MÜZİK ODASI

Hiç Yetişememek Mi, Yetişip Yitirmek Mi Zor? Scorpions Veda Konseri

Can Ali Erdal - 6 Ekim 2010


Elimden tutulup gezdirilecek kadar küçük yaşlarda benim için en uzak zaman kavramı, 14 sene sonra gitmek zorunda olduğum askerlik göreviydi (20 yaşında gitmeyi düşünüyordum, üniversite okuyup geç gitme gibi bir düşünce gelişmemişti henüz). Babam hep şöyle derdi: "2002'de askere gideceksin, he oğlum? Göreceksin, zaman su gibi akıp geçecek. Bir bakmışsın ki benim aslan oğlum, anlı şanlı komando olmuş!" Ben ise "İstirham ederim Babacığım daha çok var" derdim. Yastığa başımı koyar, "Ulan, ben 18 ay ne halt edeceğim ailemden uzak" diye düşünürdüm kendi kendime. Ancak askere 14 koca yılın olduğunu hatırlar, 14 seneyle "bir ömür" arasında herhangi bir fark olmadığını düşünür, kaçan huzurumun geri gelmesiyle sabah uyanmak üzere gözlerimi kapatırdım. İlkokula başladıktan sonra işbu askerlik kaygısı yerini "Ulan ben ortaokula başlayınca kendime uygun ceket bulabilecek miyim?" -boyum birçok kişiden kısaydı- kaygısına dönüşmüştü? Ama ortaokula da çok zaman olduğu için kaygılarımın yersiz olduğunun farkına varır, nasıl olsa o yılların gelmeyeceğini düşünürdüm hep.

Üniversitede ki ilk yılımda "Öğretmenliğe Giriş" dersini veren hocamız şöyle demişti: "Dört sene göz açıp kapayıncaya kadar geçecek. Bu dört sene içerisinde ne öğrenirseniz kârdır." Ben ise içimden şunu demiştim: "Dört sene ha, iyiymiş! Bu dört sene içerisinde 2004 Atina Olimpiyat Oyunları'na giderim. Her sene Almanya'daki kankam Yiğit'i ziyaret eder; Amsterdam benim, Kopenhag senin gezer dururuz. İngilizce'nin yanında Almanca, Fransızca falan öğrenirim, Japonca'yı da çat-pat konuştuk mu oldu bu iş! Baksana daha koca bir dört sene var." Tam 10 yıl olmuş! Hiçbirini gerçekleştiremediğim bir 10 yıl…

Ortaöğretim yıllarımda ablamın ve etrafımızda ki bazı büyüklerin sayesinde yabancı müzikle tanıştım. O zamanlar Metallica, Byran Adams, Guns'n Roses, Micheal Jackson, Simple Red, Meat Loaf ve ismini saymadığım birçok grupla haşır neşirdim. En revaçta oldukları senelerdi 90'ların başı. Ve tabir-i caiz ise bu grupların hepsi muvazzaflardı. Daha sonra ise The Doors, Led Zeppelin, Jimi Hendrix ve Beatles'i keşfettim. Ama bu grupların diğerlerinden bir farkı vardı; artık müzik yapmıyorlardı. Ben doğduğumda ya da ben doğmadan çok önce müziği bırakmışlardı. Çok garipsemiştim, onlara yetişemediğim için kendimi kötü hissediyordum. Aklım bir türlü almıyordu, onların ölmüş ya da müziği bırakmış olmalarını. Onları sadece müzik setinden dinleyecek olmam keyfimi kaçırmaya yetiyor, artıyordu.

Yine üniversite yıllarında aftan yararlanmış, yaş olarak "yolun yarısında" olan biriyle tanıştım. Kendisi tam bir "hippie" idi. Bana 20 yaşındayken okulu bırakıp İngiltere'ye gittiğini, Avrupa'nın birçok şehrindeki maceralarını anlatır dururdu. Yine bir yemekhane kuyruğunda bu "abla"mız bana İngiltere'de Scorpions'u izlediğini anlatmıştı (O zamana kadar anlattıkları şeyler arasında aklımda en çok kalan sanırım bu Scorpions konseri olmuştur herhalde). İngiltere konserini uzun uzadıya anlattırdıktan sonra, sıkılmış ve bezmiş bir ses tonuyla "Merak etme Türkiye'ye gelirler, sen de izlersin burada" demişti. O an aklıma gelecek son şey; ben bir gün Scorpion'u izleyeceğim ama o konser Scorpions'un son konseri olacak fikriydi!

Bu konuşmalardan dokuz sene sonra merakla beklediğim -2008'de izleyememiştim- Scorpions konseri maalesef ki "Veda Konseri" idi. Serin bir sonbahar akşamı olması burukluğumu iki katına çıkartıyordu. Bu burukluk konser alanına girer girmez kendini heyecana bıraktı. Sevdiğim dostlarım yanımdaydı, keyfim gıcırdı. Bir de sahnede Saint 'N' Sinners'ı görünce daha bir mutlu olmuştum. Küçükçiftlik Parkı'nda, o ana kadar bu denli kalabalık görmemiştim, diyebilirim. Saint 'N' Sinners'dan sonra sahneye Aydilge çıktı, deri mini eteğiyle. O da sahneden inince artık sıra "40 yıllık" "Akrepler"deydi. Scorpions'u beklemeye koyulduğumuz zaman zarfında kendime ve etrafımdakilere şunu deyip durdum: "Yahu sahne ne kadar boş öyle ya, insan bir pankart asar!"

Uzun bir bekleyişin sonunda saatler tam 22.00'yi gösterdiğinde sahnede görülen ilk isim, grubun "çılgın" davulcusu James Kottak'tı. Hemen ardından, sahnede boş pano sandığım ekranlardan gelen görüntünün suratlarımızda patlamasıyla "Akrepler" sahnedeki yerini aldılar. Aman Allah'ım, "boş pano" dediğim sahne, birden bire "uzay mekiği"ne dönüştü. Dekor sandığım panolar, ışık ve görüntü şovlar için hazırlanmış devasa ekranlarmış aslında!

Hiç Yetişememek Mi, Yetişip Yitirmek Mi Zor?  Scorpions Veda Konseri

Scorpions, harikulade gaz parçası, son albümüne de ismine veren "Sting in the Trail" ile şovlarına başladılar. Yaşadığım burukluk yerini, anın tadını çıkarmanın dayanılmaz hafifliğine bırakmıştı. Vokalist Klaus Meine şarkının Chorus (nakarat) kısmında ayaklı mikrofonu ayağından tutarak seyirciye doğru uzatması, daha ilk dakikada seyirciyi avucunun içine almasına yetti. Arkasından peş peşe Make it Real, The Zoo ve Loving You Sunday Morning gibi başyapıtlarla cenneti yeryüzüne indirmeyi başardılar. Her konserde favori anlarım vardır. Bu konser için favori anım "Loving You Sunday Morning"in çalındığı an diyebilirim. Ardından belki de Scorpions'un en bilindik şarkıları geldi kulaklarımıza; "Holiday" ve "Wind of Change". Evet, doğru tahmin! O ana kadar en çok ilgi gören şarkı şüphesiz "Wind of Change" oldu. Ben dâhil, on bin kişinin iyi kötü hatıraları depreşti bu parçada. "Dynamite", "Blackout", "Big City Nights" derken ışıklar ve ekran bir anda zifiri karanlığa büründü; bis zamanı gelmişti çünkü… Hâlbuki ne kadar mutluydum, sonsuza kadar bitmeyecek sanmıştım. İki dakikalık aradan sonra en ünlü rock ballad'larından "Still Loving You" parçasının şahane melodileri duyuldu, tüm Maçka'da. Güzel bir rüyadan uyanıp, aynısını tekrar görmek için bir daha uykuya dalarsın ama göremezsin ya, işte bu bis de öyle olmadı. Güzel bir rüyadan uyandığımızı düşündük, tekrar daldık ve aynı güzel rüyanın ortasında bulduk kendimizi. "Still Loving You"nun naif sonunu, "Rock You Like A Hurricane"nin agresif, tam bir hard'n heavy kokan girişiyle birleştirdiler. "Rock You Like A Hurricane" öyle bir girdi ki, "Ben ismime lâyık bir parçayım" dedi ve ismine lâyık bir şekilde sona erdi. Aynı zamanda konserin de son parçasıydı bu. Murat Arda'yla kala kaldık öyle sudan çıkmış balık gibi, ne yapacağımızı pek bilemedik. Konser alanından belki de en son çıkanlardandık. Hatıra fotoğrafları çektirdik, tanımadığımız insanlarla muhabbet ettik.

Hiç Yetişememek Mi, Yetişip Yitirmek Mi Zor?  Scorpions Veda Konseri

Böylelikle üç yıl sürecek "Mammoth" adlı turnenin İstanbul ayağı sona ermişti. 22 milyon plak ve albüm satan, kökü 60'lı yılların sonuna dayanan, kurulduğundan henüz üç yıl sonra UFO ve Uriah Heep gibi efsane grupların desteğinde turneler yapan, "Blackout", "Love At First Sting", "Lovedrive", "Crazy World" gibi başyapıt albümlere imzalarını atan 42 yıllık hard rock efsanesinin İstanbul ayağını böylelikle bitirmiştik. Bu aynı zamanda grubun Türkiye'deki son konseriydi. İki sene sonra turne bitiminde ise Scorpions, tıpkı Led Zeppelin, Pink Floyd, The Doors gibi "yitirdiğim" gruplar arasında yerini alacak. Ama bir farkla: Scorpions'a yetiştim! En başta "Hiç yetişememek mi, yoksa yetişip yitirmek mi zor?" demiştim ya, sanırım bu sorunun cevabını hiç bulamayacağım.

Hiç Yetişememek Mi, Yetişip Yitirmek Mi Zor?  Scorpions Veda Konseri

Şimdi tek isteğim, Scorpions'un müziği bırakacak olmasını, yirmi sene geriye gidip, çocukluk çağlarında öğrenmek. O zaman şöyle derdim herhalde kendi kendime "Nasıl olsa o günler gelmeyecek. Yirmi sene geçer mi? Dile kolay. Yirmi sene! Ben iyisi uyuyayım da sabahki Hayat Bilgisi yazılısından uykusuzluktan kötü not almayayım. Peh, yirmi seneymiş! Yirmi sene yaşayan insan var mı, şu dünyada?"

Güle güle "Akrepler", sizlere minnettarız, davulcunuz James Kottak'ın tüm sırtına dövdürdüğü "Rock'n Roll Forever" sözünü mottonuz ve mottomuz yaptığınız için…
 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: