MÜZİK ODASI

Çetin Alp'ten Manga'ya 'Bir Namus Meselesi' Olarak Eurovision, Gür Akad ve Turgut Özal

Murat Arda - 24 Mayıs 2010

Şimdi, öncelikle Manga'nın şarkısına bir göz atalım. "We could Be The Same" adını verdikleri 'devlet-sipariş' parçalarında müzikal altyapı olarak Rock'n'Roll'un 2000'lerdeki alameti farikası; Nu-Metal & Scratching kardeşliğini sembolize eden bolca Linkin Park etkileşimi göze çarpmakta. Vokallerde ise İstiklal'de seğirten "Emo-Rock" ve "Hay-Fan" (Hayko Çepkin Hayranları) kuşağına hitaben dozajında  (yani sinirleri alınmış ve Türkleştirilmiş) bir System Of A Down nevrotikliği eşlik ediyor. İmaj olarak ise (kısmen Bağdat Caddesi cemaatine yönelik olabilir) hafiften Justin Timberlake estetiği ile cilalanmış ve rock'a özgü pejmurdelik durumunun minimize edildiği bir duruş sözkonusu. (Parçanın İlhan İrem'in Yurtta Barış Dünyada Barış'ından arak olduğu şeklindeki spekülasyona hiç girmeyeceğim çünkü çok bir alaka kuramadım).  Öyle veya böyle bu defa da Manga aracılığı ile kırk senelik "gavur" bizi beğenecek mi kaygımızı gidermeyi deneyeceğiz. Ne gam, benzer şeyleri zamanında rahmetli Çetin Alp'e yaptırtmadık mı? O zamanlar da benzer şark kurnazlığıyla örneğin şarkının sözlerine biraz Wagner, çokça Figaro, bol bol da Opera kattık mı Frenkler bizim de en az onlar kadar çağdaş olduğumuzu öğrenecek diye düşünmüştük.  Olan rahmetli Çetin Alp'e oldu, son nefesini vermeden önce dahi bu şarkıya sövdüğü rivayet edilir. (Türkiye Cumhuriyeti tarihinde halkın en nefret ettiği sanatçı ne yazık ki Çetin Alp olmuştur. Zavallı Çetin Alp'in yemediği küfür, işitmediği hakaret kalmamıştır bu Opera şarkısı yüzünden; üstelik parçanın sözleri Aysel Gürel'e aittir!!!)
Eurovision olgusu Türkiye halkı ve devleti için her zaman bir namus meselesi olagelmiştir ancak Semiha Yankı'nın "Seninle Bir Dakika"sından başlayarak Manga'nın "We Could Be The Same"ine kadar bu 'müzikal namus'un bütün bir topluma malolmuş bir histeri krizi olarak şiddetlenerek büyümesi ilk olarak "Onlar" ile dizginlenebilmiştir;  "Klips Ve Onlar!!!" Bu grup 86 yılındaki Eurovision sonrası Türkiye'ye döndüklerinde adeta resmi devlet töreni ile karşılanmıştı, İnönü Stadındaki cümbüşü hatırlayanınız var mı? Hemen hafızamızı yoklayalım:
HAH-HAH-HA HALLEY VE GÜR AKAD-TURGUT ÖZAL DİYALOĞU!
İnönü stadyumundayız. Stad tıklım tıklım dolu. Turgut Özal da teşrif etmişler. Kabarık seksenli yıllar glam-rocker saç modeliyle GÜR AKAD Turgut Özal'ı, başbakanımızı selamlıyor!!! Ama lakayıt bir şekilde. Ya da bana öyle geliyor. (Gerçi dünyanın en ciddi konuşmasını yapsan ne yazar, saç modelin aslan-baş ve altında seksapelliği dorukta dar deri fetiş pantolonun var be arkadaş!) Badem bıyıklı ve 'milliyetçi-mukaddesatçı-muhafazakar' Turgut Özal'a yönelik konuşmayı grup adına Gür Akad yapıyor. Bir hayli grotesque bir görüntü olduğunu söylemeliyim! Ancak bizim güzeller güzeli "öğretmenimiz";  Candan Erçetin var vokallerde. Çok taze, çok güzel ve her daim olduğu gibi güler yüzlü.  Hep bir ağızdan çığırıyorlar: "Ha Halley, hah-hah-ha-halley, halleeeyyy!!! Turgut Özal da alkışlıyor, biz de!!! Çünkü Eurovision tarihinde ilk defa karizmamızı kurtaran şarkıyı çalanlar işte bu "freak topluluk"; KLİPS VE ONLAR karşımızda!!! Sene 1986 idi, karizmamızı kurtardık dediysek, 9.cu olduyduk, İnönü Stadında ise hemen yarışmadan sonra sahne almayı başarmaları bundandı! Görkemli bir kutlama yapıldıydı! Suna Yıldızoğlu falan da statta dolaşıyordu, hayal meyal onu da hatırlıyorum!
Athena mı dediniz? Ancak Athena bir "aranjman" grubu değil midir!?
Eurovision Türkiye Halkı ve Devleti için adeta bir namus meselesi olarak algılanmaktadır demiştik ve nitekim Eurovision'a yine garb memleketlerine en az onlar kadar garb görünümlü olabileceğimizi ispat edebilecek bir topluluk göndermiştik değil mi? Athena. Peki Athena gerçek anlamda ürettiği şarkılara sahip bir topluluk mudur? Yani tamamiyle kendilerine ait olan, sözüyle,  bestesi ve güftesiyle kendine ait özgün parçalar üretebilen bir topluluk mudur? Lirikler, evet ve hatta "mecburen"; lakin "aranjman" nitelemem tam da bu yüzdendir zira bu çocuklar bildiğimiz İngiliz Madness, Amerikalı Nirvana ve benzeri meşhur grupların az bilindik şarkılarına Türkçe söz yazarak pek de saygın olarak değerlendiremeyeceğimiz bir yol seçmişlerdir. Dolayısıyla bir namus meselesi olarak Eurovision başlıklı makalemizde geçer not verebileceğimiz bir konumdan çok uzaktadırlar. (Müzisyenliklerine lafım yok, sadece bu çocuklardan daha fazlasını bekliyorum ama bu bekleyişim hep beyhude kalıyor)

90'lı yılların başında Athena. Birer İngiliz Lumpen-proletaryası gibi değiller mi? 2010 yılında ise bu defa da imitasyon İskoç asilzadelerine dönüşmüş gibi görünüyorlar.

Katıldığımız ilk yıldan  bu yana bir namus meselesi olarak Eurovision mevzumuzda hiç mi kolpacılıktan uzak, samimi, sıcak, sevimli ve romantik bir adayımız olmadı? Olmaz mı, oldu ama işte burası bizim canım memleketimiz ve belki de Eurovision tarihinde ilk ve son defa "Eurovision namusumuzu kurtarabilecek" bir hadise bizzat devlet eliyle nasıl kadük kılındı, aşağıda  Maria'mızın hikayesine lütfen kulak veriniz:
 21.Peron ve Maria Rita Epik'in Hikayesi
Maria gencecik bir İzmirli kızımızdı.

21. Peron genc ve aydınlık yüzlü insanlardan kurulu, İzmirli bir rock grubuydu.

Bir kız vokalist arıyorlardı, Maria da müzik üretmek ve paylaşmak istiyordu, bir şekilde buluştular...

Beraberce müzik yapıyorlardı bu Smirna'mın nar taneleri...

Eurovision bir milli meseleydi, namus meselesiydi!

"Haydi" dediler, "Biz de şansımızı deneyelim."

Aylarca çalıştılar, çabaladılar.

Alıncıklarının teriyle yarışmayı kazandılar.

Yalnız kötü(?) bir tesadüf vardı, Erovizyon "Jarusalem"de gerçekleşecekti.
Dönemin politik koşulları acımasızdı.

Ankaradan bir telefon geldi.

...

TRT, Eurovision tarihinde ilk ve son defa bir müzik toplulugundan desteğini çekti.

Halkın seçtiği bu grup ortada kaldı.
Gidemediler.
....................................................................................

21. Peron ve Maria Rita EpikNot: Bu yazı ilk olarak 23 Mayıs 2010 tarihli Birgün Gazetesinde yayınlanmıştır.

Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: