MÜZİK ODASI

Bu Şarkının Esansı Eskik Agalar!!!

Tunca Arıcan - 1 Haziran 2008

Birkaç zamandır kullanmakta olduğum dizüstü bilgisayarımda ciddi bir yavaşlık zuhur etmeye başladı. Açıkçası, lise ve üniversite yıllarımda harçlığıma katkıda bulunması için donanım/yazılım sorun gidermeleriyle uğraşmaktaydım. Çoğu zamanım sabit disk silmek, yeni işletim sistemleri kurmak ya da parça değiştirmekle geçiyordu. Yıllar geçtikçe o kadar sıkıldım ki bu işten artık kendi bilgisayarımda yukarıda bahsi geçen sorunlara benzer sıkıntılar nüksettiğinde ne canım silmeyi istiyor ne de zamanımı saatlerce yeni bir sistem kurmakla geçirmeyi çekiyor. O nedenle, İnternette kestirmeden nasıl biraz daha bilgisayarı hızlandırabilirim diye dolaşırken bir yazıya rastladım. Yazı, hangi yazılımların sistemi yavaşlattığına, ağırlaştırdığına ya da sorunlar yaratabildiğine dairdi. Örneğin, Microsoft Internet Explorer, Adobe Reader ya da Microsoft Office gibi yazılımların bu tarz sorunlara sebep olduğuna ilişkin tespitlerde bulunuluyordu. Ben de programların bir kısmını makinemden çıkarttım. Dahası, yazıda bu yazılımların muadilleri olan diğer programlar da önerilmekteydi. Mesela, Adobe Reader yerine Foxit Reader ya da Explorer yerine Firefox gibi. Denileni yaparak bu yazılımları kurdum ve gerçekten de gözle görünür bir verim aldım. Tabii, sorunun asıl kaynağının artık iyice tekelleşmiş olan Microsoft Windows olduğunu bilmeme rağmen itiraf etmem gerekirse, Linux kullanmayı hâlâ öğrenmediğimden bu işletim sistemini kuramadım. Daha sonrasında, PDF formatındaki bazı makalelerimi okurken aklıma birden şu geldi: Milyonlarca dolar değerinde bu büyük şirketlerin, ciddi paralar talep ederek sattıkları adı geçen yazılımlar bu denli bilgisayarları yavaşlatırken, serbest dolaşımlı, herhangi ücret talep etmeyen diğer muadilleri nasıl olur da çok daha iyi netice doğurur ve verimliliği artırır ? Sonrasında, bir takım görece mantıklı olacak şekilde teoriler düşünmeye başladım. Mesela dedim ki kendi kendime, acaba sistemin içine yığılan bunca yazılımdan sonra ağırlaşan bilgisayarların donanımsal olarak güncellenmesi için bir zorunluluk yaratılmaya çabalanıyor olabilir mi ? Biliyoruz ki, yeni çıkan her oyun aslında donanım firmaları ile beraber çalışılarak yazılır ve bunları oynamak isteyen insanlar yeni donanımlar da almak durumundadır. Fakat oyun oynamayan ama sadece belli başlı programları kullanan insanlar, hızlı bir sistem için bütçelerinde ciddi açıklar vererek aslında hiç de ihtiyaçları olmayan makineler alırlar. Dolayısıyla ortaya gereksiz komutlar, işlevsel olmayan ayrıntılarla oluşturulmuş bir yığın yazılım yüzünden yerinden kıpırdayamayan sistemler çıkar. Bir şeyleri satmak için karmaşık yolların kullanıldığı fakat aslında basit amaçlara sahip bir sürü zama zingo  belirmeye başlar.

Bir şey gerçekten amacına hizmet etmesi için karmaşık yöntemlerle oluşturuluyorsa buna denecek bir söz yok. Milos Forman'ı 1984 tarihli "Amadeus" filminde çok çarpıcı bir konuşma geçer İmparator ile Amadeus arasında:

İmparator II. Joseph: Sevgili delikanlı, yanlış anlamayın. Eseriniz yaratıcı. Kaliteli bir çalışma. Yalnızca çok fazla nota var. Birazını atınca mükemmel olacak.

Mozart: Sizce hangilerini atmalı, Majeste?

Bir müzik çalışması için yapılabilecek en alıkça yorumdur bence ki bunu diyenin bir imparator olması sanırım durumu daha çekilir kılıyor. İşi, bir ülkeyi iktidarı dışında bir şeye sahip olmadan yönetmek olan birisi için her ayrıntı fazla olabilir fakat "birazını atınca herşey mükemmel olacaktır" onlar için. Yazımın amacı aslında müzik konusunun yörüngesinde dönerek sadece bir şeyleri soru olarak ortaya atma ama bu noktada sadece kısa bir dip not düşmek istiyorum. Tüm farklı kültürler, etnik gruplar, marjinal gençlik kültürleri bir ülkenin ayrıntılarıdır. Bunları atmayı ya da sindirerek aynılaştırmayı öneren ve bu yolla kültürü mükemmelleştirdiğini düşünen her türlü iktidar organı ya da iktidarın kendisi alıklığını tarihe geçirmekten başka bir şey gerçekleştiremez. Bu ayrıntıları yok sayan ya da tahammülü olmayan bireyler ise kendi basitliklerinde, kendi alıklaştırılmışlıklarının bile farkına varamadan silinip giderler.  Herneyse konumuza geri dönelim biz.

Bir müzik türü, basitliği ya da karmaşıklığı üzerinden iyi ya da kötü olarak değerlendirilemez. Pop müzik olması gerektiği gibi genel dinleyicinin, anlık beklentilerine karşılık verecek şekilde, karmaşık teknik araçlarla üretilen, ciddi paraların harcandığı, dinleyici tarafından çabuk tüketilmesi amacıyla üretilmektedir. Fakat aksine örneğin Progressive Rock, üzerine saatlerce düşünülen ve çalışılan (örneğin ilk prog.rock albümü olarak kabul gören The Beatles'ın "Sgt.Pepper's Lonely Heart Club [1967] albümünün oluşması için stüdyoda 700 saat geçirilmiştir), müzisyenlerin çaldıkları enstrümana ciddi olarak vakıf oldukları bir türdür. Bunun tam tersi olarak, yetmişlerdeki punk rock, çoğu zaman üç akorlu olarak icra edilen, herhangi virtüözite gerektirmeden, coşku ve hiddeti içinde duyan, bir derdi olan her müzisyene açık olmuştur. Oluşum ve tüketim şartları göz önünde alındığında her bir tür, ne eksik ne fazladır tersine amaçları doğrultusunda olmaları gibidir. Peki Eurovision 2008'e katılacak olan Mor ve Ötesi'nin "Deli" parçası hakkında bu tartışmalar eşliğinde ne diyebiliriz ? Şarkının tanıtımında TRT yöneticileri grubu sözlerin dili konusunda özgür bıraktıklarını beyan ettiler. Süreç zarfında ise parçaya Türkiye'den bazı ezgi ve motiflerin eklenmesinin de beklentileri arasında olduğunu belirttiler. Açıkçası, Eurovision yarışmasının müzikal olarak çoğu zaman yaratıcı bir yarışma olmadığı konusunda fikirlerim var. Ayrıca, yarışmanın ismini ikiye bölerek hareket ettiğimizde Euro ve vision olarak başka bir tartışma başlar. Avrupa ve vizyon üzerine kurulu bir tartışma. Burada geleceğe yönelik bir düşünceden mi yoksa zihinde oluşan bir imaj olarak mı Avrupa'dan mı bahsediyoruz orası biraz karmaşık gibi. Türkiyeli bir rock grubunun bu konudaki vizyonu, küreselleşme ile ülke sınırlarına giren rock gibi bir türü Avrupa vizyonuna sahip olarak kendi yerelliğinde mi icra etmesi gerektiği yoksa tamamen bu vizyonu aynılaşma olarak mı gördüğü çok kritik bir noktadır. Açıkçası, çoğu zaman albüm kritiği yazarken özgünlüğe bir çok dinleyici gibi ben de dikkat ederim. Bir türün kusursuzca icra edilmesi nazarımda çok da bir şey ifade etmez eğer ki o türe yeni bir riff ya da anlam katmıyorsa. Keza, son dönemde git gide aynılaşan çoğu türe -ki buna metal de rock da dahil- özgün katkı bence yerellikle ile küresel olanı iç içe geçmişliğidir. Bu nedenle ki çoğu zaman İsrailli Orphaned Land ya da ülkemizden Pentagram gruplarını hep saygıyla anarım ve size çok içtenlikle belirtmeliyim ki, bu seneki yarışmaya Pentagram'ın ya da Hayko Cepkin'in katılmasını arzu ederdim. Son dönem yaşanan, Türkiye'de ki kültürel ayrıntıların yok edilmeye çalışılmasına yanıt olarak Ermeni asıllı Hayko Cepkin'in o yarışmaya katılması çok önemli bir mesaj olabilirdi. Mor ve Ötesi'nin katılması tamamen popülist bir yaklaşımın ürünüdür kanımca. Parçanın hiçbir özgünlüğü olmadığı gibi herhangi bir vizyonu da yok gibi. Şarkının notaları ne eksik ne de fazla; her şey yerli yerinde ama bu şarkının esansı eskik agalar!!!



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: