MÜZİK ODASI

Free Jazz - Kollektif Bir Başkaldırı: Cazın anarşik çocuğu "Free Jazz" incelemesi

Özgür Palaz - 4 Haziran 2010

Cazın Afrika kökenli Amerikalılar arasında doğuşu, kuşkusuz, ulusal ve ırkçı baskının bir yan ürünüdür; ama caz, aynı zamanda ezici çoğunluğu işçi sınıfından oluşan bir halktan doğan bir müziktir. Gene de, caz, bu ülkede işçi sınıfı tarafından yaratılmış, en yüksek ölçüde gelişmiş bir sanat formudur. Caz müziğini kent yaşamıyla en kolay özdeşleşebilir kılan, işte bu sınıfsal karakteridir. Cazın sesi, kentin sesi, çalışan ve eğlenen kent halkının sesidir."
Geoffrey Jacques

İkinci Dünya Savaşı'nın üzerinden henüz 15 sene geçmiş, ülkeler yaşadıkları yıkımların üstesinden gelmeye çalışırken, dünya, yükselen bir gücün tahakkümü altına girmeye başlamaktaydı; Amerikan ideolojisi. İlk insan Sovyetler Birliği tarafından uzaya gönderilmiş, Küba'da Fidel Castro ve Ernesto 'Che' Guevara önderliğinde sosyalist bir devrim gerçekleşmiş, Çin'de Mao'nun önderliğindeki komünist hareket büyük ivme kazanmış, Avrupa'da (özellikle Fransa ve İngiltere) sosyal-kültürel içerikli öğrenci hareketleri büyük kitlelere ulaşmıştı. Amerika'da ise II. Dünya Savaşı sonrasında başlatılan komünist histerisi doruk noktalarına taşınmış, Vietnam "özgürlüğe tehdit oluşturduğu" gerekçesiyle Amerika tarafından "özgürleştirilmek" üzere işgal edilmiş, ABD içerisindeki tüm işçi sınıfı hareketleri sistematik olarak terörize edilmiş, işçi liderleri suikastlara kurban gitmiş, Einstein gibi birçok aydın ve bilim adamının içerisinde bulunduğu onbinlerce insan McCarthy'ci baskı tarafından fişlenmişti; bu baskıdan elbette ki İç savaş döneminden sonraki yıllar boyunca da hep Amerika'da alt sınıf görülen siyahî ırkın payına bir şey düşmemesi düşünülemezdi.

vv

Solda tarihin "ulu" faşistlerinden: Joseph McCarthy. Sağda ise Küba Devriminin önderleri Che ve Fidel…

vv

Vietnam Savaşı devam etmekteyken, A.B.D. soğuk savaş hamlelerine ara vermemekteydi…

Tüm dünyada liberal ve idealist düşüncenin tahtını yavaş yavaş materyalizme bırakması, Avrupa'nın tamamında olduğu gibi Amerika'da da büyük kültürel ve sosyal devinimlere yol açmıştı; hippi hareketi, kadın hareketlerinin yükselişi, siyahî özgürlük hareketlerinin büyük kitleselliğe ulaşması gibi. Özellikle siyahî müslümanların kurtuluş mücadeleleri ve pasif direniş hareketi bu dönemde caz müziğin temel yönelimlerinin belirlenmesi konusunda büyük pay sahibidir. Her alanda olduğu gibi kapitalist üretim ilişkileri, caz müzik alanında da temel belirleyen olmuştur; eleştirmenler, bu dönemdeki müziği sistematik olarak kayıt endüstrisinin taleplerine göre şekillendirmeye çalışırken, beyazlar, tüm yaşam alanlarında kurdukları ırkçı tahakkümü caz alanında da siyahî müzisyenlere dayatmaktaydılar. Bu nedenle 50lerin sonları ve 60ların başlında çıkan "Free Jazz" akımı, birçok eleştirmen tarafından şiddetle reddedilmiş, ilkel ve kaba olarak nitelendirilmişti. Bunca düşmanlığın sebebi ise bellidir; free jazz sadece müzikteki geleneksel normları yıkmamış, akıllara gelmeyen bir "cüret" de göstermişti: Müziğin politika ile birlikteliği.

Karl Marx, insanın varlığının belirleyeninin onun bilinci değil, aksine bilincini belirleyeninin onun sosyal varlığı olduğunu söylemişti. Afro-Amerikanlar, müzikleri sayesinde, bu varlıklarını kanıtlamışlardır. Siyahîler, müziklerini içinde bulundukları sosyal ayrımcılığı protesto etmek ve sosyal - sınıfsal anlamda bir "terfi" elde etmek için kullanmışlardı; üçyüz yılı aşkın bir süredir siyahî toplum, müziği ile ifade edildi; umutlarını, kızgınlıklarını, sevinçlerini yansıttılar. Ancak dünyanın içerisinde bulunduğu mevcut politik zaman, birçok siyahîye mevcut sınıf bilincini kazandırmaktaydı, bunun sonucu da doğal olarak haklarına yönelik somut taleplerin artmasıdır. Tüm sanata, bilime, insanlığa dair her şeyin içerisinde bulunduğu anın koşullarına göre şekillenmesi gibi caz da bu koşullar altında şekillenmiştir; milyonlarca özgürlük isteyen siyahî ve beyaz Amerikalının eylemi, sanatta birçok alanda ifade ettiği gibi, müzikte de cisme bürünmüştür; Jefferson Airplane, Bob Dylan, Joan Baez, Syd Barrett, John Lennon, Leonard Cohen, Janis Joplin gibi birçok ismin yanında bizim kritiğini yapacağımız Ornette Coleman, Cecil Taylor, Archie Shepp, Charles Mingus gibi birçok Free Jazz müzisyeninde. 

vv

Beyaz orta sınıf mutluluğu altında ekmek sırası bekleyen siyahî Amerikalılar (White-Bourke 1937)
Free Jazz'ın ilk örneklerinin ortaya çıkmaya başlamasından itibaren caz dünyasının önemli isimleri tarafından bile (daha sonraları sözünü geri alsa da örneğin Miles Davis tarafından) hor görülmesi ve ciddiye alınmaması, müzikte, hatta sanatta mevcut bir problematiğe işaret etmektedir; statükonun rolü. Kendisinden önceki birçok geleneksel - muhafazakâr anlayışı yıkan düşünce sistematikleri bir süre sonra mevcut koşulların sürekli ilerlemesi, ancak bu düşünce yapısının bu devinime ayak uyduramaması yeniye olan bir yabancılığı, karşı duruşu, hatta kimi zaman düşmanlığı doğurur. Ancak insana ait her şey gibi müzik de sosyolojik elekten geçirilerek yorumlanmalıdır; bu yazının temel fikri olan sosyolojik - siyasi ve ekonomik koşulların temel belirleyen olduğu fikriyle. Bu durumu sanat eleştirmeni Sidney Finkelstein şu şekilde ifade ediyor:

Halk, müzikten önce gelir. Halk, müziğe kendi gereksinimleri uyarınca biçim verir ve artık ona ihtiyacı kalmamışsa o müziği göz ardı eder...

Çağdaş konser müziği kompozisyonlarının çoğunlukla kötü oluşu, konser müziğinin çoğunlukla "ölmüş insanların" müziği olduğunu bilen birçok bestecinin ölmüş insanlar gibi beste yapmaya karar vermelerinden dolayıdır. Bunun yaygın terimi "akademizm"dir. Bu gibi üstü örtülü taklit yapıtlar sıradan icra yöntemlerine kolayca uygun düştükleri, akıl ya da dar görüşlü düşünce tarzını zorlamadıkları için bunların reklamını yapıp sunan kişiler tarafından kabul edilebilir şeylerdir. Bu yapıtlar çabucak silinip giderler, çünkü daha başından cansızdırlar; ama aynı modele uygun olarak kesilip biçilip kotarılmış yeni yapıtlar onların yerini alır.

Günümüz konservatuarlarının ve sanatçılarının "profesyonel" anlayışı için ne güzel betimlemeler…

"Free jazz"ın karakteristik özelliklerine baktığımızda kollektif doğaçlamaların, geleneksel anlamda bir soloistin yokluğunun, bebop'ın tematik yapısının dağıtımının, akademik tekniğin hor görülmesinin temel etmenler olduğunu görmekteyiz. Kimi yazarlar "Free jazz"ın kendi doğası gereği yarattığı bazı çelişkilere dikkat çekmekteler; "Free jazz", tüm sabit formlardan kaçınmaya çalışırken kendi geleneğini, hatta doğaçlama için bile kendi akademizmini yaratmıştır." Bu yorum free jazz'ın gökten zembille indiğini söylemekle bir anlamda eşdeğerdir olmaktadır, varlığı materyalist felsefe ile açıklayan filozoflar, özellikle Marx ve Engels, maddenin içsel çelişkileri ve dış ilişkilerinin bütünü, hareket halinde içindeki durağanlık ile deviniminin çatışmasının bütünlüğü olarak tanımlamışlardı. Yani free jazz aslında ne tamamen tüm kuralları yıkmaya çalışmaktadır (ki zaten bu mümkün değildir tartışıldığı üzere) ne de kendi durağanlığında kısılı kalmaktadır. Bunu açıklamak şu şekilde daha doğru olacak; kırklarda, bebopçılar caz müzisyeni yaptıklarının mainstream olarak nitelendirilmesine karşı öyle kolayca sindirilemeyecek yeni tarzlar yaratarak karşı çıkmışlardı. Bebopçıların karşı duruşu büyük oranda müzikaldir, beyazların taklit edemeyeceği kadar kompleks, bırakın dans etmeyi rahatça dinlenilmesi bile zor bir caz anlayışıydı yarattıkları. 1960 öncesi cazda var olan kendine has özgürlük anlayışı, birkaç sebepten dolayı sınırlıydı; bir kişi solo atarken diğer grup elemanları ya ona eşlik eder (solo olarak değil tabii ki) ya da sessiz kalırdı, nadiren eş zamanlı ve eşit derecede bütün bir çalım söz konusuydu. Bas ve davul açık biçimde yardımcı bir roldeydi, çoğu zaman geri plandaydı. Ve de en belirgin anlamda tüm enstrümanlar akor yapıları, ölçüler ve tempo tarafından belirlenmekteydi. Free Jazz ise cazın özündeki bu özgürlük anlayışının sınırlarını (buradaki örnek bebop) kendine anti-tez alarak varlık paradigmasıyla birlikte sentezine ulaşmıştır; cazdaki özgürlük anlayışının limitlerini çarpıcı bir biçimde genişleterek. Armoninin birçok kuralını, ölçü ve şarkı formlarını reddederek müzisyene birçok seçim olanağı tanımıştır. Eş zamanda üretilen iki veya daha fazla "melodik çizgiler" daha eşitlikçi bir grup anlayışına izin vermektedir. 

vv

1940'ların büyük caz müzisyenleri (soldan sağa) Thelonious Monk (piyano), Charlie Parker (alto saksafon), Dizzy Gillespie (Trompet). Cazın beyazların taverna eğlencesi olmasından kurtulup bir başkaldırı haline dönüşmesi ilk bebop ile mümkün olmuştu…

Free Jazz'ın temsilcileri, adaletsiz toplum yapısına karşı olan isyanlarını yeni bir form yaratıp müzikal gelenekleri yıkarak ifade etmişler, Amerikan eşitsizliğine karşı kendi eşitlikçi alternatiflerini sunmuşlardır; siyasal ve toplumsal tepkinin sanatsal yansımasıdır bu. Politik belirlenimin etkisini Charles Mingus'un şarkılarına bakınca anlamak oldukça kolay; Haitian Fight Song (ki kendisi zaman zaman Afro-American Fight Song demektedir), Work Song, Prayer for Passive Resistance, Meditations on Integration. Bu şarkılardan Haitian Fight Song için attığı solosu için şöyle diyor Mingus:

Önyargıları, nefreti, zulmü ve bunların ne kadar haksız olduğunu düşünmezsem [soloyu] doğru çalamıyorum. Orda üzüntü ve feryat var ama kararlılık da. Ve bu, genellikle benim hislerimle son buluyor; "Onlara söyledim! Umarım birileri beni duymuştur."

Free jazz teriminin yaratıcısı olarak kabul edilen saksafonist Ornette Coleman ise Mingus'un aksine politik düşüncelerini şarkı isimleri veya şarkı sözleriyle pek ifade etmemiştir. Ancak birçok röportajına göz gezdirildiğinde ırkçılıktan çok çektiği ve ırkçılığın yok olması için duyduğu büyük arzuyu görüyoruz. Onun müziği bu bağlamda siyahîlerin haklılığının kabulü için içinde bulunduğu arayışlardır. Martin Luther King, 28 Ağustos 1963'te 250.000 siyah ve beyaz Amerikalının önünde "Bırakın özgürlük çınlasın" diyor ve tüm yurttaşları uluslarının "ahenksiz gürültülerini kardeşliğin güzel senfonisine" çevirmeye çağırıyordu. Coleman özgürlüğün notaları ile o güzel senfonisine başlamıştı bile…

vv

Free jazz'ın önde gelen temsilcileri: Charles Mingus (bas), Cecil Taylor (piyano), Ornette Coleman (alto saksafon)

1960 - FREE JAZZ - A COLLECTIVE IMPROVISATION - BİR ALBÜM İNCELEMESİ

Free Jazz - A Collective Improvisation albümü, 1960 da alışılagelmedik bir grup anlayışıyla kaydedilmiştir: iki davulcu, iki bassist, iki trompetçi, bir bas klarnet ve plastik alto saksafonda Ornette Coleman. Ornette Coleman tarafından yaratılan bu ansambl düzenine double-quartet denilmektedir.


"Free Jazz"ın isim babası olarak bu albüm anıldığından söz konusu albümün incelenmesi gerekliydi. Free Jazz - A Collective Improvisation albümü sol ve sağ olarak iki ayrı stereo kanalda kaydedilmiştir:


LEFT CHANNEL / RIGHT CHANNEL

Ornette Coleman (as) / Eric Dolphy (bcl)

Don Cherry (t) / Freddie Hubbard (t)

Scott LaFaro (b) / Charlie Haden (b)

Billy Higgins (d) / Ed Blackwell (d)

Albüm, aralıksız 38 dakikalık bir kayıttan oluşmaktadır. Kısa ve öz; kısmen yazılmış, kısmen doğaçlanan her bir quartete ait melodiler bulunmaktadır, ancak kaydın büyük bölümü kollektif doğaçlama sonucu kaydedilmiştir. Free jazz albümünün müzisyenlerine baktığımızda (ve de genel olarak free jazz'da) akor çalabilen tüm enstrümanlardan özellikle kaçınıldığı görülmektedir, Coleman önceden belirlenmiş akorlar yokken müzisyenlerin "lick"ler yerine kendi melodilerini özgürce yaratabildiklerini düşünmektedir:

Genelde bir melodi çaldığınızda diğer müzisyenler çalarken neler yapabileceğinizi bilmek için bir form yaratırsınız, ama biz bir melodi çaldığımızda bunun nereye gideceğini, ne yapılacağını gösteren hiçbir şey yoktur.

Albümde, çok yüksek ve çok düşük notların çalımı, ciyaklamaya iniltiye benzer seslerin kullanımı, kimi yerlerde basın eşiğinin altına inilmesi, saksafondan gelen seri ve perküsif efektler ile enstrümanların tonal imkânlarının oldukça zorlandığını görüyoruz. Bu albümde ve diğer kayıtlarında dinlenebileceği üzere Coleman ani giriş yaptığı ve az vibrato kullandığı, keskin ve parlak bir çalış stiline sahiptir. Kayıttaki bireysel denemelerin ve zenginliğin altında fark edilir bir grup uyumu söz konusu; her bir quartet, kendi motifini (melodisini) çaldıktan sonra bir müzisyen baslar ve davullar eşliğinde solosuna başlamaktadır. Soloist, daha önce de belirtildiği gibi bu solo esnasında herhangi bir akor dizilimi veya ölçüye bağlı değildir. Akorların yokluğunda oluşturulması gereken "duygusal etki" ve bas-davul ile solo enstrüman arasındaki bağ tamamen sezgisel ve işitsel bir biçimde olmaktadır, empatik bir tavır kendini oldukça dayatıyor görüldüğü üzere. Doğaçlamalar ise tüm üflemeliler girince daha kolektifleşmektedir, soloist açıkça melodiye liderlik ederken diğer enstrümanlar özgürce soloisti "yanıtlamakta" , diğer enstrümanlarla bağlantı kurmakta, kimi zaman onu durdurmakta, kimi zaman solo enstrümana eşlik etmektedir. Kısa bir süre sonra soloist solosunu fazla uzatmadan yerini gruba bırakmaktadır, soloist rhythm section ile kısa bir solo daha atar ve grup kayıtta birkaç kez çalındığından önceden yazılı olduğunu düşündüren bir pasaj çalmaya başlar.

Bu formatın bir tek bas ve davul solo kısımlarında değiştiğini görüyoruz. Bassistler kendi aralarında sololarını davul ile atmaktadırlar. Kromatik notaların verdiği gerilimli ve heyecan dolu etkiyi özellikle 30lu dakikaların başındaki bas solo kısmında hissediyoruz. Davulcular ise solo bölümlerinde birbirlerinden alakasız olarak sololarını atmaktadırlar. (Davulda tuşe ve hareketin imkânları düşünüldüğünde aynı soloyu atmaları ne derece mümkündür, orası tartışmalı…)

Bu kollektif doğaçlama, önceden belirlenmemiş bireysel özgürlük ve gruptaki uyum geleneksel bağlamda düşündüğümüz cazdaki polifoniyi oldukça üst seviyeye taşıyor. Ölçü ve akorların olmaması üstte de söylenildiği gibi müzikal bir empatiyi zorunlu kılmaktadır.

Coleman şu sözleriyle albümdeki temel mantalitesini açıklıyor:

Bizim için en önemli şey, bir diğerinin yolunda gitmeden, her müzisyen için yeterli çalma imkânı tanıyarak, aynı anda hep beraber çalmak ve bu fikri albümün tümünde takip etmekti.

Siyasi mücadelesiyle kendisinin önce insan olarak nitelendirilmesini talep eden 60ların siyahî mücadele manifestosu ile ne kadar paralel bir düşünce… Coleman ve diğer tüm free jazz mensupları, müzikte getirdikleri alternatif form ile birlikte, toplumsal - siyasi mücadeleye sanatsal olarak katkılarını koymuşlar, tıpkı Fransız yeni dalga sineması, dada, sürrealizm gibi birçok sanat akımı gibi uğruna mücadele edilen devrimin, sanattaki yansımasını oluşturmuşlardır.

Faydalanılan Kaynaklar:

John D. Baskerville, Free Jazz: A Reflection of Black Power Ideology, JSTOR
University of Illinois Press, Ethnomusicology, Vol.18, 1974
Charles Hersch, "Let Freedom Ring" : Free Jazz and African - American Politics
Sidney Finkelstein, Bir Halkın Müziği - CAZ 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: