MÜZİK ODASI

İlk Elden Rock'n'roll Coşkusu!!!

Sadi Tirak - 11 Ağustos 2005
25 Temmuz 2005 İstanbul
Maslak, Parkorman
DEEP PURPLE Konseri

Müzik tarihine adını altın harflerle yazdırmış olan gruplar vardır. Yaptıkları müzikle ve o 7 notayı bir araya getiriş şekilleriyle efsaneler arasına girmiş gruplardır bunlar. Hiçbir dönem boyunca unutulmayacak ve her daim dinlenilmeye devam edeceklerdir. Çünkü unutulmaz şarkılara, eskimeyen albümlere ve eşsiz melodilere kazımışlardır isimlerini.

Bu tanımlamaya en rahat şekilde girebilecek gruplardan biri de hiç kuşkusuz Deep Purple'dır. 1970'li yıllarda başladıkları müzikal maceralarında; 30'a yakın yıldır hâlâ ayakta olmaları, tüm dünyayı dolaşarak konserler vermeleri, tüm bu yıllar içinde dillerden düşmeyen unutulmaz şarkılara imza atmaları ve Punk'tan Hardcore'a birçok müzik türünü etkilemiş müzisyenlikleri ile modern müziğin en önemli kilometre taşlarından biri olmuştur Deep Purple.

İşte bu efsanevi grup, Rockİstanbul organizasyon ekibi tarafından düzenlenen konser ile tam 7 yıl aradan sonra yeniden İstanbul'da, "Bananas World Tour 2005" dahilinde karşımızdaydı. Hem de yıllar boyu uzun uzun anlatılacak, olağanüstü coşkulu bir atmosfer içinde

2005 yılının başlamasıyla Rock ve Metal müzik adına konser ve festival organizasyonlarında tarihinde; ilk defa bu kadar bolluk, çeşitlilik ve zenginlik yaşayan İstanbul'un aynı yıla damgasını vuran konserlerinden de biri oldu bu unutulmaz Deep Purple konseri.

Üç hafta önce Rock Republic Festivali'nin son günü ile çakışan Dream Theater konseri ile tek bir grupla, üç günlük dev kadrolu bir festivalden daha fazla insanı ağırlamış olan bir organizasyona imza atan Rockİstanbul'un; şimdiye dek tek konserle en çok insanı ağırladığı etkinlik de oldu aynı zamanda bu konser. Tabii son yıllarda bir Rock konserinde en çok kişinin de toplandığı konserdi bu aynı zamanda. Park Orman'da bu efsanevi grubu izlemeye ve Rock'N'Roll dolu bir gece yaşamaya gelenlerin sayısı 5000'in üzerindeydi.


Konser ayrıntıları ve yorumlarına gelince ise Öncelikle İstanbul sınırları içerisindeki en güzel, en nezih ve en kaliteli eğlence ve etkinlik mekânlarının başında gelen Park Orman, seyirci profili bakımından o ana dek gördüğü en çeşitli günlerinden birini yaşıyordu. İçeri girdiğimiz ilk andan itibaren karşımızda her yaş grubundan insan görebiliyorduk. Elinde çocuk arabasıyla torununu gezdiren ve yanında eşinin yanı sıra, oğlu ve gelini de bulunan 50 yaş üzeri ağabeylerin fazlalığından bahsedersek, sanırım konser alanındaki seyirci profili gözlerinizin önünde canlanabilir. Ayrıca mekânı beklediğimden ve tahmin ettiğimden daha kalabalık görmek de içeri girer girmez heyecanımızı yukarılara çeken hususların başında geliyordu. Kapıların tam saatinde yani 20.00'da açılmış olması ve içeri girişlerde de herhangi bir sorunun veya gecikmenin yaşanmaması, Rock/Metal konserlerinin de artık olması gerektiği kaliteye yaklaştığını gösteriyordu. Rockİstanbul org. ekibini sadece bu yüzden bile tebrik etmek gerekiyor. Zira yaptıkları organizasyonlarda bu tür ayrıntılara çok önem veriyorlar ne mutlu ki.

Konserin gerçekleşeceği sahne alanı olan havuz başına indiğimizde, kapılar açılalı 1 buçuk saat olmuştu ve kalabalık, grubun sahne alacağı anı sabırsızlıkla beklemekteydi. Bu sırada Rock FM dj çadırından çalınan şarkılar ise ortamı konser atmosferine ısındırıyordu.
Ve nihayet birçokları için yıllardır hayali kurulan ve o sırada orada bulunan herkesin sabırsızlıkla beklediği an gelip çatmıştı sonunda. Saatler tam 22.00'ı gösterdiğinde (yani tam saatinde) efsanevi grup Deep Purple karşımızdaydı!

Sahne önünden havuza kadar olan 30 metrelik bölümde adım atacak yer olmamasının yanı sıra, coşku henüz ilk şarkının ilk rifflerinden itibaren başlamıştı. Oradaki insanların çoğu çok uzun zamandır konser izlemeyen eski tayfadan oluştuğu için hemen hepsi o gecenin tadını çıkarmak adına olabildiğince eğlenmeye çalışıyordu.
Sahnede özellikle dikkat çeken şey ise karışık bir ekipman dizilişinin olmasıydı. Davul seti sahnenin tam ortasında değil daha sağ taraftaydı, yanında klavye bölümü vardı ve amfilerin birçoğu yan olarak dizilmişti. Fakat bu durum dikkat çekmesinin dışında tabii ki hiçbir öneme sahip değildi bizim için. Çünkü o gece asıl önemli olan müzikti ve ruhumuzu o eskimeyen Rock'n Roll heyecanıyla doldurmaktı sadece!
İnişli çıkışlı tempo boyunca en çok akılda kalan anlar ise; Steve Morse'un yaklaşık 12 dakika süren gitar solo bölümü, hemen ardından Don Airey'in aynı şeyi klavyesiyle tekrarlaması ve işin içine bu sefer meşhur "Kâtibim” nakarat bölümünü ve de "Star Wars” introsunu da katmış olmasıydı. Seyircilerden yoğun alkış toplayan bu jestlerin ardından tüm grup birlikte girdikleri meşhur parçaları "Perfect Strangers” ile ise gecenin en coşkulu anlarından birini yaşatıyordu. Birçokları bu şarkıyı geceye damgasını vuran şarkı olarak gösterdi hatta. Bir ara grupça Ozzy Osbourne'un meşhur şarkısı "Mr. Crowley”in başını çalmaları ise alandaki tüm Heavy Metal dinleyicilerini sevindirse de, bu sürpriz kısa sürdü ve hemen ardından gelen şarkıya bağlandı.
Grubun en sevilen ve konser boyunca en çok beklenen şarkılarından olan, efsanevi "Smoke On The Water” çalınırken oluşan atmosferi anlatmaya ise kelimeler yetmez. Ay ışığının en kudretli görüntüsüyle aydınlattığı Park Orman semalarında esen rüzgârın hafif ürpertisiyle biralarımızı yudumladığımız anlarda ve hep beraber "Smoke On The Water, Fire In The Sky” diye haykırırken içinde bulunduğum psikolojik durum ve yaşadığım duygular anlatılacak düzeyde değil zira. O an, o sırada tanık olanların gözlerindeki ışıltıdan belki anlaşılabilirdi her şey. Biste çalınan "Black Night”ın ana melodisinin seyirciler tarafından hep bir ağızdan "ooooo” şeklinde defalarca söylenmesi de tüyler ürpertici güzellikte anlar yaşatırken, son şarkı "Hush” ise gruba olan saygımızı ne kadar hak ettiklerinin en canlı örneği oluyordu adeta.

Bu büyük grubun, büyük elemanlarının performanslarına da kısa kısa değinmek gerekir ise


Öncelikle grubu sahnede sırtlayan isim Steve Morse'dan başlamak gerekir. Kendisi Rock'N'Roll dünyasının neden sayılı gitaristlerinden biri olarak anıldığını kanıtlar nitelikte bir performans sergiledi o gece. Attığı sololarla, seyircilere attığı gülümseyen ve sıcak bakışlarıyla, gitar çalış tekniğiyle ve genel olarak sahne duruşu ve rahatlığıyla onu ilk defa izleyen birçok insanın kalbinde taht kurdu ihtiyar delikanlı.
Vokalist Ian Gillian ise sahneye çıplak ayak çıktı ve performansının sonuna kadar da böyle takıldı sahnede. Elinde tefi ile zaman zaman sahnede dolaşarak zaman zaman davul setinin önüne oturup dinlenerek fakat her zaman gülümseyerek ve o eşsiz sesini çok derin bir şekilde kullanarak tamamladı geceyi. Varsın sesi "Child In Time"ı söyleyecek durumda olmasın, varsın sahnede durmadan hareket eden vokalistlerden olmasın, biz onun bu haliyle de büyülendik. Onun o ağır Rock'N'Roll karizması yetti!
Bass gitarist Roger Glover ise bandanasıyla ve enstrümanını tutuş şekli ile sahneyle özdeşleşen bir Rock'N'Roll ikonunu canlandırıyordu gözlerimizin önünde.
Klavyeci Don Airey kendi solosu sırasında yaptığı sürpriz jestlerin yanı sıra, tüm konser boyunca klavye önündeki hareketli tavrı ve hemen her şarkıya mikrofonu olmasa da eşlik etmesi ile dikkat çekti.

 

Kısacası o gece sahnede yaşlarına meydan okuyan 5 Rock'N'Roll delikanlısı vardı. Onlar şarkılarını karizmatik sahne duruşları ve olgun Rock'N'Roll tavırları ile seslendirirlerken, bizler de son 30 yıla damgasını vurmuş bir müzikalitenin canlı tanıkları olmanın keyfini sürüyorduk sonuna kadar. "Black Nigth"ın melodisini bağırırken de, "Smoke On The Water"da, "Perfect Strangers"da ve "My Woman From Tokyo"da gruba delicesine eşlik ederken de ve konser bittiği sırada bu üstün müzisyenleri alkışlarken de çok mutluyduk. Çalınmayan şaheserler "Child In Time" ve "Soldier Of Fortune" keyfimizi kaçırmadı asla. Çünkü o gece hepimiz derindik ve  olabildiğince de morduk!


 
Fotoğraflar: Kadir Aşnaz






Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: