MÜZİK ODASI

Gitar Arabesk'e Düşerse Taş Yağmaz

Tunca Arıcan - 13 Ekim 2013

Gitar Arabesk'e Düşerse Taş YağmazOnur Ünlü'nün "Sen Aydınlatırsın Geceyi" (2013) isimli son filminde, gökten taş yağmadan birkaç sahne önce Cemal (duvarlardan geçen ve arkalarını gören adam) ile An'ı durdurabilen Defne (kitapçı kız) arasında bir diyalog geçer. Defne, hikâyesini yardım talep istemek için kurban seçtiği Cemal'e "hafiften" çarpıtarak anlattıktan sonra birkaç dize sıralar:

Ne ilk ne de sonuncuyum
Kahrediyor hayat beni
Ben acılar çocuğuyum…

Bunun üzerine Cemal, "Ben Orhan Gencebay sevmiyom" der. Defne de "Orhan Gencebay değil ki bu" der. Cemal de,

Biliyom da sevmiyom ben Orhan Gencebay'ı diye devam eder.

Gerekçesi de şöyledir:

Çok hesaplı yaşıyor be. Hesap da derken tamam belki memlekette bağlamayı en iyi O çalıyor ama ya da ne bileyim bir şarkının giriş kısmında dört ayrı makamı birbirine çok iyi biçimde falan bağlıyor ama sonra gitarı niye sokuyon ki işin içine!

Bunu diyerek hem müzik üzerinden hem de "saf" bir arabesk dinleyicisi olarak yanıtını verir. Orhan Gencebay'ın anti-tezi Ferdi Tayfur'dur. Çünkü Ferdi üç şeyi iyi biliyorsa onların dışında bir şey demeye çalışmaz. Gencebay öyle midir? Hayır değil. "Herşeyi ben biliyorum" demeye getirir Cemal'e göre. Öyle bir anlatır ki İngiliz Progressive Rock'ı, 1970'lerin Punk'ına karşıdır sanki hikâyede. Zira Defne de şaşırır: "Bu kadar biliyorsan…"

Punk'lar bağırır öfkeyle: "700 saat boyunca The Beatles Sgt. Pepper's Lonely Hearts Club Band (1967)'ı kaydetti de ne oldu? Herşeyi onlar bilmiyor, tuzu kurular." Kendileri üç akor ile en iyi bildikleri şeyi yapmışlar; ne çok biliyormuş gibi davranmışlar ne de kayıtlarını "Yarın yok" anlayışı dışına çıkıp da saklamışlardır. Kaos ise kaos, An'ı durdurmak ise "Yokuz biz" bu işte diye pogo'ya davet etmişler. Velhasıl, burada Gencebay Progressive, Tayfur Punk olarak çıkar karşımıza. Cemal duvarlardan geçtiği gibi Arabesk'in tekniğinin içinden de geçip üç akorun arkasını görmekten dem vurur. Zira filmde aslında en kaygısız, en sert, en kafası dönen, en dengesiz, en aşık olandır kendisi. Moshpit'e girmez, pogo'culara eyvallah demez ama mevzu bahis olan bildiğini değil hissettiğini yapmak ise en dehşetli raconu kendi keser (Aynı bileklerini kestiği gibi).

Defne, "Acıların Çocuğu" (Emrah, Jr.) üzerinden mevzuyu Cemal'e aktarırken bir şeyi unutur. Kasaba küçüktür. Ne "Büyük Birader"e gerek vardır kasabada ne de aşırı sosyal olan ortam ayarlayıcıya. Defne'nin foyası olan bitene Cemal'in tesadüfen gözü düşünce ortaya çıkar.

Emrah, Jr.'ı bozan da ses tellerinin kalınlaşıp, abilerinin araya girmesidir. Hikâyeyi ince okusan da atladığın bir durum olabiliyor bazen. Malum müzik camiası çıktığı zamanlarda kasaba gibi piyasa da "küçük". Ama büyümeye başladıkça tutunamayanlar olacaktı, oldu da. Arabesk yalan oldu mu bu hikâyede? Hayır olmadı. Zaman ilerledikçe her alana hafiften gömdü kendini.

Kötü oldu mu?

Doksanların ortalarına gelmeden çok önce hikâye kendini Ersen ve Dadaşlar "Hatamızı Bilmeden Çekiyoruz[1]" ile 1980'de yazmaya başlamıştı.

http://www.youtube.com/watch?v=ThCRGU4WEnY

Igor Stravinsky ile hadiseye biraz Üstat dokunuşu serpiştirirsek eğer şu doğru gibi geliyor bana: "Müzikal olarak her dönemin bir dili, üslubu vardır. Öncü müzisyenler bunu belirleyenlerdir." Ersen ve Dadaşlar, yaptıkları albüm ile Arabesk'e gitar katarlar. Cemal bu işe biraz bozulanlardandır. Nasıl ki Haluk Levent, 1993'te "Yollarda" albümü ile Anadolu Rock mevzusuna o zamanın ruhuna göre farklı bir "gitar" soktuysa Ersen'den sonra işe bolca gitar sokan ziyadesiyle müzisyen çıkmıştır.

Başımıza taş yağdı mı?

Henüz yağmadı. Arabesk işi sadece git gide daha da bulanıklaştı. Bir müzikal hadise miydi yoksa yaşamın öfke baharatlı hüzünlü "kebabı" mı? Bol yaylı çalgının, Arap ile imtihanı mıydı yoksa bir zamanlar radyolarda çalınamayan Türkiye müziğinin melezlenmiş hali mi? Velhasıl estetik mi sanattan çıktı sanat mı estetikten çıktı tartışması kadar zor mevzuya dönüştü iş. Çıkan çıkmış, yakan yakmış, kesen kesmiş.

Bu işe gitar sokan çok oldu çomak sokan olduğu kadar.

Açtım izliyorum bir gün Şubat'ı (Onur Ünlü ,TRT). Deli (İbrahim)'i götürürken polisler, başladı çalmaya Murat Ak'tan "Bozgun". Murat Ak yabancı değil. Çamur grubunun vokalisti, "Arabesk"e gitar sokanlardan. Ayrılmış gruptan. Solo albüm çıkartmış: "Destur" (2013). Arabesk'e gitar soktum diye mi "destur" alıyor yoksa bildiğimiz pop ile aramıza girdi diye mi "destur" bilinmez ama bir şeylere "gitar" soktuğu aşikâr.

Bu "Arabesk Rock" konusunda ağız gevelemek bana göre, bir çok mevzu arasındaki duvarı geçmek demek: Arap müziğinden memlekete, memleketin köyünden kentine, içtenliğinden bağlamasına, kemanından gitarına, Selamsız Bando'sundan enteline…

Başımıza taş yağar mı geçersek duvarları? Korkmaya gerek yok gibi. Bekledikçe yenileri geliyor, gelecek gibi de…

Cemal, Orhan Gencebay için şöyle diyor:

"Duyduğu gibi davranmıyor, samimi gelmiyor bana."

"Yeni bir şey lazım bize […] Hiç duymadığımız bir şey…"

Duyduklarımız yetti mi bize? Hala duyuyoruz Arabesk'i ama yetmiyor. Üzerine düşünüyor, yazıyor, O'nu dinliyor, arasına hep gitar katıyoruz. Bağlama'nın tam göbeğine aparatı takıp da onu elektro yapanlar olursa başımıza taş yağmaz.

Arabesk'e gitar sokanlara da sayıp sövmesinler; o zaman duvarların içinden geçmeye gerek de kalmaz zira duvarları yıkarız be ya!

 

http://www.youtube.com/watch?v=TFezl3WAHDY

http://www.youtube.com/watch?v=LSGMF13TrHY

http://www.beyazperde.com/filmler/film-214593/



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: