MÜZİK ODASI

Etkin Dinlemenin Tarihle Müzikal Bağı

Tunca Arıcan - 16 Haziran 2011

Etkin Dinlemenin Tarihle Müzikal Bağı


Müzik, yalnızca seslerin ya da tonların üretildiği fiziksel bir olay değildir. Müzik aynı zamanda kültürel etkileşimden ve toplumsal ilişkilerden beslenen bir ifade şeklidir. Evrensel bir insan edimi olarak üretilen, tüketilen ve yeniden üretilen bir sanat biçimi olsa da, müzik aynı zamanda kültürel-yerel bir sürece tabidir. Seslerin ana kaynağına bakıldığında, müzik doğanın nevi şahsına münhasır bir taklididir. Fakat müziğin bu karakteristiği basit bir kopyalamanın ötesinde değerlendirilmelidir. Çok kabaca müzik, insanın hayli karmaşık ve yoğun bir ifade etkinliğidir. Jacques Attali 'ye göre, müziğin bir araştırma nesnesi olmasından önce gelen, dünyayı algılama yolu olmasıdır. Müzik basitçe, bir dışavurum ya da duygu ve düşünceleri idrak aracıdır. Toplumun yapısını yansıttığı gibi, toplumu inşa eden işitsel unsurları da düzenler. Farklı zihinsel algılayışlarla da bağlantılı olan müzik, tarihsel ve kültürel süreçleri işitsel-sözel yollarla dinleyiciye sunar.


Müzik, üretim aşamasında kültürden, politikadan ve toplumsal yapıdan beslendiği gibi, teknolojik ilerlemeden de etkilenir. En basit çalgı aletinden en karmaşığına, müzik-teknoloji etkileşimi sürecini teknik ilerleme oluşturur. Bu da -eğer bu konuda zanaatkâr değilse- müzisyenin alım gücünün etkisini de beraberinde getirir. Teknoloji-müzik ilişkisinde, teknoloji karmaşıklaştıkça müzik de karmaşıklaşır düşüncesi doğru değildir fakat bundan faydalanmanın temelinde de yine kültürel iklim yatar. Besteci, müzik üretimi esnasında, içinde bulunduğu sosyoekonomik ve kültürel yapının nüvelerinden beslenir. Eserini sunacağı dinleyici kitlesini düşünerek müziğini tasarlar, düzenler ve sunar. Nasıl ki felsefenin ya da hukukun dili, ilgilendikleri alanlardan ötürü edebi çalışmalardan ayrılır, müzik türleri ve akımları da aynı şekilde kendi içlerinde ayrıksılaşan bir dil kullanır. Eğer kulak, dinlediği müzik türünde kültürel ve işitsel olarak "olgunlaşmamışsa" ezgilerin dilini anlamakta zorluk çekebilir. İfade şekilleri ya da algılayışların arasındaki bu ayrışmaların, eğitimden politikaya, pazardan tüketim kalıplarına kadar birçok bağımlı değişkeni mevcuttur. Örneğin, ileri derece şan ve kulak eğitimi gerektiren opera ile politik, doğrudan etki ve muhalefete dayalı punk arasındaki fark bu değişkenlere göre ortaya çıkar. Punk müzisyenleri duygu ve düşüncelerini ifade etmede, enstrümanlarına hâkim olmaktan öte müziğin sadeliğini ve sözlerin gücünü gözetirken, opera, etkisini seçkinci bir yerden, oldukça karmaşık bir müzik icrasından yaratır. Ayrıca, her iki müzik türünün ekonomik olarak farklı sınıfların kültürel pratikleri olmaları da üretim sürecini etkiler. 


Müzik tarihsel süreçten ayrı olarak değerlendirilemez. En basit şekliyle, karmaşık iktidar ilişkilerini, otoriter yönetimin sembolü olan ve sarayda icra edilen müzikler ile otoriteye maruz kalan halkın ürettiği müzikler farklı biçimlerde ifade eder. Anadolu'da âşık geleneği bu konu için güzel bir örnektir. Âşıklar, kimi zaman bu ilişkileri ters yüz etmek ve muhalif tutumlarını ifade etmek için farklı yollar izler. Köy kahvesinde, cenazede, düğünde ya da coşkulu herhangi bir etkinlik esnasında, kısaca her yerde, herhangi bir mekâna bağlı kalmadan, doğaçlamadan mizaha kadar birçok farklı biçimlerde düşüncelerini dillendirirler. Ezberlenerek, dilden dile geçerek sözlü bir şekilde yayılan halkın müziği, çeşitlenerek çatallanarak çoğalır; bu yanıyla da nota defterlerinde herhangi müdahale olmazsa yer bulmaz. Pertev Naili Boratav bu konuda: "Bir köyde herhangi bir vaka üzerine türkü yakan adam, o zamana kadar duyduğu türkülerdeki birtakım hazır kalıpları, onlarda zemin ve zamana göre icap eden değişiklikleri yaptıktan sonra terkip etmek suretiyle yeni bir türkü meydana getirmiş olur" demektedir. Boratav'a göre bu eserler, "yüksek münevver zümre temsilcilerinin" olmadığı, kendi âlemlerine kapandıkları yerlerde halkın duygularını, sevinçlerini, acılarını dile getirmek için birer araçtır. Kısaca toplumsal koşullar müzik üzerinde güçlü etkilere sahiptir. Nasıl ki, kadınlar arasında âşık geleneği ataerkil yapıdan kaynaklı olarak gelişme koşulları bulamamışsa ya da erkekler bağlamalarıyla diyar diyar, kahve kahve gezip bu sözlü tarihte yer ettilerse, saray için yapılan müzikler de ezgilerini tarihe not[a] düşebilmişlerdir.

Etkin Dinlemenin Tarihle Müzikal Bağı


Dinleme pratikleri de müzik ediminde aynı ölçüde etkilidir. En şık kıyafetlerle dinlenen saray müziği dinleyicisi ile tüm duygusal coşkusunu doğrudan ve gündelik haliyle ifade eden punk dinleyicisin pratiği farklı olacaktır. Bu tüm müzik türleri için geçerlidir. Nasıl ki heavy metal konserinde müzisyenler takım elbiseyle icra yapmaz çünkü bu, türün kültürel yapısına uymaz; aynı şekilde, gösterişli bir opera binasında müzisyenler deri ceketlerle sahneye çıkmaz. Bu durum, tarihsel olarak türlerin hangi koşullarda ortaya çıktıklarıyla ilintilidir. Toplumsal muhalefet olarak ve çalışan sınıf içinde ortaya çıkan rock ya da heavy metal, operanın üst sınıf halinden ayrıksılaşır. Bu türler, yaklaşık elli yıldır "adab-ı muaşeret" ile değil "rahatlıkta" ve "içtenlikte" diretirken, opera da "şıklık" ve "seçkincilik" konusunda ısrarcıdır. Fakat konu müzikal etkileşim olduğunda, bu hiç dur durak bilmeyen bir süreçtir. Günümüzde senfoni orkestralarıyla konser veren rock ya da heavy metal gruplarına rastlandığı gibi, siyah smokinleriyle, sevilen pop müzik parçalarını icra eden opera sanatçılarına rastlamak da mümkün. Bu bağlamda müzik, en hızlı ve etkin bir şekilde yayılan ya da değişebilen, etkileşime girebilen sanat türüdür. Fakat bahsedilen etkileşim çabuk gerçekleşiyor gibi görünse de, aslında bunun gerçekleşmesi geçmişten kaynaklı kültürel ve dinleme olgunluğuna bağlıdır. Zira her bir müzik türü ya da alttür bir önceki dönemden ciddi olarak beslenir, etkilenir ve sonunda önceki dönemin türlerini özgün bir dile çevirir. Dolayısıyla, hiçbir tür kendiliğinden, tarihsel süreçten ya da sosyoekonomik ve teknik gelişmeden bağımsız ortaya çıkmaz. Aynı şekilde dinleyici de belli bir kültürel birikimle bu sanatı tüketir ve yeniden üretir.


Dinleme edimi, etkin bir şekilde gerçekleştirildiğinde müziğin, duygu ve zihin dünyasına görünür etkileri olabilir. Politik müzikten duygu iletimi üzerine kurulu müziğe kadar birçok eser, bireyin algı, ifade ve yaşam tarzında güçlü dönüşümlere yol açabilir. Çünkü müzik kendi sembolik dünyasını kurmaktadır. Giyim tarzından, sözlerin içeriğine kadar olan sürece dâhil olan dinleyici, bu pratiğiyle kendi değişimi için gereken bilişsel malzemeyi de edinebilir. Etkin dinleyici, müzik türleri arasında vuku bulan geçişkenliği/etkileşimi dahi gözden geçirse, bir çeşit tarihsel ve politik bir sürece dâhil olduğunu anlayabilir. Dolayısıyla, geçmişinden kopartılmış bir ezgi aslında bir asansörde ya da yatak odasında fon olabilirken, üzerine düşünülmüş bir müzik türü sosyolojik bir tartışma için birçok ipucu sağlayabilir.


Sonuç olarak, müzik üzerine konuşmak "düzenlenmiş gürültü "den bahsetmenin çok ötesinde, topluma dair herşeyden konuşmak anlamına gelir. Bu konuşma, kültürlerarası farklılıklardan, bölgeler arası ayrımlara kadar birçok coğrafi ve sosyolojik/etnomüzikolojik mevzuyu bünyesinde barındırır. Dünyanın her bölgesinde müzik farklı şekillerde üretiliyor olsa da, bu bir bölgenin diğerinin müziğini anlayacağı ya da hoşlanacağı anlamına gelmez. Bunun için kültürel ve işitsel birlikteliğin oluşması gerekir. Dolayısıyla müzikler arasındaki farklılaşmalar bizi, yine birçok önemli tartışmanın kucağına iter.


Dinlemenin etkinliği ile müziğin gücü arasındaki ihmal edilmemesi gereken bağ, tüm ezgilerimizi kardeş kılabilecek tarihsel nüvelere dahi sahip olabilir.
 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: