MÜZİK ODASI

İKİ KÜBALI, BİR İSPANYOL, BİR KANADALI VE BİR TÜRK HELLFEST'E GİDERKEN (2. Bölüm)

Rumble Tayfun - 28 Ekim 2008

Seyrettik güzel güzel Cavalera biraderleri ama benim kafa konser başlamadan 10 dk. önce yaşadığım şeyin şokundan hala bir tuhaftı. Cavalera kardeşlerden sonra öbür sahnede Belphegor çıkacaktı ama ben unuttum festival alanından çıkanların arkasına takıldım çıktım gittim.

 

Uyumayan adamın tek yapabileceği şey festivalin sabah beşe kadar açık olan metal barına gitmekti. Benim ise hiç uyuyasım yoktu. Hiç hem de! Çıktım gittim metal bara ama ne Rumble Tayfunluğumu konuşturup bir arkadaş grubuna yancı olabildim, ne birisiyle muhabbete girebildim. Hala salak gibiydim. Aldığım birayı bile bitirmeden vazgeçtim gittim karavana girdim içeri, dedim tepişcekseniz sessiz tepişin uyuyacam ben. Oh be ne rahatmış karavan yatağı, bu kadarını tahmin etmiyordum. Bir gece önce yokuş yukarı yatarken kıçıma batan çakıl taşları da yatak hakkında bu kadar pozitif düşünmeme sebep olmuş olabilir. Kulak tıkaçlarımı tıkıp uyumadan önce günün kritiğini kafamda yaparken, yine Max'ın sahne arkasında dönüp beni tanıyıp yanıma geldiği ana kilitlendim.

 

Yatak çok rahat, ortam kulak tıkaçları sayesinde sessiz ama ben camdan dışarı bakarken dalakalıp sabaha kadar o anı düşünüp durdum. Bir ara bir baktım ortalık aydınlık olmuş iyice artık, saate baktım 08:40, ben hala uyanığım. Napıyom ben ya? Deyip birkaç saat sonra öğlen sıcağında ana sahnede çalacak Municipal Waste'i kaçırmamak için saati 11:00'e kurup yattım. Alarm çaldı kalktım, feci enerji harcanmış birgünün ardından gelen kaçıncı uykusuz gece olduğunu düşündüm...Fransa'da o ıssızlığın ortasında yeşillikler içindeki duşlu- karavan elektrikli park yerindeki güzel uykudan sonra, karavanda daha toplamda 5 saat uyumuşum. Çarçur oldu karavana verdiğim paranın yarısı diye düşündüm. Bu arada kan şekerini yükseltsin, birazda olsa metabolizmayı dengelesin diye sabah akşam abanıp duruyorum muza, nutellaya ama yan etki olarak feci sabah ereksiyon yaptı, karavan gibi sosyal ortamlarda kalıyorsanız aman dikkat, sonra anlaşılmasın diye Notrdamın kamburu gibi eğile büküle kıyafet değiştirmek zorunda kalınıyor.

O sırada Okan bizim karavana yanında son günün katılımcısı Başak diye bir hatunla çıkageldi. Yine Hellfest forumu sayesinde tanıştığım Yiğit, Türkiye'den festivale gelmek üzere biletini almış ama vize alamamıştı. Yiğit kardeşim, biletinin elektronik kopyasının şifresini vermişti bana, sağolsun hatta üstüne masraf edip İngiltereyi arayıp bileti benim üstüme kaydettirdi belki lazım olur diye. Başağa bilet lazımmış, ona verdik bileti. O da 30 Euro para verdi bana, feci derecede eksideydi festival bütçem, iyi geldi sağolsun. Bu paranın bütçeme eklenmesini sağlayan Yiğit'e de Başağa da selamlarımı göndereyim buradan. Ben karavanın dışında Başak ve Yiğit'le beraber bu işleri bağlarken, içeride Greg patlatmış bombayı. 'Uçuş tarihini yanlış görmüşüm yarın saat 16:00'dan önce havaalanında olmam gerekiyor' demiş. Bana sorarsan baştan beri biliyordu bunu ama bizimle beraber gelmek için saklayıp, bizi böyle bir emrivakiye getirdi. Karavana geri girdiğimde anlattılar durumu. Neticede ertesi gün karavanı Normandiya'nın serbest plajlarından birine çekip, ırzına geçilmiş kulaklarımızı dalgaların sesiyle tedavi etme, direkt adem baba kıyafetiyle gece gündüz plajda yatıp beş günün yorgunluğunu, doğa ananın torpiliyle iki günde çıkartma projemiz komple yalan oluyordu. Normalde artık Greg'in hakkı, karavandan çıkartıp, Raul'la beraber sinirimiz geçene kadar yatırıp bir güzel tekmelemekti ama baktım kızların ikisi de beni sakinleştirmeye çalışıyor, Raul'da pek dayak modunda değil. Olaya kilitlenirsem günüm bok gibi geçer, en iyisi hiç düşünmeyeyim ben bunu, hemen çıkayım festival alanına gireyim, havam değişsin dedim. Bastım gittim festival alanına.

 

Saat 12:40'da Municipal Waste günün açılışını yaptı. İki gündür zaten pişmiş tavuk gibi kızarmıştık ama Municipal Waste aşkına, 3. gün 37 derece öğlen sıcağının altında 12.000 kişi vardık. Adamlar inanılmaz yahu, komple unutturdular bana o tatsız olayı. Bir daha festival bitene kadar aklıma bile gelmedi.

Abraxas Halim'e benziyo bu eleman:

 

 

İlk gün Sick Of It All, İkinci gün Sodom, Üç gün Municipal Waste adeta gün için gerekli olan pozitif enerjiyi damardan verdiler. İlk defa canlı seyrettiğim bu grubun daha bir hastası oldum, bundan sonra Municipal Waste nerede ben oradayım. O gün her yer rengarenk Municipal Waste tişörtlü Suicidal şapkalı pozitif gençlerle doluydu. Süperdi. Soilwork'ün iptal olup yerine ETHS'nin konmasıyla yakıcı güneş altında başıma güneş geçeceğine backstage'de takılmak daha mantıklı geldi. Forbidden'a kadar dinlenmeye çekildim. Sahne arkasında Glen kardeşimi yakalayıp bir güzel, kendi ellerimle hazırladım onu sahneye. Bakınız Şekil 1-a: 

Baksana gözler mözler padişah gibi olmuş, yarasın Glen biraderime.

Rose Tattoo'yu sahne arkasından seyrettikten sonra, Dillinger Escape Plan'le Meshuggah'ı festivalin getirdiği diğer aktiviteleri değerlendirmek üzere pas geçip, oradan Obituary'ye geçtim. Kendi adıma festivalin en sikertici sound'uydu. İnsanın nefesi göğsünde düğümlenecekmiş gibi geliyordu, bas vuruşlarında. Sırf o performansı seyretmek için bile kalkılıp Fransa'ya gidilirdi.

 

Geçen sene Madrid'de yaşayan NSK grubundan Emre kardeşim Madrid'e onları seyretmek için, yaşadığı köyden sabah 7'de kalkan tek otobüse binmek zorunda kalmıştı. Hatta biletini önceden FNAC'tan kendi ellerlimle almıştım. Sabah erken saatte Madrid'e indikten sonra bizim evde geçirdiği birkaç saatin ardından bizim de Albacete'ye gidecek olmamızın sebebiyle önce Retiro parkında, ardından bir cafe'de bütün gün gecenin gelmesini bekleyerek dışarıda geçirmişti.

 

O gün Emreyle vedalaşıp tren istasyonuna gittiğimde ülkenin çeşitli yerlerinden Madrid'e akan birsürü Obituary tişörtlü insan görmüştüm. Eziyetsiz Obituary seyretmek caiz değil demek ki. Obituary çalarken festival alanında deprem oluyormuş gibiydi. Hellfest'i etraftaki her bir kaya parçasına kadar sallayıp gitti Obituary.

 

Obituary. Obituary depreminin ardından discoverstage'de Ocean diye bir grubu seyrettim ama neydi nasıl bir şeydi vallahi hiçbirşey hatırlamıyorum. Ocean'ın arkasından Opeth'e bakmaya gittim. Çok sıkı bir sound ve sahne duruşu gelmiş Opeth'e. RTN'de kollarını göğsünde kavuşturan, sırıtık, ezik mikael'den eser kalmamış. Hatta  bu sefer backstage'deki tavırları fazla Elvis Presley'di. Bir ara kalkıp tokatlayasım geldi. Çok sıkı bir performanstı, o doğru ama benim için daha bir saat önce çalmış Obituary'nin ardından olmasa olurdu bile. Opeth'in ardı sıra gelen My Dying Bride bana bile diz çöktürdü, teatral bir gösteri izledik adeta. Her şey süper planlamıştı ve İngiliz asaletini çok güzel yansıtıyordu (Dikkat konunun Iron Maiden ile alakası yoktur. Arz ederim.).
My Dying Bride'ın ardından Necrophagist'i seyretmek için discoverstage'e geçtiğimde Necrophagist'in sahne almayacağı anonsu yapıldı, o kadar da hazırlamıştık Türk bayraklarını Muhammet için, yazık oldu. Hemen oracıktan çark edip soluğu ışık kontrol kulesinde alıp NOFX'i buradan seyrettim. Güzel, ama bence söylem olarak biraz abartılı bir performanstı. At the Gates sahne aldığında dumura uğradım. Gündüz sahne arkasında yanımdaki kanape'de oturan kızıl sakallı, yeşil şapkalı adam Tomas'mış.
Cavalera Conspiracy kısmında bahsettiğim yanımda oturan sakallı bas teknisyeni de bas teknisyeni değil hem Cavalera kardeşlerin tur basçısı Johny Chow çıktıydı. Bununla birlikte iki etti.

At the Gates'i dinlerken nedense FIT Toygarı hatırladım hep. Kulakları çınlasın. At the Gates'in ardından backstage'de oturduğum yerde koltuk beni mıknatıs gibi çekmeye başladı. Günlerce süren koşturmaca, zıplamaca, kafa sallamacanın ardından; bünye artık ne muz-nutella dopingini, ne vitamin-mineral, enerji içeceği-kafein takviyesini ne de günde 6-7 öğün yemek yeme gazını yememeye başlamıştı. Sırt, boyun, bel, ense bölgesinden beyne gönderilen ağrı sinyalleri de giderek sesini yükseltiyordu. Bu yüzden bu sefer dinlenme molasını biraz uzun tutup Lemmy babanın tüm performansını seyredemedim.

Bunun özrü olmaz, kesin katlim vacip biliyorum ama oldu bi kere, olmuşa çare yok.

Festivalin kapanış grubu Slayer'dan önce sahne alacak olan son grup Morbid Angel'dı. Seyirciyi Slayer'a müthiş hazırladılar doğrusu. Sahne arkasından Slayer tezahüratlarıyla inleyen seyircilerin arasına katılmadan önce bir hayvanlık edip sahne arkasında festivali terk etmiş bir grubun kulis odasında kalmış olan, bir litre kadar filtre kahveyi direk litrelik bardağa döküp diktim kafaya. Bir tanede iyisinden ağrı kesici çakıp, artık geriye ne kaldıysa Slayer için kanımı akıtmaya gittim. Önümdeki en küçük boşluklardan bile yılan gibi kıvrılarak 6. hatta kadar ilerledim. Sahneye çıkış zamanı 10 dk. kadar geçmiş ama Slayer hala çıkmamıştı. O litreyle kahve içme olayı sebebiyle fena halde çişim geldi ve işemek üzere bulunduğum yerden ayrılıp tel boyuna gitsem, yerimi kaydedip o saatten sonra asla o kalitede biryer bulamayacaktım. Bütün konser o ızdırabı çekmek de iş değildi. Sağımdaki solumdaki insanlara topluca sordum. Slayer henüz sahneye çıkmamış olduğu için daha o kadar sıkış tepiş değildik. Önümde ve sağımda/solumda olanları tek tek dürtüp 'Ben buraya yere işesem kızar mısınız? dedim. Konuya muhatap olan birkaç kişi evet, birkaçı hayır dedi. 'Ben cevabımı aldım. Açılın bakım siz acık' deyip koyverdim oraya. Zaten Slayer sahneye çıktıktan sonra oluşacak anaforda aynı noktada kalmamız mümkün değildi, zeminde topraktı. Fazla sorun etmedi kimse o yüzden.

 

Bu yaptığım hareketin aynısını Seasons In the Abyss turnesinin Münih konserinde Alman bir hatun yaptıydı, dönünce herkese anlatmıştım. 17 sene sonra Slayer aşkına aynı şeyi yapmak zorunda kaldım. Demek ki insan sözkonusu Slayer olunca komşusunun yaptığı şeye gülmemesi gerekiyormuş. Slayer festivalin assolisti olarak sahneyi aldıktan sonra artık benden geriye ne kaldıysa koydum ortaya, dağıttım her ortalığı, hem kendimi. Her bir şarkıda adeta o şarkıyı ilk defa dinlediğim yılları yeniden yaşadım.

 

Bizim komşu karavanda kalan Kanadalı bir çocukla anlaşma yapmıştık gündüzden, eğer ona Slayer penası ayarlayabilirsem, üstündeki EZLN tişörtüyle değiş tokuş yapacaktık. Konserden sonra süratle sahne arkasına geçip, Slayer'ın soyunma odasının olduğu kısımda, pena istemek için Slayer ekibinden tanıdık bir roadie görebilmek için döneşip dururken,  baktım odanın kapısında elinde telsizle dikilen kişiyi bir yerden tanıyorum ama mümkün değil çıkartamıyorum. En iyisi kendisine sorayım dedim. Neyseki o hatırladı beni. Incubus'un tur menajeri olarak İstanbul'a gelmişti. O zaman toplam iki gün geçirmiştik beraber. Karşılıklı şaşırdık tabi Hellfest'te karşılaşmış olmamıza. 'Kiminle geldin bu sefer?' dedim. 'Slayer'ın tur menajeriyim dedi. Slayer'ın tur menajeriyim diyince, kendimi tutamayıp 'AAAAA!!!' diye bağırmışım.

 

Slayer'la iki kere çalıştığımı, gelmelerini bekleyip karşılayabilecek olsam beni kesin hatırlayacak olduklarını söyledim. 1998'de ilk defa Türkiye'ye geldiklerinde, 1991'de Slayer'ın Münih konserine Almanya giderken Bosna savaşının bizim otobüs oradan geçerken patlak verdiğini ve savaşın orta yerinde kaldığımızın fotoğraflarla tespitli hikâyesini Slayer'a anlattığımı, o zaman olayın fotoğraflarını gösterince ben istemeden tek tek fotoğrafları imzaladıklarını vs. anlattım. İstanbul'da Havaalanına Slayer'ı karşılamaya yüzlerce fanın geldiğini, bu durum karşısında grubu korumak durumunda olan 5 kişiden birisi olduğumu anlatırken çok güldü. 'Benim acilen gitmem lazım ama bana Slayer penası lazım, söz verdim bir arkadaşa' dedim. Hemen telsizden 'Dressing Room'a birkaç tane pena' diye anons etti. Getirdi birisi hemen cillop gibi çeşit çeşit renk renk Slayer penalarını verdi avucuma, cebi misket dolmuş bir çocuğun sevinciyle adama sarılıp (adını unuttum çok ayıp yahu!) vedalaştım.

 

Dışarı çıkınca uzun süredir beni bekleyen Kanada'lı elemana bir pena verdim. Çok sevindi, ben ondan daha çok sevindim, şimdi bir elimde bir avuç Slayer penası, öbür elimde üzerinde Sub-comandante Marcos, Che Guevara, Jose Marti ve Zapata'nın fotoğrafları olan feci bir EZLN tişörtüm oldu. O mutluluğun ardından biraz buruk ama yine de pozitif atmosferli vedalaşma sahneleri yaşandı. Festival süresince birbiriyle tanışan insanlar birbirleriyle vedalaşıyordu. Bu seremoni esnasında gaza gelip Yunan Makos'a ve geçen sene aynı tur otobüsüyle Helfest'e geldiğimiz, bu senede İspanyol-Latin Amerika tayfasının kamp alanında organize ettiği pre-party'de tekrar karşılaşıp bol bol muhabbet ettiğimiz, Galicia'lı dişi kanka Evva'ya da birer Slayer penası hediye ettim. İkisi de bir acayip oldu tabi.

 

Neredeyse herkes gidene kadar festival alanında kalıp son kalanlardan birisi olarak ana çıkış kapısına doğru yürümeye başladım. Normalde benim ters istikamette yürüyüp şu an Slayer'ın da katılımıyla başlamış olan after party'de ortalığın anasını ağlatıyor olmam gerekiyorken, bizim piçkurusu Greg hayvanı yüzünden festivali normalde bitirebileceğimden birkaç saat önce bitiriyordum. Bir yandan karavana doğru yürürken, bir yandan bunu hatırlayıp iyice sinire kestim. Karavana girince en fazla bir-iki dakika dayanabildim arkası gelmedi,  kafein overdozunun da getirdiği agresiflikle, konuyla ilgili olarak Greg'e bağırıp çağırmaya başladım. 'Senin s.kkafalılığın yüzünden şu an belki de metalcilik tarihimin en özel anlarını yaşayabilecekken, onun yerine senin gibi bir dallamayı Madrid havaalanına yetiştirebilmek için 1700 km. direksiyon sallamak durumundayım ve bilesin ki karavanı kullanma sırası ikinci kez bana geldiği zaman eğer karavanı kullanacak halde değilsem hiç anlamam yatar uyurum. Bu karavan 5 can taşıyor, zikerim senin uçağını da biletini de' diyip bitirdim lafı, çünkü baktım Greg'in gözler kocaman, rengi bembeyaz olmuş ha bayıldı ha bayılacak korkudan, dövmek de olmaz o dakkadan sonra artık.

 

Çıktım sakinleşmek için aşağı doğru iki kilometre kadar koşup geri geldim. Hazır bünyeyi adrenalin basmışken direksiyon koltuğuna oturup marşa basacakken baktım şoför koltuğunda Raul oturuyor. Dedim 'önce ben kullanayım, biliyorsun zaten kafein şokundayım, uyumam mümkün değil'. Kalkmadı koltuktan, bir de onla arızaya bağladık üstüne cila niyetine. Ama şimdi yazarken farkına varıyorum ki, sinirliyim diye vermedi kesin direksiyonu, neyse çıktık yola ama Allah ne verdiyse gazı topukluyor tabi Raul, o yorgunluğa rağmen bile sallantıdan uyunmuyor. Uyumayı becereli daha birbuçuk saat olmuştu ki Raul 'Sıra sende' diye kaldırdı yataktan.

 

Yataktan direksiyon koltuğuna doğru giderken bile yorgunluktan gemideymişim gibi sallanıyordum. Yine de kıyamadım herife; yaktım sigarayı, bastım ipod'a Cartel'i. Allah ve meleklerinde yardımıyla beş saati kazasız belasız tamamladım. Benzin aldığımız bir istasyonun park yerine çekip kahvaltı ettik.

 

Geri dönüş yolunda habire acıktık, iki kere daha mola verip bişeyler yedik. Greg dallamasını havaalanına bıraktıktan sonra ben de havaalanından metroya atladım. Eve geldiğimde çantaları fermuarını bile açmadan bir kenara atıp kendimi yatağa attım ve o an şalter kapandı sanki. Kolumu kaldırıp pikeyi üstüme çekecek kadar bile halim olmadığımı anladım. Daha o an kapandı gitti gözler zaten.

 

Ancak Hellfest gibi bir festival insana hem bu kadar ızdırap çektirirken aynı anda bu kadar keyif verip bağımlılık yaratabilir. Kübalı hatunlar ve Raul niyetli seneye de karavan olayına girmede ama aslında geçen sene Bilbao'dan arıza Bask tayfasıyla 62 kişilik bir kafile halinde, bu sene böyle dünya karmasıyla karavan içerisinde ihtişamla girdim madem Hellfest arenasına, seneye bir grubun tur otobüsü içerisinde girmeye kasayım diyorum ama du bakalım.         

 

Rumble Tayfun.

 

SADECE BİR TANE EN BÜYÜK VAR!!!:

Festival ve yolculuk hakkında daha çok foto için:

http://www.facebook.com/album.php?aid=37852&id=746873408

http://www.facebook.com/album.php?aid=38004&id=746873408

Cehennemin arka kapısından daha çok fotoğraf için:

http://www.facebook.com/album.php?aid=38039&id=746873408

kendi çapımda bir araya getirdiğim Hellfest güzelleri dosyası için:

http://www.facebook.com/album.php?aid=38008&id=746873408

HELLFEST 2007 kritiği için: http://www.iurk.org//Tayfun_Altinbas/Anasayfa.htm

ÖZEL TEŞEKKÜRLER / SPECIAL THANKS TO:

RAUL HORCAJA, PATRICIA PIEDRA WONG, ADA IRIS GARCIA PARA SER TAN BUENOS COMPAñEROS DE VIAJE!!!!!

DANIEL GOEBER - RUMBLE MILITIA FAMILY & M.A.D. TOURBOOKING & ANTI-COPS:

DU BIST EIN ECHTER FREUND!!!

FESTİVAL SPONSORLARINDAN METALLIAN VE TEMPLAR PRODUCTIONS'IN PROMOTÖRLERİNDEN FRANK ARNAUD'A METALLIAN İÇİN ÇEKTİĞİ FESTİVAL FOTOĞRAFLARINI TELİF ÜCRETİ ÖDEMEDEN BU YAZIDA KULLANMAM KONUSUNDA İKNA(!) OLDUĞU İÇİN / TO FRANK ARNAUD FROM METALLIAN/ TEMPLAR PRODUCTIONS FOR ALLOWING ME TO USE HIS PHOTOS GRATIS AT THIS REVIEW:

ZOR, METAL STORM ve VON ZIPPER'a. FOTOĞRAFLARA SÜPER MUAMELE YAPIP YAYINA HAZIR HALE GETİREN HALE METİN'E.

ÇIKARTTIKLARI HARİKA İŞ İÇİN BAŞTA FESTİVALİN TÜM GÖNÜLLÜ VE ÜCRETLİ EMEKÇİLERİ ADINA GÜVENLİKTEN WILLIAM'A / TO WILLIAM FROM THE SECURITY STAFF IN THE NAME OF ALL THE VOLUNTARY AND PAID LABOR OF THE OF THE FESTIVAL FOR THE GREAT WORK!

Tüm backstage unsurlarına / To all(!) the components of the backstage:

Katatonia Dani nezdinde istisnasız hepsiyle çok iyi vakit geçirdiğim tüm grup üyelerine / To Daniel of Katatonia, and all the other band members for the great company: 
BANA AİT BİR KALABALIK OLARAK HİSSETTİĞİM İKİNCİ TAYFA GRUBU DARWIN ARMY'YE / A DARWIN ARMY, PARA ESTAR ALLI CONMIGO COMO UN SEGUNDO TRIBU MIO:

GEÇEN YIL OLDUĞU GİBİ BU YIL DA FOTOĞRAFLARINI ÜCRETSİZ KULLANMAMA İZİN VERDİĞİ İÇİN, VE HER GÖRDÜĞÜMDE DAHA DA GÜZEL OLDUĞU İÇİN METALSHOTS'DAN MİRA'YA/ TO MIRA FOR ALLOWING ME TO  USE HER ARTWORK GRATIS, AND ALSO BEING MORE AND MORE BEAUTIFUL EACH TIME I SAW HER:

Mira, Tilburgda bahçesindeki otları severken / Mira caressing her Tilburg grass . Hey! I wanna be there at the next crop.

Ve son olarak bu tüm hellbanger'lar adına bu cehennemin yaratıcısı Banjamin Barbaud'a: And finally to the founder of this hell Benjamin Barbaud:

      

(Yalnız yalancıktan cehennmem kurdurdu diye Allah yüzünü güldürmüyo adamın. Ya yağmur fırtına ağzına sıçıyo misafirlerinin, ya toz/yakıcı sıcak. Seneye dolu yağar ceviz kadar başımıza herhalde)
tayfun_altinbas@hotmail.com

Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: