MÜZİK ODASI

"Ez Te Hezdıkım Ahmet Kaya!"

Atlantisten Gelen Adam - 16 Kasım 2010

Geçtiğimiz aylarda, bizim derginin "derin deli kasap"ı Nirvana Kedi, Ahmet Kaya sevgime biraz mesafeli yaklaşmış, 10 sene önce bugün kaybettiğimiz müzisyenin aslında idealize edildiği gibi bir sanatçı olmadığı yolunda bir takım şüphelerini dile getirmişti. İşte Tarabya'da, Rumelihisarı'nda falan, mafyöz ilişkiler içinde, biraz kabadayı gibi, biraz da sokak serserisi gibi takılırmışlar ve saire… Sevgili arkadaşım, müzik programcısı Güven Erkin Erkal ise, Kaya'nın ölüm yıldönümünü andığımız bugün, bir sosyal medya ağındaki Ahmet Kaya tartışmalarına katılmış ve Kaya ile ilgili fikirlerini paylaşmıştı (Yeri gelmişken, değerli müzik programcısı Güven Erkin Erkal'ın, tuhaf bir yöntemle, kendi programını bırakmak zorunda kalmasını da yadırgadığımı söylemeliyim. Hayatın her alanında "piyasa" ilişkilerinin geçerli olmasının doğal bir sonucu olsa gerek bu durum. Piyasa bacak istiyor, piyasa meme istiyor, piyasa dilber dudak istiyor; eh be arkadaş neymiş bu piyasa, her alanda illa fallik bir unsur istiyor. Sakat toplumumuz, rahmetli Dr. Kinsey'in doğal çalışma laboratuarı gibi mübarek!).

Erkal, İbrahim Tatlıses'e gönderme yaptığım, "Ahmet Kaya'yı Sevmeyen Ölsün!" ibaresine aşağıdaki gibi bir yanıt vermişti:

"Ahmet Kaya'yı tanısaydın, biraz muhabbetin olsaydı ve halen yaşıyor olsaydı yine böyle cümle kurar mıydın merak ediyorum... Müzik ve organizasyon işleri yolculuğumda, zamanın bir yerlerinde Ahmet Kaya'yla da karşılaşmalarım oldu. Ömer Muz adlı bir ressam arkadaşım vardı... İlk albüm çıkmadan önce kapağını çiziyordu. "Kim bu, yeni bir türkücü mü" diye sormuştum... Bir tane kaset çıkarttı teybe koydu... "Vayy! kaydı düzeltip şu çıstak klavyeler yerine canlı davul falan kullanırsa, Cem Karaca'nın bıraktığı yerden devam edecek galiba" diye düşünmüştüm... Dönemin kayıt şartları falan derken o dinlediğim kayıtlar, "Ağlama Bebeğim" adıyla aynen öyle yayınlandı.

Şafak Türküsü çıktığında askerdeydim... Yine o günlerde Status Quo, Bolland kardeşlerin "Your In the Army Now"unu coverlamıştı.. Bölükte iki - üç kişiydik... Bu şarkı kalorifer dairesinde demlenmelerimize eşlik ederdi... Koca kolordu ise tabi ki bu şarkıyı marş yapmıştı...

Derken askerlik bitti işimin başına döndüm... Gülhane Parkı, Taksim konserleri falan hayat sürdü... İşte o meşhur Gülhane konserleri sırasında Ahmet Kaya'yla tanıştık... Tavla da oynadık... Ahmet Kaya'nın tavla arkadaşları arasında bölgenin emniyet amiri de vardı... Tabancasını hiç bir zaman helada unutmadı... Aralarında ruhsatlı silahı amirinki mi daha iyiydi muhabbetleri olurdu... İçmeyi severdi, muhabbeti iyiydi... Şunu çok net söyleyebilirim; işini iyi yapardı ve dönemi ve kendi ortamına göre gayet "trendy" idi... Müzikte iyi bir iş adamıydı da... Sistemle aykırı düşmeyi istemezdi, "aykırı" olmanın kendisine katacağı şeyler olabileceğini de düşünürdü... Bu iki durum içersinde bir kimya ararken, bazen elinde tüplerin patladığı da olurdu... Mgd gecesi (Magazin Gazetecileri Derneği) işte o anlardan birisidir.

Ahmet Kaya'dan hiç nefret etmedim... Müziğimiz içindeki yerini gören ve kabul edenlerdenim... Ve hiç de olmasa olmaz diyerek çok sevmedim de... Tarihten gelip geçmiş müziğe dair ansiklopedik bir bilgidir benim için... Bir gün öleceğim elbet… Ama bu Ahmet Kaya için hiç bir zaman "badem gözlü"ydü demediğim için olmayacak."

Güven'in samimi olarak dile getirdiği düşünceler, özellikle tarihsel değer taşıdığı için önemliydi. Ahmet Kaya'yı anma yazıma almamın sebebi bundandır.

Ne Güven Erkin Erkal'ın yukarıda anlattıkları ne de Nirvana Kedi'nin tereddütlü yaklaşımı, Ahmet Kaya'ya olan sevgimi azaltmakta, bilakis, O'nun hataları ve sevapları ile "insan" yönünün iyice öne çıkması, sempatimi arttırmaktadır. Çünkü, arkadaşlarıma verdiğim cevapta da belirttiğim gibi; bu kusur ve zaaflar, Kaya'nın yürekli bir İNSAN olduğu gerçeğini değiştirmiyordu. Varsın "trendy" olsundu, bu ülkede devrimciliğin en öcü bellendiği karanlık yıllarda sosyalist olmayı kitleler nezdinde meşru kılmaya cüret etmek kaç tane sanatçıya özgü bir tutumdu? Erkal, "Aykırı olmanın kendisine katacağı bir şeyler olabileceğini düşünürdü" derken, belli ki bir menfaat sağlamayı kastediyordu ancak bu ülkede "aykırı olmak", bu coğrafyada "devrimci olmak" kime ve nasıl bir maddi katkı sunabilirdi ki "aykırı olmanın" insana özgürlük duygusu vermesi gibi son derece manevi bir güç dışında? Aykırı olmak elbette ki bir şeyler kattı Ahmet Kaya'ya… Aykırı olmak, özgür olmak; bu duygunun para ile ölçülmesi, bir karşılık bulması mümkün müdür? Bir insanın, gerçekten bir insan olabilmesi, gerçekten de varolduğunu hissedebilmesi belki de ancak "aykırı" olabilmesiyle mümkündü?

Ancak burada başka bir sorun var…

Bir müzisyen sahneye çıkıyor. Bugün için gayet sıradan sayılabilecek, masum bir takım laflar ediyor.

Ve o anda bir linç ortamı peydah oluveriyor.

Ve sonrasında, başta Hürriyet Gazetesi olmak üzere, bir çok odak, bu müzisyen için karalama kampanyalarının bayraktarlığını yapıp, toplumu terörize ediyor, bu histerik ve ilkel toplumsal paranoya, sıradan faşizmin kudurganlığını gün be gün arttırıyor.

Ve sonrası, malum, sürgün zamanı.

Müzisyenin gurbet elinde kalbinin dayanamaması.

Keşke Kaya değil de bu duruma sebebiyet verenler ölseydi.

Ahmet Kaya için söyleyebileceğim tek şey ise şu:

"Ez Te Hezdıkım…………………."

Huzur içinde yat.


 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: