MÜZİK ODASI

Death Metal'in Kalıplara Sığmayan Çocukları: Atheist

Erdem Yalçın - 24 Temmuz 2010

     Bu yazıya, 80'lerde Florida'daki metal müzik ortamını hayal edin diyerek başlayacaktım. Sonra durup bir düşündüm. 80'lerdeki Florida'yı nerden hayal edelim? Ama hemen gözümün önünde canlanan şeyler oldu. Sanırım sizin de olacaktır.

     İlginçtir, 80'ler ve 90'lar Florida'sıyla ilgili çok şey biliyoruz. Bilekli beyaz spor ayakkabılar, dar ve yırtık kotlar, yerine göre deri ceketler, uzun saçlar, garajlardan çın çın öten thrash metal sesleri.

     Henüz 80'lerin başındayız. Ortada şimdilik, Death'in efsanevi albümü Scream Bloody Gore(1987) falan yok. Aileyle kavga etmeler, hocalara bozuk atmalar, patrona posta koymalar daha thrash metal eşliğinde yapılmakta o sıralar.

     İşte o sıralarda, yıl 1983, Kelly Shaefer adında bir genç liseye başlıyor. Evet, Florida'nın bağrında yetişen bu genç, muhtemel ki liseye başlar başlamaz da yaramazlık yapıyor. Ardından da, yine muhtemel ki bir karar alıyor: "Ne pederle aram iyi, ne de lisenin ponponcu kızlarıyla. En iyisi ben kendimi müziğe vereyim". Şimdi diyeceksiniz ki, nerden biliyorsun adamın arasının ponponcu kızlarla iyi olup olmadığını. Cevabım hazır. Hangi insan evladının bu ponponcu kızlarla arası iyi olabilir ki? Basketbol takımındakilerin, popüler ve zengin veletlerin falan filan. Ve bir olasılık da, ABD sevdalısı Fetullah, bu kızları ilgiyle izliyor olabilir. Geri kalan normal insanlar ne yapacak? Hepsini bilemiyorum ama, Shaefer'in müzik yapmaya karar verdiği açık. Bu kararı alması sırasında yaşadığı bilinç kırılmasını ise, "Seni yeneceğim ulan Florida!" cümlesiyle açıklayabiliriz sanıyorum. Tam o sıralarda, Steve Flynn adlı gencin aklından da aynı şeyler geçmiş olacak ki, ikili biraraya geliyor.

Death Metal'in Kalıplara Sığmayan Çocukları: Atheist

     Neyse, işin spekülatif taraflarını bir kenara bırakıp, yavaş yavaş esas meseleye gelelim. Henüz lisede okuyan bu gencecik arkadaşlarımız, Kelly Shaefer'in gitarist ve vokalist, Steve Flynn'in ise davulcu olduğu ilk gruplarını 1984'te kuruyor. Atheist'in kökeni kabul edilebilecek grubun adı Oblivion. Bu isimle ne yapacaklarını pek bilememiş olacaklar ki, kısa zamanda isimlerini değiştiriyorlar. R.A.V.A.G.E. (Raging Atheists Vowing A Gory End) adını alan grup, yavaş yavaş çalışmaları hızlandırıyor. Shaefer, Amerikan Tarihi derslerini ekip(temenni ediyoruz ki öyledir, sevdiğimiz bu arkadaşın Amerikan Tarihi'ni uslu uslu dinlediğini düşünmek istemiyoruz) vakit yarattıkça, grubun çalışmaları da hızlanıyor.
Gelelim ilk üretimlere. Rotting in Hell adı verilen demo 1985'te çıkıyor. İki yıl sonra ise(dikkat edelim, Shaefer liseden mezun olup Amerikan Tarihi dersinden kurtuluyor), iki demo ardarda patlıyor: On They Slay (1987) ve Hell Hath No Mercy (1987). Tabi o sıralar, grubun thrash metal yaptığı açıkça hissediliyor. Zaten ortada henüz death metal diye bir şey yok. Derken, her şey birden bire oluveriyor. Aynı yıl, Death, Scream Bloody Gore albümünü çıkartıyor. Ve Florida artık yavaş yavaş eski Florida olmaktan çıkıyor. Bu etkiyle olacak ki, grup Atheist adını alıyor ve 1988'de bu adla bir demo daha çıkartıyor. Beyond adı verilen bu demoda da, bütün ilk dönem death metal gruplarında olduğu gibi, yoğun thrash tadını alıyoruz. Sakıncası var mı? Haşaa! Thrash candır. Ama konumuz Atheist.

     Tam da bu dönemler, 1989, Morbid Angel, Obituary gibi grupların ilk albümlerinin çıktığı dönemlere rastgeliyor. Atheist'in ilk albümü olan Piece of Time da bu yılda çıkıyor. Atheist'in soundunu oluşturacak teknik ayrıntıları Piece of Time albümünde henüz ancak nüve halinde görebiliyoruz. Bu albüm, thrash metal etkisinin hissedildiği ve death metal soundunun çiğ olduğu bir sounda sahip.

     91'e gelindiğinde, trajik bir olay yaşanıyor. Grup, turneye giderken bir kaza geçiriyor ve grubun basisti Roger Patterson, Kelly Shaefer'in kollarında can veriyor.

     Roger Patterson'un yerine gruba dahil olan Cynic basisti Tony Choy ile, Atheist 1991'de ikinci albümünü çıkartıyor. Unquestioable Presence adını alan albüm, teknik yoğunluğuyla dikkat çekerek büyük bir başarı yakalıyor. Progressive öğeler barındıran albümün soundu, adıyla sanıyla teknik death metal olarak hissedilebiliyor. Jazz/fusion etkisi çok yoğun olmasa da ben burdayım dedirtiyor ve grubun daha sonra yapacağı işler için bir ipucu oluşturuyor. Bu anlamda, Unquestionable Presence, Piece of Time ile bir sonraki albüm arasında bir ara geçiş formu olarak görülebilir.

     1993'e geldiğimizde ise, Elements albümü çıkıyor.

Death Metal'in Kalıplara Sığmayan Çocukları: Atheist

     Bu yıl, death metal gruplarının çıkarttığı albümlere baktığımızda, artık kendi ayakları üstünde duran ve serpilip gelişen bir death metal soundunun oluştuğunu görebiliyoruz. İlk dönemin çiğ örneklerinin yerini, artık olgunlaşmış bir death metal sounduna bıraktığı bu dönem, aynı zamanda gruplar kendine özgü bir tarz tutturuyor.

     Elements de böyle bir havanın ürünü. Ancak bundan fazlasını içeriyor. Unqestionable Presence albümünde henüz nüve halinde hissedilen jazz/fusion etkisi, Elements albümünde neredeyse bütün parçalara iliklerine kadar işliyor. Ortaya çıkan ürün, altı doldurulmuş bir sertlik, teknik yoğunluk ve klasik death metal kalıplarını aşan bir gelişime karşılık geliyor. Bu anlamda, Elements albümünün, belli kalıpları kırdığını söyleyebiliriz. Üstelik bunu yaparken, Atheist farklı öğeleri eklektik olarak birbirine yapıştırmıyor. Progresif öğeler, jazz etkisi, teknik yoğunluk, death metal sounduyla kolkola, iç içe, tabir-i caizse birbirinin içinde eriyip başka bir "şeye" dönüşüyor.

     Burda bir ara verelim. Zira bu dönem, artık Atheist dendiğinde akıllara "somut" bir soundun geldiği, grubun olgunluğunun hissedildiği bir dönem.

     Verdiğim bu arada, bir enstantane aktarayım.

     Bir dostumla müzik üzerine sohbet ediyorduk. Carcass'ın ve Sanctuary'nin farklı öğeleri birbirinin içinde kaynatabildiğinden bahsediyorduk. Dostum o sırada, "Atheist"i biliyor musun diye sordu. Bilmediğimi ve ne tarz yaptıklarını sorduğumda ise, "Nasıl anlatılır ki, dinle, ancak öyle anlayabilirsin" cevabını aldım. Atheist'i özetleyen bir cümledir.

     Evet, Atheist tanrıyı reddettiği kadar klasik kalıpları da reddediyordu. Hele, Elements albümünde yer alan Samba Briza şarkısını dinlediğimde, kendimi bir death metal grubu dinliyor gibi değil de, Bueno Vista Social Club dinliyormuş gibi hissettim.

     Parantezi kapatıp devam edeyim. Aslında devam edecek pek de bir şey kalmadı. Grup Elements albümünün ardından dağılma kararı alıyor. Neden dağıldıklarını falan hiç anlatacak değilim. Sovyetler Birliği'nin yıkılışının tramvasıyla, grubun dağılması arasında bir bağlantı olmadığından eminim. Ancak, bu abileri çok sevdiğimden, böyle de düşünmüş olabileceklerine kendimi inandırmak istiyorum.

     Şimdi spekülasyonu bırakalım.

     Bu yazıyı yazmaya beni iten şey ise, Elements albümünde aldığım heyecanı bu aralar yeniden duyuyor olmam.
Neden mi? Grup 2005'te tekrar biraraya geldi de ondan. Evet, tam 12 yıl sonra. Piece of Time albümünü yeniden düzenleyerek çıkardılar ve 2006'da da Wacken Open Air'de sahne aldılar. Belki de bu sefer, ponponcu kızlar, Shaefer'in oğlunun canını sıkmıştır. Bilemiyorum.

     Yalnız, heyecan veren tek şey bu değil. Atheist, Kasım ayında yeni albümünü çıkartacak. Daha önce, Ajans'ta yer verdiğimiz bu haberin heyecanı, bu yazının kamçılayıcısı olmuştur. Üstelik Shaefer'in ağzından şu sözleri duyunca, bu heyecan daha da pekişmiştir: "İnsanlar, yeni albümümüz Jupiter'i dinlediğinde, işte bu Atheist diyecekler".

     Artık daha fazla uzatmanın anlamı yok. Sonuçta, "Nasıl anlatılır ki, dinle, ancak öyle anlayabilirsin".

     Şimdi, Elements albümünün ilk tınılarını alıyorum, ve dilim düğümleniyor.

     Dinleyelim, ancak öyle anlayabiliriz.



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: