MÜZİK ODASI

Her Yüzde Yara İzi Gören Bir Asabi Kent Ozanı, Lou Reed ve The Velvets

Orçun Onat Demiröz - 13 Ekim 2010

XXI. yüzyıl insanının serüveni, tıpkı bir önceki yüzyılda olduğu gibi, sonu yokluğa varan bir dünyada gerçekleşmektedir. "Yabancı" adlı romanında Albert Camus'u bu buhranı, sinik ruh halini ve dünyanın bize sunduğu güzellikleri hiçe saymayı, kendisiyle evlenmek isteyen kıza, roman karakterinin verdiği şu cevapla açığa vurur: "Evlenmek, benim için hiç de önemli değil, ama sen istersen evleniriz." En yakınımızdakilere bile yabancılaşmak, bedenen temas halinde olduğumuz halde zihnen fersah fersah uzaklarda olmak bu çağın karakteristik hissiyatını yansıtmakta. Yaşamı sevmemek, yaşamı küçümsemek ve ona gerekli özeni göstermeyerek bir tutunamayan olmak, çağımızın hastalıklı yapısı. Peki, nedir yaşamı sevmek?

Camus'un yaşamaktan ve onu sevmekten algıladığı; "Çağına kafa tutmak"tır! Rasyonalizmin babası ve modern felsefenin kurucularından birisi olan septik Rene Descartes'in o ünlü, "Düşünüyorum, o halde varım" sözünü, "Ayaklanıyoruz, o halde varız" biçimine dönüştürmeye çalışmıştır sevgili Camus. Lakin, bu noktada "ayaklanıyoruz" sözcüğünün üzerinde durmak gerekir. Buradaki anlam; ortalama bir anarşistin algıladığı türden, terörize edici, yıkıcı ve toplumsal düzeni alt-üst etmeye yönelik bir tutum değildir. En basitinden, yapılan kötülüklere, adaletsizliklere, haksızlıklara karşı durmaktır. Bu türden olgulara parmak basarak, vurgu yapmaktır. İçinde bulunduğun toplumu ilerici bir şekilde dönüştürmeye çabalamaktır.

Her Yüzde Yara İzi Gören Bir Asabi Kent Ozanı, Lou Reed ve The Velvets

1965 yılının New York'unda, gelir düzeyi yüksek insanların muhiti olan Brooklyn Heights'te takılan, birçok kere psikiyatrik tedavi görmüş, hafiften çatlak, huysuz mu huysuz ama tuttuğunu koparan, ihtiraslı bir genç olan Lou Reed, "çağına kafa tutmak" için o sıralarda New York'a okumaya gelen John Cale'le şans eseri tanışarak The Velvet Underground'u kurar. The Velvet Underground ismini; sado-mazoşist bir porno romanından alır. Bu isim, yedi ölümcül günahtan birisi olan luxuria (şehvet düşkünlüğü) olgusunu ironik bir biçimde anlatır. Erotik hazzı ve cinsel çekimi basitleştirerek salt ete dönüştüren pornografi, grubun zekice kullandığı bir temadır. Grubun amacı; muhafazakar toplum yapısı içerisindeki tabuları yıkarak, değişimin öncüsü olmaktır. Cengaver Lou Reed hızla sanayileşen umutsuz ve mutsuz XX. yüzyıl insanının portresini acımasızca ortaya sermek istemektedir. Modern şehir yaşamının yeteneği ve canlılığı yok edişini fütüristik bir biçimde anlatmak derdindedir. Derken; fahişeler, transseksüeller, uyuşturucular gibi konular üzerine yapılan simgesel anlatımlarla dolu, şiirsel bir dille yoğrulmuş rafine bestelerle dikkatleri üzerlerine çekmeyi başarırlar. İlk önce arkadaş ortamlarında çalıp söylerler, sonra da daha geniş ölçekli mekanlarda. Yükseliş çok hızlı bir şekilde olmuştur ve The Velvet Underground (The Velvets) kuruluşundan çok kısa bir süre sonra popüler müziğin dadaist ölüm manifestosuna dönüşür.

Her Yüzde Yara İzi Gören Bir Asabi Kent Ozanı, Lou Reed ve The Velvets


Tam bu sıralarda ise ortalığı kasıp kavuran, yaptığı her şey olay olan pop-art'ın en önemli temsilcisi ecinni kılıklı Andy Warhol, The Velvets'in methini duyar ve çaldıkları mekanda grubu ziyaret eder. Grubun yenilikçi, deneysel, avangart müziğini, özellikle de kendini beğenmiş asabi romantik Lou Reed'in hal ve tavırlarını çok sever. Menajerlik teklif eder gruba. Böylece patlamaya hazırlanan bir volkana gerekli olan bütün koşullar hazır hale gelmiştir ve lavlar volkandan dışarı püskürür. Alengirli Warhol, usta yönetmen Stanley Kubrick'in çektiği son film olan Eyes Wide Shut'taki maskeli balo ortamlarına benzeyen, çılgın orji ortamlarında kendisine yarenlik eden Almanya acı vatandan gelmiş eski manken yeni şarkıcı Nico'yu da gruba ekleyerek, debut albümlerini (The Velvet Underground & Nico) yapmalarına ve yayımlamalarına yardımcı olur. Hatta albümün kapağını da kendisi yapar. Albüm; harikuladedir ve müzikal anlamda yeni bir soluktur. Lou Reed'in minimalist algısı tüm çıplaklığıyla bu albümde mevcuttur. Ama ne demiş şair; "ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden, eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak ve bir zaman bakacaksın semaya ağlayarak"...

Her Yüzde Yara İzi Gören Bir Asabi Kent Ozanı, Lou Reed ve The Velvets


Şöhret haklı bir şekilde kendilerini bulmuşken, kafadan zaten hafiften kontak gürbüz delikanlı Lou'nun egosal şişmanlığı grubun kimyasını bozmaya başlar ve ilk kurban, kadife sesli bıldırcın Nico olur. Ama bu ayrılık grubun müzikal bileşimini çok etkilemez. Tumturaklı Lou Reed önderliğinde küse barışa peş peşe üç şahane albüm (White Light / White Heat, The Velvet Underground, Loaded) yapmayı başarır grup. Lou'nun blues karşıtlığını yansıtan, Afro-Amerikan melodik ritimlerinin dışında bilinçli bir şekilde kaba tonladığı gitarıyla birlikte kaleme aldığı özlü lirikler ve Maureen Tucker'in farklı davul partisyonları, Rock 'n' Roll tarihinin müzikal anlamdaki en keskin kırılma noktalarından birisi olmuştur ve The Velvets müzikal anlamda bir çığır açmıştır. Daha sonraları David Bowie'den Iggy Pop'a, Echo & The Bunnymen'den Patti Smith'e ve R.E.M'den Sisters Of Mercy'e kadar birçok farklı müzisyen bu gruptan fazlasıyla etkilenecektir. Lakin; Loaded albümünden kısa bir süre sonra hır güre daha fazla dayanamayan huysuz ve pesimist Lou yoluna tek başına devam etme kararı vererek gruptan ayrılır. Lou'nun ayrılığından sonra iyi niyetli bir şekilde grubu yaşatma isteği devam edecek olsa da bu girişim pek başarılı olmaz. Çünkü; 1973 çıkışlı Squeeze albümü tam bir fiyasko olmuştur.

The Velvets zamanından çok ötede kurulmuş bir gruptur. "Çağına kafa tutmak" için birkaç sanat sever romantik hayalperest tarafından kurulan grup, çok kısa bir sürede zamanının en muhalif oluşumlarından birisi haline gelmiştir. Mayıs 1968'de tüm dünyaya yayılan öğrenci hareketinin en geniş kapsamlı, en kitlesel duraklarından birisi olan Amerika'daki eylemler grubun muhalif duruşunu fazlasıyla gözler önüne sermiştir. Hatta, Lou'nun ta o yıllardan dostu olan, dersiz topsuz deli Iggy Pop da "Chicago Olayları" dahil her türlü eylemde grubun yanında olmuştur. Vietnam savaşı, ırksal ayrımcılık, kadın haklarının savunulması ve bireysel şiddete kadar toplumu ilgilendiren hemen hemen her konuda akıldan, vicdandan ve iyilikten yana olarak, gerçek bir aydın sorumluluğuyla hareket etmeyi başarmıştır The Velvets.

Her Yüzde Yara İzi Gören Bir Asabi Kent Ozanı, Lou Reed ve The Velvets

Güzel ve naif insan Patti Smith'in, The Velvets'in beyni olan Lou Reed için yaptığı bir benzetme vardır. Smith; "Varoluşun, kendi evimizin hiçliği kendi sürgünlüğümüz olması mümkün mü?" diye soran yurtsuz ve kahırlı yazar Emil Michel Cioran'ı düşünerek, Lou Reed'i müziğin Cioran'ı olarak betimler. Bu çok doğru bir benzetmedir. Çünkü Reed de, belli belirsiz bir dünyada nefes alan özel bir yolcudur. O karanlıklarla kaplı dünyada, her yüzde yara izi gören bir büyük kent ozanıdır.  



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: