MÜZİK ODASI

G N'R: Sert, acımasız, kusursuz ve vahşi bir performans

Müşra Demir - 17 Temmuz 2012

3 Nisan' dan bu yana süregelen büyük bekleyişin nihayet sona ereceği gün, 6 Temmuzdu. Büyük bir heyecanla birlikte, içten içe hafif bir sızı halinde yol alan bir hüzün de söz konusuydu itiraf etmek gerekirse. Zira bu kadar uzun süren bekleyiş hiç kuşkusuz beklentileri kat be kat karşılayarak mutlu sonla bitecek; ancak konserin bitimi kim bilir daha kaç sene sürecek yeni bir konser bekleyişine yol açacaktı ( Tabii bu süreç yeni albüm için ne zaman stüdyoya girip, yeni albümlerinin turnesine çıkacakları zamanla doğru orantılı).

Bir önceki gece, heyecandan uyuyamadığı her halinden belli olan ve Axl Rose'un kült bandana stilini büyük bir gururla taşıyan gençler; konser alanının girişinde çoktan yerini almıştı. Aynı anda böylesine eleştirilip diğer yandan da böylesine "öl dense ölecek" bir kitleye sahip olmak başka bir gruba nasip olmamış olsa gerek.

Sert, acımasız, kusursuz ve vahşi bir performans

Gun'N'Fucking Roses İle Buluşma:

Yıllardır, ayrılan ( "ayrılan" diyorum zira "dağılma" diye bir şey söz konusu değil, Guns N' Roses grubu halen yoluna devam ediyor. Ayrılan elemanların azılı hayranlarının iddia ettiği gibi bir "kovulma" da söz konusu değil zira her eleman kendi isteğiyle yolunu ayırmış durumda grupla) grup elemanlarından sonra yaptıkları her işi büyük bir iştahla eleştirip, kötüleyen kitleye rağmen; hala gittikleri şehirleri inletip genç-yaşlı tüm hayranlarını peşinden sürükleyen grupla ilgili sohbetler oldukça koyulaşıyor kuyrukta beklerken.

Önümdeki bir kaç genç (November Rain Gunner'ı oldukları oldukça belli. Yani oldukça çok bilinen parçalardan ve şehr efsanelerinden daha fazlasını bilmiyorlar) her Gunner'ın bir gün tadacağı "Slash'siz de olmaz ki yaaaaaa" muhabbetine dalıyor. Guns N' Rose konserine girmek üzere bilmem kaç saat öncesinden, o sıcağın altında dikilen bu kitle büyük bir çok bilmişlikle " Slash gelse kesin giderim, Myles Kennedy Axl Rose'dan kat kat iyi..." şeklinde doğruluğunun kanıtlanması siyah kar yağması kadar mümkün olan iddialarda bulunuyor.

Sert, acımasız, kusursuz ve vahşi bir performans

En sonunda 1 saat gecikmeli olarak kapılar açılıyor, ve sırf en önde olmak için sabahtan gidilen yoksa geri kalan isimleri dinlemeye meraklı olmadığımız festivale doğru yol alıyoruz.

Konser alanı oldukça sıcak. Aynı zamanda eğlenceli. En büyük eğlence kim ne giymiş onlara bakmak. Kızılay dağıtmışçasına tüm kızların giydiği, ince beyaz kumaş üzerine klasik GN'R logosu baskılı tişörtler içler acısı. Ben şahsen Axl' ın karşısına 120 kızın aynı anda giydiği tişörtle çıkacağıma Slash tişörtüyle çıkardım daha iyi.

Nitekim "Slash tişörtüyle geleni dövüyorlar, kovuyorlar,içeri almıyorlar" şeklindeki uyarılara rağmen cesur bir Gunner ( veya kendisini kamufle etmeyi becerememiş bir Slash ajanı) Slash yazılı tişörtüyle gururla dolaşıyor. O güne özel olarak kendi tasarladığım tişörtü bastırdığım için oldukça mutluyum. Sonra benim kadar özenli olmayı becermiş 2 hakiki Gunner daha görüp iyice keyifleniyorum. Bir kız ve erkek arkadaşı; beyaz dar kotları, renkli bandanalar bağladıkları kovboy çizmeleri, gömlekleri ve kasketleriyle grubun, özellikle de Axl Rose'un 1985 ve öncesi döneminden farksız. İşte gerçek birer fan diye bunlara derim ben!

İlerleyen saatlerle birlikte heyecan azalmıyor değil. Çünkü hem "kesin 3 saat gecikmeli çıkacaklar" diyalogları insanı ruhsal açıdan bezdiriyor, hem de önce sahne alan gruplar beklentileri gayet fazlasıyla karşılıyor.

Sahnenin sağ tarafındaki hoparlörün hemen önünde kaptığımız yeri muhafaza ederek çöküyoruz olduğumuz zemine. Herkes henüz bitmiş olmamalarına rağmen, halsizmiş gibi tavırlar içerisinde.

Derken bu 10 çocuk doğurmuş bitkin anne modundaki karınca sürüsü seyirci, Chinese Democracy intro'suyla kendisine geliyor. Anında, hemen bir yanındakinin omzuna yaslanmış olan kafalar yerinden kalkıp bir kuş misali çevreyi tarıyor.

Seyirciye intro yeterli gelmiyor. İnanmıyorlar bu kadar erken çıkmış olabileceklerine. Bekledikleri şey bir işaret. Yerlerinden boşu boşuna kalkıp, sonra oturamama kabusunu yaşamak istemiyorlar. Bir kişi kalkarsa onlar da kalkacaklar.

Sonunda beklenen oluyor, bir kişi anında sahneye dönerek ayağa kalkıyor ve bunu takiben kalabalık da uyuşan bacakların etkisiyle kah düşerek kah tökezleyerek yerinden zıplıyor(merak ettiğim şey, o 1 kişi ayağa kalkmasaydı, grup Chinese Democracy'yi biz bağdaş kurmuş sırtı dönük bedevilere mi söyleyecekti?).

Sahnede gözler öncelikle Ashba'yı görüyor. Bilincin yeni yeni yerine geldiği o bir kaç saniyelik süreçte de Axl Rose görüş alanımıza giriyor. Ya o zamana dek gördüğümüz video ve fotoğraflardaki adam dublorüydü ya da bu adama bir şeyler olmuştu.

Hala yakışıklı, hala baby face, hala fit ve buna ek olarak herkese kolay kolay yakışmayacak; kendisine karizma katan maço bıyığıyla Axl Rose, en klişe deyimle "büyülüyor". Tam "tamam ya ama ses aynı değildir dur şimdi" demişken, şaarkıya başlayan Rose, seyirciyi nakavt etmiş oluyor. Bu adamın sanki sesine de bir şey olmuş! Böyle devasa bir ses olamaz. Evet ilk günkü gibi, hatta o efsane Paris 1992 konserindeki gibi Welcome To The Jungle'ı söylediğinde; anlıyoruz ki bu adam insan değil.

Şık ötesi, gösterişli giyimi bir yana, Better' da dizlerine karnına çeke çeke yaptığı zıplayışları gözlerimizi faltaşı gibi açıyor.

Nakavt sonrası ayağa kalkma çalışmalarımızda ise 3. darbe de Ashba'nın başını çektiği, o "yeni" tanımını üzerinden atamamış elemanlardan geliyor. Mükemmel çalıyorlar, seyirciyle kontakları rüyalarda görülebilecek cinsten.

Ashba kendisine atılan iççamaşırlarını gitara asıyor, sahnenin sağ tarafındaki kız kitlesinin önünden ayrılmıyor ( evet doğru kısımdan yer tuttuğumu biliyordum) ve çekinmeden seyircinin arasına atlayarak parçalanma tehlikesi atlatıyor.

Bir oyuncak mağazasından alırken, ancak 2. atışımda tutturarak Axl Rose'a fırlatacağımı ve onun da gülerek alacağını bilmediğim kovboy şapkam gerçekten bir işe yaramış oluyor.

Her eleman önümüze teker teker gelip o iletişim ağını kurup geri gidiyor. Biz ise çığlıklarla yetiniyoruz tabii.

Onca klasik varken seçmenin çoğu kişiye anlamsız geleceği parça olan Shackler's Revenge, seyircinin sahiden koptuğu nokta oluyor. Oldukça sert, acımasız, kusursuz ve vahşi bir performans. Guns N' Roses'a oldukça uygun!

Another Brick In The Wall tınıları seyircide ilk başta "ne oluyor yahu" tepkisi yaratsa da ( evet çünkü bu parçanın Serdar Ortaç cover'ından haberdar olan seyircimiz, dansçı kızlarıyla sahneyi Ortaç'ın basmış olmasından korktu bir an!) sonra oldukça keyifli dakikalar yaratıyor November Rain öncesinde.

Dansçı kızlar demişken, sahne önünde danseden groupie kızlarımız erkek izleyicileri bile çirkinliğiyle rahatsız etti. Nerde eski groupie'ler tabii ki.

Nightrain'le birlikte artık %100 oranda kendimizden geçmişken, ayinimizin finali alışılageldiği üzere Paradise City ile yapılıyor. Gül misali konfetilerden ötürü kıpkırmızı bir gökyüzü, en tepede Axl Rose ve aynı enerjiyi kendi arasında çevirerek büyüten binlerce seyirci...

O gece ordan ayrılırken (aslında "ayrılamazken" de denilebilir, zira hala kendisine gelemeyen seyirci, bir süre daha yerine çakılı kalmaya devam etti) kuşkusuz ki herkes en büyüğün kim olduğunu ve geçmişten herhangi bir sayfaya ihtiyaçları olmadığını anlayarak ayrılıyordu. Bir de aşık olarak...

Sert, acımasız, kusursuz ve vahşi bir performans

Fotoğraflar (yukarıdan aşağıya): Can Sarıçoban, Müşra Demir, Evren Ünal



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: