MÜZİK ODASI

CAMEL - ROCK MÜZİĞİN "KAYIP PRENSESİ" : II

Özgür Palaz - 14 Ağustos 2012

Progressive rock olarak mı adlandırmak istiyorsunuz? Bana uyar. Ama aslında bu sadece duygusal müzik.


Andrew Latimer

Sanatın varlıksal ve anlamsal değerlendirildiği zamanlarda müzik her zaman farklı bir noktada durmuştur; özellikle içerisinde söz yoksa...Örneğin müziğin insanlar tarafından nasıl algılandığı ve ne hissettirdiği konusu; Vivaldi'nin Dört Mevsim'i, acaba her bir episodu dinlerken isimlerini bilmesek bizde aynı hissiyatı yaratır mıydı? Mesela 'Spring' dinlerken gerçekten de ilkbaharı mı hissederdik? Yoksa isimle ve sosyolojik koşullanma ile gelen bir sanatsal şartlanma duygusu mudur bu?


Büyük Sovyet sinemacısı Lev Kuleşov'un ünlü deneyini bilenleriniz olabilir, sinematografi ve montajın izleyenleri nasıl koşullandırmaya yaradığını anlatan muhteşem bir deneydir bu; ilk olarak bir çorba kasesi gösterilir, ardından aktörü görürüz. Sonrasında tabutta bir küçük çocuk görünür, bunu aktörün görüntüsü izler. Ardından bir kadın görüntüsü belirir ve aktör diğer önceki ikisinde olduğu gibi tamamen aynı ifade ile bakar. Deneklere adamın yüzünde nasıl bir ifade olduğu sorulduğu zaman ise -aktör tamamen ifadesiz ve üçünde de aynı şekilde bakmasına rağmen- ilk kısımda 'açlık', ikincisinde 'üzüntü' ve sonuncusunda ise 'sevgi' cevabı verilmişti.

CAMEL - ROCK MÜZİĞİN

Kuleşov Etkisi

Montajın, izleyenlerin içine sokulması istenen dramatik duyguyu oluşturmak için en önemli faktörlerden birisi olduğunu gösteren bu deney, sinema açısından büyük bir devrimsel buluş olmakla birlikte, aynı zamanda insanların sanatı hissedişini ve algılayışını da açığa çıkartan önemli kavramlardan bir tanesidir. Yazının girişine konu olan bu keşfin ise yazımızla alakası, Camel'ın Paul Gallico'nun "The Snow Goose" (Kar Kazı veya Beyaz Kaz olarak çevrilebilir) adlı öyküsünden yola çıkılarak yaratılmış olan 1974 çıkışlı enstrümental Snow Goose albümü... Öykünün 16 kısma ayrılarak bestelenmesi ile oluşturulan Snow Goose, bu tüm bölümlerin aslında birbirine bağlı tek bir şarkıyı oluşturduğu bir albümdü. Bir önceki yazımızda bahsettiğimiz Camel'a has olan müziğin ince ince düşünülerek 'tasarlanmasının' en üst boyutunu görüyoruz bu albümde. Lev Kuleşov'dan bahsetmemin nedeni ise Camel, bence bu albümle, Gallico'nun hikayesini adeta müzik ile baştan yazmış ve müzikal bir 'sinematografi' yaratmıştır.

CAMEL - ROCK MÜZİĞİN

1974 tarihli The Snow Goose albümü

Mirage albümünden, özellikle de The White Rider şarkısından sonra grubun aklında yer eden ve birkaç yıldır üzerine düşünülen konsept albüm çizgisi, Camel'ın Wishbone Ash ile oldukça uzun süren Amerika turnesinden sonra ivmelenir. Klavyeci Peter Bardens'ın önerisi Hermann Hesse'nin eserleri "Siddhartha" ve "Steppen Wolf" (Bozkır Kurdu) iken gitarist Andrew Latimer, bas gitarist Doug Ferguson'ın önerisi "The Snow Goose" yönünde oyunu kullanır ve dramatik yanı daha ağır basan bu öykü seçilir. Grubun dinamoları olan Latimer ve Bardens albümdeki şarkıları tamamlamak üzere Devon ismindeki bir sahil kasabasında bir kulübeye kapanırlar ve iki hafta içerisinde albümün iskeletini tamamlarlar. Latimer bu mevzu hakkında daha sonra şöyle diyecektir: "Bu tüm olayı tek kalemde yazıp her bir parçayı ayrı ayrı çalıştığımız bir albüm oldu ama oturup da hiç baştan sonra çalmadık. Sonunda ne çıkacağına dair bir fikrimiz yoktu, ancak son halini dinlediğimizde oldukça memnun kaldık."


Ortaya çıkan ürün gerçekten de tatmin edicidir.


Hikayemize gelelim...Snow Goose, arka fonunda savaşın dehşetinin yaşandığı bir zamanda, dostuluğun ve sevginin iyileştirici gücünü anlatan bir hikayedir; fiziksel engellerinden dolayı Essex'teki bir bataklıkta yer alan terk edilmiş bir deniz fenerinde münzevi bir hayat yaşayan sanatçı Philip Rhayader ve o yöreden bir küçük kız olan Fritha'nın hikayesini anlatmaktadır.

Müzikal hikayemiz de aynı bu şekilde başlıyor; tam güneş göğe yükselmeden, şafak vaktinde. The Great Marsh ile tansiyon notaların ve kaz çığlıklarının arasında yeni çiğ düşmüş, soğuk ve yabani doğa, yeni bir güne hazırlanmaktadır. Engin denizin hemen yanıbaşındaki boyu aşan sazlıklar, küçük bataklıklar, çamurlu bir arazi...Dramatik altyapısı ile The Great Marsh, insanı şartlandırdığı ruh halini mutevazı bir biçimde ortaya koyuyor.

Yalnızlığında ise kendine resimlerini ve bataklıkta yaşayan kazları yoldaş bilen Rhayader'i ise Rhayader ile tanıyoruz; avcıların atışları ile yaralanan kuşları tedavi eden, onlara sahip çıkan Rhayader'e kuşlar da dostlukları ile borçlarını ödemektedirler. Latimer'in muhteşem flüt melodileri ve Bardens'ın piyanosu, albümün temel "motto" su olan üç dört melodiden birisini oluşturmaktadır. Rhayader Goes to Town ise Rhayader ile başlayan betimlemenin devamıdır; ara sıra ihtiyaçları için kasabaya inen Rhayader'e yöre halkı dünyanın herhangi bir yerinde bir engelliye yaklaşıldığı gibi bakmaktadır; korkan, acıyan, dışlayan gözlerle. Ama korkuları, onun asil duruşu ile birlikte merak ile harmanlanmaktadır. Her ne kadar çoğu zaman fiziksel bozukluk insanlığa karşı bir nefret yaratsa da Rhayader nefret nedir bilmez, tüm hayvanlara ve doğaya büyük bir sevgi beslemektedir; sadece maruz kaldığı kötü davranışlar onun günden güne insanlardan uzaklaşmasına neden olmuştur. İşte bu noktada Latimer'in eşsiz gitar solosu, bu elem içindeki ruh halini o kadar iyi verir ki, tüm benliğinizde Rhayader'i hissedersiniz.


Bu ruh haliyle Sanctuary ye geçiyoruz; Rhayader'in bataklıktaki hayvan barınağına. Kendisini tamamen yalnızlığa ve doğaya vermiş olan birisinin melodisidir bu bölüm; aynı zamanda da temel kırılma noktalarından birisini yaratacak olan küçük kız Fritha'nın elinde yaralı bir kaz ile gelişini resmeden Fritha için de bir prelud tür. Fritha, onu takip eden The Snow Goose ile albümdeki temel melodi iskeletinin ikinci ayağını oluşturuyor. Fritha'nın ezgileri ile bir kuş gibi ürkek, yüzündeki kir pasın altında garip bir güzellik taşıyan bir küçük kızı görüyoruz; The Snow Goose ile ise elindeki yaralı kaz yüzünden onu iyileştirebilecek tek insan olan Rhayader'e olan korkusunun üstesinden gelen Fritha'yı. Ve Rhayader küçük kızın heyecan ve biraz da korku dolu olarak evinde bulunduğu o vakit şunları söyler: "Ona La Princesse Perdue adını vereceğiz, yani Kayıp Prenses..."


Yaralı kaz, sağlığına kavuşarak yavaş yavaş güçlenir, bu arkadaşlığın temelleri de aynı şekilde sağlamlaşmaktadır. Friendship bu dostluğu resmediyor. Migration, iyileşen beyaz kaz için göç yollarının görünmesi ile başlar. Bu yolculuk aynı zamanda Fritha ve Rhayader için uzun bir ayrılık demektir; Rhayader Alone'da Rhayader'in yalnızlığı baştan keşfetmesini dinliyoruz, dingin, ancak bir o kadar da üzüntülü bir ruh halinin yansımasını duyuyoruz. Bu yalnızlığında ise elinde yaralı kaz ile gelen küçük Fritha'yı resmedecektir.


Flight of the Snow Goose, yazının başında bahsetmiş olduğumuz melodi iskeletlerinin üçüncü bölümü. Yaralı kazın göçten geri dönmesi ve Rhayader'i tanıması, onda derin bir sevinç yaratır; bu sevinç, Fritha'yı da tekrardan göreceği düşüncesinden de kaynaklanmaktadır aynı zamanda. Ki yeniden gördüğü Fritha artık küçük bir kız değil, genç bir kadın olmuştur. Fritha'nın kimi zaman resimlerinde Rhayader'e eşlik ettiği, kimi zaman ona yemek yaptığı arkadaşlıkları ise albümün son tematik bölümünde son bulacaktır: Dunkirk.


Tüm dünyanın İkinci Dünya Savaşı'nın ateşi altında acı çektiği zamanda Dunkirk'te sıkışan İngiliz birliklerinin İngiltere'ye tahliye edilmesi için civardaki tüm büyük-küçük kayığı olan herkesi tahliye için çağrılır. Büyük oranda geri dönüşü olmayan bu yolculuk, Preperation'da anlatılıyor. Kazın bataklığa geri gelmesi ve tekrardan dostların buluşmasını resmeden o neşeli tınıların bir anda savaşın karamsarlığına bürünmesi, muhteşem bir biçimde verilmiştir. Dunkirk'te ise artık savaşı ve tahliye operasyonunu dinliyoruz, beyaz kaz da Rhayader'in ardından onu savaş alanına takip etmiştir. Almanlar tarafından kuşatılan birliklerin çaresizliği, ortamın kaosu, umutsuzluk ve dehşet Dunkirk ile ustaca verilmiştir, şarkının sonunda ki yükselen dramatik kurgu, Epitaph ile, yani mezar taşı ile dinmektedir. Rhayader o kaostan sağ çıkmayı başaramaz. Beyaz kaz Fritha ve bataklığa geri döner, adeta Rhayader'in ruhu Fritha'ya veda etmektedir. Fritha ile o utangaç küçük kızın anlatıldığı melodi yapısı Fritha Alone ile o kadar ustaca ve içtenlikle bu vedayı anlatan bir edaya büründürülmüştür ki hayran olmamak elde değil. Bir şekilde Rhayader'in geri dönmeyeceğini anlayan Fritha'nın içini tatlı bir hüzün kaplar, deniz fenerine giderek küçük bir kızken yaralı kazı getirdiği zamanki halinin resmedildiği tabloyu alır ve saklar.


Daha sonra bir Alman uçağın bomboları ile deniz fenerini ve Rhayader'in tüm eserleri yok eder, geriye kalan tek şey korkusuz bir biçimde hayatlarına devam eden kazlar ve yabani kuşlardır...


Paul Gallico'nun hem Rhayader (kendisi) hem de dünyayı temsil ettiğini düşünerek kurguladığı Beyaz Kaz bu şekilde son bulmaktadır. Hikayeyi bu kadar albümün içeriğine gömülü bir biçimde anlatmamın nedeni yaratılan müzikal atmosferin ve melodilerin ne kadar incelikle kurgulandığını ve başarılı olduğunu anlatmayı kolaylaştırmak içindi, umarım sıkılmadınız. Dikkat edilirse The Snow Goose albümünün kapağının da aynı şekilde dünya figüründe kıvrılmış bir beyaz kazdan oluştuğunu göreceksiniz, albümün içerisinde de aynı şekilde gerekli yerlerde ustalıkla düşünülmüş orkestral enstrümanların kullanımı albümün duygusal olarak çok sağlam bir eksene oturtulmasını sağlamıştır. Progressive rock'ın imkanlarının olabildiğine kullanıldığı bu albümde klasik müzik öğelerinin de yaygınca kullanıldığını söyleyebiliriz; günümüzde altyapı dayanarak hazırlanan seri üretim "senfonik" metal ve rock grupları ile kıyaslandırıldığında ustalık-kolpalık ayrımını bence net olarak görebilirsiniz.


Yazının girişinde bir miktar içine girdiğimiz müziğin imgelemi konusunu, her ne kadar fazla uzatmadan okuyucuya bırakmak istesem de, şunları sormak istiyorum: eğer şarkılarıyla birlikte kısaca öyküyü de anlatttığım kısmı okuyarak albümü dinlerseniz gerçekten de hikayeyi duyumsayacak mısınız? Yoksa sizi isteyerek veya istemeyerek bu anlatı sizi müziğe şartladı mı? Veya tersten söylersek şimdi bu şartlanmadan size bahsettiğim için yaratılmak istenen dramatik yapı etkisini kaybedecek mi? Tıpkı Kuleşov etkisinin ne olduğunu bildiğinizde yukarıda verdiğimiz resmin etkisizleşmesi gibi. Bunu bir düşünün...


Camel ve Mirage albümleri ile istedikleri başarıyı yakalayamayan grup için The Snow Goose büyük bir çıkış olmuştur; günümüzde de hala oldukça fazla satan hatta "silver" satış rakamlarına oluşan albüm, grubun özellikle Londra Senfoni Orkestrası ile birlikte Royal Albert Hall'da verdikleri büyük bir konser ile de yapımcıları da oldukça tatmin etmişti. Bu albümden sonra verilen en önemli kararlardan bir tanesi, konsept çalışmaların Camel'ın temel eksenine oturtulmasıdır. Ancak Snow Goose, bir de değiştirilmesi gereken bir noktayı işaret ediyordu; o da vokallerin yokluğunun hem yapım şirketlerini hem de seyircileri bir miktar afallatmış olmasıdır.
Bu afallama hali, bir yandan öykünün yazarı Paul Gallico'ya da nüfuz etmiştir; katı bir sigara karşıtı olan Gallico, grubun isminin bir şekilde sigara markası olan Camel ile bağlantılı olduğunu düşünerek grubu dava etmekle tehdit etmiş, bu nedenle albümün ismi The Music Inspired by The Snow Goose (Snow Goose'dan esinlenilen müzik) olarak değiştirilmişti.

CAMEL - ROCK MÜZİĞİN
 

Fazla uzamadan ve gereksiz bilgiler ile kimseyi sıkmadan yazıyı bitirelim. Bir türlü kitlelere ulaşamayan grubumuzun macerasında, bir sonraki yazımız olgunluk dönemine ulaşmaya başlayan ve hem tarzında hem de grup elemanlarında değişikliklere gidilen 80'ler dönemine giriş yapacağız. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere...

 

CAMEL - ROCK MÜZİĞİN

"Ne Camel fanları aradım ki aslında yoktular..."



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: