MÜZİK ODASI

Çok Yaşa Rock Cumhuriyeti!!!

Sadi Tirak - 9 Ağustos 2005
1-2-3 Temmuz 2005 İstanbul
Sarıyer, Mehmet Akif Ersoy Ormanlık Alanı
ROCK REPUBLIC Festivali
Türkiye'nin konaklamalı ilk Heavy Metal festivali olması Rock Republic'i özel kılan nedenlerden yalnızca biriydi. Majör Müzik tarafından organize edilen festival 1-2-3 Temmuz tarihlerinde yaklaşık 4000 metal sever ile birlikte kutlandı. Aslına bakarsanız kadrosunda Slayer, In Flames, Overkill, Doro, To Die For ve Sick Of It All gibi dünyaca ünlü isimlerin bulunduğu bir festivalin çok daha fazla insanı ağırlaması gerekiyordu. En azından bu kadronun Avrupa'nın birçok şehrindeki karşılığı nereden bakarsanız 10bin kişidir. Fakat Türkiye gibi müzik ve festival kültürü henüz yeni yeni oluşmaya başlamış olan ülkelerde rakamlar maalesef çok komik seviyelerde hâlâ. Yine de her şeye rağmen olağanüstü bir ses+ışık sistemiyle ve özellikle de Slayer, In Flames, Overkill, Doro ve Sick Of It All'un harikulade performansları ve sahne şovlarıyla hafızalarımıza kazınan üç gün yaşattı Rock Republic.

İLK GÜN:

Festivalin ilk günü alandaki birtakım hazırlıkların tamamlanmasının tahmin edilenden daha uzun sürmesi sebebiyle kapılar yaklaşık 2 buçuk saat geç açılmak durumunda kaldı. Fakat kapıların geç açılması, grupların sahne alış saatlerinde en ufak bir gecikmeye sebebiyet vermedi. Planlandığı ve programda yer aldığı üzere festivalin açılış grubu Abraxas, saat 17.10'da sahnedeki yerini almıştı.


ABRAXAS: Bu tarz festivallerde açılış grubu olmak her zaman için önemlidir. Zira seyircinin sahneye odaklanmasını sağlayan ilk grup, festival sonrasında da en zor unutulan gruplardan biri olur genellikle. Taksim'in kötü çocukları lakaplı Abraxas, performansıyla oldukça cayır cayırdı. Katılımcıların büyük çoğunluğu henüz çadır alanına yerleşmekle meşgulken, sahne önünde olmayı seçmiş olanlar için oldukça sıkı bir başlangıç oldu Abraxas performansı.


Abraxas sahneden indiğinde kapıda yaşanan yoğunluk da büyük ölçüde atlatılmış ve ilk günden festivale gelmiş olan katılımcıların hemen hepsi çadırlarını kurmuşlardı. Sırada festivalin İstanbul dışından konuk ettiği iki yerli isim vardı. Bunlardan ilki İzmirli Courtyard'dı.


COURTYARD: 2002 yılındaki "Refusal" demolarıyla dikkatleri üzerine çeken İzmirli Death Metal grubu Courtyard, yavaş yavaş dolmaya başlayan sahne önünü hareketlendiren ilk grup oldu. Vokalist Mert Güvener'in yırtıcı sesi ve enerjik sahne performansı, gitaristler Arda Erboz ve Asya'nın kışkırtıcı riffleri ile grup çok sağlam bir sahne performansı sundu. Playlistlerinde coverlar'a da yer veren grup, özellikle Death cover'ı ve de Judas Priest'in "Painkiller"ı ile coşturdu.


METAROTH: Festivalin Bursa'dan tek konuğu olan Metaroth, "Meta Non-Grata" albümleri ile sağlam promosyona rağmen beklenen satışı yakalayamamıştı. Nu-metal ağırlıklı grup sahnedeki yerini aldığında kendilerini ilk defa izleyecek olan bir çoğunluğun önündeydi. İlk defa böylesine büyük bir organizasyonda ve bu kadar kalabalık bir kitle önünde çalıyor olmanın verdiği heyecan ise elemanların üzerinde açıkça hissediliyordu. Zira sahnede oldukça tutuktular. Her röportajlarında ısrarla, yurtdışında nasıl kontakları olduğundan, hangi firmalar ile neler görüştüklerinden, hangi şarkılarının hangi ülkenin radyosunda kaç kere çaldığından bahseden grup elemanları, yine aynı röportajlarında lafla değil yaptıkları işlerle bir yere gelmek istediklerinden bahsediyorlar ama biz sahnede pek bir şey göremedik açıkçası. Mudvayne, Slipknot ve Fear Factory gibi gruplarla kıyaslanmalarını istiyorlarsa, o grupların sahne performanslarını tekrar tekrar izlemelerinde fayda var. Peşinde oldukları sound'un ve yapmaya çalıştıkları müziğin sonuna kadar arkasındayım ve en çok destekleyenlerden biriyim ama elemanların bence hâlâ daha çok zamana ve çalışmaya ihtiyaçları var. Metaroth sahneden indiğinde ilk günün güneş batımı da yavaş yavaş yaklaşıyordu.


CATAFALQUE: Alacakaranlık kuşağında sahnedekini yerini alan grup, ülkemizin Gothic/Doom Metal tarzındaki tartışmasız lideri Catafalque'dı. "Unique" adlı mükemmel bir albüme imza atmış olan grubu ilk olarak Kemancı'da albüm galasında ve daha sonra da yine Kemancı'da "Ağrı Kesici" dergi galasında iki defa canlı izlemiş biri olarak; sahnede aşağı yukarı neyle karşılaşacağımı biliyordum. Fakat saatler 20.00'ı gösterdiği sırada sahne alan grubun kadrosunda bir de sürpriz isim vardı. Grubun albüm kaydında da yer almış olan gerçek vokalisti Mete de sahnedeydi bu sefer. Üstelik kendisi askerdeyken onun yerine refakat eden Özgür ile birlikte.

Grup festivalin yerli grupları arasında bence sahnesi en iyi olanıydı. "Unique" albümünden o müthiş parçaları çaldıkları sırada, sahnede görsel olarak da oldukça tatmin edici bir performans sergilediler. Özellikle bayan vokalist Özge'nin de grupla birlikte headbang yaptığı sırada ortaya çıkan görüntüleri pek unutulacak cinsten değil. Seyircinin de beklediğimin üzerinde bir coşkuyla gruba eşlik etmesi ve birçok şarkıda alkışla tempo tutma olayına girmesi görülmeye değer manzaralar oluşturuyordu, güneş yavaş yavaş kaybolmaya başlamışken.


KRONİK: Türkiye'nin ilk Thrash Metal gruplarından olan ve mazisi 15 yılı aşkın olan grup, son bir yıldır önce Kemancı'da ardından da Caravan'da haftalık bar programına çıkıp, özellikle de playlistlerinde yer verdikleri coverlarla izleyenlerini eğlendiriyordu. Festivale İstanbul'dan katılan seyircilerin çoğu grubun performansına aşina olsa da şehir dışından gelenler için merakla izlenen bir performans sergiledi grup. Gitarist Özer'in sahnedeki en dikkat çekici eleman olduğu performansları boyunca iki yıl önce çıkardıkları "Kavga" adlı albümlerinden "Kavga", "Eski Günler", "Ayak" ve "Canın Cehenneme" en çok eşlik gören ve headbanglerle coşulan şarkılar oldu.


Kronik'in sahneden inmesinin ardından hava da iyice kararmıştı ve sırada günün headliner'ı Overkill'den önceki son grup Karapaks vardı. İlk günün en yoğun kalabalığa çalan yerli grubu olan Karapaks'ın performansını, festivalde görevli olduğum ve tam o sırada da sahne arkasında olmam gerektiği için seyredemedim ve doğal olarak da bir yorumda bulunamayacağım.


Karapaks sahnedeyken festivalin üç headliner'ından ilki olan Overkill grubu elemanları da alana gelmişti. Elemanlar sahneye çıkmadan önce yarım kasa birayla demlenirken (vokalist Bobby hariç) Karapaks'ın sahneden inmesiyle sahne önünden yükselen "Overkill, Overkill" sesleri de bulunduğumuz yerden bile duyulmaya başlamıştı.

OVERKILL: Ülkemize daha önce iki defa gelen ve ikisi İstanbul biri de Ankara'da olmak üzere toplam 3 konser vermiş olan New Jersey'li grup, son albümleri "Relix IV"in ardından çıktıkları dünya turnesinde yeniden karşımızdaydı.

Grubun bu 3.'üncü İstanbul şovunda sahne inanılmaz görünüyordu. Özellikle de Overkill logosunu taşıyan flamalar, sahne arkasına asılmış olan devasal Overkill bayrağı ve muhteşem ışık + duman efektleriyle

Şovu sürükleyen isimler ise grubun 20 yıllık kariyerlerinde sürekli olduğu gibi yine karizmatik basçı D.D. Verni ve hem sesi hem de bitmek bilmeyen sahne dinamizmiyle yıllara meydan okuyan Bobby Blitz'di. Grup, en sevilen şarkılarından "Evil Never Dies", "Coma" ve "Bastard Nation"ı çalmasa da seyirciler oldukça coşkuluydu. Bobby ise şovun sonunda ortamı 20 yıl önceki New Jersey Metal konserlerine benzetti. Toplam 1,5 saat boyunca 20'ye yakın şarkı çalan grupta özellikle "Rotten To The Core", "In Union We Stand", "Fuck You", "Hello From The Gutter", "I Hate You", "Elimination", "Thanx For Nothin'" ve tabii ki "Necroshine" şarkıları en gürültülü anları yaratmalarına fon olan şarkılardı. En sevdiğim Overkill şarkılarından biri olan ve grubun konserlerinde de pek yer vermediği "God-like"ı ve son albümdeki inanılmaz marş "Oldschool"u çalmaları ise benim için günün en sevindirici olayıydı. Bu iki şarkı sırasında da kendimi en öne atmaktan alamadım. Tabii çaldıkları AC/DC cover'ı "Dirty Deeds Done Dirt Cheap" ise günün ve festivalin en güzel sürprizlerindendi.

Performansları boyunca grubu ilk defa izleyen 15-18 yaş arası kesimin ağzını açık bırakacak süratte ve coşkuda bir sahne şovu gerçekleştiren grup, 20 yıllık kariyerine aldırmadan yıllara meydana okuyor hâlâ. Bobby Blitz mikrofona öylesine hâkim, sahnedeki mimik ve jestleri öylesine heyecan verici ki D.D. Verni o kendine has bangır bangır bass sounduyla yine öyle nefes kesici bir performans sergiledi kiThrash riffleri makinesi Dave Linsk ise sahnede öylesine cool'du ki... O zor riffleri o eşsiz soloları öyle bir atıyor ki, gözlerinizi üzerinden alamıyorsunuz. Bir ayağı monitörün üzerindeyken seyirciye gülümseyen bakışlar atan Linsk, sahne duruşuyla ve bazı şarkılardaki back vokalleriyle dikkat çekti ve Derek Tailer'ın yine gelmediği bir İstanbul konserinde daha sahnedeki müzikal liderliği üstlendi. Grubun yoğun alkış sesleri arasında sahneden inmesinin ardından festivalin ilk günü de tamamlanıyordu.

İKİNCİ GÜN:

Gece çadırda artık klasikleştirdiğimiz üzere çadır kapasitesinin bir kişi fazlası ile uyuma geleneğimizi bu sefer abartmıştık. 2 kişilik çadırda 4 kişi uyumaya çalışarak hiçbir önemi olmayan ve oldukça da gereksiz bir rekor denemesi miydi amacımız bilmiyorum ama uykusuz bir şekilde sabah ettiğimi hatırlıyorum. Bu sefer hazırlıksız yakalanmıştık ama Çünkü sonradan gelen bir kişi mecburen, ikinci kişi ise (ki kendisi festivalin organizatörü Ahmet Çataltuğ, nam-ı diğer Ahmet Başkan olur) sadece gıcıklık olsun diye dalmışlardı güzelim çadıra. Şimdi sıradan bir çadıra neden güzelim dediğimi merak etmiş olabilirsiniz, hemen açıklayayım.

Bu çadırlar iyi güzel, kamp ortamı, ormantik atmosfer, doğa, temiz havavs tamam ama çok da uykuya elverişsiz şeyler malumunuz. Ama bu derde son veren ve adeta kendi yatağınızda alıştığınız o konforu sağlayan şişme kadın şaka şaka, şişme yataklar yok mu? Böyle cümle içinde okuyunca pek etkili gelmemiş olabilir fakat üzerine uzandığınız anda etkisini çok daha iyi anlıyorsunuz. Bilen bilir. Eğer hâlâ almadıysanız, bundan sonraki konaklamalı festivaller veya bu tarz kamp ortamları için mutlaka bir tane alın. Bizden söylemesi. Tabii bu alma olayınızı, bizim Rock Republic'te gerçekleştirdiğimiz şekilde yapmayın mümkünse :p

İkinci gün sahne performansları, line-up'da toplam 10 grup olduğu için daha erken başladı. Ortamda ilk günün aksine yüksek ağaçlı orman atmosferine alışmış ve halinden memnun bir şekilde takılan insanların bir gün öncesine nazaran fazlalığı göze çarpıyordu. Kimisi henüz yeni kalkıyordu çadırından saatler 13'e yaklaşırken, kimisi ise kahvaltısını yapıyordu yemek alanında. Günün ilk grubu ise saat 13.40'da sahne alacak olan UÇK Grind'dı.


UÇK GRIND: Sene içinde izlediğim performanslarında, sahne duruşlarıyla ve gümbür gümbür soundlarıyla hayranı olduğum gruplardan biriydi Unutulmuş Çalgıcılar Kulübü. Günün ilk grubu olmalarından ve sahne aldıkları sırada insanların henüz tam olarak uyanmamış olmalarından dolayı pek fazla kişiye çalamadılar. Fakat buna rağmen sahnede yine her zamanki dinamizmiyle performanslarını sergileyen üç kişilik Death Metal ordusu, özellikle vokalist/bassist Tanju'nun kışkırtıcı yorumlarıyla yine oldukça sağlam bir konser verdi. Özellikle festivalde az sayıda bulunan eski oldschool tayfayı coşturan grup, "Intro", "Welcome To Underground", "Tired", "Vechen", "All Woman Are Death", "Everest" ve "Lost In Silent Prayer" adlı şarkılarını seslendirdiler. Son olarak Tanju'nun "bir gün hepimiz öleceğiz" anonsuyla sunduğu "We'll All Die In Earthquake" ile de son darbeyi vurup indikleri sahnede yerlerini Episode 13'e bıraktılar.


Festivalin tek Black Metal grubu olan Episode 13'ü daha önce DoRock'ta izlemiştim. Fakat festivalde performanslarına tanık olamadım. Onlar sahneye çıkmadan önce Overkill elemanları gelmişti ve Hammer Müzik standında gerçekleştirecekleri meet'n greet için bekliyorlardı. Ben de grubun festival alanındaki rehberliğine soyunmak durumunda kalıp yaklaşık 2 saat boyunca kendileriyle ilgilendiğim için Episode 13 ve çok çok izlemek istediğim Ankaralı Crossfire'ı izleyemedim.

Özellikle Crossfire'ı kaçırdığıma üzülüyorum gerçekten. Zira bu yıl içerisinde çıkardıkları ilk albümleri "Aggression Treaty" ile bir anda en sevdiğim yerli gruplar arasında zirvelere çıkan grubu, daha önce DoRock'ta izlemiş olsam da böylesine büyük bir sahnede ve kalabalık bir seyirci önünde ilk defa çıkacakları konserlerinde izlemek istiyordum. Üzüntümü ise en sevdiğim Thrash Metal gruplarından biri olan Overkill elemanları ile geçirdiğim anlar azaltıyor.

Grubun toplam 1 buçuk saat süren imza verme ve fanlarla resim çektirme olayından sonra sahne arkasında bir müddet takılıp, yemeklerini de yedikten sonra otele geri döndüğü sırada festivalin 4 İzmirli konuğundan biri olan Affliction'daydı sahne alma sırası.


AFFLICTION: Performanslarını festivalin açılış grubu Abraxas'a çok yakın bulduğum grup, geçen sene sahne aldıkları Rock The Nations 2'den daha hareketli bir performans sergiledi. Albümleri "One Reality"den çaldıkları parçalar en çok eşlik gören şarkılarıydı aynı zamanda. Gönülden Thrashçi oldukları sahnedeki her hareketlerinden belli olan bu grubu, çok daha fazla konserde defalarca kez daha izlemek isteriz aslında. Fakat kendilerini senede yalnızca bir defa festivallerde görebiliyoruz ancak. İzmirli olmalarının da bu durumda yadsınamaz bir etkisi olduğu gerçek ama grubun hiç olmazsa kendi olanaklarıyla sene içinde en az iki ya da üç defa İstanbul'da konser vermesi gerek. Yoksa bulundukları konumdan daha yukarıları şimdilik çok zor görünüyor.


FALSE IN TRUTH: Festivale tek başına en çok insanı çeken yerli grup kimdi diye sorarsanız cevabım iki gruptan yana olur: Cenotaph ve False In Truth! İstanbul yeraltı Metal ortamlarının efsane grubu ve Death/Thrash tarzında ülkenin görmüş olduğu en sağlam gruplardan olan F.I.T., henüz tek bir albümü ya da demosu olmamasına rağmen konserlerinde izdiham ve kargaşa çıkarmaya devam ediyor. Saat 17.00'da sahne alan grup, üç gün boyunca festivalin o saatlerde sahne önüne en çok insanı toplayan grubuydu aynı zamanda.

Vokalist Toygar'ın kanyak kokulu, yırtıcı haykırışları alandaki uzun kavak ağaçlarında yankılanırken, festivalin ilk "ciddi" pogo muharebesi de başlamıştı. Tam bu sırada sahne önünden yükselen toz bulutu olayın boyutunu anlatmaya yetecek cinstendi. "Never Again", "Death Side Story", "Puppets In The Sand", "Deathwish", "Death Squad" ve festivalde ilk defa çaldıkları yeni şarkıları "Dreams" (ismi şimdilik böyle) ile toplam yarım saatte yıktı geçtiler diyebilirim. Birkaç parçada sesle ilgili olarak bazı problemler yaşayan grup, yine de her zamanki gibi sahnedeki karizmasıyla dikkat çekti. Fakat açıkçası ben Sepultura konseri öncesinde çaldıkları zamankinden daha iyi bir performans bekliyordum kendilerinden. Grubun şu ana kadar izlediğim tüm konserleri arasında bence hâlâ en iyisi 23 Mart 2005 tarihli Sepultura konseri öncesi Yeni Melek performanslarıdır. Rock Republic performanslarının o konsere nazaran biraz daha durgun olmasını ise güneşe ve sıcağa bağlıyorum.

Grup sahneden indiğinde ise Death Squad t-shirtlü cengâverler de ön tarafta yarım saat süren pogo-slamdive-headbang aktivitelerinden sağ çıkmış ve F.I.T. izlemiş olmanın verdiği sevinçle çekiliyorlardı sahne önünden.


Sırada ise festivalin Almanya'dan gelen üçlüsü vardı. Önce Mourning Caress, ardından 10 Fold B-Low ve son olarak da yarı Türk sayılabilecek olan Alev


MOURNING CARESS - 10 FOLD B-LOW - ALEV: Alman Metali'nin ikinci sınıf Thrash gruplarından sayılan Mourning Caress izleyenleri pek tatmin etmeyen bir performans sergilese de, onlardan sonra sahne alan 10 Fold B-Low festivalin sürpriz sahne şovlarından birine imza attı diyebilirim. Açıkçası festivale katılanların %95'inin daha önce ne dinlediği ne de izlediği bu Alman Metal-core grubu sahnedeki coşkuları ve enerjik performanslarıyla kalabalığı eğlendirdi.

Alev ise geçen sene Kemacı'da verdikleri ve hiç duyurulmadığı için sadece biz ve birkaç kişinin izlediği konserlerinden sonra ikinci kez ve gerçek bir konser için Türkiye'deydi. Grubun yarı Türk vokalistleri Alev Lenz'in güzelliği ve oldukça enerjik, kıpır kıpır tabiri caizse yerinde duramayan sahne performansı ile akıllarda kalacak olan bir konser oldu. Daha önce yer aldıkları festivaller de dahil olmak üzere ilk defa bu kadar kalabalığa çalan grupta Saner Ariduru (klavye, gitar), Patrick Fleischer (lead gitar) ve Martin Fahrnholz (bass gitar) şovu sürükleyen diğer isimlerdi. Özellikle basçı Martin Fahrnholz hem sahne kostümü, hem jest ve mimikleri hem de seyirciyle kurduğu göz kontağı ile dikkat çeken elemanlardan biriydi.


TO DIE FOR: Festivalin İskandinavya'dan gelen iki konuğundan biri olan Finlandiyalı grup, sahne aldığı sırada festival boyunca on ana kadarki en kalabalık durum oluşmuştu sahne önünde. Çünkü onlardan sonra festivalin asıl ismi Slayer sahne alacaktı. Bu durumda kendilerini izlemek için orada bulunan oldukça az insan olan grup da en bilinen şarkılarını çalmayı seçerek doğru bir adım attı. Bir saatlik sahne süreleri boyunca özellikle ışık ve duman efektleri ile oldukça güzel görüntüler içinde performansını sergileyen grup sahneden indiğinde, festival alanındaki en büyük fanları olan Ahmet Başkan'ın da mutluluğu gözlerinden okunuyordu.

To Die For'un sahneden inmesiyle biz de backstage'de Slayer'ı beklemeye başlamıştık. Hayatımın gruplarından biri olan ve birçoklarına göre dünya üzerinde şu an müziğe devam eden en büyük Heavy Metal grubu olan Slayer'ı yani Kesinlikle hayatımın en heyecanlı anlarından birini yaşayacaktım. Slayer elemanları bir saat içinde alanda yani bizim yanımızda olacaktı ve bundan daha önemli hiçbir şey olamazdı o an için. Derken saat 22.45 gibi festivalin görevli giriş kapısında bir çift ışık belirdi. Yaklaşan bir minibüstü ve Slayer için hazırlanan tırın tam önünde durdu. Evet, sonunda gelmişlerdi. Son bir saattir gelen her araca yaptığımız muameleyi bu araca da yaptık. Yani nefesler tutulmuş bir şekilde gözler kırpılmadan araca odaklandık. Fakat bu sefer içinden inenler gerçekten de onlardı! Kalp atışlarımın bir anda hızlandığına ilk defa bu kadar hissederek tanık oluyordum. O sırada backstage'deki herkesin telaştan ve heyecandan dona kalışını hiç unutamayacağım. İçeriden sırasıyla grubun Türkiye rehberi Tayfun Altınbaş, grubun menajeri, vokalist/bassist Tom Araya, gitaristler Jeff Hanneman-Kerry King ikilisi ve son olarak da davulcu Dave Lombardo indi. O sırada ben de dahil olmak üzere hemen herkes ağzı açık bir şekilde ve hareketsiz olarak yaklaşık 30 saniye boyunca minibüse baktık. Bu kısa şok durumunun atlatılmasını sağlayan ise grubun tırın içindeki odaya geçmesi oldu. Ardından herkes yeniden nefes almaya başlamıştı.


Elemanların tırın içindeki süper lüks odalarında hazırlanmaya geçmesi ile ben de elimde bir kalem ve Ağrı Kesici dergisindeki Slayer yazımın olduğu sayfalar açık bir şekilde tırın yaklaşık 15 metre uzağında bekliyordum. Tıpkı o sırada herhangi bir şeyi imzalatmak için bekleyen birçok görevli arkadaş gibi. Fakat grubun odadan çıkmaya niyeti yok gibiydi. Beklememiz yarım saati bulunca da zaten umudu kesmiştik artık. Direk çıkıp sahneye gideceklerdi çünkü. Sonra birden elinde cep telefonuyla Kerry King çıktı odadan! Yaklaşık 7-8 dakika boyunca tek eli cebinde, oldukça da rahat ve ağır bir tavırla bir sağa bir sola volta atarak konuştu telefonla ve daha sonra tekrar odaya girdi. O sırada tır ile aramızdaki 15 metrelik mesafe sanki 15km gibi gelmişti bana. Önümüzde hiçbir engel olmamasına karşılık kendisine yaklaşmadık bile. Olduğumuz yerden şaşkın şaşkın izledik o kadar.


Saat 23.30'da grup sahne alacaktı ve artık benim de biraz dinlenmem gerekiyordu. Çünkü yüksek ihtimalle şimdiye dek izlediğim en olağanüstü sahne performansına tanık olacaktım ve bunun için de enerji toplamam gerekiyordu. Geçip bir masada dinlenmeye ve tüm günün yorgunluğunu atlamaya çalıştım. O sırada zaman nasıl geçti bilmiyorum fakat grubu sahneye götürecek olan minibüs tıra yaklaşınca ben de ayağa fırladım. Odadan önce Dave Lombardo çıktı ve minibüse ilk o bindi. Diğer grup elemanlarının odadan çıkması ise biraz gecikti. Öyle ya o sırada Jeff Hanneman parmak egzersizi yapıyor, Tom Araya sesi için sıcak bir şeyler yudumluyor, Kerry King ise pantolonuna o devasal zinciri bağlamakla uğraşıyor olabilirdi. Üçü de peş peşe odadan çıktıklarında dayanamayıp çığlık atacak gibi olduğumu hatırlıyorum. Zor tutmuştum kendimi. Jeff hemen minibüse geçti, Kerry elinde gitarı ile parmak egzersizi yapmaya başladı ve sakallı imajıyla her zamankinden çok daha karizmatik bir görünüşe sahip olan Tom Araya ise konsere konsantre olmak için kafası öne eğik bir şekilde tırın yanında volta atıyordu. Sadece o görüntü için bile orada olmaya değerdi doğrusu!


Sahne ile Slayer'ın bulunduğu tırın arasındaki mesafe en fazla 1 futbol sahası uzunluğunda olsa da grup bu mesafeyi bile yürümeden, minibüsle kat etti. Bizler de minibüsün arkasından koşup foto pitteki yerimizi aldık hemen. Heyecan son noktadaydı kesinlikle! Çok az kalmıştı! Grup elemanları sahne arkasındaki merdivenlerden yavaş yavaş çıkarlarken seyircilerden yükselen "Slayer, Slayer" sesleri ise kelimenin tam anlamıyla tüyler ürperticiydi.


 

SLAYER: Hayatıma yön veren ender gruplar vardır. Dinlediğim anda bu dünyaya ait değilmişçesine beni farklı boyutlara götürenHer albümü, her şarkısı hatta her notası kutsal gruplardır bunlar benim için. İşte bu gruplardan en öfkeli, en hızlı ve en cool olanı Slayer; 2 Temmuz 2005 gecesi saat 23.30'da sahne aldığında 20 yıllık yaşantımın en hayali anlarından birine başlamıştım. Tıpkı alandaki 4000 kişiden birçoğunun hayatlarındaki en mutlu ve en heyecanlı anları yaşadıkları gibi

Grubun İstanbul'da verdiği bu ikinci konserde onlara en yakın olan yerden, foto pitten performanslarını izleyecektim ve o yaşayacağım dakikaların değerini, hissettirdiklerini daha sonra kelimelere dökemeyeceğimi biliyordum.

Duman efektleri arasında sahneye çıkan ilk eleman, daha önce Türkiye'ye gelmesi için kampanyalar düzenlenen efsanevi davulcu Dave Lombardo idi. Sağır edici çığlıklarla ise diğer üç eleman sahneye adımlarını attılar. Delirmekle aklıselim kalmak arasındaki ince çizgiyi ilk defa böylesine yakından hissediyordum!

"Disciple" ile girdiler babalar şovlarına. Ama ne şov! 4bin kişi aynı anda coşuyor, sahnedeki 4'lü ise adeta İstanbul'a cehennemi yaşatmaya gelmişçesine çalıyorlardı. İlk şarkının ardından Tom Araya'nın gülümseyen gözlerle İstanbul seyircisini uzun uzun süzüşünü hayatım boyunca unutamayacağım. Ardından yükselen vahşi bir haykırış: "İstanbul, savaşa hazır mısın?" ve "War Ensemble"

Festivalin sloganlarından olan "Temmuzda İstanbul'un kuzeyinde yer yerinden oynayacak" cümlesi tüm gerçekliğiyle vuku buluyordu adeta. Tom Araya'nın her "Sport the war, war support" diye haykırışında sarsıntı iyice artıyor, izleyenler ise iyice çılgına dönüyordu.

 "At Down They Sleep" sonrası gelen "Necrophobic"in başında Tom Baba'nın seyirciyle yaptığı kısa diyaloglarından biri gerçekleşiyor ve tüm karizmasıyla kendisini izleyenlere soruyordu: "Ölmek istiyor musunuz? Gerçekten ölmek istiyor musunuz?"

Peş peşe çalınan "Blood Red" ve "Hallowed Point" sırasında anladım ki hayatımda izlediğim en üstün müzikal şov buydu. Yok daha ötesi, olamaz! Headbang yaparken gözleriniz dolabilir mi? Sahneye odaklandığınız sırada tüyleriniz her seferinde diken diken olabilir mi?

7. şarkı "Stain Of Mind" ise grubun son turnesindeki her konserde çaldığı şarkılardandı. Daha önceki turnelerde pek çalınmayan bu şarkı, en sevdiğim Slayer şarkıları arasındadır aynı zamanda. Tom Araya'nın gücünden hiçbir şey kaybetmemiş olan o yırtıcı ve büyüleyici sesiyle her "You'll never feel greater mysery, master of my enemy, let the purest stain of mind, wash the virtue from your eyes" diye haykırışında unutulmaz dakikalar yaşadığımı daha iyi anlıyordum.

 "God Send Death"den sonra gelen "Dead Skin Mask"den önceki Tom Araya sunuşu ise mükemmeldi. Şarkının nakaratının her satırını, son kelimeleri seyirciye bırakarak öyle bir haykırıyordu ki, o sırada tam bir kaos yaşayan seyircilerin arasına katılmam gerektiğini anladım ve şarkının ilk rifflerinin girmesiyle kendimi azgın kalabalığın arasına attım. İşte, en heyecan vericisi kesinlikle bu olmalıydı! "Dance with the dead in my dreams, listen to the hallowed screams, the dead have taken my soul, temptation's lost all control"

Genellikle 90 ve öncesi yıllardaki albümlerden çalan grup sadece ilk albümleri "Show No Mercy"den, "Divine Intervention"dan ve cover ağırlıklı albümleri "Undisputed Attitude"dan çalmadı. "Hell Awaits", "Chemical Warfare", "Seasons In The Abyss" ve "Postmortem" ile kelimenin tam anlamıyla ortalığı yıkıp geçiren grup, "Raining Blood"da ise konserin en unutulmaz anlarını yaşatıyordu! Şarkının hemen başında tüm ışıkların sönmesi ve 30-40 saniye boyunca sadece kırmızı spotların sahneyi aydınlatması muhteşem bir görüntü oluşturuyordu. Ardından Kerry King'in girdiği ilk rifflerle birlikte, kendinden geçmiş kalabalığın arasında ayaklarım yere dahi deymeden bir o yana bir bu yana savrulmaya başlamıştım. Şarkının bitmesiyle artık kimsede dayanacak hâl kalmamıştı ki, grup elemanları o öldürücü ilk notalarıyla "South Of Heaven"e girmez mi?! Bunlar yaşamak için grubun sahneden inmesine ihtiyaç duyulacak anlardı! Son şarkı "Angel Of Death" ise artık son darbeydi ve grup 1 saat 15 dakika kaldığı sahneden toplam 16 şarkı çalarak iniyorken, "Slayer Slayer" sesleri, alkışlar ve çığlıklar uzun süre kulaklarımda yankılarını kaybetmedi.

Performansları boyunca özellikle Tom Araya'nın muhteşem sahne performansı ve enerjisi dikkat çekti. Yıllardır ezberlediğimiz meşhur konser ve DVD görüntülerinin aksine Tom Baba vokal yapmadığı hemen her bölümde headbang yaptı! Kerry King ilk İstanbul konserine nazaran çok daha ön plandaydı. Attığı sololar, şarkılar devam ederken sahnedeki gezişleri, kafa sallayışı ve seyircilere fırlattığı o ölümcül bakışlar unutulacak gibi değil. Kerry "Fucking” King gitarı öyle bir çalıyordu ki, yükselen sesle neye uğradığımızı şaşırıyorduk çoğu zaman. Jeff Hanneman turne boyunca çaldıkları diğer konserlere nazaran İstanbul'da daha bir durgundu. Bunu diğer konserlerin okuduğumuz yorumlarından ve bu turnede onları yurt dışında da izleyen arkadaşlarımızın sayesinde öğreniyorduk. Dave Lombardo ise gecenin yıldızlarındandı. İki saat uykuyla ve 40 derece ateşle çıktığı bu konserde, nasıl insanüstü bir yaratılış olduğunu bir kez daha gösterdi. Kendisini yakından izleyince 4 kol 8 bacak olduğunu düşünüyorsunuz adeta.
Festivalin en büyük grubu Slayer, adına ve kariyerine yakışır bir şekilde muhteşem ötesi bir şov sunmuştu çılgın Türk seyircilerine. Sadece Türklere mi peki? Ürdün'den, Suriye'den, İran'dan ve Romanya'dan gelen birçok Metal severe deŞimdiye dek izlediğim en iyi sahne performansıydı ve grubun gezegendeki en güçlü Metal'i yaptığına canlı canlı tanık olmak anlatılacak gibi bir şey değil! 1 saat 15 dakikada çaldıkları 16 şarkı boyunca nefesler kesildi ve tempo bir an olsun bile hiç düşmedi. Grup, inanılmaz çığlık ve alkış sesleri arasından sahneden indiğinde ise yaklaşık 4000 metal sever "hacı” olmanın verdiği haklı gururu ve sevinci yaşıyordu. Dile kolay tam 1 saat 15 dakika gezegenin en güçlü Metali'ni canlı canlı izlemiş ve dinlemiştik. Var mıydı benden, var mıydı bizden mutlusu?

O tarifsiz duygu yoğunluklarıyla ve fiziksel yorgunlukla, konserden yaklaşık on dakika sonra kendime gelir gelmez sahnenin yanından backstage'e koşmaya başladım. Öyle ya daha grup elemanlarının ızgara partisi vardı. Backstage'e varır varmaz grup elemanlarının henüz odalarından çıkmadıklarını gördüm. Hemen bir yere oturdum ve elimde biramla grubun odasından çıkmasını beklemeye başladım. Fakat biraz sonra grup menajerinden gelen haber üzücüydü. Zira elemanlar iki gün boyunca toplam 4-5 saat uykuyla durduklarını ve çok yorgun olduklarını belirtip, biran önce otele dönmek istemişler. Böylece ızgara partisi de iptal olmuş oldu. Fakat ne olursa olsun Türk'ün misafirperverliği gösterilmeliydi. Hazırlanan ve pişirilen tüm etler sandviçe konuldu ve grup elemanlarının yolda yemesi için paket yapıldı. Bunu gören grubun menajeri ise şaşkınlıkla karışık ne yapacağını bilemedi ve kibarca teşekkür edip paketleri araca koydurdu. Odadan yine ilk çıkan Dave Lombardo oldu ve sağa sola bakmadan direk minibüse bindi. En arka tarafa geçip yasladı kafasını koltuğa ve uzattı ayaklarını. Tabii hemen pencerenin yanından içeriye dikiz yapan biz fanları görünce de anında kapattı perdeyi. Sonra sırasıyla diğer grup elemanları çıktılar odadan ve başladılar Majör Müzik'ten Eyüp İblağ ile ayaküstü sohbete. Özellikle Tom Araya'nın sıcak tavrı ve gülümseyişleri dikkat çekiyordu. Zaten gün boyunca 4'lü içinden gülüşüne tanık olduğumuz tek eleman Tom Araya'ydı. Yanlarına yaklaşan tek festival görevlileri olan Eyüp İblağ ve Ahmet Çataltuğ ile resimler çektirildi, karşılıklı teşekkürler edildi ve vedalaşıldı. Grup elemanlarının minibüse binmesiyle araç, grubun kaldığı Havaalanı Oteli'ne doğru hızla yol almaya başladı. Geride kalan bizlerin ise akıllarında unutulmayacak ve hafızalara kazınan kareler kaldı.


Saat sabah 2 buçuğa gelmekteydi ve konser sonrası yorgunluğundan eser kalmamıştı bünyede. Arkadaşlarla yemek sahasında buluşup, dj parti alanında takılmak en iyisiydi. Tabii o sırada yenen pizzaların da tadı bambaşka oluyordu :p

ÜÇÜNCÜ GÜN:

3 Temmuz 2005 sabahı uyandığımda artık hiçbir şey eskisi gibi değildi. Çünkü artık Slayer izlemiş biriydim. Şaka maka son gün de oldukça eğlenceli ve güzel geçti. Alandaki insanların sayısında Slayer sonrası festivali terk edenlerle birlikte bir azalma söz konusu olsa da kalanlar ve sadece In Flames için son gün gelenler ile birlikte yaşanacak güzel bir gün bizi bekliyordu.


LIL: Günün ilk sahne alan ismi İzmir'den gelen bir başka grup olan Lil'di. Festivalde ilk demoları "Between Desires And Stars"ı da satışa sunan grubun tek şanssızlığı bir gece önce Slayer izlemiş bir kitleye çalmaktı. Zira o gece hemen hemen herkes en erken 4'te uyumuş ve büyük çoğunluk da yine en erken 13.00'da yeni uyanmıştı. İnsanların henüz yeni yeni kahvaltı yaptığı bir sırada sahne alan grup, kendilerini izlemeyi seçmiş olan az bir kalabalığa başarılı ve renkli bir şov sundu diyebilirim. Özellikle grubun frontman'i Çağrı'nın karizmatik sahne duruşuyla dikkat çeken performansları boyunca, daha önce bende bırakmış oldukları kötü izleri de silmeyi başardılar.


JOKE FOR A WHILE: Eski hardcore gruplarımızdan Radical Noise'ın gitaristlerinden Ersin'in yeni projesi olan bu grubu ilk defa izleyecektim. Daha önce dinlemişliğim bile yoktu hatta. Yavaş yavaş dolmaya başlayan sahne önünde insanlar grubun tempolu riffleriyle harekete geçmek isteseler de, bunu bir türlü başaramadılar. Zira güneşin o sırada tüm kavuruculuğuyla tepede olması ve insanlarda hâlâ Slayer yorgunluğunun etkilerinin görülmesi, grubun pek coşturucu bir performans sergileyememesine sebep oldu. Yaptıkları At The Gates cover'ı ile akıllarda kalan bir konserdi.


PICK POCKET: Festivalden bir hafta önce Bronx'ta düzenlenen Rock Republic partisinde ilk defa izlediğim ve sahne performanslarından, soundlarına kadar çok tuttuğum grup, bu kez büyük sahnede biraz kaybolmuş gibiydi. Amerika'nın meşhur nu-Rock gruplarından Lostprophets'e benzettiğim grup, çaldıkları şarkılardaki sahne hareketleriyle de oldukça dikkat çekiciydi. Festivale katılan kitlenin çoğunun benimsemeyip , dinlemediği bir tarzda müzik yapan grup, yarım saat boyunca kendilerini yabancı oldukları bu kitleye de tanıtma fırsatı yakaladılar. Ne kadar başarılı olduklarını ise yakında çıkaracakları albümlerinden anlayabiliriz.


SELF TORTURE: Ankara'nın en meşhur gruplarından Self Torture, geçtiğimiz yıl çıkardıkları "Person A" adlı albümlerinin ardından sessizliğe bürünmüştü. Yine aynı yıl sahne aldıkları Rock The Nations 2'de de oldukça enerjik bir performans sergilemiş olan grubu, bir yıl aradan sonra ikinci defa izleyecektim. Festivalde aynı gün sahne alacak olan hardcore mucitlerinden Sick Of It All öncesinde, seyirciler için iyi bir antrenman olan grubun bu performansı da oldukça coşkulu ve dinamizm doluydu. Bu ülkede de hardcore'un en iyi şekilde icra edilip, sahnede de çatır çatır çalınabildiğinin en iyi kanıtlarından biri olan Self Torture, festivale kendi bayrağıyla gelip de, onu sahneye asan tek yerli gruptu aynı zamanda.


SOUL SACRIFICE: Üç gün boyunca en merakla beklediğim ve sahne performanslarını kaçırmak istemediğim gruplardan biriydi Soul Sacrifice. Aynı gün festival alanında Majör Müzik etiketiyle satışa sunulan ilk albümleri "Stranded Hate"in de bir nevi galası şeklinde geçen konserleri boyunca, seyirci dışında her şey çok iyiydi. Seyircide ise bir durgunluk vardı. Sanırım herkes, Slayer sonrası yorgunluğu yeni atlatmışken, Self Torture ile tekrar dağılmıştı ve Sick Of It All için yeniden enerji toplamakla meşguldü.

Öncelikle sahneden kendilerini tebrik eden diğer tüm yerli gruplara ve albümde emeği olan, destek veren herkese teşekkürlerini sunan grubun karizmatik dev frontman'i Özgür, bu ülkede tanıdığım en iyi müzisyenlerden de biri ayrıca. Keşke iyi müzisyen olduğu kadar biraz da dikkatli olsaymış da performanslarından bir gün önce davulcuları Onur'un kolunun (pogo sırasında) zedelenmesine sebebiyet vermeseymiş demekten kendimizi alamadık fakat Onur sakat sakat çıktığı konserde yine sıfır hatayla çalarak büyük alkışı ve tebriki hak etti doğrusu.

Albümleri "Stranded Hate"den şarkıların çalındığı playlistlerinde en dikkat çekici parçalar ise Türkçe olan "Çocuk Bahçesi" ve tabii ki bir Soul Sacrifice hiti olan son şarkı "Blind"dı. Grubun bir gün önce sahne almış olan UÇK Grind'ın "We'll All Die In Earthquake" şarkısına gönderme niteliğinde seslendirdiği 30 saniyelik "We'll Not Die In Earthquake" ise eğlence nitelikli güzel bir geyikti.

Askerden yeni gelmiş gitaristleri Maksim'in yanı sıra halen askerliği devam etmekte olup da, izin alarak festivalde sahne almış olan diğer gitarist Feyzi de kısa saçları ve sahneyi özlemiş tavrıyla dikkat çekti. Vokalist ve basçı Özgür ise göz makyajıyla, sahne kostümüyle ve yine o alışık olduğumuz karizmatik sahne tavrıyla seslendirdi şarkıları.


CENOTAPH: Festivalin en merakla beklenen yerli gruplarından Cenotaph, Türkiye dışında da en çok tanınan gruplarımızdan. Tarzları olan Death/Grindcore'da yurtdışında oldukça ses getiren grup, festival alanında da yabancı misafirlerimiz tarafından albümleri en çok satın alınan ve t-shirtleri en çok satılan yerli grubumuzdu. Sahneye, üzerlerinde kan lekeleri olan yeşil cerrah kıyafetleriyle çıkan grup, 40 dakika boyunca günün en çok söz edilen şovlarından birine imza attı. Vokalistleri Batu'nun brutallik sınırlarını zorlayan sesiyle ortalığı inleten Cenotaph, şarkılarını birbiri ardına sıralarken özellikle ön taraflardaki hareketlilik görülmeye değerdi. Grubun alanda ne kadar çok hayranı olduğu da performansları sırasında çok net görülüyordu.


Cenotaph sahneden indikten sonra backstage'de yaşanan heyecan ise bu sefer In Flames içindi. Son günün headliner'ı olan İsveçli grup, saat 19.00 sularında alana varmıştı. Aramıza katılır katılmaz, kuzeyli olmalarına rağmen çok sıcak insanlar oldukları hemen anlaşılan grup elemanlarından özellikle gitarist Björn; yaptığı esprilerle, sıcak sohbetleri ve cana yakın tavrıyla göze çarpıyordu. Grup sahne almadan önce bir meet'n greet gerçekleştirmek istiyordu ve bunun üzerine Hammer Müzik standı hemen hazırlatıldı. Ardından elemanlar iki arabaya paylaştırılıp Hammer Müzik standına götürüldü.


Cenotaph'ın sahne almasından önce yapılan In Flames imza günü anonsu ise oldukça büyük bir etki yaratmıştı anlaşılan. Zira Hammer standının önünde yaklaşık 60 metreye varan uzunlukta bir kuyruk vardı. O sırada sahnede, festivalin en merakla beklenen gruplarından ve kimilerine göre en iyi sahne şovunu sergilemiş olan grubu Sick Of It All vardı. Fakat sahne önünde eğlenenler, In Flames elemanlarından imza almak için bekleyenlerin yanında azınlıktaydı.


Oldukça eğlenceli anlara tanık olunan ve yaklaşık 2 saat süren bir imza verme ve resim çektirme olayının ardından grup elemanları sahne arkasına dönerek konser için son hazırlıklarına başladı. Bu sırada festivalin resmi t-shirtlerinden hediye ettiğim grup elemanlarıyla bir gün önceki Slayer şovunu konuşuyordum. Şu ana kadar izlediğim en iyi performans olduğunu söylediğim sırada ise karizmatik gitarist Jesper'ın verdiği cevap oldukça iddialıydı: "Until today" (Bugüne kadar)


Saatler 20.30'u gösterdiğinde ise elemanlar konteynır içindeki odalarına çekiliyor, ben ise Heavy Metal kraliçelerinden Doro'yu izlemek için sahne önündeki yerimi alıyordum.


DORO: Bayan Rock'N'Roll yine müthiş bir sahne kıyafetiyle karşımızdaydı. Geçtiğimiz yıl Rock The Nations 2'de tek şarkılık süren performansı sırasında giymiş olduğu Motörhead t-shirtü ile beni benden, onu ondan, şunu şundan alan güzel vokalist, yine çok Rock'N'Roll bir kıyafetle sahnedeydi.

Geçen sene Blaze'in elemanlarıyla sahne alan Doro, bu sene kendi grubuyla turluyordu. Özellikle gitaristlerden gözlerimi alamadığım performansları boyunca sahnede tam manasıyla gerçek bir Heavy Metal şovu gerçekleştiriliyordu. Göz kamaştırıcı ışık efektleri arasında ve dumanlar içinde bir o yana bir bu yana savrulan saçlarıyla Doro, sanki hâlâ 20'li yaşlarındaymış gibiydi. O ne enerji, o ne bitmek bilmeyen coşku ve o ne güçlü bir sesdi öyle! Doğrusu bu kadarını beklemiyordum. Seyircilerin de müthiş katkısıyla unutulmaz bir konser oldu. Özellikle Judas Priest cover'ı "Breaking The Law" ve efsanevi Heavy Metal marşı "All We Are"da festivalin en gürültülü ve en çok seyirci eşliği duyulan dakikalarından biri yaşanıyordu.

Mrs. Rock'N'Roll geçirdiği ameliyat sonrası ilk performanslarından birinde muhteşemdi. Seyircilerin uzun süren "Doro, Doro" tezahüratlarının ardından sahneden inerlerken, ön taraflar da In Flames t-shirtlü insanlar tarafından kuşatılmaya başlıyordu.

IN FLAMES: Saatler 22.30'u gösterdiği sırada sahneye oldukça yüksek çığlık ve alkış sesleri arasında çıkan grup elemanları, kendi deyimleri ile şimdiye dek verdikleri en iyi konserlerden birine başlamak üzereydiler ve heyecanları her birinin gözlerinden okunuyordu. Elemanların gözlerini bu kadar yakından görmemi sağlayan foto pit ise üç gün boyunca en kalabalık anlarını yaşıyordu.

Günün ve festivalin kapanış grubu, ülkesi dışındaki bir festivalde ilk defa headliner oluyordu. Grup sahnede kaldığı 1,5 saat boyunca hemen hemen her albümlerinden şarkılara yer verdi. Özellikle açılış parçası "Cloud Connected", "Episode 666", "Jotun", "Only For The Weak", "The Quiet Place", "Trigger" ve "Touch Of Red"deki coşku, heyecan, hareketlilik ve seyircilerin aynı anda zıplayarak oluşturdukları görüntüler unutulacak gibi değildi! Şarkıların bazılarında yağan yağmur bile alandaki coşkuyu biraz olsun dindirmeye yetecek cinsten değildi. In Flames'in Ozzfest 2005'deki Main Stage macerasından önceki ilk ve son 90 dakikalık provasında böylesine muhteşem bir şov sunmasının ardından 3 günlük Heavy Metal maratonu da noktalanmıştı.


FESTİVALDEN NOTLAR:

1.Öncelikle katılımcılar tuvaletlerden şikâyetçiydiler. Festivalde yaşanan en büyük sorundu ve birçok kişi tuvaletlerin temiz olmaması ve bir süre sonra da kullanılamaz durumda olması sebebiyle zor anlar yaşadı. Fakat yaşanan durum sadece tüm dünyadaki müzik festivallerinde yaşanan durumla aynıydı. Yani zaten önceden beklenen bir şeydi.


2.Festival alanında alışveriş için özel Rock Republic paraları kullanıldı. Yemek alanında çeşit, ilk senesini yaşayan bir festival için oldukça fazlaydı. Yemek fiyatlarından da şikâyet edenler vardı fakat dışarının fiyatlarından en fazla 1,5 YTL fazlaydı yemekler. İçecekler ise gayet makul fiyatlarda satışa sunuldu.


3.Festivale katılan her grup hem organizasyondan hem de festivalde yaşadıklarından oldukça memnundular. Geri dönüş maillerinde hemen hemen her grup yeniden gelmeleri için girişimlere başlanmasını talep etmiş bile. Bunların arasında Slayer da var, duyurulur!


4.Çadırların kurulduğu kamp alanı ülkemizdeki tüm festivaller arasında doğayla en iç içe olanıydı. Yüksek kavak ağaçlarının arasında yemyeşil ormanda kamp yapma imkânından bile sırf yerler engebeli diye şikâyet edenler vardı. Bu şikâyetler aklı başında hangi insan tarafından duyulduysa kahkahayla karşılandı tabii.


5.Kamp alanındaki oyun aktiviteleri, alanın sahneye en uzak noktada olmasından dolayı pek rağbet görmedi. Fakat Abraxas ve Soul Sacrifice gruplarından karma takımların insan langırtı maçları yoğun seyirci katılımıyla ve bol kahkahalarla izlendi.


6.DJ parti alanı sabah 4'e kadar Rock ve Metal doluydu. Hem de bangır bangır bir şekilde Üç gün boyunca tüm katılımcılar gece canlı performanslar bittikten sonra da müzikten uzak kalmadılar. Çağlan Tekil, Şener Çetin ve DJ. Ferruh'un çaldıkları şarkılar, ortamdan headbang'in bir an olsun eksik olmamasını sağladı.


7.Grupların sahne alış saatlerinde şaşırtıcı bir şekilde herhangi bir gecikme yaşanmadı. Üç gün boyunca tüm gruplar programda yer alan saatlerine sahnedeydiler. Bu da profesyonel bir sahne ekibiyle bu işlerin kolayca halledilebileceğini gösterdi. Umarım bundan sonraki tüm festivallerde Rock Republic'teki sahne disiplinini görebiliriz.


8.Ses ve ışık sistemi üç gün boyunca mükemmel işledi. Hava karardıktan sonra sahne alan tüm grupların performanslarını ışık efektleri adeta unutulmaz kıldı. CTI'ın sağladığı ses sitemine ise şikâyet makinesi gibi çalışan bazı internet metalcisi arkadaşlar bile her hangi bir laf edemedi. Özellikle headlinerlar sahnedeyken ses tabiri caizse "jilet" gibiydi. Ayrıca festivaldeki hiçbir yerli grup da sesten şikâyet etmedi, aksine övgülerini iletenlerin sayısı oldukça fazlaydı.


9.VIP biletliler için sahne önünde ayrılmış olan bölme sayısı ilk gün sağda ve solda olmak üzere iki taneydi. Daha sonra bu iki özel bölümü dolduracak kadar VIP bilete sahip insan sayısı olmadığı anlaşılınca, bu özel bölmeler bire indirildi. Festival boyunca özel VIP bölümünün kaldırıldığı tek şov ise Slayer şovu oldu.


10.Sahne arkasında grup elemanlarının birbirleriyle olan sohbetleri ve diyalogları unutulacak gibi değildi. Slayer dışında yerli/yabancı tüm grup elemanları birbirleriyle çok iyi geçindiler. (Slayer'ı ise alanda kaldığı 3 saat boyunca kimseyle görüşmediği için ayrı tutuyorum.) Özellikle Overkill ve In Flames gibi headliner grupların elemanlarının samimiyetleri ve sıcakkanlılıkları şaşırtıcıydı. Alev ve Doro güzellikleriyle sahne arkasındaki herkesi büyüledi. Björn esprileriyle kahkahalara, Bobby Blitz'in herhangi bir içki içmemesi ve içki kullanmıyor oluşu ise şaşırmalara neden oldu.


11.Performanslarından sonra Alev 1 saat 20 dakikaya varan telefon konuşmasıyla sahne arkasında en çok telefonla konuşan isim oldu. Kendisini 1 saat ile In Flames'den Jesper, 45 dakika ile yine In Flames'den Anders, 20 dakika ile Overkill'den Dave Linsk ve 8 dakika ile Slayer'dan Kerry King takip etti.


12.Hiçbir grup en ufak bir sorun yaşamadan ayrıldı festivalden. Tabii Kerry King'in tır odasında zincirini unutup da ertesi sabah alel acele istetmesi dışında


13.In Flames'in şovlarında kullandığı pyrolar (ateş püskürten aletler) İstanbul'a getirilmedi. Sebebinin ise festivalin ormanlık bir alanda yapılıyor oluşu ve sahnenin de ağaçlar arasında kurulmuş olması nedeniyle muhtemel bir yangından kaçınmak olduğu açıklandı.


Evet, belki festivalin ilk senesi olması dolayısıyla organizasyondan kaynaklanan bazı eksiklikler vardı fakat bir müzik festivalinin asıl amacı vaat ettiği grupları getirip, onlara sahnede en iyi şekilde performans sergilemelerini sağlayacak ortamı oluşturmaktır. Rock Republic de bu işi oldukça başarılı bir şekilde gerçekleştirdi açıkçası. Başta Eyüp İblağ ve Ahmet Çataltuğ olmak üzere bu güzel organizasyonda emeği geçen herkese üç gün boyunca birçok unutulmaz an yaşattıkları, Slayer başta olmak üzere birçok önemli grubun mükemmel performanslarını izlettikleri ve böylesine büyük bir organizasyonu gerçekleştirdikleri için bir kez daha teşekkürlerimizi sunuyoruz. Seneye yeniden görüşmek üzere


Fotoğraflar: Kadir Aşnaz





Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: