MÜZİK ODASI

Doom'dan Düşüşe, Yaşamsal Kazalar...

Tunca Arıcan - 31 Ekim 2006

1993 yılı bilgisayar oyunları açısından tarihi bir yıldır. Çünkü,  ID firması Doom© adında bir oyun piyasaya sürer. (1993 yılında İngiltere'de ne olur peki ? Anathema "doom" bir yaşama "Serenade"lar sunar. Yer yer hiddetle kusar öfkeyi, bazen de soğukkanlılıkla içinden mırıldanır.)

Bu oyunun alametifarikası, oldukça gelişmiş bir oyun motor teknolojisi kullanarak grafik ve senaryo anlamında 3D oyun anlayışını değiştirmesi ve de FPS (first person shooter) olarak anılacak oyunlar listesine adını kalın harflerle yazdırmış olmasıdır. Oyun karanlık bir atmosferde cereyan eder, seçime göre "gore" (kan revan) (oyunda şiddet derecesinin en uç noktasına Kabus ('nightmare') denilmektedir) derecesinde şiddetlenir ve de kişiyi kendi içine çeker. Öfke ve karmaşanın diğer adıdır kısaca Doom. Bunlarla muhatap sadece sizsinizdir. Dünyayı "arcade" oyunlar gibi dışarıdan değil, kahraman olarak (kendi)-onun gözleriyle görürsünüz. Doom ile ilişkiniz ilk bölümde (episode) hızlı ve oldukça ritmik bir müzikle başlar. Bölümler ilerledikçe oyunda tansiyon yükselir. Fakat, müzik daha  çok "moody" (hâletiruhiye ile farklılık arz eden) bir hal almaya başlar. Artık "doom" ile karşılaşan kişi şaşkınlığını üzerinden atmış, kendini sadece ona vermiştir. Anlamıştır ki, karmaşa kontrolünde olmasa da, onu görecek, müdahale edecek olan kendisidir. Silahlardaki çeşitlilik oyunda ustalaştıkça ulaşılan yeni bölümlerle birlikte artar. İşte "doom" bu yalnızlık, kaos ve öfkenin genel adıdır. İçine girdikçe soğukkanlı davranmaya başladığınız bir tuhaf hâldir.

1995 yılında Pentium© 75 işlemcili ve üzerinde ses kartı olan kişisel bir bilgisayarla bu karmaşanın içine girebiliyordunuz. O yıllarda bu kart oyunun içindeki sesleri duyabilmeniz için önemli bir parçaydı ve şimdiki gibi bırakın ana kartın üzerinde olsun neredeyse bu kartın yarısı kadar boyuta sahipti. İşte yine bu yıllarda, Türkiye'de çıkışlarından iki sene sonra başka bir alanda "doom” kendini hissettirmeye başlamıştı. İngiltere'den üç büyük grubun, Paradise Lost -Lost Paradise, 1990-, My Dying Bride -Symphonaire Infernus Et Spera Empyrium EP-,  1991, ve Anathema -Crastfallen EP, 1992- ilk albümleri metal severlerin walkman'lerinde yerini almaya başlamıştı.O yıllarda Doom© ile İngiltere'nin üç mahşer atlısı arasında zihnimde bir bağlantı oluşmuştu. Belli bir zaman sonra Doom© ile ilişkilerim kopsa da, "doom” metal ile bağlantım güçlenerek devam etti. (1997 yılında ODTÜ Sosyoloji bölümünde öğrenci olan Fırat Yücel'in o sıralarda bana olan tavsiyelerini asla unutamam. Bir çok grupla tanışmama vesile olmuştur kendisi. Buradan ona saygılarımı yolluyorum.) Konuya girişim ile devam edişimi zorlama bulanlarınız olmuştur belki. Fakat, kanımca Doom© "FPS” ile doom arasında önemli bir benzerlik mevcuttur. Bu da her ikisinin de "FP” (First person: muhatabı tek kişi) oluşudur. Fakat öte yandan doom metal tek bir karakterin kaosta ilk etapta kayboluşudur. Aynı zamanda Doom© bu kaosu düzene sokma amacı güderken, doom anlamaya çalışır; onu kabullenir fakat bir köşeye sinmeyi salık vermez. Öte yandan, Doom©'da ölüm kol gezerken, doom'da da "death” kol gezer, bunu da akılda tutmak gerekir. Yukarıda adı saygıyla anılan İngiliz üçlüsü ilk albümlerinde bunu çok iyi başarmışlardır. Ayrıca, 2001 yılından beri Mourning Beloveth (İrlanda), 1998 yılından bu yana Runemagick (İsveç, diğerlerinden bir nebze daha farklı olduğunu da belirtmek de fayda var), 2003'ten beri Swallow the Sun (Finlandiya)  ölüm ile hüznü iç içe geçirirler.

"Doom” ülkeler, gri rengi ile anılırlar. Andre Gidé "Gerçekliğin rengi gri” dediğinden beri, bu rengin altında yatanı düşünmemek pek olası değildir. Malumdur ki, bu müziğin kökleri yetmişlere, gri ülkenin kara çocukları Black Sabbath'ın ilk albümlerine kadar gider. Aslında,  İngiltere rock müzik açısından hep önemli bir ülke olmuştur. Özellikle yeni müzikal türlerin ortaya çıkışı bakımından adı çoklukla zikredilir. Progressive'ten psychedelic'e kadar bir çok gruba esin kaynağı olan The Beatles'in 1967 tarihli "Sgt. Pepper's Lonely Hearts Club Band” albümü, Led Zeppelin'in sert gitar tonları ya da biraz önce söylediğim gibi Black Sabbath ve derin etkileri. O yıllarda İngiltere'de ve aslında diğer birçok ülkede ciddi sosyo-kültürel dönüşümler vuku bulmaktaydı. Çiçek çocukların sandığı kadar parlak zamanlar değildi ya da olmasını ummak için yeterli neden yoktu. Savaştan sonra yeniden yapılanan, ilerleyen zamanlarda da görüleceği üzere muhafazakârlaşan İngiltere, aslında çok öfkeli, yer yer karamsar ve karanlık bir müziğe beşiklik etmekteydi. Yetmişler yeni oluşumların çıktığı, gelişmeye başladığı ve bunların diğer müzisyenlere de feyz vermeye başladığı yıllardı. Fakat seksenler artık bambaşka bir çağın başladığına işaret ediyordu. Altmışlarda açan çiçekler yetmişlerde solmuştu. Yetmişlerde ustalaşan ve olgunlaşan kulaklar seksenlerin getireceği yeni fakat aynı zamanda sert koşullar nedeniyle daha karamsar ve hiddetli ezgilerle bezeyeceklerdi metal sahnesini. Savaş, akabinde kendi yöntemleri ile direniş gösteren genç neslin elinden bir çok anlamın alınıp basit metalara dönüştürülmesi, politizasyon sürecinin sekteye uğratılması ve hepsiyle birlikte yeni sağ hareketlerin baskı organlarını farklı alanlarda hissettirmeye başlaması bunun altında yatan sebeplerden bazılarıdır kanımca. İşte bu esnada, seksenlerde yeni dalga heavy, thrash, death ve doom  metal kendilerine ait olanı yani hissiyatlarını gitarlara yansıtmaya başlamışlardır.

O yıllar belki görünürde "doom” değildir fakat iç dünyalarda ciddi bir karmaşa olduğu aşikârdır. Dalga Amerika'dan İsveç'e yayılmaya başlar. Düz vokalli, sert tonlu ve tekrar eden gitar riffleri, yer yer çaresiz bireyin çığlıkları olan sözler (Amerika'dan Trouble 1984 yılındaki aynı isimli albümde tanrıya tüm çaresizlikle yalvarır: We are not holy men/ But at least we try/Try to serve as best we can/Sometimes I'd like to die/Why must you be so angry/ Treat each other wrong/The poor will not be forgotten /God loves us all...). Bu müzik sahnesinde, Amerika doom metal gruplarının (Trouble, St.Vitus vs) ağırlığı özellikle seksenlerde hissedilmektedir. Fakat doksanlar doom metalin Avrupa'da tekrar hissedilmesine şahit olur (Doksanlarda, Avrupa dışında bilinen isimlere örnek olarak Amerikalı "Solitude Aeternus'un adını da zikretmek gerekir). Özellikle İngiltere'de Cathedral ve yukarıda adı geçen İngiliz üçlüsü, İsveç'te Candlemass, Katatonia, artık sözü geçen doom metal gruplarıdır. Her ne kadar Candlemass kendine has, güçlü, farklı sound'u ve Messiah'ın vokaliyle her zaman saygıyla anılsa da bu müzik türünde akla ilk gelen İngiliz üçlüsü olagelmiştir. Fakat, zamanla, özellikle Paradise Lost ve Anathema doom öğelerini bırakıp gothik ve metal-dışı alanlara yönelmeye başlamıştır. My Dying Bride ise doom metal'in sınırlarını zorlamak, ona yeni bir şeyler katma arzusunda sürekli diretmiştir. Her albümünde farklı bir şey bulmak bu nedenle mümkün olmuştur. Geçtiğimiz günlerde de Türk metalseverler bu grubu İstanbul'da canlı izleme şansını yakalamıştır. Fakat son yıllarda death/doom metal tarzında oldukça başarılı gruplar da kendilerine saygın yerler edinmeye başlamışlardır kanımca. Özellikle My Dying Bride'ın ilk hâllerini anımsatan, karanlık atmosferden ödün vermeden death metal'i müziklerine ustaca oturtmayı başaran bu gruplara adları yukarıda zikredilen Mourning Beloveth ve Swallow the Sun çok iyi birer örnektirler. On dört dakikayı bulan şarkılarıyla, uyumlu bir şekilde bir arada kullandıkları brutal ve düz vokalleriyle, ustaca enstrüman kullanmalarıyla bu gruplar çok sağlam bir yer edindiler kendilerine kanımca.

Bu bölümde tekrar Doom© geri dönmek istiyorum. Yıllar sonra, 2004 yılında bu oyunun inanılmaz derecede geliştirilmiş üçüncü sürümü piyasaya sürüldü (Tabii ikincisini de atlamamak gerekir. Her sürüm bir sonrakine ön ayak oldu). İlk çıktığı günlerde oldukça dikkat çeken bu oyunun grafikleri çok başarılı bir şekilde yenilenmiş, senaryoya korku öğeleri eklenmişti. Oyun aynı zamanda kendisi kadar ileri kişisel bir bilgisayar talep eder hâle gelmişti kullanıcıdan. Oyun, senaryo ve kurgu açısından rahatsız edici, gerilimli, kişiyi içine çeken, oldukça karanlık bir atmosfere sahipti. Doksanlarda dünyayı saran ve korkutucu boyutlara ulaşmasından çekinilen savaş ve terörün etkileri iki binlerde iyice hissedilmeye başlamıştı. Yeni Doom© III, yeni korkular ve de karanlık ruh hâlleri beraberdiler artık. İşte bu sıralarda bu ruh hâlleri yeni bir şeyler denemekteydiler: SunnO))) ve Earth... (Bu gruplar ile tanışmamın üzerinden çok geçmedi. Bu nedenle, söyleyeceklerim sadece ulaşabildiğim kadar kayıtlarından, resmi internet sayfalarından elde ettiğim bilgilerden ve diğer bazı sitelerden edindiklerimden mürekkeptir. Açıkçası, bu müziği anlamak için zamana ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Dinlediğim albümleri SunnO))) 2005 tarihli "Black One" ve Earth'un 2005 tarihli "Hex Or Printing In The Infernal Method". Bu kısır not düşmelere eklenecek diğer bir not sanırım çoğumuz için faydalı olacaktır). Bu müziği anlatmaya Doom©3 ile başlamamın nedeni de aslında bu müziğin gerçekten ürkütücü ve rahatsız edici olmasından kaynaklanmaktadır. Doom metal içerisinde adları zikredilse de aslında müzikleri "Drone Metal" olarak anılmaktadır. "Drone" kelimesi sürekli tekrar eden, düşük frekanslı motor sesi anlamında kullanılmaktadır. Bir anlamda, araba motorunun rölanti sesi gibi düşünebiliriz. Bu doom metal alt-türünde baskın olarak bulabileceğiniz özellik tekrara dayalı (repetitive) minimalist öğeler olacaktır. Deneysel bir yanının da olduğunu söylemek sanırım yanlış olmaz. Bu türü sevecek kişinin "Krautrock" (Amon Düül II, CAN, Faust, Klaus Schulse...) ile bir nebze de olsa ilişkisinin olması sanırım işini kolaylaştıracaktır. EARTH, SunnO))'a göre daha temiz ve melodik bir albümle bize ulaşmaktadır. Aynı zamanda, Earth'un adı geçen albümünde vokalin olmadığını, fakat SunnO))'da derinden gelen oldukça "grunt" vokallerin olduğunu belirtmek gerek. Bu gruplarla tanıştığınızda elinizde olacak ilk şey  bulunduğunuz mekânda yaratacağınız alternatif, gerçeküstü atmosfer olacaktır. Bu hâl, o anda hakim olmayı değil, tersine kaybolmayı beraberinde getirecektir. Bu albümler hakkında yapılan değerlendirmelere www.metal-observer.com sitesinden de ulaşabilirsiniz.

Son olarak bir not düşmek isterim. Doom metal genel olarak sınırları zorlayan bir türdür. Drone metal'e kadar uzanan çizgide aslında bu müzik türü yaşamı algılamada "kara" bir nottur. Çoğu önyargının tersine, kendini yok etmeye yönelik karakterlerin kaçışlarına değil, o andaki "hâllerini" anlamaya yönelik çıkışlar barındırmaktadır bünyesinde. Dolayısıyla, her türlü deneysel yaklaşım isteği, yaşamın karşı konulamaz hareketine uyum göstermesi için gerekli enerjiyi bu müziğe vermektedir. Eğer Black Sabbath bu müzik için önemliyse ve Iommi parmak uçlarını bir kazada kaybettiğinde metal aslında "metalik" tonlarını kazandıysa, kazaların ne kadar önemli olduğunu burada dahi görebiliriz. Kaza yaşamın hesaplanamadığı anlardır. Hesaplanamayan her yaşam diliminde bence asıl olan hâlden anlamayı bilmektir. Yaşam tüm çetrefilliğiyle "doom" olabilir fakat düştüğünüz yerde önce açılan deliğin farkına varmak bu müziğe anlamını kazandırmaktadır. 


 


Not: Bu yazı www.bnrmetal.com sitesinin özenle toplanmış grupların bibliyografik bilgilerine çok şey borçludur.  







Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: