MÜZİK ODASI

Hangi Çılgın Rocker, ABD emperyalizmine tokat atacakmış, şaşarım.

Atlantisten Gelen Adam - 18 Mart 2011

Küba'da insanlığın onurunun en büyük sembollerinden Fidel Castro'nun ilerleyen yaşına rağmen, muhtemelen ağrıyan eklemlerine ve yardımcılarının belki de pos bıyık altından gülümsemelerine aldırmadan, bizzat kendisinin kararı ve iradesiyle, bir rock konserine katılım göstermesi ve bu "heavy" vakayı büyük bir ilgi ve sempatiyle desteklemesi, emperyalist odakların sinirini bir hayli bozan, şık bir hareket olmuştu. Avrupa'nın en gösterişli ve sevilen modern rock gruplarından, Galler yöresinin şeytanları "Manic Street Preachers"in Fidel Castro'ya ve O'nun Kübasına destek veren bu müthiş girişimi en taş kafalı ve statükocu liberalin bile çenesini kapatacak kadar insani bir dayanışma örneği olması bakımından bizi de heyecanlandırmış ve o dönemin deli kasap mecmuası kapağına konuyu şu başlıkla taşımıştık: "Marksizm & Rock Flörtü"

Hangi Çılgın Rocker ABD emperyalizmine tokat atacakmış, şaşarım.

Koyu ve kapkaranlık siber-kötü bir çağa sürüklenen günümüz dünyasının barbarlık ve kötülük çiçekleri eken emperyalist ve na-mert kralı Birleşik Devletler terörizminin biçare gezegenimizin direksiyonunda, bilinmeze yaptığı bu iğrenç gidişata yok haliyle "DUR ULAN!" demenin yegane sembollerinden biriydi Castro. Duruşuyla, söylevleriyle insan türünün bu yüzyıldaki vicdanı, aklı ve onuru oldu büyük önder. Bu durumu çok irdelemeye gerek yok, gelecek kuşaklar bunu zaten dağlara taşlara yazacaklar. Bin yıl sonra -kalırsa- insan denen organizma ve dünya adlı gezegen elbette-

Amerikan kapitalizminin ideologlarının, reel sosyalizmin ve Sovyet çözülüşünün arka planındaki en akıllıca taktiğiydi rock'n'roll'a ultra-liberal bir özgürlük ideolojisi atfetmek. Bu konudaki amerikan devletinin ideolojik aygıtları, Avrupa'da, Amerika'da rock ve heavy-metal guruplarının nasıl başarılı bir hamle ile devletler-halklar arasında bir güç oyununa meze olduğu sorunsalları bambaşka bir yazının konularını oluşturacaktır diyerek Küba'ya geri dönüyorum:

Peki ya ABD'li metal gruplarının hepsi gerizekalı birer hükumet payandası durumunda mıydı?

Tabi ki sadece sanat & kültür endüstrisiyle sınırlı bir yaptırım alanı örgütlememişti kurnaz Birleşik Devletler: Tıptan tekstil malzemesine, teknolojiden ve hatta kendi yurttaşlarının turizm hakkına kadar herşeye maddi manevi engeller uyduruyordu USA, malumun ilamına da gerek yoktur, aklı ve vicdanı vasatın üstünde herkes Amerika Birleşik Devletlerinin Küba'ya uyguladığı -tabirimi kimse yadırgamasın ama başka bir tanımlayıcı dilsellik kuramadım- ŞEREFSİZCE ambargoların ne kadar insanlık onuruna uzak olduğunu kabul edecektir, en soysuzlaşmış kapitalist özne bile bu ambargoyu sorgulamaya başlamışken daha fazla laf-u güzaha hacet de yok, farkındayım.

Soruya geri dönelim? Amerikan Rock'ı! Nerdesiniz?

.................................................................................................................................................................................................

Emperyalist Amerikan Devletine kendi ülkesinden tek şamar artık dağılmış bir topluluk olan Audioslave'den gelmiştir. Marksist & Leninist bir ülkede, sosyalizmin doğasına uygun bir şekilde halk için ve halkın çıkarına ücretsiz konser vermek bir tek Chris Cornell'in Audioslave'ine nasip olmuştur.

Fidel Castro'nun Küba'sı ile dayanışan topluluk, rock müziğin ABD topraklarından çıkan 2000'lerdeki ilk -ve maalesef şimdilik son- haysiyetli duruşuna imza atan yegane hard-rock oluşumlarından biri olarak tarihteki güzel yerini korumaktadır.

Küba halkı sosyalizmin "kamu yararı" ilkesine uygun olarak bu konseri PARASIZ izlemiştir.

Hangi Çılgın Rocker ABD emperyalizmine tokat atacakmış, şaşarım.



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: