MÜZİK ODASI

Büyük Britanya rock ağacının filizleri "delilik" ile harmanlanmıştır.

Esra Öner - 5 Ekim 2011

İNGİLİZ ROCK MÜZİĞİNDE 60'LAR: ''IT WAS TRUE MADNESS''

Büyük Britanya rock ağacının filizleri

9 ekim 2011'de gerçekleşecek olan Sir Peter Maxwell Davies'in 'Madness and Myth' oturumu için geri sayım başladı benim için. Pazara kadar bir hafta bile kalmadı ama sabırsızlığım diz boyu...
İngiltere'nin bu ünlü kompozitörünü herkes o ünlü ''Eight Songs for a Mad King''iyle tanır. 1969 yapımı bu eser, herkesin deliliğiyle barışmasını ve en önemlisi 1969'larda böyle çağcıl ve müziğe dinamizm katan bu dünya talısı gay (ki kendisi bunu gururla söylemeyi sevdiği için bende burada gururla yazıyorum) insanı çok sevmemizi sağlar.
Konuya daha derinlemesine -elimden geldiğince,hafızamın ve müzik bilgimin yettiğince- dalmadan önce bu yazıyı okuyan herkesi Maxwell Davies'in 'Eight Songs for a Mad King''ini dinlemeye davet ediyorum, (Yazımın sonunda da yapmış olduğum bir müzik listesi var) yazıyı yazarken değinmeye çalıştığım noktayı -benimle aynı fikirde olmasınız bile- benim baktığım açıdan görmenizi sağlayacaktır...Umarım sizlere hayatınızın hatasını yaptırmamış olurum ve benim beğendiğim gibi sizlerde beğenirsiniz bu parçayı ve yaratıcısı sanatçıyı... Eğer benden nefret ederseniz, yazının altına, delikasap kurallarının yettiğince kızgınlıklarınızı belirtip, içinizi dökebilirsiniz, boynumu büküp yazılanları metanetle okuyacağım.

İNGİLİZ ROCK MÜZİĞİNDE 60'LAR: ''IT WAS TRUE MADNESS''

Rock Müzik tarihi diye bir başlık atıp, Maxwell Davies diye neden tutturduğumu şöyle açıklamaya çalışayım; Her ülkenin kendine özgü kültürü, gelişimi, ekonomisi, politikası (burada kapitalist ülke her yerde kapitalisttir deyip geçmeyin, bu durum kapitalist girişimlerini hangi denkleme oturttuklarını ve nasıl bir süreç izlediklerini göz ardı etmek olur.  Elbette ki Gordon Brown'cu değilim ama tembel bir tartışma noktasının kimseye bir katkısı olmayacağını düşünüyorum) ve etnik yapısı vardır. İşte bu aynı yapı O ülkenin müziğini de yaratandır.
1969 Yılına ait bu klasik eser, ne kadar da İngiliz Rock müziğinin temel yapısına benziyor esasında... tarihe bir yolculuk yapalım o zaman;

BLACK SABBATHl!
1969 yılında Ozzy Osbourne (vokalde bugün bile YA adamım! helal sana deyip dinlediğim), Tony Lommi (gitar), Geezer Butler (bass) ve Bill Ward ( davul) olmak üzere İngiltere'de kuruluyor, bugün (mecazi olarak günümüzü vurguluyorum) Ozzy'nin ağzından dökülen (Ozzy'nin kendi albümünden) şarkının sözlerine bir bakın;
(benim favori şarkılarımdan biridir ayrıca)
''LET IT DIE
You are me, I AM YOU!
Everything is breaking, no mistaking, It's all changing
Tear it down, watch it all start burning
All that's done is done, just let it lie..........''

Yazımın amacı elbette bir müziği alıp tamamen farklı bir müziğe hatta konsepte indirgemek değil aksine birbirlerini nasıl geliştirdiklerini ve en orjinal haliyle birbirlerini nasıl yenilediklerini, beslediklerini göstermektir... Her iki müzikte yeniliğe ve yaratıcılığa açık tartışmasız. Ben kendi adıma Ozzy'nin bu parçasını dinlerken Maxwell'in sözünü ettiğim şarkısında geçen ve aşağıda yazdığım sözleri hatırlamadan edemiyorum... Sanki ana anlamına indiğimde iki parçada da ''Bırak olmuşsa olsun'' olayı var, güçlü ve güzel bir anlatımla donanmış halde...
''but I hate a white lie!
If you tell me a lie, let it be a black lie!
Comfort ye, comfort ye, my people
with singing and with dancing
with milk and with apples.
The landlord at the Three Tuns
makes the best purl in Widsor.
Sin! Sin! Sin!
Black vice, intolerable vileness
in lanes, by ricks, at Courts. It is night on the world,
even I your King has contemplated evil.''

Evet böyledir bazen; geçmiş geçmiştir artık. Unutulmuştur en unutulmaz olan bile! Geçip gitmez dediğimiz acılarımızın, umutsuzluklarımızın üzerinde bile bir toz tabakasından başka ne vardır bugün...Bizi sırf üzmemek için beyaz yalanlar söylediğini itiraf eden sevgili(!) bile kapkara söylemiş olsaydı o yalanları ne olacaktı sanki, bana bırakabildiği bir iz kadar canlanacaktı anılarımda ancak, DAHA FAZLA DEĞİL!
Hayır, ben bir an niye çoştum peki diye düşünenleriniz var ise; açlıktan... Siz ''Esra aşktan bahsetmesin kampanyası başlatadurun, ben bir karnımı doyurduktan sonra, İngiliz müzik listeme devam edeyim...)

...

Doydum, sakinim artık bu da GEÇTİ! Tabi ki hayatımızda geçip gitmeyecek gerçekler vardır. (bknz; ''Mushroom Flavoured Superior Dark Soy Sauce'', en tatsız tuzsuz noodlesları bile baştan çıkartır...)

DEEP PURPLE!
Esasında, 1968 yılında Chris Curtis önderliğinde kuruldular. Curtis grubu kurdu, kurduğu gibi de grubtan ayrıldı. Elemanlar bu yıl içerisinde kadro giriş çıkışlarıyla uğraştı (masal yazıyormuş gibi yazıyorum bende). Bir varmış bir yokmuş derken Rod Evans ve Ian paice katıldı gruba, katıldı da ne oldu; 1969 temmuzunda (google amcam öyle diyor) Evans ve Simper (bass gitardaydı), Ian Gillan ve Roger Glover (konuyu dağıtmak gibi olmasın ama bu adamın farklı bir çekiciliğe var bence, OKUYAN ARKADAŞLAR , AŞAĞIYA COMMENT BÖLÜMÜNE BU KONUYU DAĞITMAK HESABINA ''FARKLI BİR ÇEKİCİLİĞİ OLAN ADAMLAR''I YAZIN, YAZALIM...BAKALIM KİMLER ÇIKACAK-BUGÜN ÇOK OYUN GÜNÜMDEYİM) ile yer değiştirdi ve böylece Efsanevi Deep Purple bu yeni kadro ile ''Concerto For Group and Orchestra''yı Londra Fiarmoni Orkestrası eşliğinde kaydetti. ''Speed King'' ve ''Child In Time'' gibi parçaları içeren ''Deep Purple In Rock''çalışması unutulabilir mi! Unutulmaz, hatta ben şu an bu mısraları yazarken'' Speed King''i dinliyor ve grup elemanlarını saygıyla anıyorum. Evet, Roger Glover'i de anıyorum!hahahahahhaahh!
Tarihleri göz ününde tutup, müzik yapısını incelediğimizde, 1960-1965 sonrası, nasıl da bir deli (Madness) rüzgarı esiyor... İngiliz Kültürünün O dönemde ki klasik müziği ve özellikle çağcıl Maxwell gibi bir dehanın müziğini ele aldığımızda ne kadar da İngiliz Rock müziğine benziyor olduğunu görebilirsiniz. Ahenkli bir iç içe geçmişlik söz konusu. Hepsi de tartışmasız müzik tarihine adını kanata kanata yazdırmış efsanevi gruplar...
Listem burada bitmiyor, ne güzel ki bitemiyor ve aşağıda yazdığım gruplar iyi ki de varlar; Şu an üçüncü sayfamı doldurmaktayım ve yazdıkça da devamı gelmekte bu yazının... Ama bir yerde bitirmeliyim artık! Amacım sadece, altını çizmiş olduğum bu dönemin, İngiliz gruplarını anmak, deli gözlüğüm ile nacizane bakış açımı paylaşmaktı. Dönemin temellerinin aslında klasik müzik temelleriyle örülmüş olduğunu, rock müziğinin bu temelle ne kadar da sağlam (ki andığım bütün gruplar efsanedir!) ve mükemmel bir şekilde yükseldiğini göstermekti...

LED ZEPPELIN!
1968 yılında kurulan İngiliz efsanelerinden yalnızca biri...
"Stairway to Heaven"ın yanı sıra en popüler parçalarından bazıları: "Rock and Roll", "Black Dog", "Heartbreaker", "Living Loving Maid", "Immigrant Song", "Kashmir" (Bir çoğunuzun favorisi ''Stairway to heaven''dır diye tahmin ediyorum,yanılıyor da olabilirim ama benim favorim ''Kashmir'' Bıkmadan defalarca dinlenebilecek şarkılar listemde) , "Dazed and Confused", "Misty Mountain Hop", "Whole Lotta Love", "Communication Breakdown", "Achilles Last Stand", "Fool in the Rain", "Moby Dick", "When the Levee Breaks", "No Quarter", "Good Times, Bad Times" ve "The Song Remains The Same"

PINK FLOYD!
1964 yılında kurulan bu İngiliz grup; Syd Barrett (gitar), Roger Waters (bas gitar), Nick Mason (bateri) ve Rick Wright (klavye) tarafından kurulmuştur. Syd Barrett grup kurulduğunda Sigma 6 olan ismini iki blues ustası Pink Anderson ve Floyd Council'in isimlerini birleştirerek "The Pink Floyd Sound" olarak belirlemiştir.
60 Yaşında Cambridge'deki evinde ölü bulunan Pink Floyd'un kurucusu Syd Barrett'ı da ayrı olarak saygıyla anıyorum. Yıllardır bütün Rock sever genç kızlarımız gibi ben de en masum halimle bir Syd Barrett olsun hayel ettim kollarımın arasında, az önce öpmüş olduğu ellerimle saçlarını okşamak istedim, boynuna, yanaklarına ve dudaklarına küçücük öpücükler kondurdukça, bir an olsun her şeyi unutmuş olmak istedim sonra...

İNGİLİZ ROCK MÜZİĞİNDE 60'LAR: ''IT WAS TRUE MADNESS''
 

THE ANIMALS!
1962 yılında Newcastle'da kurulmuş olan İngiliz grup. İlk şarkıları Bob Dylan'ın "Baby Don't You Tear My Close" parçasından esinlenilerek bestelenmiş olan "Baby Let Me Take You Home" adlı parçasıdır. Ama asıl adlarını duyurdukları parça, benim de favori parçalarımdan biri olan "House of the Rising Sun" dır.

QUEEN!
1970 Yılında kurulan diğer bir efsane İngiliz grubu. Freddie Mercury (1946-1991) piyanist ve solist, John Deacon (1951) bas gitar, Brian May (1947) gitar ve vokal, Roger Taylor (1949) vurmalılar ve vokal. Benim merak ettiğim bir konu ise şatafatlı Queen logosunun anlamının ne olabileceğiydi. Burada fırsat bulmuşken araştırdım ve sizin için de buraya yazıyorum. Queen'in logosu Freddie Mercury tarafından ilk albüm piyasaya sürülmeden önce yaratıldı. Logoda tüm üyelerin zodyak simgeleri kullanılmıştır; Deacon ve Taylor'u temsilen iki aslan, May'i temsilen bir yengeç ve Mercury'nin başak burcundan olması nedeniyle 2 adet peri. İki aslan tarafından kucaklanmış olan "Q" harfinin ortasında bir taç ve tüm bunların üzerinde büyük bir anka kuşu bulunmaktadır.

İNGİLİZ ROCK MÜZİĞİNDE 60'LAR: ''IT WAS TRUE MADNESS''
THE BEATLES!
Fabulous Four; John Lennon, Paul McCartney, George Harrison ve Ringo Starr. İngiltere'nin Liverpool kentinde kurulmuş grup 60'lı yıllara ve günümüze damgasını vurmuştur. Efsane grupların efsaneleri de bol oluyor ama en ilginç mitlerden biri bence ''Paul öldü'' iddiasıydı. O dönemin kuşağı değilim ama The Beatles ile ilgili biyografiler okuduğumda, Paul ölmemiş olsa da böyle bir iddianın yayılmış olması, yani adam mezara girmeden, adamı mezara sokmuş olmaları beni şok etmişti. Bir hayli gülmüştüm ne yalan söyleyeyim... ''Ben yaşarken öldüm'' nakaratları buradan mı geliyor acaba?
Bu olayı sindiremeyen grup üyeleri albüm kapaklarına ve şarkılara gizli şifreler koyar. Bunlardan bazıları:
Abbey road albümünün kapağında Paul'un ayakkabı giymemesi. Çıplak ayak, hint kültüründe ölüleri simgelemektedir.
Sgt. peppers lonely hearts club band albümünün kapağında yer alan mezarın üstünde paul yazdığı iddiası.
'I'm so tired' adlı şarkının sonundaki konuşma tersten çalındığında ise 'paul is a dead man miss him miss him' (paul ölü bir adam, onu özlüyoruz) mesajının çıktığı rivayet ediliyor.
Tabi ki başka bir sürü grup vardır yazmadığım. Doğruyu itiraf etmem gerekirse seçicilik yaptım ve O dönemden sevdiğim grupları örnek verdim. Yazımı yazarken dinlediğim müzik listemi de burada sizinle paylaşıyorum. Ben yazarken dinliyordum belki de siz okuduktan sonra dinlemek istersiniz diye düşündüm.

Okuyacağınız yazıya eşlik edecek küçük bir müzik listesi:

Sir Peter Maxwell Davies: ''Eight Songs For A Mad King''
Ozzy Osbourne: ''Let It Die''
Deep Purple: ''Speed King''
Led Zeppelin: ''Kashmir''
Pink Floyd: '' Wish You Were Here''
The Animals: '' House Of The Rising Sun''
Queen : ''Melancholy Blues''
The Beatles : ''Strawberry Fields Forever''

Keyifli ve müzik dolu bir yaşam diliyorum herkese...
Sevgiler,
Esra Oner
 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: