MÜZİK ODASI

DÜŞLER KUMPANYASI

Nirvana Kedi - 6 Temmuz 2009

4 Temmuz 2009 akşamı NHKM'deki "Rocktan Jaza Deli Kasap"
söyleşimizden sonra, Öncü, Murat ve ben Dream Theater konseri için Küçükçiftlik
Parkına yola koyulduk. Akşam 7 civarı mekana vardık ki kuyruk ta Maçka'ya kadar
uzanmış, kapılar henüz kapalı. Biletimiz yoktu, kapıda almaktı niyetimiz ancak görünürde bilet satan gişe veya kişi yoktu. Neyse çözüm ürettik, içeri girdik, hem de şahane bir şekilde. Konuşlandığımız nokta da şahane ötesiydi.

Dream Theater hayranı değilim. Grupla 90'lı yıllarda tanıştım.
Çaktırmamaya
çalışarak bana tatlı tatlı asılan bir genç Space-Dye Vest ve Pull
Me Under
şarkılarından bahsederdi. Bir kız için yazılmış vs diye
anlatırdı. Ancak bu
sevimli ve masum hayranlık beni bir Dream Theater sever yapamadı.
Gelgelelim ilerleyen yıllarda müzik dünyamda Petrucci, Rudess ve Portnoy
şapka çıkardığım müzisyenler olarak yerlerini almıştı bile, ancak
Dream
Theater ile ilişkilendirmeden seviyordum onları. Hala da öyledir!
Bakıyorum
da arşivimde her 3 sanatçının bireysel çalışmaları, ayrıntılı
sayılabilecek
şekilde yer alırken Dream Theater yok gibi. Üçünü canlı izlemeyi
kafama
yazmıştım fi tarihinde. Jaco, Clarke, Wooten, Miller, Sheehan derken
benim
ilgisizliğim ve bilgisizliğim nedeniyle farkında olmadığım John
Myung ile
bu konserde tanıştım.

Konseri neredeyse çıt çıkarmadan, olağanüstü performanslarda ara
sıra
koyverdiğim hayret nidalarıyla izledim. Murat yanımızdan kaybolmuş,
Öncü
ile kalmıştık. Arkamdaki ergen kız şarkıların tamamına, asla detone
olmadan, tek bir sözü dahi atlamadan kesintisiz eşlik etti. İzleyicinin
geneli de. Şarkılara katılımda, grupları bu şekilde mutlu etmekte
Türk
seyircisi herhalde dünya sıralamasında üst sıralardadır.
Öncü'nün arkasında
ise Dream Theater'in dinamiğiyle örtüşmesi bana göre biraz zor olan
headbang sanatını icra eden bir ergen vardı. Öncü rahatsız oldu ama
asla
rahatsızlık vermedi. Sanatçı seyircinin halinden anlar elbette!

Ve her ikimizin arkasında en az 2 soğan yemiş biri vardı. Yapmayın,
etmeyin, eylemeyin! Toplum içine, hele de ağız ağıza duracağınız bir
kalabalık içine çıkarken azıcık medeni olun diyorum, konser sonrasına
saklayın soğanı, sarımsağı, çemeni diyorum. Öncü ile birbirimize
baktık bir
ara ve ya bir de yellenirse dedik!
Arkadaş, her kim isen kokunla bitirdin bizi ve nicelerini, bilesin!

Gözlemlediğim kadarıyla Dream Theater'in izleyici kitlesinde ergen
kesim
yadsınamaz bir sayıya sahip. O yaş grubunun duygusal donanımları
gereği
melodik olan şeylere doğal bir ilgisi oluyor. Dream Theater'in
şarkılarında
bolca yer alan, uykudan sıçratan anlar gibi sizi birden bire hoplatan
uyarıcılıkta ve akılda kalıcı melodik motifler ergen kitleyi fena
halde
yakalıyor olmalı.

Grubun şarkılarını çok bilmem. Progresifte QR bir numaramdır. Rush
var, LTE
var değil mi? Dream Theater hayranı mı oldum konserden sonra? Hayır. Ama
enstrümanlarda tek tek çok iyiler, akıllılar. Heyecandan yüreğim
ağzıma
gelmedi. Coşmadım. Çok teknik bir şey izler gibi izledim, dinledim ve
beklediğimi o anlamda buldum. Belki her şey ne beklediğimizle
ilişkilidir.
Bilemiyorum. Sıkılanımız da oldu ama ben sıkılmadım. Tek tek hayranı
olduğum sanatçıları kanlı canlı izlemiş olmam benim için çok
değerli.

Grubun adına baktığımda ve fazla turlayan bir grup olduklarını da
bilerek,
sahne performanslarında ve düzeneğinde görsel anlamda bir şey
bulamadım.
Mesela QR'ın Suite Sister Mary'sinde Pamela Moore sahnede bembeyaz bir
yaratık olarak şarkı söylerken ben orada öleceğimi falan sanmıştım
bir an.
Sevgili Burak'ın orada ağladığını biliyorum. Karşılaştırmak ne
kadar
alakalı bilmem ama karşılaştırasım geldi işte. Kaba tabirle
diyeceğim şu ki
o gece sahnede yetenek ve özgüven had safhada iken "Theater"da
"Dream"de
eksikti. Ha denilebilir ki Dream Theater'in düşleri kafada ve kalpte
oynar!
Eyvallah!

Müzisyenler hakkında da bir şeyler söylemek istiyorum.

James LaBrie
Kendisini hızla geçiyorum ama sanırım Dream Theater'in en büyük
kaybı
orada. Kumpanyanın rüya anlatıcısı iyi değil. Kavrayamıyor sizi,
sarıp
sarmalayıp düşlere taşıyamıyor. Sesi uymuyor. Olmadı.

Mike Portnoy:
Bin bilek gücündeki Portnoy bir sahne cambazı bence. Davuluna lafım
olamaz,
mükemmel. Ama çok sevmedim sahne sanatını. Bir lead egosu varmış
gibime
geldi. Gülümseyerek söylüyorum, sopaları tutamıyorsa atmasın hem
değil mi!
Tamam seviyorum da, halleri bana gereksiz geldi.

Jordan Rudess
Rudess rocks!
Hastasıyım. Mükemmeldi. Olgundu. Bin parmaktı sanki. Petrucci ile
atışmasına mest oldum.
Amfiyi bize atar gibi o yaptı değil mi? Çok başarılıydı, çok
şirindi, çok
lirikti.

John Petrucci
Amma sakin adammış. Kasmadı, köpürmedi. Arada bir Öncü'ye ya kaç
nota
basıyor bu diye sorup durdum. 32 dedi o da gülerek. O hıza o kadar temiz
sound, her notayı başlı başına bir şarkı gibi vermek! Vay ki vay!
Ağzım
açık izledim. Çok yaratıcı olduğunu düşünüyorum. Öpülesi
parmaklar. Helal
olsun. Bir üstadı canlı gördüm, duydum, aynı havayı kokladık.
Mutluyum pek
çok.

John Myung
Sahne hazırlanıyordu. Öncü -İşte 6 telli bass! dedikten ve Myung
çalmaya
başladıktan sonra benim gözler ve kulaklar kendisini otomatik taramaya
aldı. İzleyici nedense ona ve Rudess'a çok pas vermedi. Ben ise
kendisini
dinlemiş olmaktan son derece mutluyum. Konser boyuncaki genel performansı,
kendine has hali, hangi şarkısıdır Dream Theater'in bilmem ama
şarkılardan
birinde attığı taş gibi ama bir o kadar da melodik solo takipçisi
olmama
yeterli. Arada Petrucci ile beraber Portnoy'e yaklaşıp çalmasının
dışında
grupla hiç alakası yok gibi ama bu alakasızlık onu ezen bir
alakasızlık
değil. Çok sevdim ben kendilerini ve sanatlarını. İpek saçlarını
da. O bas
ne idi öyle yahu! Ay üssü alfa aletlerine benziyordu. Myung'dan da
büyük
olduğuna yemin ederim. Adam da, çalışı da, enstrümanı da beni
etkiledi fena
halde. Alakasız tipler kadınları çeker diyelim ve gülelim azıcık!


CYNIC
Gelelim Alt Grup denen, bence sahne çıkarmasının öncü gücü olan
gruba.
Konser öncesinde hangi grup olacağına dair bir bilgi edinememiştim ki
Cynic
imiş. Grubu tanımıyorum. Focus albümünden çalıyoruz dediklerini
duydum,
Öncü ile bakıştık ama bilemedik. Bu yazıyı yazmadan önce okudum ki
ilk
albümleri Focus'tan tam 15 yıl sonra yeniden bir araya gelmiş, Traced
In
Air albümünü çıkarmışlar. Myspace'de onları dinliyorum şimdi.
Gece de
dedik, şu an da diyorum çok başarılı bir progressive grup anak
müziklerinde
daha büyük, daha farklı algılanası tatlar var. Davulcu Sean Reinert
metalin
sertliğini caz ile harmanlayarak çaldı. Fusion denince dünyalar durur
benim
için. Fusion yaratıcıdır, cesurdur, devrimcidir ve progresivin ikiye
katlanmış deliliğidir. Gecenin iki davulcusunu karşılaştırırsak ben
Reinert
diyorum. Vokal ve gitarda Paul Masvidal harikaydı. Vokalde de öncül grup
artçı gruba ciddi galipti dün gece. Çok mu ilgi mi gördü Cynic?
Hayır.

Grupla tanışmayanların tanışmasını öneriyorum. Ziyaretiniz için
Myspcae
adresleri:
http://www.myspace.com/cyniconline

Son çıkardıkları Traced In Air albümünün elemanlarından yola
çıkarak grup
elemanlarını yazıyorum.
• Paul Masvidal - Elektrogitar, vokal
• Sean Reinert - Davul
• Sean Malone - Bas Gitar , Chapman Stick
• Tymon Kruidenier - Elektrogitar, death growl
Ben bu gurubu da hayatıma katıyorum.

Güzel akşamdı vesselam! Görmediklerimi gördüm, bilmediklerimi
öğrendim,
tatmadığımı tattım, duymadığımı duydum. Bundan iyisi mi olur bu
bunaltıcı
yaz günlerinde!

Şimdi Deep Purple için heyecanlanıyorum deli gibi. 20 Temmuz'da bir
efsane
ile buluşmak üzere takvimlerinizi düzenleyiniz, alarm saatlerinizi
kurunuz.


Bahriye Şengün
6 Temmuz 2009, Beşiktaş, İstanbul


Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: