MÜZİK ODASI

Earthshaker Open Air Festival 2006

Levent Vahdettin - 31 Ağustos 2006

Earthshaker Festivali bu sene 20-22 Temmuz tarihleri arasında Baviera bölgesinde Amberg'e bağlı Rieden/Kreuth köyü yakınlarında, aslında bir at biniciliği tesisi olan büyük ve güzel bir alanda gerçekleştirildi.

20 Temmuz sabahı bir arkadaşla birlikte Münih'ten festivale en yakın tren istasyonu olan Amberg'e gitmek için yola çıktık. Almanya'da alışılagelmişin dışında seyreden çok sıcak bir hava vardı. Amberg'e yaklaştıkça trendeki metalci sayısı git gide arttı. İlk başta dikkatimi çeken metalci arkadaşların ellerinde bira kasaları ve bira fıçılarıyla birbiri ardına su gibi bira tüketmeleri oldu. Ambergen festival alanına shuttle bus dedikleri otobüs seferlerinin düzenleneceğini internetten öğrenmiştik. Amberg'e ulaştığımızda binlerce arkadaşın shuttle bus için beklediğini gördük ve biz de Rieden/Kreuth'a giden birkaç metalci arkadaşla birlikte belediye otobüsüne bindik. Tabi durağın festival alanına çok yakın olduğunu tahmin ederek! Rieden/Kreuth durağında indiğimizde bir gün öncesinden kampa gelmiş ve bira almak için köye inen metalci arkadaşlara rastladık ve festival alanının üç kilometre uzakta olduğunu ve ulaşım için herhangi bir vasıta olmadığını öğrendik. Hava çok sıcaktı ve 15-20 kg'a yakın sırt çantalarımızla resmen sürüne sürüne festival alanına ulaştık. Konserlerin başlamasına 30 dk. falan vardı ama biz oraya vardığımızda kamp alanı ve konser alanı için girişler çoktan açılmıştı. Bizdeki gibi kapı rezaletlerinin olmayışı güzeldi tabii. Neyse 5-10 dk. bileklik için bekledikten sonra kamp alanına çadırı kurmak için daldık.

İLK GÜN:

Kamp alanına girişte herhangi bir üst baş araması yapılmadı. Biz çadırı kurmaya koyulduğumuzda Justice adlı grupla Earthshaker Festivali'ne de start verilmişti.
Komşu çadırlardan birkaç Almanla tanıştık. Onlarla sohbet ederken 2. grup olan Threat Signal da sahne performansını bitirdi ve sıra 3. grup olan Communic'e geldi. Communic hakkında öncesinde pek bir bilgim yoktu, çevreden duyduğum kadarıyla progressive metalci ve Norveçli olduklarını öğrendim. Communic'i canlı izlemek için ilk kez konser alanına geçtik. 7-8 tane giriş kapsı ve 8-10 tane görevli ile her girişte sıkı bir üst baş araması yapıyordu. İçeriye küçük su şişesi bile sokmak yasaktı. Communic hakkında ise; davulcusunun bayağı iyi olduğunu, vokal ve gitarist arkadaşın kendinden emin tavırlarla önde topladıkları seyirciyle hoş bir performans sergilediklerini söyleyebilirim. Bu tarzı seven arkadaşlara denemeleri için Communic'i şiddetle öneririm.

Communic'ten sonra arada diğer grup hazırlanırken izleyicileri Adams Family Soundtrack şarkısı eşliğinde hortumdan fışkırtılan suyla serinletmeleri enteresan bir görüntü oluşturdu. Tabi daha sonra bu hortumla serinletme işlemi her aralarda havanın sıcaklığının da rekor seviyelerde seyretmesiyle rutine alındı. Çevredeki insanları incelediğimde katılımcıların Almanlar dışında çoğunluğunu İsveçliler ve diğer İskandinav ülkelerden gelenlerin oluşturduğunu, taşıdıkları bayraklar ve tiplerden çıkarmak mümkündü. İlk bakışta şöyle de bir gerçek vardı ki; Children Of Bodom tişörtü giyenlerin sayısı grup festivalde olmamasına rağmen çok fazlaydı! Bize enteresan gelecek başka bir nokta ise etek giyen erkeklerdi! Erkek metalcilerin etek tercihini ise dar uzun midi siyah etekle kırmızı ve yeşil tonları ağır basan İskoç etekler oluşturuyordu.

Sırayı canlı şovlarıyla ünlü Alman Knorkathor grubu aldı. Grubun vokalisti olan kel minyon tipli arkadaş sahnede enerjik, hiperaktif şekilde bir performans gösterdi. Rammstein tarzına yakın tarzları ile benim pek ilgimi çekmediler açıkçası hiç beğenmedim de diyebilirim. Vokalist arkadaş tulumla başladığı şovuna şarkılar arasında soyunarak donla devam etti ve enteresan kostümleriyle konserini bitirdi. İyi bir kalabalık topladılar ve özellikle de söyledikleri "Boney M-Ma Baker" coverıyla seyirciyi coşturmayı başardılar. Knorkathor'dan sonra sırayı Satyricon aldı.


Satyricon sahneye çıktığında güneş hala etkisini gösteriyordu ve sıcaktan olsa gerek blackçi arkadaşlar makyaj olayını fazla abartmadılar. Klavyedeki sarışın hatun Satyricon'u izlemem için ayrı bir neden oluşturdu ama blackçi kitle oldukça azdı ve Satyricon'dan sonra sahneye Sodom çıkacaktı. Alman thrashciler "Sodom" tezahüratlarıyla Satyr'e bol bol sözlü tacizde bulundular.

Ve sırayı 25. yılını kutlayan büyük bir seyirci desteğiyle birlikte Sodom aldı. Güneşin de inmesiyle birlikte daha serin ve ferah bir atmosferde Alman thrash devi Sodom bass/vokalde büyük isim Tom Angelripper, gitarist Bernemann ve davulda Bobby Schottkowski ile kanımca festivalin en iyi performanslarından birini sergiledi. Bütün şarkı aralarında 'Unkel Tom' ve 'Sodom' tezahüratlarıyla festival alanı inledi. Tom amcamızla seyircinin iletişimi gayet hoştu.
"The Saw Is The Law", "Ausgebombt", "M-16" ve "Ace Of Spades" cover'ı gibi parçalarla beni ve seyirciyi coşturdular. Sodom sonrasında bir buçuk saatlik sahne dekoru hazırlığının ardından Finli canavarlar Lordi sahneye geldi.

Lordi, Sodom'dan da kalabalık bir seyirci topladı hatta şöyle söyleyeyim en kalabalık seyirci kitlesine Lordi ulaştı. Etrafta "I vote for Lordi" yazılı t-shirtlü seyirci sayısı oldukça fazlaydı. Havai fişekler sahnede tiyatral şovlar eşliğinde Lordi "Blood Red Sandman", "Devil Is A Looser", "Would You Love A Monsterman?", "They Only Come Out At Night", "Who Is Your Daddy?" gibi şarkıları seslendirdi. Hiç beklenmedik anlarda bilumum yerlerinden havai fişek ve diğer patlayıcı görsel maddeler kullanan grup patlayıcı maddeler konusunda bonkör olduklarını ve müzikten ayrı şova da önem verdiklerini kanıtladı.

Bir kere bis yapan grup tabi ki "Hard Rock Halleluja" şarkısını da seslendirdi. Kanımca görmeye değer izlemesi zevk veren güzel bir şova imza atan Lordi, seyirciden de olumlu not aldı. Lordi'yle birlikte festivalin ilk günü sona erdi.Yorucu bir günün ardından çevreden gelen gürültülere rağmen çadırımızda uykuya daldık ama ertesi gün güneşin doğmasıyla birlikte çadırın içinde 50 dereceyi bulan anormal bir sıcakla birlikte sabahın erken saatlerinde uyandık.

İKİNCİ GÜN:
Bira ve alkol tüketimi hat safhadaydı ve kamp alanında ateşin kesinlikle yasak olduğu uyarılarına rağmen mangal yakan arkadaşların sayısı hiç de az değildi. Kamp alanında 3 gün boyunca bir tane bile görevli eleman görmedim. 2. günden itibaren çevredeki pislik artmaya başladı etrafa kusanlar, işeyenler görmek mümkündü. Tuvaletler portatif ve oldukça iğrenç koşullardaydı. Bizim Rock Republic Festivali'nde oldukça tepki alan portatif tuvaletlerin aynısıydı ve en temizi onlardan daha pisti!

Festivalin ikinci günü saat sabah onbirde Equilibrium ile birlikte start aldı.Güneş tepede ve hava sıcaklığı rekor seviyelerde seyretmeye devam ediyordu. Ben de kendime gölge bir yer bulup festivali buradan takip ettim. Equilibrium'un ardından İsveçli Evergrey sahneye geldi.


İsveçli ve diğer İskandinav ülkelerden gelenler başta olmak üzere oldukça fazla bir izleyici kitlesini sahne önüne İsveç bayrakları ile birlikte toplamayı başaran Evergrey; dark atmosferik progresif tarzını en güzel şekilde bize sundu. Son stüdyo albümleri olan "Monday Morning Apokalypse" albümünden şarkılar ağırlıkta olmak üzere seyircinin de şarkılara eşliğiyle birlikte seslendirildi. Evergrey tezahüratlar eşliğinde sahneden ayrılırken büyük alkış topladı.


Evergrey'in ardından sahneye One Man Army çıktı. "21th Century Killing Machine" albümünden parçaları seslendiren gruba da Evergrey'deki aynı seyirci kitlesi aynı ilgiyi gösterdi.

Sıra Hollandalı Gorefest'e geldi. Jan Chris ve arkadaşları eşliğinde headbang olayı bende ve diğer deathci arkadaşlarda hat safhaya ulaştı. Brutal vokaline her zaman için hayran kaldığım grubun performansı esnasında pogo hiç eksik olmadı.Yeri gelmişken değineyim, pogo kesinlikle yasak değildi!


Herkes terden sırılsıklam bir halde bunaltıcı sıcaklarla mücadelesini bol bol bira içerek gidermeye devam ediyordu. 2. gün itibariyle alkol komasına girip hastaneye kaldırılanların sayısı da git gide artıyordu.Konser alanı ambulanslar ve sağlık görevlileri tarafından alkolik Almanlar sayesinde bol bol ziyaret edildi!


Konser alanında bir bardak bira 3 Euro,su yani soda 1,9 Euro,yiyecek fiyatları ise 4-8 Euro arasında fiyatlandırılmıştı. Biz yiyecek olarak döner ağırlıklı menüleri tercih ettik. Ben ve arkadaşımdan başka tek Türk sanırım dönerci arkadaştı. Dönerci arkadaşa başka Türk'e rastladın mı sorusuna ise "yok, tek numune sizsiniz" yanıtını aldık! Müzikten ve ortamdan pek hoşnut değildi herhalde :)

Gorefest'in ardından melodik black-death alanında oldukça başarılı bulduğum Wintersun sahne aldı. Eski Ensiferum elemanı Recke Jari Maenpaa beyaz Ibanez gitarıyla o kompleks gitar riffleri ve sololarını döktürürken vokalde de gayet iyiydi. "Beyond The Dark Sun" gibi bu sıcak yaz gününe ters şarkı sözleri bulunan parçalarıyla 45dk.'lık müzik ziyafeti sundular. Bu 45dk. ne bana ne de seyirciye yetti ki grubun arkasından uzun süre Wintersun bis için sahneye geri çağrıldı ama headliner harici hiçbir grubun bis yapma hakkı yoktu sanırım. Wintersun'ın sahneye tekrar gelmesini isteyen seyirci, sahneye anons yapmaya çıkan görevliyi bile uzun süre yuhaladı.


Wintersun'ın ardından sıra alman The Apokalyptischen Reiter grubuna geldi. Pek ilgimi çekmeyen tarzları bana mola vermek için bir fırsat sundu ve ben de dinlenip bir şeyler yemek için kamp alanı yakınlarında binicilik tesisine ait restorana gittim.Yorgunluktan Caliban'ı da es geçerek Rage sahneye çıkana kadar çam ağaçları gölgesi bulunan bu serin ve hoş mekândan çıkmadım.

Ve sıra Rage'e geldi! Davul stilini beğendiğim Mike Terrana'yı canlı izlemek gerçekten güzeldi. "Down", "Don't Fear The Winters" gibi parçalarla güzel bir performans sergilediler. Rage'in ardında benim de merakla beklediğim New Wave Of Sweedish Death Metal akımının başarılı temsilcilerinden Soilwork'e sıra geldi.


Soilwork ile sabahtan bu vakte kadarki en fazla seyirci kitlesine ulaşıldı. Ben de en önlerdeki yerimi almayı başardım. "Stabbing The Drama" ile konsere başladılar ve grubun frontman'i Bjorn Strind'in sahneye gelişi ile seyircilerde coşku hat safhaya ulaştı.Bjorn seyirciyi sürekli olarak pogoya davet etti. Her şarkı arasında öndeki moshpit'in sürekli döndüğünü görmek istiyorum dedi.Grubun egzantrik basçısı Ola Flink hakkında bahsetmeden geçemeyeceğim. Kıçını kıvırarak çaldığı bass ile komik görüntüler oluşturdu. Sıra "Figure Number Five"a geldiğinde ise seyirci coşkudan deliye dönmüştü.
Soilwork'un ardından dev grup Testament sahneye geldi.

Vokalde Chuck baba mikrofon standıyla birlikte bizlere bol bol 'air-guitar' şovu yaptı. Davulda Paul Bostaph vardı. Louie Clemente biraz rahatsızlanmış ve Paul Bostaph, Louie Clemente'nin yerine geçici bir süre konserler için gruba dahil olmuş. Gitarda Alex Skolnick ve basta Greg Christian vardı. Thrash metal klasikleri haline gelen "Practice What You Preach", "Electric Crown", "Alone In The Dark", "Over The Wall" gibi parçaları seslendirdiler. Ve Chuck'ın anons etmesiyle birlikte Soilwork'ten Bjorn Strind sahneye geldi! Birlikte "Into The Pit"i söylediler.

Testament'in ardından yaşlı İngilizler Saxon sahneye çıktı. İngiltere bayraklarıyla İngiliz metalciler önlerdeki yerlerini aldılar. Biff Byford her şarkı arasında "Do you wanna hear a new song or an old song?" (Yeni mi yoksa eski bir parça mı duymak istiyorsunuz?) ve "Should we play a fast song or a slow song?" (Hızlı mı yoksa yavaş bir parça mı çalalım?) diyerek güldü. "The Eagle Has Landed"ı söylerlerken sahnenin üstündeki ışıklarla süslenmiş devasa kartal maketi şarkı esnasında yukardan aşağıya doğru hareket ettirilerek güzel bir görüntü oluşturuldu.

Saxon'un ardından günün headliner'ı olan Hammerfall için sahne dekoru ve düzeni hazırlanmaya başlandı. Bir saatlik bir hazırlığın ardından aynen bir gün önceki gece Lordi'de olduğu gibi lazer ve havai fişek gösterileri eşliğinde Hammerfall'un şovu başladı.


Güze ve görülmeye değer şovlarıyla başarılı bir performansa imza attılar. "Legacy Of Kings", "Let The Hammerfall" gibi klasiklerini seyirciye sunan Hammerfall, festivalin en kalabalık kitlesini toplayan gruplardan biri oldu.


Uzun bir günün ardından saat sabahın 2sine gelirken festivalin 2. gününü de bitirdik ve dinlenmek için çadırlarımıza çekildik. Ertesi gün yine güneşin doğmasıyla birlikte sabahın köründe az bir uykuyla birlikte ayağa dikildik.

ÜÇÜNCÜ GÜN:
Son güne geldiğimizde bacak ve sırt ağrıları çekilmez hale geldi, güneşten domates gibi kızardık ama izlememiz gereken bir sürü iyi grup daha vardı!


İlk iki grup olan Scar Symmmetry ve Mendeed gruplarını izlemedim. Uzaktan duyduğum kadarıyla müzikleri pek ilgimi çekmedi, ben de bu sıcakta güneşten kavrulan konser alanına gitmedim. Ensiferum'u izlemeye gittiğimde sırada değişiklik olduğunu ve Brainstorm ile yerlerinin değiştiğini ayrıca Nevermore ile Deathstars'ın da yerlerinin değiştiğini öğrendim.


Konser alanına indiğimde Brainstorm sahneye çıkmıştı bile. Alman power metalcilerden güzel bir power metal performansı izledikten sonra Finlandiyalı melodik black grubu Ensiferum'a sıra geldi.


Jari Maenpaa'nın boşalttığı yer Petri Lindross tarafından dolduruldu ama bence Maenpaa'nın olduğu Ensiferum daha iyiydi. Bu yorumu "Iron" albümünden pek fazla çalmadıkları için yapıyorum sanırım :)

Sonrasında ise Kanadalı Deathçiler Kataklysm konserine başladığında ortalık birbirine girdi ve Kataklysm bu performansıyla Earthshaker'in adına yakışır bir şekilde ortalığı salladı! "In The Arms Of Devastation" ve "Serenity In Fire" albümlerinden oluşan bir playlistle Kanadalı kral deathçiler onca yorgunluğuma rağmen benim de kendimden geçip oradan oraya kendimi atmama ve headbang olayını aşmama neden oldular. Kataklysim konserini buradan tüm death severlere tavsiye ederim!


Kataklysim'in ardından Ektomorf adlı Macar bir grup sahneye çıktı. Hemen hemen hiç kimsenin ilgisini çekmeyen bu grup hakkında pek yorum yapmama gerek yok.


Kataklysm'in yorgunluğu üstüne ben de Arch Enemy'e kadar dinlenmek için konser alanından uzaklaştım. Angela Gossow'u yakından izlemek için Arch Enemy sahneye çıkmadan en öndeki yerimi aldım ve serinletmek için hortumla sıkılan sudan nasibimi alıp sırılsıklam oldum.

Ve Angela sahneye gelince o vokalin bu minyon tipli sarışın hoş bayandan nasıl çıktığını tekrar tekrar kendime sordum ve gruba olan hayranlığım bir o kadar daha arttı. Angela'nın şarkı aralarında konuşmaları hep Almanca olduğundan seyirciye neler söylediği konusunda bir şey anlamadım.Grup her yönüyle sahnede dörtdörtlüktü bence. Bol bol headbang yapıp Angela'yı izledikten sonra Jon Oliva'yı arka bölgelerden sakin sakin dinlenerek izlemeye karar verdim.


Jon Oliva'nın son projesi olan Jon Oliva's Pain'den pek bir bilgim olmadığından ilk defa duyduğum şarkıları öylece dinledim ama gayet başarılı ve iyi olduklarını buradan söyleyebilirim. Pek yakında da Türkiye'yi ziyaret edecek Jon Oliva'yı herkese izlemesi için tavsiye ederim! Jon Oliva'nın ardından Marilyn Manson ile Rammstein karışımı bir müzik yapan Deathstars sahneye geldi.

Deathstars önceden gecenin en son şovunu yapacağı bildirilmişti ama Nevermore'un festival alanına hala ulaşamaması nedeniyle yerleri değiştirilmişti. Deathstars da bu durumdan şikâyetçi olsa gerek "Deathstars gündüz çalarsa istediği gibi çalamaz" gibi bir açıklamada bulundular. Bence oldukça kötülerdi!


Deathstars'dan sonra Opeth sahneye geldi. Kompleks ve atmosferik uzun parçalara sahip Opeth'in festivale değil de bireysel konserlere daha uygun olacağına inanıyorum. Onlar da atmosferik havaları fazla uzun tutmadılar zaten.

Opeth'in karanlık atmosferik parçaları ile birlikte hava da birden bire değişmeye başladı ve bulutlar bize doğru gelmeye başladı. Opeth'in keyfi yerindeydi herhalde ki espriler ardı ardına geldi. "Biz İsveç'in Guns N' Roses'ıyız" dediler ardından da "Biz İsveç'in Scorpions'uyus" anonsu ile Almanlardan ufak bir yuhalama aldılar ve onlar da şaka yaptıklarını söylediler Opeth tarafından yapılan "havaya dikkat edin fırtına geliyor" anonsunun ardından görevlilerden Almanca bir anons ile "fırtına geliyor, herkes kapalı alana toplansın" uyarısı geldi! Herifin yaptığı anonstan hatırladığım tek şey "Achtung! Achtung! Keine Panik!" lafı oldu!

Herkesi at gösterilerinin yapıldığı kapalı binicilik binasının içine topladılar. Sepultura ve AC/DC gibi grupların en gaz parçalarını çaldılar ve herkes atların koşturduğu toprak pistte resmen at gibi çılgına dönüp bir oraya bir buraya koşturdular. Onları seyretmek gerçekten eğlenceliydi! Bir buçuk saat falan sonra dışarısının güvenli olduğu anonsu geldi ve herkes Edguy'ı izlemek için konser alanına geçti.

Hellfire Tobi yazılı t-shirtüyle Edguy'ın frontman'i,vokalisti kısaca her şeyi Tobi Sammet sahneye geldi. "Hellfire Club" ve "Rocket Ride" albümü ağırlıklı bir playlistle karşımıza çıkan Edguy, "Avantasia" da çalmayı ihmal etmedi. Tobi sahnede oldukça enerjik görünüyordu. Şarkı arası anonsları Almanca yaptığından seyirciyle ne konuştuğunu pek anlamadım ama anladığım bir enstantane çadırda "ficken mit dem schönen frauen und mit dem schönen mennen" lafı oldu! Edguy'ın ardından festivalin headliner'ı Venom'a sıra geldi.

Grubun bas gitaristi ve vokalcisi Cronos'un sahneye çıkmasıyla Venom şanına yakışır bir parça olan "Black Metal" ile konserine başladı. Cronos deri pantolonu, turuncu beli açık ve de yırtık atleti, önü kel arkası uzun turuncu saçlarıyla ve de ileriki saatlerde parçalayacağı Fender Jass bass'ıyla sahnede oldukça karizmatik duruyordu! Eski parçaları ağırlıklı bir playlistle karşımıza çıktılar. "Black Metal", "Welcome To Hell", "Witching Hour"... vs.


20-21-22 Temmuz 2006 Almanya
Baviera / Rieden / Kruth
EARTSHAKER FESTİVALİ

Venom'un ardından dolu dolu geçen Earthshaker Festivali de sona erdi. Nevermore'un çıkmayacağı açıklanınca Nevermore hayranları hayal kırıklığına uğradılar ve festival görevlilerini kısa süreli yuhaladılar.


Özetleyecek olursam iyi bir organizasyondu, görevliler bizdekiler kadar kaba değildi ve herkese karşı naziktiler. Kapıda bekleme olmadı, yemekler fena değildi, tuvaletler fenaydı ve tek fire Nevermore ile festival sonlandı.


Fotoğraflar: www.earthshaker-fest.com






Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: