MÜZİK ODASI

Hayfanlığın dik alası!!!

Seyda Babaoğlu - 16 Nisan 2010

Hayfanlığın dik alası!!!

Pudra pembe ağaçlar açmış, kırlangıçlar dönmüş, kargalar olanca ciddiyetleriyle bahçelerde hoplamış, bahar gelmiş...ve bir bakmışım ki yeniden aşık olmuşum! Adı "Sandık". Ona çok kaptırmamalıyım, ağırbaşlılığımı korumalıyım, nazlanmalıyım belki de, ama aklımı başımdan aldı bile. Canım iş yapmak istemiyor, kafamı toplayamıyorum, zamanımı hep onunla geçirmek istiyorum...Bu aşk sürer mi bilinmez, daha taptaze bir tomurcuk gibi, ama şiddetli geçeceği kesin! Aşklarını yoğun yaşayan bir insanım.

Delirtici güzellikte bir sevgili benim için "Sandık", kalbi, ruhu, arızalı halleri, her şeyiyle...Bazen melankolik, bir anda vahşi ve dizginlenemez, sonrasında yine şefkatli, ama aynı zamanda boyun eğmeyen ve asabi bir sevgili. Onunla geçirdiğim zaman bana yetmiyor. Kısa, çok kısa... 

Allahım, ben Thrash'çi, Death'çi, Grind mrind hastası bir insanım, neler oluyor, neler diyorum ben?!? Ama Hayko böyle bir şey - bir "şey" diyorum, çünkü insan olmadığını düşünmeye başladım iyiden iyiye. Bir aziz mi? Bir şeytan mı? İn mi, cin mi, peri mi belli değil! Belli olan tek şey bir misyon için gönderildiği. Her şeyiyle baştan çıkartıcı, akıl çelici, sarsıcı müziğine kayıtsız kalmak imkansız! Sadece müziği mi? Bütün bu şekil, şemal, hepsi daha büyük bir planın parçası, bir amaca hizmet etmesi için ustaca tasarlanmış bir form sanki. Oysa ki kuantum fiziğine göre dünyadaki her varlık sadece atomların gösterdiği bir "eğilim" değil midir? Ama bu eğilimi göstermeleri için bana göre The Grand Designer en büyük hünerlerini sergilemiş! "Music for me is proof of the existence of God (Müzik, Tanrının varlığının kanıtıdır benim için)" demiş Kurt Vonnegut. Katılmamak elde değil. Abartıyor muyum? Bana göre değil. Bu evren benim evrenim, karışmayın!

İstiklal'de yürüyorum, sert bir rüzgar esiyor. Gece. "Sandık" ile başbaşayım.  İlk notalar...ve kıvrımlı dudaklardan bükülerek dökülen o ses giriyor işitme kanalından, akıyor damarlara, karışıyor dolaşıma, ulaşıyor her hücremin köküne kadar. Dilleniyor yürek, kalbi taş olanların anlaması imkansız olsa da.

"Çürüttünüz gömmeden beni derde derman arar durur bu yürek" diye kalbimin derinlerini söze döküyor Sandık birlikteliğimizin daha ilk dakikalarında. Beni can evimden vurmayı nasıl da biliyor, her sözünü dinlemeye hazırım şimdiden.

Hayko öyle sözler yazıyor ki, sanki tam da hayatıma uysun diye tasarlanmış - kahreden, sarsan, acıtan, isyan ettiren, korkutan, öfkeden hayvana dönüştüren durumlar karşısında durabilmek için bir terapi yöntemi olarak doktor tavsiyesiyle dinlenmeli diye düşünüyorum. Birileri sevmiş, vazgeçmiş, gördük ki kolpa...Kötüleri sevdik, pişmanız, sahipsiz kaldık...kimse bilmez derdim tasam, ben adım gibi biliyorum...Olsun. Hayvan terli, işlemez! Güçlendim kalktım! Katharsis diye buna derim.  

Yumuşak, nazik, bir anlığına nabzımı durduran bir başlangıçtan sonra groovy basların altyapısı üzerinde ilerlemeye devam ediyoruz. Yol gözümü dağlıyor. Yoğunlaşıyoruz gitgide. Kan ağlayan resimden sonrakine baktığımda görüyorum ki sade deniz yıldızlarındır hediyen. Karahindiba tohumlarına yükleyip gönderdiğim dilekler uçuşurken bakmışım gelin olmuşum, duygu denizinde kavrulmuşum, çivisi çıkmış her şeyin de kavrulmasını istemişim.

Bir balık kadar yakalanması zor, kaygan, ele avuca sığmayan, bir o yana, bir bu yana salınan duygular içindeyim. Bir balığın ışıldayan pulları gibi parıldıyor o ses, bir yavaşlıyor, bir an yakaladım sanıyorsun, sonra hızlanıp kaçıveriyor sen göremeden. O bir balık, ben bir balık, unutma yeteneği olmayan. Ah ne tatlı bir trajedi...Kavruldum dertle, ama umudum var, tut beni...unutulur her şey zamanla. Toprağa karışırsın, yeniden yeşerirsin... 

Doymadınız diyor, evet, doymadım! Resmimin olduğu sayfaya geldik Yeni sevgilimin serseriliği iyice çıkıyor ortaya, brutalleşiyor iyice. Bir eli yağda, bir eli balda olup elini kana bulaştırmışlara onunla birlikte ben de öfke yağdırıyorum. Ardından yedi numaralı şarkı bana mesaj veriyor. Hayatımın bu noktasındayım. Artık çok iyi biliyorum ki kendimden gayrı yalan. Mahluk terli, işlemez, uyandım artık!  

İçinde kuzgun ve baykuş geçen şarkıdan ala zirve mi olur? Göklerin en sevdiğim iki varlığı aynı şarkıda buluşmuş, bu iki soylu, bilge, yanlış anlaşılmış varlık...Çoktan bir araya gelmesi gerekenler nihayet kavuşmuş hissiyle kendimi dalgalara bırakıyorum dolunayın altında. Karanlıklar aydınlık, aydınlıklar karanlık olmuş, her şey tersine dönmüş, sürükleniyorum yolun sonuna gelirken...umursamaz, kendimi bırakıyorum, bir kez daha bedenim ve ruhum teslim, yolun sonuna geliyorum, dalıyorum...

Sandığımız elbette dolar, belki de sandığımızdan çok daha erken...o zamana kadar bu üç günlük dünyada, bu yamulmuş dünyada, yapılabilecek en güzel şeylerden biri bu albümle vakit geçirmek.

...diye anlatabilirim Hayko Cepkin'in yeni albümünü, ya da...yok yok, esas şöyle diyeyim ben:

Hayko Cepkin üçüncü albümü "Sandık"ı çıkardı. EMI'den çıkan yeni albümün tüm söz, müzik ve düzenlemeleri Cepkin'e ait. Dokuz yeni şarkıdan oluşan albümde öne çıkan unsurlar Hayko'nun bu sefer brutal vokallere daha fazla yer vermiş ve bu konudaki yeteneğini de hayli geliştirmiş olması. Sert gitar riffleri ve davulların da ön plana çıktığı albümde yumuşak nağmeler de yine varlığını koruyor. Görsel açıdan da göz dolduran albümün çok ses getireceğine inanıyorum. Yenilenen sahne imajı ve insanı hipnotize eden lazer şovu ile Hayko Cepkin yine gitgide büyüyen fan kitlesini konser salonlarına sürükleyeceğe benzer. 

Hah, bu ikinci yazı çok orijinal oldu:P

Bunu yayınlayayım ben.

 

Seyda "Abigail"Babaoğlu

 

 

 

 

 

 

 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: