MÜZİK ODASI

Bir Rüya Daha Gerçek Oldu!

Sadi Tirak - 29 Ekim 2005


6 Ağustos 2005 İstanbul
Yedikule Zindanları
ROCK THE NATIONS 3 Festivali

Ülkemizde Rock/Metal konser ve festival organizasyonları açısından şu ana kadar en dolu geçen yıl olan 2005'in, birçokları için belki de en büyük sürprizi oldu Rock The Nations Festivali'nin üçüncüsü. Zira yılbaşındaki Destruction konseri sonrasında, organizasyonlarında Metal'den ziyade daha çok Klasik Rock'a ağırlık veren ve sene başında da RTN 3 Festivali'nin bu sene yapılmayacağını açıklayan RTN Promotions kafa takımı Eme Alkoç ve Erdem Çapar, durdu durdu turnayı gözünden vurdu adeta! Ülkemizde özellikle Metal dinlemeye başlayan herkesin ilk dinlediği gruplardan biri olma özelliğine sahip olan ve Heavy Metal denince dünyanın her yerinde akla ilk gelen gruplardan biri olan Manowar, 25 yıllık müzikal tarihinde ilk defa Türkiye'de konser verecekti! Haberin resmi olarak açıklanmasının hemen ardından (ilk olarak delikasap.com ve duslervekabuslar.com/forum'da) başta İstanbul olmak üzere Ankara, İzmir, Bursa, Eskişehir, Adanavs kısaca Metal dinleyen insanların azımsanamayacak derecede olduğu tüm şehirlerde bomba etkisi yarattı. Kimileri bu habere gülüp geçti, kimileri hemen her sene ortaya atılan "Manowar geliyor" iddialarından biri sandı, kimileri ise sevinçten günlerce uyku uyuyamadı, etrafında haberi ulaştırmadığı arkadaşı kalmadı, konser tarihine kadar adeta günleri saydı ve rüyalarının sonunda ve nihayet gerçek olacağı anı sabırsızlıklar içinde beklemeye başladı. Evet, inanmak zordu bu habere. Zira ülkemize konser vermek için ilk defa gelen tüm grupların konser haberlerinin ardından bu şoklar yaşanmıştı. Rolling Stones'da da, Deep Purple'da da, Slayer'da da, Iron Maiden'da da, Megadeth'de de, Dio'da da, In Flames'de de ve hatta duyduklarımız ve anlatılanlar kadarıyla 93'deki Metallica konserinde deSonunda bir hayal daha gerçek olacaktı ve buna inanmak, Metal'e Manowar ile başlayan çoğu Türk Metal sever için oldukça güç isteyen bir durumdu.
Daha önce de bu ülkedeki ilk "Metal Festivali"ni düzenleyen (bkz. Rock The Nations 2003) ekip, festivalin üçüncü yılında da tıpkı ilk yılda olduğu gibi tek günlük bir organizasyon düzenleyeceğini ve toplam 7 grubun katılacağını açıklamıştı. Tabii Manowar bombasının ardından ve festivalin yapılacağı yer olarak seçilen tarihi Yedikule Zindanları'nın da yarattığı heyecanın ardından diğer grupların da açıklanmasıyla, festival tüm Orta Doğu ve Balkanlar'ın dört gözle beklemeye başladığı bir etkinlik konumuna yükselmişti. Festivalde üç yerli grup; Crossfire, False In Truth, Cem Köksal ve Manowar ile birlikte dört tane de yabancı grup dâhil olacaktı. Bunlar ise; Yunanlı Death Metal grubu Homo Iratus, İngiliz Progressive/Power Metal'in önemli isimlerinden Balance Of Power ve dünyanın en büyük Death Metal gruplarından olan Hollandalı Gorefest'di. Festival; özellikle Gorefest'in de kadroya eklendiği haberinden sonra oldukça geniş çaplı ses getirmiş ve ülkemizdeki Death Metal kitlesi de bu organizasyon için bekleyişe geçmişti. Çünkü ilk defa bu ülkede gerçek anlamda bir Death Metal grubu sahne alacaktı ve bu grup 6 yıl aradan sonra yeniden birleşen Gorefest'di!
Festival'in gerçekleşmesine çok az günler kalmışken ise bir son dakika değişikliği yaşandı ve Yunan grup Homo Iratus'u yerine ülkemizin Doom/Gothic tarzdaki en önemli ismi Catafalque kadroya eklendi.
Manowar ve Gorefest gruplarıyla birlikte, artık bu senenin en çok söz ettirecek organizasyonlarından biri olmayı garantileyen Rock The Nations 3, birçok farklı özelliği ile de dikkat çekiyordu. Bunlardan biri de hiç kuşkusuz festival afişlerinin İstanbul'daki belli başlı billboardları süslemesiydi. Yıllardır büyük holdinglerin ve pazarlama şirketlerinin sayısız sponsorla ve reklâmlarla gerçekleştirdikleri konserlerin ardından RTN gibi, 5-6 kişilik bağımsız bir promosyon şirketinin, üstelik de şimdiye dek gerçekleştirdikleri birçok organizasyonu sponsor desteği olmadan, kısıtlı reklâm ve tanıtım işlemleriyle düzenleyen bir ekibin, reklâm ve tanıtım adına böyle büyük bir adım atması ülkemiz Rock/Metal camiası adına oldukça sevindiriciydi.
Saatler günleri, günler haftaları kovaladı ve sonunda beklenen gün, beklenen an gelip çatmıştı.
Tarihler 6 Ağustos 2005 Cumartesi gününü gösteriyordu
Festivalin gerçekleşeceği Yedikule Zindanları'na yaklaştıkça heyecanımız artıyor, kapı önünde bekleyen kalabalığı gördükçe ise kalp atışlarımız hızlanmaya başlıyordu. Bunaltıcı bir sıcağın etkisinde ve güneşin altında yaklaşık olarak 2 saatlik bir gecikmenin ardından kapıların açılmasıyla ise hayatlarındaki en mutlu günü yaşayacak olan insanların çoğunluğu oluşturduğu kalabalık yavaş yavaş içeriye alınmaya başlamıştı. İçeriye ilk girenlerden biriydim çünkü sahne alacak olan ilk grup Crossfire'dı ve Rock Republic Festivali'nin ardından onların bu performansını bir kez daha kaçırmak istemiyordum.
İçeriye girer girmez dikkatimi çeken ilk şey ise tabii ki devasal yüksekliğe sahip olan sahne oldu. Daha önce mekânın nasıl bir yer olduğunu resimlerinden görmüş olsak da, içinde olduğumuzda çok daha farklı ve adrenalin arttırıcı bir etkiye sahip olduğunu hissediyorduk. Yaklaşık 30bin insanın sığabileceği kadar büyük bir alan olan mekânda bulunmak doğal olarak insanı heyecanlandıracak bir unsur etkisi yaratıyordu bünyede.

CROSSFIRE: Manowar'un ardından festivale katılacağı açıklanan ilk grup olan Ankaralı Crossfire'ı ilk defa gerçek bir sahnede ve kalabalık önünde izleyecektim. Zira kendilerini sadece 20 Şubat'taki İ.T.Ü. Rock Kulübü Parti'sinde DoRock'ta izleyebilmiş, Rock Republic performanslarını ise festivalde görevli olduğum ve onlar sahnedeyken Overkill ile ilgilenmem gerektiği için kaçırmıştım.
Seyircilerin içeriye 15.00 gibi alınmaya başlaması ve içeriye girişin 6'lı gruplar halinde yavaş yavaş gerçekleşmesi sebebiyle grup saat 15.30'da sahne aldığı sırada sahne önü pek kalabalık değildi. Fakat grup sahne duruşuyla oldukça karizmatik bir havaya sahipti ve Mart ayında piyasaya sürdükleri ilk albümleri "Agression Treaty"den seçtikleri parçalarla günün ilk gürültüsünü de başlatmıştı.
Ses sisteminin CTI tarafından sağlanması bizi bu konuda pek endişeye düşürmemişti fakat günün ilk grubu Crossfire'ın şarkılarını seslendirmeye başlamasıyla birlikte ses olayında birtakım problemlerin olduğu ortaya çıktı. Grup ise bu soruna pek aldırmamaya çalışarak ve konsantrasyonunu bozmamaya çalışarak performansını sürdürdü. Özellikle vokalist Uğur Bülent Aksoy'un ciddi sahne üslubu ile dikkat çeken grupta henüz ilk albümlerinde mükemmele yakın iş çıkarmış olan gitaristler Kaya Sevinç ve Kerem Besli pervane headbangleriyle grubun sahne performansı konusunda da olabildiğince etkileyici olduğunu gösteriyorlardı. Fakat ses sistemindeki sorun grubun cilalı sound'unu bozdu ve ortaya pek anlaşılmayan karambol bir ses çıktı. Bizim gibi albümü ezbere bilenlerin dışında şarkıları anlayanların olduğunu pek sanmıyorum açıkçası. Grup kendi şarkıları "Intro-Aggression Treaty", "Slaves", "Eternal Lies (NonServiam)", "Inner Conflict", "Under Siege" ve "Nightwolf"un yanı sıra çaldıkları iki adet cover ile de festivalin oldukça cın cın başlamasına sebep olmuştu. Seyirciler açısından günün ilk ses teli antrenmanları ise playlistlerinde yer verdikleri Slayer cover'ı "War Ensemble" ve Metallica cover'ı "Creeping Death"de yaşandı.
Grup sahneden indiğinde ise festival alanı henüz yeni yeni dolmaya başladığı için alan hâlâ boş gözüküyordu ve gölge yerlerin kısıtlı olması güneşin bunaltıcı etkisini tüm gücüyle üzerimizde hissettirmesine devam ettiriyordu. Sırada ise günün ikinci grubu False In Truth vardı.

FALSE IN TRUTH: Festival kadrosuna Gorefest'in eklenmesiyle Deathçi tayfa için günün iki önemli isminden biriydi False In Truth. Death Squad t-shirt'lü fanlar sahne önünde konuşlanmıştı ve grup "Death Side Story" ile her zamanki vurucu performansına başlamıştı. Grup sahnedeyken aslında bahsedilmesi gereken en önemli olay; grubun bass gitaristi Adil Akbay'ın sahnede olmaması ve onun yerine geçtiğimiz günlerde kadroya yeniden dahil olan Fırat Öz'ün refakat etmesiydi. Fırat'ı şu ana dek sahnede bir tek bass çalarken görmemiştik, böylece bu eksiğimizi de gidermiş oldu kendisi sağ olsun (: Fırat, her gruba lazım denebilecek cinsten bir müzisyen olduğunu bir kez daha göstermişti anlayacağınız. Adil'in Almanya'da Wacken Festivali'nde olması sebebiyle böyle bir sürpriz hazırlamıştı grup ve açıkçası bu eksik Fırat sayesinde pek de hissedilmedi. Grubun performansına dönecek olursak
Aslında ses sisteminin F.I.T. sahnedeyken hâlâ verimli düzeyde sonuç çıkaracak şekilde tam olarak ayarlanamamış olması grubun performansını biraz da olsa etkilemişti. Fakat yine de sahne önündeki 200-250 kişilik coşkulu kalabalığı hayal kırıklığına uğratmadılar. Bass gitarda Fırat'ın olması, Adil'in yokluğunda gruba headbang ve sahne hareketliliği konusunda bir şey kaybettirmese de alışık olduğumuz bass soundunu duyma konusunda tam randıman sağlamadı açıkçası. Tabii burada ses sisteminden mi yoksa Fırat'dan mı kaynaklanan bir problem olduğunu anlamak da güçtü. Grupla birlikte belki de son sahne performansına çıkan Toygun ise yine çok enerjikti. Toygun'un bu performansı bir kez daha gösterdi ki, gitara olan hâkimiyetini sahnede çok iyi sunabilen bir eleman kendisi. Alper'in kendi köşesinde fazla hareketlenmeden sürdürdüğü performansı, vokalist Toygar seyircilere Catafalque t-shirtleri atarak ve o her zamanki matrak ve rahat sahne tavrıyla renklendirdi. Şimdiye dek tanık olduğumuz en kısa False In Truth performansı, son şarkı olarak çaldıkları Obituary cover'ı "By The Light" ile tıpkı başladığı gibi vurucu bir şekilde noktalandı. Grubun çaldığı kendi besteleri ise şunlardı: "Death Side Story", "Deathwish", "Never Again" ve "Puppets In The Sand".

CATAFALQUE: Festival kadrosuna Yunanlı grup Homo Iratus'un yerine son anda eklenen Catafalque, müzikal tarz açısından günün en farklı ve kitlenin genel beğenisine en yabancı olan gruptu. Yedikule Zindanları o gün Klasik Heavy Metal severlerin ağırlıkta olduğu ve geri kalanının da Death ve Thrash severler tarafından oluşturulduğu bir kalabalığı ağırlıyordu ve Catafalque ise; bu tarz müziklere nazaran daha soft öğeler içeren bir müzik türünde (Doom/Gothic) şarkılara sahip olduğu için seyirci tarafından nasıl bir tepkiyle karşılanacağı merak konusu olan bir gruptu. Fakat grup sahne alır almaz özellikle de orijinal vokalistleri Mete'nin de nihayet sahnede grupla yer almasııyla ve onun o kendine has sahne tavırları nedeniyle başarılı bir performans daha gerçekleştirdi. Tabii bu arada grup sahnedeyken ses ayarlamasının da gün içinde ilk defa iyi seviyeye geçmesi de grubun avantajı oldu. Klavye destekli ve çift vokalli müzik yapan grup için ses sisteminin tam randımanda çalışması çok önemliydi ve ilk iki grubun yaşadığı birtakım problemleri yaşamadılar. En azından sahneden yükselen ses ilk iki gruba nazaran Catafalque'da çok daha güçlü, net ve anlaşılır bir şekilde geliyordu seyirciye.
Grup sahnedeyken alana giren insan sayısının da artık 1000 rakamına yaklaşmaya başlamasıyla kitle yavaş yavaş festivalin havasına girmeye ve akşam kopacak fırtınanın ilk rüzgârlarını içten içe hissetmeye başlıyordu. Bu heyecanlı bekleyiş; Catafalque'ın Mart ayında çıkardığı ilk albümü "Unique"den seçtiği şarkılar ile süsleniyordu.
Grup Rock Republic'in ardından çıktığı bu festivalde de oldukça alkış toplayan bir performans sergiledi açıkçası. Uzun bir askerlik döneminin ardından yeniden grupla sahne alan vokalist Metehan Mert Çakır, daha önce kendisini izlediğimiz Solid performanslarına göre daha kıpır kıpır, daha hareketli ve daha coşkuluydu. Bu özellikleri sayesinde de grup sahnedeyken sanırım bakışları en çok üzerinde toplayan isim o oldu. Bass gitarist Alper Tabakçılar'ın durmaksızın sürdürdüğü headbangleriyle ve ipeksi sesi ve sahne kostümüyle yine oldukça dikkat çeken bayan vokalist Özge Özkan'ın güler yüzlü tavırlarıyla süren Catafalque performansında grup şu şarkılara yer verdi: "The Soothsayer", "Hallowed Land's", "Dreamweaver", "Bloodia", "Gomorrah", "Nightfall Serenade" ve "Archangel's Touch". Vokalist Mete "Gomorrah" şarkısını, grubun albümdeki art work'lerine imza atan Hakan Işık'ın ölen babası için söylediğini belirtti ve son şarkı  "Archangel's Touch"da kendisi askerdeyken konserlerde onun yerine sahne alan ve boşluğunu çok başarılı bir şekilde dolduran Özgür Özkan'ı (Soul Sacrifice, Discrepancy, Murder Kingvs) sahneye davet ederek şarkıyı Özgür'e söyletti. Mete'nin bu jestiyle de seyircilerden büyük alkış alan ve konserini noktalayan grup, beklediğimin aksine seyirci kitlesini de kendisine eşlik ettirerek inmişti sahneden.

BALANCE OF POWER: Line-Up'da yer alacağı açıklandığı ana kadar, festivale katılacak çoğu insanın henüz adını bile yeni duymuş olduğu grup aslında İngiltere'nin önde gelen Progressive Metal gruplarından biri. Tabii İngiltere'de Progressive tarzın popülaritesinin oldukça düşük olması sebebiyle grubun global çapta tanınması da bir hayli zor. 1995 yılında kurulan grup yayınladığı 5 albümle sadece "sıkı Progressive takipçileri"nin dinlediği bir grup olabildi.
Festivalde sahne aldıkları sırada alandaki hemen herkesin onları ilk defa izliyor olmalarının yanı sıra çoğu kişi ilk defa dinliyordu kendilerini. Yaklaşık 40 dakikalık sahne süreleri boyunca grup elemanları sahnedeki enerjileriyle ve özellikle de gitaristlerin sahnede basmadık yer bırakmamasıyla dikkat çekti. Açıkçası kendilerini daha önce dinleyip de müziklerine pek ısınamamış biri olduğum için performanslarını pek takip etmedim. E tabii onlar sahnedeyken içeri yeni giren arkadaşların sayısının da bir hayli artmaya başlamasıyla, başlayan muhabbetlerin koyuluğu sahneye odaklanmamızı çoğu zaman engelliyordu. Grup süresini tamamlayıp da sahneden indiğinde ise alandaki insan sayısı 2000'lere yaklaşmıştı.

CEM KÖKSAL: Saatler 19.45'i gösterdiği sırada sahneye adımını atar atmaz tam bir RockStar olduğu her halinden belli olan Cem Köksal'ın canlı performansları için topladığı grup elemanlarının da sahne hâkimiyetleri yaklaşık 2 yıldır dilden dile dolaşıyordu. Rock The Nations'da sahne aldıkları bu performans Cem Köksal ve grubunu izlediğim ilk konserleriydi ve açıkçası çok da iyi çaldılar. Şarkıları seslendirdikleri sırada sahnede oluşturdukları görüntü; 80'li yıllarda bünyesinde bir virtüöz gitarist barındıran büyük Heavy Metal gruplarının havasındaydı. Pentagram'dan tanıdığımız vokalist Murat İlkan'ın o klasikleşen seyirci anonslarını ve canlı yorumunu da özlediğimizi bu konser sırasında daha net anlıyorduk. Tüm bu güzelliklere rağmen Cem Köksal ve grubu gün içinde yaşanabilecek en talihsiz şeylerden birini yaşadı ve hemen hemen tüm performansları boyunca sağanak yağmur yağdı. Aslında gün boyunca hep beklenen fakat sabahın ilk saatlerinden itibaren kendisini gösteren aşırı sıcak ve güneşin etkisiyle unutulan bu yağmur kâbusu birden bire ortaya çıkmıştı sonunda. Adeta bardaktan boşalırcasına yağan yağmur alandaki birçok insanın sağa sola kaçışmasına, yağmurdan sığınmak için yer aramasına ve içlerinde bizim de bulunduğumuz birçoklarının da sırılsıklam olmasına sebep olmuştu. İşte bu olumsuz görüntü içinde aslında çok takdire değer görüntüler de vardı. Mesela yağmurun şiddetine rağmen sahne önündeki yoğun kalabalıktan arkalara çekilen pek olmadı ve oradaki herkes performansının sonuna kadar Cem Köksal'a destek verdi. Sahnedeki ekipmanın da ıslanması nedeniyle ses düzeninde birtakım aksaklıklar yaşayan Cem Köksal, yine de oldukça coşkulu bir şov sundu diyebiliriz. Fakat çaldığı kendi şarkılarının yanında playlistinde yer verdiği Ozzy Osbourne'dan "Mr. Crowley" cover'ı ve Iron Maiden'dan "The Evil That Man Do" cover'ının seyircilerden çok daha coşkulu bir şekilde eşlik görüp alkışlanması sanırım kendisini de biraz rahatsız etmiş veya üzmüştür. Sahne süresinin sonlarında Gorefest menajeriyle süre problemi de yaşayan Cem Köksal, şarkı listesinden bir şarkı eksik çalarak sahneden inmek zorunda kaldı.

GOREFEST: 90'lı yılların başında yükselen Death Metal akımının Avrupa'daki en büyük grubu Gorefest; 6 yıl aradan sonra tekrar birleştiklerini ve konserler vermeye başlayacaklarını geçen yıl duyurduğunda, fanlarını sevince boğmuştu. 1989 yılında Hollanda'da kurulan grup özellikle 1992 tarihli "False" albümü ile ismini tüm dünyaya duyurmuştu. Daha sonrasında ise 94 tarihli "Erase" ve 96 çıkışlı "Soul Survivor" ile artık dünyanın en iyi Death Metal grupları arasında gösterilmeye başlamışlardı. Son olarak ise 98 yılında piyasaya sürdükleri "Chapter 13" ile Death Metal'in en farklı ve en yenilikçi albümlerinden birine imza atan grup; 1999 yılında ise dağılma kararı aldığını açıklayıp tüm Death Metal camiasını üzmüştü.
Geçen yılın sonlarına doğru ise yeniden bir araya geldiklerini, 2005 yaz sezonunda turneye çıkacaklarını ve sonrasında ise yeni albümü bitirip piyasaya süreceklerini açıklamışlardı. Hiç kuşkusuz senenin en önemli haberleri arasındaydı bu muhteşem grubun yeniden yola devam kararı alması. Türkiye'den bile Gorefest'i Avrupa'daki herhangi bir konserinde yakalamak için birçok kişi planlar yapmıştı. Fakat grubun bu yaz Avrupa'daki son konserini İstanbul'da vereceğini kimse hayal bile edemezdi. Taa ki RTN Promotions Manowar'dan sonra son bomba olarak Gorefest konser haberini de patlatana kadar. Açıkçası benim için de büyük bir sevinç olmuştu bu haber. Aynı gün, aynı festivalde ve aynı sahnede en sevdiğim Klasik Heavy Metal gruplarından biri Manowar ile en sevdiğim Death Metal gruplarından biri olan Gorefest'i izleyecektim. Kelimenin tam manasıyla rüyanın gerçek olması olarak adlandırılabilirdi işte bu durum!
Grup bu yaz başında turne tarihlerini açıkladığında sadece ilk üç albümden çalacaklarını da belirtmişti. Nitekim Avrupa'da sahne aldıkları tüm festivallerde ne "Soul Survivor"dan ne de "Chapter 13"den herhangi bir şarkıya playlistlerinde yer vermemişlerdi. Fakat grup Rock The Nations Festivali'ndeki konseri kesinlik kazandıktan sonra hem seyircilerden hem de organizasyon şirketinden gelen baskılara olumlu cevap verip, tüm albümlerden şarkılar çalacaklarını duyurmuştu. Tabii bu durum da benim gibi "Soul Survivor" ve "Chapter 13" fanatikleri için oldukça sevindirici bir durumdu.

Saatler 21.30 sularındayken duman efektleri ve kıpkırmızı spotların aydınlattığı sahnede görünen Gorefest, saatlerdir en ön saflarda bekleyen azimli Manowar hayranlarının arasında beliren ve ortalığı bir anda karıştırmaya başlayan Deathçi tayfanın da enerjisiyle başladı şovuna. Grubun sound'u kelimenin tam anlamıyla "taş gibi"ydi. Jan Chris De Koejer'in Metal aleminin en cool frontmanlarinden biri olduğunu anlamak için sahnede kendisine bir göz atmak bile yeterliydi. Gitarı tutuş şekli, şarkıları söylerken yüzünde oluşturduğu ifadeler ve şarkı aralarında yaptığı anonslarla sahnede canlı izlediğim en karizmatik vokalistlerden biri konumuna yükselmişti o gün. Hemen her şarkı arasında seyirciyle konuşan Jan Chris, bu güzel atmosferde onları destekleyen tüm fanlarına birçok kez teşekkür etti ve yıllar önce Bodrum'da tatil yaparken tanıştığı fanına da -eğer buradaysa - selam gönderdi.
Grubun çoğunluk için olmasa da özellikle Death Metal hayranları için nefes kesici performansında; gitaristler Frank Harthoorn ve Boudewijn Bonebakker sahnede genelde çakılı çaldılar fakat her hareketlerinden olgunluk akıyordu ve sahne hâkimiyetlerinin yıllar içinde sağladığı rahat tavırları ile dikkat çekiyorlardı. Davulcu Ed Warby özellikle çift kros ataklarıyla dolu olan ilk dönem albümlerden çalınan şarkılarda ustalığını konuşturdu adeta. Kısacası grup 1 saatlik şovu boyunca gümbür gümbür bir sound'la ve çok sağlam bir playlistle aklımızı başımızdan almıştı. "Glorious Dead", "State Of Mind", "Low", "Nothingness", "Demon Seed", "Erase", "Chapter 13", "Goddess In Black", "From Ignorance To Oblivion" ve son olarak da "Reality When You Die" çaldıkları şarkıların tümüydü ve bu şarkılar Death Metal seven hemen hemen herkes için öldürücü bir güce sahipti.

Sırada ise günün asıl şovu vardı!

MANOWAR: Saatlerin 23.00'a yaklaştığı sıralarda artık alandaki herkes sahneye odaklanmış bir vaziyette bekleyişe geçmişti. Mekânda 6000'e yakın insan vardı ve birkaç dakika sonra bu kalabalığın %90'ı çığlık atmaya ve ıslık çalmaya başlamıştı. Çünkü sahnedeki ışıklar bir anda kapanmış ve duman efektleri sahneye püskürtülmeye başlanmıştı. Ardından yavaş yavaş aydınlatılmaya başlanan sahneden, grubun o meşhur konser başlangıç anonsu yükseldi: "Ladies and gentlemen, from the USA, All Hail, Manowar" Nefesler tutulmuştu ve gözler kırpılmıyordu artık! Ve olağanüstü seyirci çığlıklarıyla grup bir anda sahnede belirdiği sırada ise olayın kelimelerle anlatılamayacak olan boyutu da başlamış oluyordu. Grup kendi adını taşıyan "Manowar" şarkısı ile konsere başladığı anda son yıllarda Metal konserlerinde yaşanan en büyük toplu zıplama ve headbang olayları da yaşanıyordu sanırım. Evet, sonunda olmuştu çünkü! Heavy Metal'in kralları lakaplı Manowar, Heavy Metal dinlemeye başlayan hemen herkesin tutulduğu ilk gruplardan biri olan Manowar, yaptıkları albümlerle, birçok şarkılarıyla Heavy Metal'in en önemli ve en büyük gruplarından biri olduğunu her zaman kanıtlamış olan Manowar, 25 yıllık bu dev, nihayet karşımızdaydı artık! Yaklaşık 2 saat boyunca alandaki herkes tüyleri diken diken olmuş bir şekilde ve kalp atışları hızlanmış bir vaziyette, neredeyse nefes almadan ve göz kırpmadan unutulmayacak bir coşku ve sevinç yaşadı diyebilirim. Olağanüstü ışık efektleriyle ve devasal sahnenin de büyüleyici etkisiyle muhteşem bir şov sundu Manowar hepimize. Hemen hemen tüm albümlerinden şarkılara yer verdikleri playlistlerinde özellikle heyecanın ve coşkunun tavana fırladığı şarkılar; "Brothers Of Metal", "Kings Of Metal", "Kill With Power", "Fighting The World", "The Gods Made Heavy Metal" ve biste son üç şarkı olarak peş peşe çalınan "Warriors Of The World", "Hail And Kill", "Black Wind, Fire And Steel" olmuştu. Tabii bu eşsiz şarkılar seslendirilirken seyircinin coşkusu da unutulacak gibi değildi doğrusu. Hatta öyle ki, 1993 Metallica konserini yaşamış olanlar, o gün bu gündür böylesine bir coşkuyu sadece bu konserde tekrar hatırladıklarını söylüyorlardı. Grubun şarkılarındaki o muhteşem nakarat bölümleri, her Heavy Metal dinleyicisinin konserlerde binlerce kişiyle omuz omuza bir şekilde, yumruklarını havaya kaldırarak ve de sesi kısılana dek coşkuyla söylemek isteyeceği cinsten nakaratlar oldukları için grubun hemen her konserinde yaşanan o tüyler ürpertici atmosfer, Yedikule Zindanları'nın da yarattığı eşsiz havayla bu unutulmaz İstanbul konserinde de yaşandı. Fakat konseri asıl unutulmaz kılan enstrümanların çaldığı değil, sustuğu dakikalarda yaşandı. Öncelikle Joey De Maio, bir seyircinin salladığı Türk bayrağını alıp sahnede herkesin gözü önünde öptü ve ardından eline aldığı bir kâğıtta yazılı olan Türkçe şeyleri okumaya başladı. Grubun seyircilere ve organizasyona hitaben söylemek istediği şeylerin yazılı olduğu kâğıdı okuduktan sonra Joey De Maio binlerce kişiden inanılmaz bir alkış aldı. Grubun frontmani olan Joey De Maio Türkçe konuşmuştu ve orada bulunan herkese defalarca teşekkür edip yeniden geleceklerini söylüyordu! Bu inanılması zor olan şeylerden biriydi işte! Fakat Joey'in sahnedeki kararlı tavırları ve seyirciğe fırlattığı o bakışları görünce ister istemez söylediği şeylere inanıyorsunuz. Yıllardır "Manowar konserlerine Türkleri almıyor, Manowar Türkleri sevmiyor" ve hatta "Manowar elemanları Türk düşmanı" şeklinde ortaya atılan tüm iddialara, sahnede oldukça sert bir üslupla cevap veren Joey De Maio, artık orada bulunan herkesin gönlünde taht kurmuştu adeta. Tüm bu asılsız söylentileri ortaya atanlara olan cevabı ise kısa ve netti: "Fuck You!"

Ardından kendilerinin bu organizasyonda yer almalarını sağlayan tüm RTN ekibine başta Emre Alkoç olmak üzere teşekkür etti ve kendisini sahneye bira içmeye çağırdı. Fakat sahneye çıkan ilk olarak Emre değil bir başka RTN çalışanı olan Seyda Babaoğlu'ydu. Joey Seyda'yı da, ekibin en çok çalışanlarından biri olarak seyircilere tanıttı ve kendisine mikrofonu verip tüm izleyenlere bir şeyler söylemesini istedi. Bunun üzerine Seyda da asıl teşekkür edilmesi gereken kişilerin Emre Alkoç ve Erdem Çapar ikilisi olduğunu, orada bulunan binlerce kişinin hayallerini gerçekleştirdiği için asıl alkışı onların hak ettiğini söyledi. Daha sonra ise grubun yeni çıkaracağı "Hell On Wheels IV" DVD'sinde Türkçe alt yazı seçeneğinin de yer almasını sağlayan manowartr.com editörü (ayrıca "Ağrı Kesici" dergi editörü ve thmb.org webmasterı olarak da bilinen) Onur Sabuncu sahneye çıktı ve grubun seneye de burada olmasını çok istediklerini vurgulayarak herkese "Hail And Kill" dedi (: Onur'un sahnedeki heyecanı görülmeye değerdi açıkçası. Sahneye son olarak Emre Alkoç'un (Joey kendisini yeni dostu olarak tanıttı herkese) da katılmasıyla bu teşekkür faslı ve grubun organizasyona yaptığı büyük jest de tamamlanmış, biralardan son yudumlar alınarak Joey tekrar sahnede diğer grup elemanlarıyla baş başa bırakılmıştı.

Bu konserle birlikte öğrendiğimiz bir şey daha vardı ki o da; Manowar elemanlarının her birinin teker teker üstün sahne meziyetlerine sahip olduklarıydı. Joey De Maio'nun bass solosu, Karl Logan'ın gitar solosu ve o muhteşem sesinden hala hiçbir şey kaybetmediğinin canlı tanığı olduğumuz Eric Adams'ın vokal (çığlık) solosu konserin en güzel anları arasındaydı. Tüm performansları boyunca gitarist Karl Logan sahnede basmadık yer bırakmadı. Özellikle temposu yüksek parçalarda sahnede bir oraya bir buraya koşturdu durdu. Joey De Maio o kendine has çalış stili ve headbangleriyle coştururken, yüzünde oluşturduğu hükümran ifade ile de dikkat çekiyordu. Özellikle Joey-Karl ikilisinin sahnede yan yana geldiği anlar konserin en unutulmaz karelerinden de bazılarını oluşturuyordu.

Grubun performansının ortalarından itibaren başlayan gök gürültüleri ve gökyüzünde çakan şimşekler ise konserin atmosferini muhteşem kılan en unutulmaz etkenlerdendi. Eric Adams'ın gökyüzünü göstererek "We Are Thunder Wind And Rain" diye bağırırken sahnenin tam üstünde çakan emprovize şimşekler sayesinde ortaya inanılmaz kareler çıkıyordu. Konserin sonuna kadar gruba eşlik eden bu şimşekleri, "Tanrı'nın Heavy Metal sevgisi" olarak nitelendirenlerin sayısı ise hiç de az değildi.
Konserin sonunda ise grup, o gece kendilerini büyük bir coşku içinde izleyen ve şarkılarının hemen hepsine hep beraber eşlik eden 5 bini aşkın insana, neden 25 yıldır dünyanın en büyük Heavy Metal grupları arasında gösterildiklerini kanıtlamıştı adeta! Daha önceden Manowar hakkında herhangi bir bilgi sahibi olmayan bir müziksever bile, o gece grubu izleyip de dünyanın en görkemli sahne gruplarından birini izlediğini anlayabilirdi.
Grup toplamda 17 şarkı çalıp inmişti ve Yedikule Zindanları'nı da kelimenin tam anlamıyla sallamıştı. Sonunda bir rüya daha gerçek olmuştu ve Heavy Metal'in kralları tahtlarından unutulmayacak bir selam çekmişlerdi bizlere. Konser sonrası herkesin yüzünde bir rüyadan uyanışın şaşkın, buruk fakat mutlu ifadeleri vardı. Manowar çalmıştı ve bizler de büyülenmiştik. Olay kısaca buydu!

FESTİVALDEN NOTLAR:
1. Her şeyden önce festivalin gerçekleştirildiği mekân olan Yedikule Zindanları tarihi dokusuyla, devasal sahnesi ve heyecan verici atmosferiyle bir Rock/Metal organizasyonu için adeta biçilmiş kaftan. Zeminin büyük bölümünü çakıl taşları yerine çimenler oluştursa, konaklamalı bir festival düzenlenecek kadar da büyük üstelik. Kapasitesinin, konuştuğumuz yetkililer tarafından 30 bin olarak açıklandığı mekân, umarım bundan sonra daha birçok Rock/Metal konserine ev sahipliği yapar.

2. Mekânda dikkat çekici unsurlardan bir diğeri ise, kale burçlarına asılmış olan Efes Pilsen (festivalin ana sponsoru) brandalarının yanı sıra, festivalde sahne alan ilk iki yerli grup Crossfire ve False In Truth bayraklarının da yan yana asılı olarak bulunmasıydı. Sahnenin yanındaki duvarda bir adet de Manowar branda bayrağı asılıydı fakat rüzgârın azizliğine uğrayıp ters dönmüştü. Sahnenin tepesinde asılı olan Efes Dark logolu Rock The Nations Festival brandası dikkat çeken bir başka bayrakken, Manowar'un sahne performansı boyunca arkada sahneye gerilmesi gereken ve Manowar'un yeni çıkardığı DVD'sinin kapak resmini taşıyan dev bayrak ise konserin sonuna kadar bir türlü asılamadı.

3. İlk iki Rock The Nations Festivali'nde olduğu gibi bu üçüncüsünde de kapılar açılması gerektiği saatten çok sonra açıldı. Güneşin ve sıcağın bunaltıcı etkisi sayesinde, kapıdaki bekleyişler de oldukça zor ve sabırsızlıkla geçti.

4. Festivale Ankara'dan katılan ve günün açılış grubu olan Crossfire, ülkemizde fan-club'ı en aktif çalışan grupların da başında geliyor. Bu konserlerinde de fan-club'tan hayranlarının kendilerini yalnız bırakmadığı grup, sahne süresi boyunca Nightwolves adındaki fan-club'larının hazırladığı bayrakların seyirciler tarafından dalgalandırılması eşliğinde sürdürdü performansını.

5. Cem Köksal'ın konser sonrasında Dream Tv'den "Yüxexes" adlı programın kamerasına yaptığı açıklamalar oldukça çarpıcıydı. Kendisi zaman kısıtlılığı yüzünden playlistinden bir şarkı atmasına oldukça sinirlenmişti ve bundan sonra hiçbir grubun altında çalmayacağını açıkladı. Hatta konuşmalarının bazı yerlerinde sinirlerinin de etkisiyle durumu iyice abartarak, dünyanın en iyi grubunun bile üstünde çalacağını çünkü kendisinin ve grubunun herkesten iyi olduğunu açıkladı. Tabii bu durum karşısında Cem Köksal'a, özellikle sanal ortamda haddini bildirenlerin sayısı da oldukça fazla oldu.

6. Günün en merakla beklenen gruplarından biri olan Gorefest'in sahne almasından önceki soundcheck işlemlerine, grup elemanlarının kendilerinin de katılmaları pek iyi olmadı. Çünkü bu gibi durumlarda kendilerini konserin başlamasıyla birlikte görmek isteyen seyircilerin de heyecanı düşmüş oluyor ve konser başladığında yeniden gaza gelmek için ekstra çabaya ihtiyaç duyuluyor.

7. Manowar sahnedeyken "Kings Of Metal"de ve "Hail & Kill"de seyirciler tarafından yakılan meşaleler dikkat çekti. Sanırım Türkiye'de gerçekleştirilen tüm Rock/Metal konserleri tarihinde yaşanan bir ilkti bu ve oldukça da coşturucu bir etki yarattı.

8. Eric Adams'ın yaptığı bazı açıklamalar kafa karıştırdı. Mesela bir sonraki albümlerinde bir adet de Türkçe şarkı olacağını söylemesi yetmezmiş gibi, "The Gods Made Heavy Metal"in başında da İstanbul'un Heavy Metal'in doğduğu şehir olduğunu söyledi.

Sonuç olarak bir Rock The Nations Festivali daha büyük bir coşku ve heyecanla yaşanmıştı. Üçüncü senesini dolduran bu festival hiç kuşkusuz şimdiye dek gerçekleştirdiği en büyük organizasyona da imza atmıştı. RTN Promotions ekibine ve bu organizasyonda emeği olan herkese teşekkürlerimizi sunuyoruz. Umarım böylesine rüya konserler düzenlemeye devam ederler.


Fotoğraflar: www.rockthenations.net








Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: