimi" grubu, müzikal kültürlerinin pek çok açıdan benzeştiği ülkemize, bir kez daha yüzleri gülerek geldiler. Melodik/Oryantal Death Metal yapan Orphaned Land, "El Norra Alila" albümlerinin yayınlanışının üstünden 10 yıl geçmesini kutlamak için düzenleyeceği özel konserler dizisine, kendi ülkesi İsrail'in yanında, ikinci vatanları olarak gördükleri Türkiye'yi de ekleyerek, İstanbul ve Ankara'da iki performans sergilemek üzere Türkiye'delerdi.


Bu konser dizisinin ilk ayağı İstanbul'da ve farklı bir organizasyonla oldu. Haberleri ilk duyulduğunda, farklı bir organizasyon söz konusu değildi. Ancak İstanbul'daki konsere, konserden öte bir festival süsü verildi. Atlantis Music Festival adı altında, Türkiye'den Sabhankra, Almanya'dan Muhammed Suiçmez'in grubu Necrophagist ve İsviçre'den Samael, Orphaned Land ile birlikte sahne aldı. Orphaned Land, Samael'in önünde çıktı. Tabi bu Samael'in headliner olduğunu gösteren bir şey değil. Zaten Samael'i izleyecek pek fazla insan da kalmamış Orphaned Land'den sonra. Açıkçası karışık bir organizasyon olduğunu düşünmekteyim, her ne kadar güzel gruplar getirilse de, bu özel konserler dizisinin görüntüsünü bozduğuna inanıyorum. Bir yandan da empati kurup izleyici çekme amacını düşündüğümde ise hak veriyorum. Karmaşık, ikilemlerle dolu bir durum yani..


Her neyse, biz İstanbul'u konserini bırakıp, Ankara konserine dönelim. Benim tanıklık ettiğim konser buydu çünkü.


Konser alanına biraz geç ulaştım. Yaşadığım onca konser tecrübesinden sonra, bir kez daha kapıda saatlerce beklemeye niyetim yoktu. Nitekim gittiğim gibi kapıdan girdim ve içerde güzel bir yer tuttum kendime. Phronesis'in performansını kaçırmıştım sadece, o da bir bölmünü. Son bir kaç parçasına yetişebildim. Kulaklarım Saklıkent'in ses düzenine alışmaya çabalarken, ben de grubun yaptığı müziği algılamaya çalışıyordum. Daha önce dinlemediğim bir gruptu, türleri hakkında da bir bilgim yoktu açıkçası. Black demeye dilim varmıyor, black etkili doom demek daha doğru olur sanırım. Ama bu türün içinde var olan binlerce grubun arasında, farklı soundlarıyla dikkatimi çektiler. Daha sıkı takibe alınması gerektiğini düşünüyorum. Sahne duruşlarını da beğendiğimi söyleyebilirim. Vokalistin kıyafeti değişik bir konsept oluşturmuştu. Farklı atmosferler yaşatan müzikler yapan grupların, bu tür güzellikler yapması kesinlikle yakışıyor (corpse paint boyutunda değil tabi, ancak bu da benim görüşüm:). Bu arada vokalist dedim ancak sahnede iki vokal vardı, aktif olandan bahsediyorum. Çünkü bayan vokalin izlediğim süre boyunca sesini duyamadım, çok da ön planda duruyordu. Grubun müzikal yapısında önemli bir yeri varmış gibi.. Phronesis'den sonra Raven Woods sahne alacaktı. Sahne arkasına astıkları kocaman Raven Woods yazısı güzel bir düşünceydi. Çünkü çevrede kim hangi grup tam olarak idrak edemiyordu, özellikle sonradan gelenler


Raven Woods'un parçalarını daha önce dinlemiştim. Ünleri de zaten bayağı yaygın. Ancak icra ettikleri tür, black metal benim fazla ilgimi çekmediği için, güzel bir canlı performansla bu zevk anlayışımı kırmalarını temenni etmekteydim. Grup sahneye çıktı. Türlerini daha önce melodik black metal olarak belirten ve bunu şarkılarında da açık olarak görebildiğimiz Raven Woods, sahnede "karmaşa" metal yapıyordu. Yani yine ses düzeninin azizliğine uğramış bir grup vardı karşımızda. İlk birkaç şarkıdan sonra grubu dinlemeyi bırakıp, işkence çeken kulaklarıma acımaya başladım. Kesinlikle grubun doğru dürüst hiç bir şeyi anlaşılmıyordu. Raven Woods'u canlı izleyip ayrıca değerlendirme hayallerim de suya düştü.


Ve sıra Orphaned Land'e gelmişti..


Dead Can Dance'den Cantara çalıyordu yine, grup sahneye çıkarken. Kobi yine üzerinde Türk bayrağı bulunan basketbol formasıyla, Yossi o her zamanki gibi gülen yüzüyle, diğerleri ise grubun metal müzik yönünü yansıtan tavırlarıyla sahnedeydiler. "Birth Of The Three" ile başladı konser. Zaten olası playlisti, 2 gün önceki konserin haberlerini alanlar, az çok tahmin ediyordu. "Birth Of The Three"nin ardından "The Kiss Of Babylon" geldi. "The Kiss Of Babylon"un sonunda sahneye, "Mabool" ile birlikte gruba tam anlamıyla dahil olan, Shlomit Levi de geldi. O güzel sesiyle bir de "A'salk" söyledi. Ses düzeni pek aksamıyordu. Yine solo gitar ezilse de, Raven Woods'taki kadar karışmıyordu melodiler ve ses de nispeten daha az geliyordu. O yüzden hem Katatonia'ya hem de o günkü diğer performanslara oranla, daha keyif verici bir gece yaşatmaktaydı grup bizlere. Sürekli yüzündeki o muhteşem tebessüm ile şarkılarını çalan Yossi, hep önlerdeki seyircilere doğru eğilen, onlarla konuşmayı deneyen, ellerini tutan Kobi, uzun saçlarıyla headbang'i eksik etmeyen Matti ve Uri ve müthiş coşkulu seyirci, atmosferi en üst seviyeye çekmek için oldukça yeterli sebeplerdi. "Halo Dies" geldi "A'salk"ın ardından. Seyirciyi tam anlamıyla ateşleyen de bu şarkı oldu. "Halo Dies" bittikten sonra, Kobi sebeb-i ziyaretleri olan, "El Norra Alila"nın 10. yılından bahsetti ve "Find Yourself Discover God"ın ilk notalarının girmesiyle, müthiş keyifli olacak bir 1 saatin de başlangıcı verilmiş oldu. Baştan sona çalınan "El Norra Alila"da, klavye ve darbukanın eksikliği hissedildi haliyle. Ama ayrıntıları es geçmemeye özen gösterdi grup. Örneğin "Joy"u davulla çaldılar. Shlomit zaman zaman sahneye çıkarak gruba eşlik etti. Bu darbukasız, sazsız, klavyesiz haliyle, farklı bir boyut kazandı "El Norra Alila" kulaklarda. O "oryantal" yönü gitti; sadece melodik death metal icra eden bir Orphaned Land vardı sahnede. Bu halinden daha çok zevk aldığımı gizleyemem. Ancak grubu etnik müzikal etkileriyle seven insanlar için hayal kırıkığı yaşattığına da eminim. Her ne kadar hayal kırıklığı yaşatsa da, yine de bu kitlenin göbek atmasını engelleyemedi grup. Evet, konser alanında ciddi ciddi göbek atan izleyiciler vardı :) Eh, olacak o kadar.. Bahsi geçen grup Orphaned Land.


"El Norra Alila", "Of Temptation Born" ile tamamlandıktan sonra grup, bir süre dinlemek üzere içeri girdi. Böyle diyorum, çünkü konerin tüm akışı, İstanbul'daki ile aynıydı. Bu durumda tekrar çıkacaklarını tahmin etmek için kahin olmak gerekmiyordu. Nitekim, kısa bir süre sonra tekrar sahnedeki yerini aldı grup. Kobi "Benim Türkçe şarkı söyleyebildiğimi hatırlayanınız var mı aranızda?" dedikten sonra, İbrahim Tatlıses'ten "Mutlu Ol Yeter" şarkısını söylemeye başladı. İlk Türkiye konserinde bu parçayı coverlamıştı grup. Yalnız, Kobi'nin en az İbrahim Tatlıses kadar başarılı söylediğini bir anti parantez olarak belirtmek gerek bu noktada :) Bu ufak kuplenin ardından da artık bir Orphaned Land klasiği olmuş Erkin Koray'dan "Estarabim" coverını çalmaya başladılar. Bu sırada sahneye bir de dansöz çıkarak gruba eşlik etti. Daha sonradan öğrendik ki, bu dansöz de Almanya'da yaşayan bir Türk'müş. Mükemmel bir performans sergilediğini söylemek doğru olmaz :) Ancak farklı bir renk katması ve yine bir Orphaned Land klasiği olması açısından güzel bir parçası olarak yer etti konserin. Grubun "Estarabim" yorumu gerçekten çok hoş. Erkin Koray dinlemiş midir, bilemiyorum. Ancak dinlerse hoşnut kalacağından eminim. Konser alanını dolduran bütün herkes eşlik etti parçaya. Çok hoş bir görüntü oluştu. "Estarabim"den sonra da "The Ocean Land"i çalmaya başladı grup. Son albüm "Mabool"un en sevilen şarkılarından olması ve mükemmel bir solo barındırması açısından çok sevilen bir parça oldu. Yine konser alanını dolduran herkes eşlik etti, bir şekilde. Seyirciyle grubun teması çok iyi gidiyordu kesinlikle. "The Ocean Land"den sonra gecenin belki de en çok beklenen şarkısı "The Beloved's Cry"ı çalmaya başladı, Yossi. Shlomit ve Kobi de ses verdi bu müziğe. Bir kez daha canlı bir şekilde "The Beloved's Cry" dinlemek, gerçekten çok özeldi benim için. Hem Kobi'nin hem Shlomit'in en derin hisleriyle besleyerek, canlı canlı bu şarkıyı sunması, Orphaned Land konserlerinin bence zirvesidir. Hiç bitmemesini dilediğimiz bir 5 dakikanın ardından da "Norra El Norra" gelerek, ortamın melankolik havasını bir anda dağıtıverdi. "Norra El Norra" ile birlikte dansöz Türk kişisi, tekrar sahneye geldi. Yine güzel bir kompozisyon ile konserin sonuna yaklaştığımızı işaret etmeye başladı Orphaned Land. Kapanış şarkısı ise "Sahara"dan geldi. Sahara'dan bir şarkı dinlemeden geceden ayrılmaya niyeti olmayan kalabalık, "Ornaments Of Gold" ile geceye noktayı, en bariz şekilde koydu. Grup hep beraber seyirciyi bir çok kez selamladıktan sonra; seyirciden aldıkları alkış, tezahurat ve bunların getirisi olarak büyük takdir ile, yine çıktıkları gibi, o güzel tebessümleri ile ayrıldılar sahneden.


2 saati aşkın, doyurucu bu performansın ardından, alınabilecek en güzel hediye, grupla tanışmak olurdu heralde. Zaten grup da bu isteğini konserin hemen ardından duyurdu ve oradaki tüm izleyicilerle görüşmek istediğini belirtti, 2. ağızdan. Bekleyen herkesle görüşüp, en azından imza dağıtabilmek istediklerini belirtmişler. Bu da güzel bir geceye, olabilecek en güzel son olmuş oldu. Benim şahit olmadığım, ancak olanlardan dinlediğim eylem mevzusu ise, geceye gölge düşüremedi şükürler olsun ki. Olay duyduğum kadarı ile, konserin ardından bir grubun Filistin bayrağı açıp, İsrail aleyhine tezahurat yapması şeklinde vuku bulmuş. Ancak grup üyelerinin de savaş yanlısı olmadıklarını tatlı bir dille bu gruba belirtmesi üzerine, herhangi bir olay çıkmadan dağılmışlar. Grubun sıkı takipçileri olduklarını sanmıyorum bu kişilerin. Zira siyaseti müziğinin içine sokmayan bir gruptur Orphaned Land. Dolayısıyla böyle bir eyleme maruz kalmaları da saçma bir durumu ortaya çıkardı.


Kişi sayısı hakkında kesin bir yorum yapamayacağım, ancak 300'e yakın, belki de aşkın kişi bulunduğunu tahmin ediyorum. Yanılıyor da olabilirim. Ancak orada olan herkes, müzikten keyif almasını bildi, ya da biliyormuş gibi yaparak göze batmadı. Ses ise, tekrar belirmek istiyorum ki, Orphaned Land sahnedeyken rahatsız edecek derecede kötü değildi. Her şeyin ötesinde, grubun performansı çok iyiydi. Bizleri seviyorlar ve bunu çok güzel dışa vuruyorlar, dolayısıyla kendilerini de sevdiriyorlar. Hellfest, Wacken gibi önemli organizasyonlarda bulunmaları, onları hiç değiştirmemiş. Hala yıllar öncesindeki kimliklerini koruyorlar. Umarım korumaya da devam ederler ve biz de onları yıllar boyu ülkemizde ağırlamaya devam ederiz..


PLAYLIST:

Dead Can Dance - Cantara (Intro)

Birth of the Three

the Kiss of Babylon

A'salk

----El Norra Alila----

Find Yourself, Discover God

Like Fire to Water

the Truth Within

the Path Ahead

A Neverending Way

Flawless Belief

Joy

Whisper My Name When You Dream

Shir Hama'Alot

Of Temptation Born

---------

Estarabim

the Ocean Land

the Beloved's Cry

Norra El Norra

Ornaments of Gold









Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: