MÜZİK ODASI

CAMEL - ROCK MÜZİĞİN "KAYIP PRENSESİ" : III

Özgür Palaz - 27 Kasım 2012

İnsanlığa kaybettirdikleri veya -varsa- kazandırdıkları nedir tartışmasını bir kenara bırakırsak Soğuk Savaş'ın çok önemli bir parçasını oluşturan bir dönem vardı: Uzay Yarışı! Bana sorarsanız birbirini atom bombası ile tehdit etmekten çok daha ileri düzeyde ideolojik ve hümanist bir çekişme olan bu yarış, insanlığın uzaya çıkmasını, uydu teknolojisinin tavan yapmasını, özellikle ileri matematik ve mekanik üzerinde büyük gelişmelerin ortaya çıkmasını sağlamıştı. Fazla uzatmadan, sevgi ve saygı ile, insanlık için bu gelişmeleri sağlayan bilim insanlarına, kozmonotlara-astronatlara bir selam çakalım; her ne kadar Amerikan tarafı daha itlik-serserilik için yapmış olsa da...

Camel - Rock Müziğin

1959 ile 1975 yılları arasında baş gösteren bu uzay yarışı hadisesi, rock müzik ile zihinleri açılan, gelenekselciliğe, toplumsal kalıplara sığmamaya başlayan genç kitleleri de sanatsal alanda etkilemişti. İşte dostlarım, "ciyyyv ciyyyvvuu" diyen klavyeleri-gitarları, yıldızlı-andromedalı şarkı sözleriyle "Space Rock" akımının başlaması ve gelişmesi tam da bu uzay yarışlarının en civcivli olduğu zamanlara denk gelmektedir. Hawkwind, Pink Floyd'un Syd Barrett'lı dönemleri gibi örnekler magazinel kısımda bu işin koç başları gibi görünse de, bir sürü Alman, İtalyan progressive-space rock grubu, uzay fenomenine kendini kaptırmış cayır cayır müzik yapmaktadırlar. Bizim ilgi alanımız Space Rock'ı anlatmaktan ziyade Camel'ı tanıtmak olduğundan bu kısmı kapatıyorum. "Mozart dinlese ağlardı" diyerek abartabileceğim 1975 çıkışlı "The Snow Goose" albümünden sonra çıkan 1976 tarihli "Moonmadness" albümü, Camel'ın önceki albümlerinden farklı olarak "klasik" progressive ve space rock öğelerinin oldukça fazla biçimde etkin olduğu bir albümdü.

Camel - Rock Müziğin

Fantastik dörtlümüz, The Snow Goose'la hatrı sayılır bir miktar başarıyı yakalamış olmasının ardından müzik şirketleri Decca tarafından daha 'ticari' bir şeyler yapmaları konusunda zorlanıyorlardı. Müzikal güçlerinin doruğunda olan grup, albüm kaydı için kendilerine verilen üç haftalık kısa süre içerisinde bir çok kişi tarafından Camel'ın en iyi albümü olan anılan Moonmadness'ı kaydederek büyük bir başarıya imza atmıştı, ki zaten kısa bir süre içinde hemen İngiltere'de listelere 15. sıradan giriş yaparak biletleri tükenen konserler vermeye başlamışlardır. Moonmadness'ta eski albümlere nazaran daha farklı bir his yaratan 'uzaysı' ve atmosferik tınılar, gitarlarda daha ambiyans yaratan sesler (reverb, echo vb. efektler) duyuyoruz. Albüm, öncekiler gibi belli bir öykü hattında ilerleyen bir yapıda değil, müzisyenlerin farklı kişiliklerinden yola çıkılan bir konseptte kurgulanmıştır; Another Night - Doug Ferguson, Air Born - Andrew Latimer, Chord Change - Peter Bardens ve Lunar Sea - Andy Ward. Her ne kadar bu dört şarkı ile sınırlandırılmak istense de, toplamda (aslında genel konsepti de bozmayacak bir şekilde) 7 şarkı ile albüm tamamlanmıştır.

Albüm, ismini Apollo 15'in indiği yerdeki kraterlerden birisinden alan Aristillus ile başlıyor. Yaklaşık 2 dakika süren bu enfes Latimer bestesinde Peter Bardens'ın klavye şovunu dinliyoruz. Sayın okuyucular, işte geçen yazımızda değinmeye çalıştığımız müzik ile dinleyici koşullamanın bırakın şahını, şahbazını bu şarkı ile görebilirsiniz, bir kişi bile bu şarkıdaki tınının garip, egzantirik ve insanda o uzay bilinmezliğini hissettirmediğini söyleyemez. Hadi müzikal ipucunu da verelim, rüya, uyuşan zihin vb bilimum psychedelic ve ambient hissiyatı yaratmanın en temiz yolu, insan zihninin kolaylıkla ayırt ettiği major ve minör tonların bozularak çalınan şeyin ne yapıda olduğunun algılanamadığı altere, whole tone gibi dizileri kullanmaktır. Ayrıca ilginçtir, istenildiği kadar dümdüz bir şarkınız olsun, uygun tonlar ile onu çok acayip bir şeye dönüştürebilirsiniz.

İkinci şarkı ise albümün en güçlü şarkılarından, iç içe geçen, multi-tonal yapısı ile Song Within a Song. Sağolsunlar, uzatmadan şarkının olayını baştan vermişler, şarkının içerisinde modüle başka bir bölüm var. İlk bölümünün acayip derece Mirage albümünü andırdığı bu şarkının ikinci kısmı, daha genel geçer progressive rock öğeleri içeren, aşama aşama değişen bir yapıya sahiptir. Bu şarkıdan sonra gelen Chord Change ise, klavyeci Peter Bardens'tan yola çıkılarak yapılan bir bestedir; öncelikle şunu belirteyim, bu albümde kötü bir şarkı yok. Bana kalırsa hepsi üst düzey şarkılar; o nedenle her şarkıdan önce "işte süper bir şarkı daha", "işte gene bir efsane" gibi betimlemelerden kendimi kurtarmak için hepsine bunları demiş olayım önceden. İşte Chord Change de, içerisindeki şirin tınıları aniden başarılı bir kromatizm ile bozan Bardens'ın ve parmaklarının gitar tellerini maestro gibi yönettiği Latimer'in, Bardens'ı anlattığı şarkıdır.

Üçüncü şarkımız Spirit of the Water, sahip olduğu dramatik yapısı ve zamanın akışını, aynı derede ikinci kez yıkanılmayacağını anlatan sözleri ile enteresan yapısı ile dikkat çeken bir şarkı. Sanki şarkıyı anlatan şey içerisindeki vokaller değil de, melodilerin, suyun ruhunun ta kendisiymiş gibi hissettiren bir şarkı. İçli bir şarkı... Ancak asıl olarak bundan sonra gelen ve Doug Ferguson için yazılmış olan Another Night'a dikkat çekmek isterim; çok ama çok güçlü bir rock şarkısı olan Another Night, gerçekten de Ferguson'u grup elemanlarından ayıran o tınıyı bize iyi verir. Nedenini yazının ilerleyen kısmında anlatacağım, şimdilik bunu geçelim.

Geçen yazımızın başlangıcında Andrew Latimer'in yaptıkları müziği sadece duygusal müzik olarak gören sözlerini iletmiştik. Sırada Air Born var. Demeyeceğim diyorum, dayanamıyorum, yahu arkadaş bir progressive şarkı bu kadar duygu içeren ve duyguya hitap eden bir biçimde nasıl icra edilebilir? Andrew Latimer'in enfes flütüyle açılan şarkı, bu büyük üstadın o naif, mütevazı ve santimental tarafını çok çok çok güzel anlatıyor.

Son şarkı ise davulcu Andy Ward'tan yola çıkılarak yapılan bir Camel başyapıtı: Lunar Sea. Daha 14 yaşında iken Camel ekibi ile müzik icra etmeye başlayan Andy Ward isimli kırık arkadaş, aynı zamanda grubun en aykırı ismiydi desek yalan olmaz, ki 1982 yılında çalamayacak duruma gelerek gruptan ayrıldığında çok ciddi bir alkol bağımlılığı vardır ve mental problemler yaşamaktadır. Bu kırıklık çoğu zaman Andy Ward'ı yaratıcı bir ruh haline eğriltmişti; örneğin Lunar Sea'nin introsu için su dolu kaba hortum ile üfleyip baloncuk sesi yaratmak bunlardan birisi. Albümden sonraki dönemde grubun daha kompleks bir ritm bölümüne sahip olmasını gerektiğini söyleyen ve daha jazzy yapıları direten bir tavır alan Ward'ın bu derdini, Lunar Sea'de fersah fersah görebilirsiniz, gerçekten de özellikle son kısmında komplike davul partisyonları dikkati çeker.

Ancak diretilen komplekslik bas gitarist Doug Ferguson'un ne yapabileceği, ne de ilgilendiği bir şeydir; Camel ilk kan kaybını müzikal anlaşmazlık yüzünden gruptan ayrılan Ferguson ile yaşamıştır. İşte biraz önce bahsettiğim Ferguson'un gruptan ayrı tavrı bununla alakalıdır, Camel'ın ilk albümlerinde etkisini ciddi bir biçimde belli eden o klasik rock soundu Ferguson ile birlikte sönüp gitmiştir. Her ne kadar bestelerin tümünü Latimer ve Bardens yapsalar da Ferguson'un eksikliği Camel'ın yapısını çok derinden etkileyecekti; bu ayrılıktan sonra Caravan'da, Genesis'te, King Crimson'da, Alan Parsons Project'te çalmış zilyon tane müzisyen Camel'a girip çıkmış, sürekli bir müzisyen sirkülasyonu başlamış, affınıza sığınarak söylüyorum, biraz iddialı olsa da bence Camel bir daha g.tünü 90'lara kadar toparlayamamıştır.

Camel - Rock Müziğin

İşte sevgili dostlar, progressive rock dönemi yavaş yavaş kapanırken Camel bir çok kritikte kendilerinin ve progressive rock'ın en iyi albümlerinden birisi olarak atfedilen bu albümü yaratmıştı. Yazı dizisinin en başında belirttiğim ana soruyu, -Neden Camel bir çok seveni tarafından kendisine yakıştırılan ilgiyi ve statüyü elde edememiştir?- sorusunu önümüzdeki yazılara bırakmak zorundayım. Ancak geçenlerde ekşisözlükte gördüğüm, "Pink Floyd vs. Camel" isimli başlıkta teyteyteyteytey isimli bir arkadaşın beni neşelendiren tespitlerinden bazı kısımları paylaşmak isterim:

"Gelgelelim ki bu iki İngiliz grup, birinin trilyonlarca hayranı varken, diğerinin o kadar yoktur,o kadar olmamasından geçtim, s.kimsonik y...k kürek gruplar kadar bile kıymeti bilinmez. Pink Floyd tabii ki çok hayranı olan taraf, az hayranı olansa bittabi Camel. Pink Floyd hayranından şunu duyabilirsin: "müziğin ulaşabileceği en üst nokta!" Bak sen? Harbi mi la. En üst noktaymış bak sen. Ulan hadi klasik müziği geçtim, ortada King Crimson gerçeği varken nasıl oluyor onu geçebiliyor acaba Pink Floyd? Crimson'un yanında Floyd dediğin adamlar teknik olarak Ajdar Anık bea. Bırak bu işleri sen hacı. Bak başta ne dedim? Pink Floyd dediğin adamlar çok çok çok büyük bir grup, gerçekten çok çok iyi şarkılar bırakmışlar bize. Çok süper, ama o kadar da değil. Ne kadar değil? Şu an gördüğü kadar değil hacı, bu kadarı fazla yani. Peki neden Pink Floyd bu kadar abartılıyor? Ve bu durumun Camel'la alakası nedir?

Alaka şu ki, tablo şu hacı, Pink Floyd milletin dilindeyken, onunla eşdeğer, -hatta senin paşa gönlün için bir büyüklük yapayım- birazcık aşağıda olan Camel fazla bilinmiyor. Nedeni de müzikal falan değil. Peki nedir?

Neden şu ki, Pink Floyd bildiğin kızların efendi adam yerine tercih ettiği piç herif. Camel zavallısı ise, gerçekten sevdiği, ve o lavuk kadar iyi, hatta bazen daha iyi olduğu halde, yüzüne bakılmayan efendi adam...

...Ulan Pink Floyd oy wall, bizi eziyurlar, ov sistem, ov kıyma makinesi diye paraları cukkalarken, Another Brick in the Wall şarkısında kendilerine eşlik eden çocukların parasını vermeyip, üstüne yatan bir grup lan. Sen tüyü bitmemiş yetimin hakkını ye, ondan sonra kıyma makinası, sistem, çekiç filan."
 

Bir müzik grubunu tarihselliği belirler. Progressive rock gruplarının bir çoğu aslında Camel ile aynı kaderi paylaşmışlardı, ancak işin sosyolojik ve tarihsel yanını, neden Pink Floyd'un-Genesis'in Kıvanç Tatlıtuğ, Camel'ın ise Erol Evgin gibi kaldığını bu yazıda incelemeye yerimiz kalmadı maalesef, bu seferlik de affedin ve gelecek yazıları bekleyin. Benim de o zamana kadar iyi bir şeyler düşünüp bulmam lazım tabii...

Gerek daha ileri bir müzikal form arayışı, gerekse yapımcı şirketlerin baskısıyla olsun, Camel gitgide caz tandanslı bir ana akım pop-jaz-progressive-senfonik-classic-rock yoluna doğru sürüklenmekteyken, kuruluşundan beri ticarileşme adına üretim yapmaktan kaçınan grubumuzun duraklama ve gerileme dönemine girişini önümüzdeki yazılarda inceleyeceğiz. Şimdilik hoşçakalın...
 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: