MÜZİK ODASI

BU BİR GROUPIE YAZISI DEĞİLDİR! "Uriah Heep İle Ankara'da Yaşananlar(!)"

İzlem Bozkurt - 5 Aralık 2012

     Uriah Heep İle Bir Ankara Masalı

İki salonum, iki mutfağım,iki odam var...Uriah Heep'i Kıbrıs'ta izleyeyim dedim sonra aman boşver; nasılsa iki gün sonra İstanbul'dalar!


Otoban çizgileri, sabit bir şehirde düzenli bir hayat kurma isteğimi şahlandırırken, bir cuma gecesi doğacak olan David'e halası tarafından "hayatını mahvedeceği" kehanet edilen "uzun burunlu sinsi,şirret,hırslı ve iki yüzlü" (oysa o zamanlarda adı konulamamış andropozun esiri olan adamın) sıkıntıdan kendimi Sütlü Nuriye'ye boğmuşken beni kurtarmasının hikayesi aslında bu...

Peki David Byron'da bizi görecek mi?


Kurulduğu günden bu yana orjınal kadrosunu koruyan Uriah Heep Türkiye'ye geliyor başlığını okumamla attığım şen kahkaha yerini "lan acaba bi sekilde imkanı var mı" koca adamlar yanlış haber yapacak değildir herhalde korkusuyla baş başa bıraktı... Hem her seferinde "artık bizi yukarıdan izleyen biri daha var" deyip içleniyorum, hem korkuyorum!

Olur, öyle bazen...


Kıbrıs konserini İstanbul'da olduğum için; İstanbul konserini de Ankara'da olduğum için kaçırmanın pes etmişliği ile evde oturmuş sıkıntıdan sütlü nuriye kaşıklarken gelen mesajla silkelendim...


-Ankara'da mısın?
-Evet
-Uriah Heep konseri için geldim, akşam gelsene! ( malını biliyor akıllım ve usturuplu giyin demeyi de ihmal etmıyor…' groupie' sanmasınlar)
 

Sağolsun kapıda karşıladı beni... İhtimamını esirgemedi... Sen uslu uslu dur burada! Ben grubu sahneye çıkartıp geleyim dedi...
Sea of Light ('95) albümünden Against the odds ile açtılar geceyi...


"Destructive power will make you lose your mind...use your mind"

Uriah Heep İle Bir Ankara Masalı


Yaş ortalamasının yüksekliğinden olsa gerek bu kadar kalabalık bir konsere hakim olan sakinlik daha önce hiç gözlemlemediğim bir şeydi. Sakin sakin konumlandı herkes. Arkada kalanlar önündekinin savurduğu yağlı sacları dahası fotoğraf çekmek için sürekli havada olan kolları izlemek zorunda kalmadı.


"somewhere along the lonely road,
i had tried to find you.
day after day on that windy road,
i had walked behind you"


Aynı anda bir çok grubu izlemek gibidir Uriah Heep. Ken Hensley aromalı Sunrise'ı hayrkırırken, Bernie! Ankara'nın çiğ yağmış buzlu havasında yaydıkları enerji ile W.A.S.P. konserinin gönlümde bıraktığı boşluğu fazlasıyla doldurdular. Sigara içmek için dışarı çıktığımda "eczacınıza güvenin" tabelası düştü aklıma... Deep Purple ve Led Zeppelin bulamazsanız muadiliydi çünkü bu adamlar... Kulağıma çalındı "Gypsy!" koşturdum içeri… Sonrasında devam ettiler dört kavanoz harnup pekmezi gücündeki amentü billahi 'July Morning' ile…


Into the Wild ağırlıklı olur diye korkmuştum. Oysa sınavlardan önce son kez yapılan tekrar dersleri gibiydi; Uriah Heep'e yeni başlayacaklar için belgesel gibi geçti azizim. Tadı damakta kaldı... Dolarken gözlerim bi' el silkeledi beni.


-Sakin ol iki şarkıları daha var.


İki şarkı dedigin dünyayı kurtarır. Olur öyle bazen... 

Uriah Heep İle Bir Ankara Masalı


Who the hell is she?


İnsanlar konserin bittiğini velattalin amin Lady in Black ile anlarken ben çoktan Backstage'de yerimi almıştım bile. Almıştım almasına ama tek kelime çıkmıyordu ağzımdan! Panikle Atlantis'ten gelen adamı aradım. Durum bilgisi verdim. "Bokunu çıkarma ule, konuş işte!" dedi.
Sahne toparlanacağı için Yusuf ortada yoktu. Odanın ortasında etrafımı sarmış dedelerle (kendi düğününde gerdan kırarken damattan tokat yemiş gelin gibi) kalmıştım. Koskoca adamlara "Hey gençler merhaba! " diyerek açılışı yaptım.

Mick Box, 'bula bula bunu mu buldunuz' bakışlarıyla "who the hell is she ?" deyip çoktan odayı terk ederken, terden ıslak vücudunu biran önce su ile buluşturmak isteyen Trevor Bolder beni oldu bittiye getirecekti ki, ağzımdan çıkıverdi yarım yamalak cümleler... "sadece biraz sohbet etmek istiyorum."


"Phil Lanzon'a dondurmasını yere düsürmüs kız cocugu gibi bakmam etkili olmuş olacak ki "bir kaç dakika ver" dedi.
Beni baslarından savacakları hissi uyanmıştı bile. O odadan çıktıkları an bir daha yanaşmam mümkün olmayacaktı. En azından bir kac fotoğraf cektirmem gerekti ve heyecanla fotoğraf makinesini Russell Gilbrook'un eline tutuşturup kendimi şirinlik muskası Berine ile tonton Phil'in kollarına attım!

Uriah Heep İle Bir Ankara Masalı


Hepsi birden toparlanıp odalarına çıkarken Yusuf imdadıma yetişip beni de peşinden sürükledi. Merdivenleri ceylan gibi sekiyordum azizim! Bekleme odasında gecen yarım saatten sonra daha fazla yüzsüzlük etmeyeyim derken; şirinlik muskası Bernie'cigim elinde şarabıyla gelip kuruluverdi karşıma...


-Çok beklettik seni. Diğerleri çok yorgun ama Phil ve ben sana eşlik edeceğiz..


Bernie ve Phil'in sıcak samimi tavırlarıyla kendimi kaybedip sersemlemiştim bile, ayak üstü Yusuf'la gördükleri ilgiden, yedikleri kebaptan, İstanbul'dan, Ankara'nın soğuğundan konuştuk.

Uriah Heep İle Bir Ankara Masalı

Uriah Heep İle Bir Ankara Masalı


'Çerçeveci aratacak' fotoğraflar, su gibi içilen alkolle beraber sabahın körüne kadar o odada geçirdiğim vakit ayrı bir yazının konusu olurken; araçlarına kadar eslik ettim. İyi geceler diledikten sonra arkalarından bir bardak bira döküverdim.


What happens in Ankara, stays in Ankara!
 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: