MÜZİK ODASI

CANNIBAL CORPSE, ULAN!

Mehmet Ekici - 24 Temmuz 2010

Cannibal Corpse ismi ile ilk kez, yıllar önce TRT'de yayınlanan "Rock Market" programında tanıştım. Daha sonradan "Live Cannibalism" olduğunu öğreneceğim konser videolarından bir parça yayınlanmıştı televizyonda. Hiç mi hiç beğenmedim, ne çalındığını algılayamadığım riffler, olduğu yerde sabit duran, deli gibi kafa sallayan grup elemanları, ciğerlerini yırtarcasına böğüren bir vokalist. Hatta ertesi gün Cannibal Corpse seven arkadaşlarıma gidip "bu mu lan bayıldığınız grup" tarzı şeyler söylemiştim.
Şimdi düşündüğümde şaka gibi geliyor hepsi..

CANNIBAL CORPSE, ULAN!

Grupla gerçek anlamda ilk tanışmam bir arkadaşımdan Gallery Of Suicide kasetini almamla oldu, ozamanlar mp3 yoktu, sanırım benim cd playerım da yoktu henüz, ya kaset alıyorduk yada çektiriyorduk. Cd'ler ise bir gömlek üstüydü bu olayın. Bu albümün grubun diskografisindeki diğer albümlere oranla biraz daha anlaşılır ve tane tane olması (hem sound hem de şarkı yazımı açısından) müziğe çabucak sarmamı ve kısa bir sürede walkman'inmde dönen tek kasetin bu olmasını sağlamıştı. "I will kill you", "Disposal of the body", "Sentenced to burn", "Gallery of suicide", "Headless", "Crushing the despised" gibi şaheserler barındıran bu albüm hala favorilerimden biridir.

Peki nedir bu işin sırrı, belkide Metallica t-shirt'lerinden sonra en çok bu grubun t-shirtü vardı memlektte bir aralar. Bir çok insanın anlam veremediği, sadece karmaşa olarak algıladığı bu müzikte diğerleri ne buluyor? Tabii ki 2 x 2 = 4 gibi bir formüllerle devam etmeyeceğim ama bu grubun neden farklı olduğuyla ilgili kendi teorilerimi kelimelere dökmek istiyorum.

David Lynch'in Lost Highway isimli filmini en azından duymuşsunuzdur. Tüm zamanların en iyi 1000 filmi arasında yer alan (Wikipedia'nın yalancısıyım) konusu açıldığında çılgınca muhabbetleri dönen bir filmdir. David Lynch 2 saat boyunca sizi gerer, korkutur, kafanızı karıştırır, heyecanlandırır, maymun eder ve film bittiğinde öyle bakakalırsınız. Hala birileri "Neyle ilgili o film?" dese ne diyeceğimi bilemem. Filmin ne anlattığı bile belli değil, internette dolaşan onlarca farklı "teori" den, bence böyle, ama şöyle de olabilir den öteye gidebilen yok. Peki adı geçen filmi neden izliyor bu insanlar tekrar tekrar, güldürmediği, öğretmediği, kendimizden de bişiyler bulmadığımız (!) açık. Kırmızı telefon görünce irkilmek, filmi 10 kez izlemiş olmaya rağmen perdenin arkasından bişiy çıkacak diye korkmak insanları bu filmi tekrar tekrar izlemeye iten mazoşist zevkler olarak tanımlana bilir mi?

Cannibal Corpse'un kuşkusuz en çok bilinen parçası "Hammer Smashed Face"'in Chris Barnes'ın karakteristik sesi, davul, gitar ve bas gitardan oluşan soundu gözlerimi kapadığımda gözlerimin önüne karnı deşilmiş bir cesedin içine ellerini sokmuş iç organlarını elleriyle parçalayan bir katili getirir. Sizde bir kulak atın; http://www.youtube.com/watch?v=nh0iMxBFyWM . Bu iğrençliği hissettirecek bir şarkı yazmak, sonra gidip böyle başarılı bir performansla çalmak ve kaydetmek... (Morrisound Stüdyolarını ve Scott Burns'ü de unutmamak gerekir) Bence ortaya çıkan şey tam bir başyapıt. Eğer bunu bir sanat eseri olarak değerlendiremiyorsak, Saw, Hostel, Losth Highway gibi filmleride, H.P. Lovecraft'ın, Marquis De Sade'ın yazdıklarını da sanat eseri olarak kabul edememeliyiz bence. Bu noktada Türkiye'de yaşan biri olarak şunu da belirtmekte fayda var sanırım, ne Hostel filmini çok sevdiğim için parasını verip birine işkence yapıp öldürmeyi istedim, ne H.P. Lovecraft sevdiğim için Necronomicon'u bulup okuyup delirmek istedim, ne de Hammer Smashed Face çok sardığı için çekici kapıp birinin kafasına çakmak istedim.

Grupla ilgili biraz daha detaya inersek, bir kere şunu söylemek zorundayım, grubun tüm elemanları gerçkten işlerinde çok iyiler. Chris Barnes (eski vokalist) zaten efsane oldu gidiyor. Gorge "Corpsegrinder" Fisher ise bence diğer death metal vokalistlerinden çok farklı, işini çok ciddiye alıyor, kayıtlarda çok titiz davranıyor ve sonuçta kelimeleri çok hızlı ve böğürerek söylemesine rağmen aynı tarzdaki tüm vokalistlere rağmen çok anlaşılır vokal yapıyor. Bir Cannibal Corpse parçasında George Fisher çığlığı duyduğunuzda "adam buraya söz yazamamışta çığlıkla doldurayım demiş" diye değil " adam ağız dolusu nefret kusuyor" diye düşünüyorsunuz. Alex Webster ise bas gitar konusunda bir çokları için bir ilah. Sadece bass gitarı öne çıkaran, death metalden uzak projelerle pak ilgilisi olmadığından adı death metal camiası dışında pek duyulmuyor. Gitaristler Pat O'Brien ve Rob Barrett için Alex Webster'ın dünyanın en iyi ritm gitaristleriyle çalışıyorum demesi biraz abartı olsada grubun şu anki kadrosunu birbirlerinin yeteneklerine ve uyumuna olan güvenini yansıtıyor. Son olarak Paul Mazurkiewicz belki dünyanın en iyi davulcusu değil, özellikle yavaş bölümlerde belki fazla tekdüze çalıyor, ama dünyada yeni bir ritm icat etmiş kaç davulcu vardır ki? Tam sayıyı bilemem ama bu adam onlardan biri. (eee tabii onun karakteristik blast beatlerini yeni bir ritm icat etmekten sayarsanız, ben sayıyorum :)

Bu adamların hepsinin enstrümanlarına çok hakim olmaları, bir başka deyişler iyi birer müzisyen olmaları her şeyi açıklamaya yetmiyor. Çok hızlı, çalınması çok zor riffleri mükemmel çalmak güzel birşey evet ama, açıkçası bana salt teknik bir süre sonra sıkıcı geliyor. Tanrısal şekilde teknik çalan yeni bir grupla tanıştığınızda ilk bir kaç şarkı çılgınmış bu adamlar diyorsunuz, beşinci parçaya geldiğinizde sıkılıyorusunuz. Cannibal Corpse ise çok faklı bir istisna, müziği sindirmeye başladığınızda altından çıkan şeyler ürkütücü, bir o kadar da hayran bırakıcı oluyor. Örnekler verelim; "Sentenced To Burn" parçası, belkide en anlaşılır, yavaş yavaş akan Cannibal Corpse parçalarından biri. "Ölüme çok yaklaştın, idam edileceksin, yapacak bir şeyin yok" ifadelerini notalarla, döngüsüyle inanılmaz derecede hissettiren bir şarkı bence. (Liriklerden değil müzikten bahsediyorum) "Devoured by Vermin", "Carnivorous Swarm" çok rahatsız edici börtü-böcek (!) parçaları. "I will kill you" ne olduğu son derece açık, nefret dolu bir parça. "Unleashing The Bloodthirsty" nin ise çok uğursuz, neredeyse gothic diyebileceğim bir havası var.

Cannibal Corpse'u müziğine gore öğeler katmaya çalışan diğer gruplardan ayıran en belirgin ve en güçlü özellik bu sanırım; yaptıkları müzikler gore, rahatsız edici, ürkütücü hisler hissettirebilmeleri.

Cannibal Corpse ismi kadar şarkı isimleri ve liriklerde ilk bakışta saçma ve itici gelebilir. (Bu arada ismi bulan Alex Webster Cannibal Corpse'un anlamını "An Undead zombie going to eat you / Sizi yiyecek olan bir Zombi" olarak açıklıyor) Müziklerinin ihtiva ettiği kaos aynı şekilde duyduğunuz şeyi ilk bakışta saçma veya itici olarak değerlendirmenize neden de olabilir. Aslında benzer tarzları icar eden pek çok grubun ortak bir problemi bu. Bazı istisnai parçalar olabilir, ama yukarıda anlattıklarımı bir tek Cannibal Corpse parçası dinleyip hissetmek pek mümkün değil. Albümleri alıp, zaman harcayıp, öğrenene algılayana kadar dinlemeniz gerekiyor, ki mp3 çağının getirdiği "sıkıldığın parça gelince at winamp'a yeni bir albüm" alışkanlığı işleri biraz daha zorlaştırıyor. Bunun en rahat farkedildiği yer dergilerdeki, internetteki albüm kritikleri. Kesinlike bir kaç dinlemeyle üzerine yorum yapılabilecek bir müzik değil bu.

Grubun müziğinin sürekli daha da karmaşık bir yapıya gitmesinin bir etkeni de şu anki kadro. Bazıları hep eski vokalist Chris Barnes'ın yerini kimsenin dolduramayacağını söyler durur. Kurucu gitarsit Jack Owen'ın ayrılışının ne kadar büyük bir şok olduğunu ise kimse inkar edemez. Bu iki ismin grubun müziğine kattığı şeyler tartışılamaz ama şu an ki kadronun arasındaki kimya ve ortaya çıkan albümler fanların genelini gayet memnun ediyor. Pat O'Brien ve Rob Barrett ikilisi gruba çok daha saldırgan, vahşi, bir o kadarda komplike bir yapı getirdi. Kill albümü öncesinde neredeyse ilk kez albümleri eleştirilen grup son iki albümde beklenenden çok fazlasını verdi.

Ve Cannibal Corpse'un ismini bu kadar büyük yapan en büyük etkenlerden biri de tabii ki sahne performansları. Yıllarca dvdlerini, kilplerini internetten buluğumuz amatör video çekimlerini iç geçirerek izledik durduk. Ve sonunda UniRock festivali dahilinde grubun İstanbula geleceği duyuruldu. Konser yaklaştıkça internetten yakın tarihlerdeki konserlerde neler çaldıklarını araştırmayabaşladım. Kill albümünden bu yana grubun popülaritesinin ciddi bir tırmanışta olduğu, büyük festivallerde headliner olarak çaldıkları olduğu bir gerçek. Sanırım bununda etkisiyle "I cum Blood", "Fucked With a Knife" gibi klasikler gitmiş ve yerlerine başkaları gelmiş.

Cannibal Corpse İstanbul'da UniRock fetsivali dahilinde 2 temmuzda, Maçka Küçük Çiftlik Park'taheadliner olarak sahne aldı. Konseri son albümden "Scalding Hail" ile açtılar, ve hemen ardından "Unleashing The Bloodthirsty" e geçtiler. Genel ortalamalarına göre daha yavaş parçalarla başlamaları acaba yaşlanıyormu adamlar iyice diye düşünmeme neden oldu. ( Diğerlerini bilmiyorum ama Paul Mazurkiewicz 40 yaşını geçti. ) "Sentenced To Burn", "Savaga Butchery", "I will kill you", "Pounded into dust", "Scattered Remains", "Make Them Suffer" çaldıkları diğer parçalar arasındaydı. Corpsegrinder sahneden parmağıyla gösterip "şurda şurda şurda üç ayrı pit görüyorum" dedi ve devam etti " ama bu yeterli değil, tek büyük bir pit istiyorum!" "Sıradaki parça buradaki bayanlar (ladies) için" dediğinde kalabalıktan "Fucked With a Kinfe" sesleri yükseldi ama grup son albümden "Priests of Sodom" a girdi. Bu parça kadar (özellikle ana riffi) cinsel sapkınlığı çağrıştıran başka bir parça bilmiyorum. Lirikleriyle genel atmosferiyle mükemmel bir parça gerçekten ve live olarak dinleyebilmek ihya etti beni. Arada seyirciden yükselen Hammer Smashed Face çığlıklarına Corpseginder "ona da zaman gelecek" diye karşılık verdi. Bir kaç parça sonra geldi de. Benim görebildiğim kadarıyla ortalığın en çok karıştığı parça "Hammer Smashd Face" idi. Çok ta iyi görememiş olabilirim çünkü bu parçada ben de pitin içindeydim artık. :) Grup "Stripped Raped and Strangled" ile konseri bitirdi.

Organizasyonla ilgili birçok tartışma vardı, davetiye dağıtım şekilleri, ses kalitesi vs vs... Benim rahatsız olduğum noktalar da vardı, ama hiç birisi canlı olarak Cannibal Corpse izlemenin verdiği tatminle karşılaştırlamaz bile, bu nedenle organizasyonda emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Ben de konserin son parçasından dizelerle bu yazıyı bitiriyorum; "She was so beautiful,
I had to kill her"

Mehmet EkiciCANNIBAL CORPSE, ULAN!
 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: