MÜZİK ODASI

BİR NEVİ 'BEST OF RUMBLE MILITIA'

Rumble Tayfun - 10 Kasım 2008

En sevdiğim Rumble Militia röportajının 15. yıldönümü sebebiyle Laneth'ten buraya yeniden yazmak üzere klavyeyi elime almışken, yelpazeyi biraz daha geniş tutup Rumble Militia ile ilgili diğer 'Best of' olduğunu düşündüğüm şeyleri de yazayım diye düşündüm. Noktasına virgülüne dokunmadan tamamını alıntıladığım yazıların sadece gerekli olduğum yerlerine yıldız koyarak paragraf bitiminde kendi notlarımı düştüm.

En sevdiğim RUMBLE MILITIA biyografisi: Alpay Dereli - THE HEADBANGERS

Parçalarında işlediği konuları bire bir gerçek hayatında da yaşamış ender gruplardandır Rumble Militia...Onlar Almanya'da halk tarafından 'dazlaklar' olarak da nitelendirilen neo-nazilerin yabancılara ve özellikle de Türklere karşı olan düşmanlığın inanılmaz boyutlara ulaştığı yıllarda en büyük tepkiyi ve direnişi gösteren insanların başında geldiler. Hatta grup elemanları üzerlerinde kilolarca ağırlıktaki çivili montlarla dolaşıyorlardı. Bunun nedeni bazı günümüz gruplarının yaptığı gibi 'içi boş bir imaj' değil, nazilerle kavgaları esnasında yara almamaları için alınmış bir önlemdi. Bir bakıma neo-nazilerin dilinden konuşarak, onlara direniş gösteriyorlardı. 20. yüzyılın yaşandığı o dönemlerde, üstüne üstlük Avrupa'nın en büyük devletlerinden biri olarak kabul edilen Almanya gibi bir ülkede Rumble Militia kendini savunmak için çivili montlarla dolaşmak zorunda kalıyordu; böyle koşullar altında yaşamak zorunda kalan bir grup 'No Nazis'(*) ve 'Nazis Raus' gibi parçalar yapmasında ne yapsın? Hatta durum o kadar ileri boyutlardayda ki kendileri için çok önemli bir turne arifesinde grubun Yunan asıllı vokalisti Staffi, neo-nazilerin saldırısına uğramış ve ağır bir bıçak yarası almıştı(**). Kelimenin tam anlamıyla ölümden dönmüştü. Grubun Türk asıllı gitaristi Halkan Onuk'un ellerinde ölmek üzereyken hastaneye kaldırılmıştı ve güçlü bünyesi sayesinde kefeni yırtmıştı(***). Doğal olarak böyle bir kaos ortamındaki yaşamlarını ve müzik çalışmalarını sürdüren bu insanlar belki de dünyanın en içten, en sert, en tepkili albümlerine imza attılar. Heavy-metal sevgisi ve neo-nazilerin saldırıları ortaya müzik adına mükemmel albümlerin çıkmasına neden oldu.

(*): No Nazis, Naziler hakkında 'ironi' yapmadan mevzunun kafasına kafasına vurma cesaretini gösteren ilk rock/metal parçasıdır.

(**):  Saldırı direkt Naziler tarafından değil, Nazilerin kiraladığı Ortadoğulu bir çete tarafından gerçekleştirildi. Nazilerde ne gezer Rumble Militia'nın karşısına çıkacak göt? Onlar ancak evinde uyuyan insanları yakar, metrolarda veya karanlık ara sokaklarda yalnız yakaladıkları insanlara hepsi birden çullanır. Saldırıda sadece Staffi değil, Hacki gözünün altından ve kendilerine yardım etmek isteyen diğer bir Türk arkadaşları sırtından bıçaklanmıştı.   

(***) Hacki kendisi de ambulanslık haldeyken; yardıma gelen arkadaşları ile beraber hem kalan kiralık köpeklerin hakkından gelmiş. hem de Staffi'ye uyguladığı ilk yardım önlemleriyle bu yiğit Yunanı mutlak bir ölümden döndürmüştü. Yapılan tespite göre bıçağın Staffi'nin içine işleyen kısmı 22 cm.di. Hastaneye kaldırıldığı zaman doktorların ifadesine göre 3-3,5 litre kadar kan kaybetmişti. Alpay'ın burada ki 'güçlü bünyesi sayesinde kefeni yırtma' tespiti çok doğru olmuş.

 

 

Böylesine samimi bir müzik yapan Rumble Militia'nın bugüne dek ülkemizde nedense sadece 1990 yılında Century Media etiketiyle çıkmış olan 'They Give You The Blessing' albümleri basıldı. O da Türkiye'de imkânları son derece sınırlı olan küçük bir firma tarafından yayımlanabilmişti zaten. Hem bu nedenle hem de aradan geçen zamanın çok uzun olmasından dolayı ülkemizde basılmış olan tek yasal Rumble Militia albümünü şu anda piyasada bulmak imkansız maalesef.

 

Neyse ki grubun Türk asıllı olan ve Almanya'da yaşayan gitaristi Halkan Onuk (Hacki) 1996 yılında yapılan bir rock festivali nedeniyle Türkiye'ye gelmişti ve bir tesadüf eseri İzzet Öz ile tanışarak(*) ülkemizde bir 'Best Of' çıkartma imkanı bulmuşlardı. 'Decade of Chaos and Destruction' adı verilen ve sadece Türkiye'de yayınlanan bu albüm şu an Türkiye'deki müzik marketlerde bulma şansınızın olduğu tek Rumble Militia albümü olma özelliği taşıyor aynı zamanda. (**)...

Gel gelelim bu toplama albüm için İzzet Öz maalesef yeterli promosyonu ve bağlantıları yapmamıştı ve sadece Tayfun Altınbaş ile birkaç sadık Rumble Militia hayranı grup için iyi niyetle bir şeyler yapmaya çabalamışlardı. Bu çabalar sayesinde grubun İstanbul ve Ankara'da birkaç tane konserini seyredebilmiştik. Zaten grup da bir röportajları esnasında yeterli yapmadığı ve grupla ilgilenmediği için İzzet Öz'e kızgınlıklarını gayet açık ve net bir biçimde dile getirmişlerdi. Hatta aynı röportajda Sodom grubunu zamanında döve döve ağlattıklarını falan söyledikleri eğlenceli bir röportajdı (Bkz. Shit'Zine#3)

 

 

(*)  Tesadüf değildi. Hacki organizasyonunu Ahmet San'ın yaptığı bir organizasyonda, jüri üyesi olarak Almanya'dan getirtilmişti. İzzet Öz yumoşu da jüri başkanıydı.

 

(**) Artık o da bulunmuyor. Türk olmayan bir grubun sadece Türkiye'ye özel olarak çıkarttığı bir 'Best of' olan o albümden Rumble Militia bir kuruş para almadı.

Gelelim konumuz olan albüm 'They Give You The Blessing'e... Bu albümü tanıtmaya çalışmamın nedeni eğer toplama albümü saymazsak ülkemizde yayımlanabilmiş tek yasal Rumble Militia albümü olması Müzikalite, samimiyet, tepki, sertlik ve dinlenebilirlik açısından tüm Rumble Militia albümleri gibi son derece başarılı bir albüm. Hayatımda onlar kadar içten müzik yapan 'para'dan önce hayranlarını ve toplumsal gerçekleri ön plana çıkartan başka bir grup daha görmedim, göremedim. Kimse de görememiştir zaten. Hatta bir aralar sırf hayranlarını ve kendi değer yargılarını düşündükleri için Century Media'dan ayrılarak 'Hate Me' isimli albümlerinin tüm masraflarını kendi ceplerinden ödemiş ve uçan kuşa bile borçlanmışlardı. Onlar için önemli olan şey para-pul değil, vicdanlarının rahat olmasıydı ve istedikleri müziği yaparak asla boyun eğmemekti. Şüphesiz çok az sayıda insan böyle erdemli davranabilir. Rumble Militia da bilirdi müziğini yumuşatmayı, 'popülist' değişimler yapmayı veya çiçek-böcek üzerine şarkı yapmayı ve inanın öyle daha yapsalardı o müzisyenlikleriyle çok da iyi para kazanırlardı. Ama ruhları kabul etmezdi ki, para denilen iğrenç şeyle onların hiçbir zaman işi olmamıştı ki. Onlar için haysiyetsiz bir müzik yaparak kazanacakları para hiç kazanılmasa daha hayırlı demekti(*). Bunu bizzat Hacki girdiği her ortamda belirtmeye gayret etmiştir.

 

(*) Rumble Militia'nın Tankard'la birlikte çıktıkları turnede, Staffi'nin kalabalık arasında birkaç Nazi'yi fark etmesi üzerine yaptığı anons:

- Aranızda Nazi kılıklı bazı tipler görüyorum. Eğer buraya Tankard için geldiyseniz onlar sahne alana kadar görüş alanımda durmayın. Eğer Rumble Militia için geldiyseniz hemen buradan siktirin gidin, bir daha bizim konserimize gelmeyin, albümlerimizi satın almayın çünkü sizin paranızdan bize hayır gelmez. (Bu hikayenin geri kalanı pek bir kanlı, zamanında Şebekte yazdıydım, belki hatırlayan vardır.)

Böylesine erdemli, böylesine mütevazi ve asil bir grubun onca albüm ve demosu varken sadece yıllar önce 'They Give You The Blessing'in ülkemizde basılabilmiş olması gerçekten de ülkemiz heavy metal dinleyicisine yapılmış büyük bir haksızlıktır. Rumble Militia'nın hiç olmazsa bu albümünü tanıdıklarınızın birinden araştırıp bularak mutlaka dinleyin. Belki hala toplama albümleri 'Decade of Chaos and Destruction'ı da müzik marketlerin tozlanmış arka raflarının birinde bulma şansınız olabilir. Hiç olmazsa onu bulup dinleyin. 'No Promises to No One', 'You're Sure', 'No Nazis', 'Can't Understand', 'Wie Viel Hass Wollt Ihr Noch?' gibi birçok bomba şarkı patlatmış olan Rumble Militia'nın parçalarındaki o samimiyet ve tepki başka kimde var? Hatta bu samimi duruş ve tepkisel sözler dönemin Alman hükümetini o kadar korkutmuştu ki grubun bazı parçaları yasaklanmış, albümleri toplatılmış, hatta grup 'Stop Violence and Madness' albümünün kaydı için gittiği Florida-Tampa'da terörist oldukları iddia edilerek bir süre tutuklu  kalmıştır(*). Ne de olsa burjuvazi ve düzen kölesi olmuş insanların karşısında olmak kolay bir iş değildi. Onların bu dürüstlüğü kuklaları korkutuyordu. .Rumble Militia bunlardan hiçbir zaman yılmadı, yolundan dönmedi ve her zaman bildiği yoldan yürümeye devam etti.

(*): Atıldıkları nezarette Hacki ve ABD polisi arasında geçen diyalogtan bir parça:

 

Polis -   Sanırım sizi buradan hapishaneye sevkedicez.

Hacki - Niye?

Polis-    Hapishane o kadar kötü bir yer değil. Pizza ısmarlayabiliyorsun, telefon edebiliyorsun vs.

Hayatı ve müzik yaşamı adeta Türk filmlerindeki gibi acılarla ve zorluklarla geçen Rumble Militia en son bundan yaklaşık dört yıl kadar önce ülkemizdeki bir organizasyon için yeniden toplanmış; İstanbul ve Ankara'da iki unutulmaz konser vermişti. Organizasyonun baş grubu olan Stratovarius'dan daha fazla ilgi görmeleri tabii ki kaçınılmazdı. Dürüstlük ve samimiyet her zamanki gibi imaja karşı galip gelmişti. Stratovarius'un da fena bir grup olmadığı düşünsem de tabii ki Rumble Militia'nın içtenliğine sahip olmaları çok zor. Maalesef günümüz gruplarından %90'ın da bu yapaylık mevcut; ne de olsa ceplerin biraz daha şişkinleşmesi için bazı şeylerden taviz vermek gerekiyor. Bu nedenle her zaman Rumble Militia gibi underground kalabilen ve inandıkları şeylerden taviz vermeyen gruplara sonsuz bir saygı duymak gerekiyor....

 

Bu yazıya başlarken amacım sadece çok takdir ettiğim Rumble Militia'nın 'They Give You The Blessing'  albümünün kısa bir kritiğini yapmaktı. Ama konu Rumble Militia olunca satırlar uzadı gitti...Kendimi hala frenleyemiyorum, onların için yazılacak şeylerin sonu gelmez.

 

Alpay Dereli

 

 En Sevdiğim RUMBLE MILITIA Röportajı - Kerim Tunçay - LANETH

 

Bu kimsenin ellerinden alamadığı bir yaşam stili onların...Alman, Türk, Yunan dostluğunu alışılmışın dışında gerçekleştiren bir çeşit kontrol ya da başka bir deyişle küstahça bir zeka...

Antifaşist görüşteki asi stilleri, çivili deri ceketleri, motosikletçi(*) ve sokak imajları onların bireysel olarak vazgeçilmez parçaları. Aşırı sağ hareketin oldukça ürkütücü boyutlar kazandığı Almanya'da bu duruma en sert cevabı veren; en cesur ve en kararlı grup hiç kuşkusuz Rumble Militia! Kuruluşlarından itibaren inandıkları yoldan dönmeyen, hatta ısrarla daha da üzerinde giden Rumble Militia'nın gitaristi Hacki Onuk ile çıkarttıkları yeni EP'leri 'Wieviel Hass Wollt Ihr Noch'un hemen ardından telefonla söyleştim...

 

(*): Dış görünüşleri motor çetesini andırmasına rağmen Rumble Militia pratiğinde motorculuk yer almamıştır. Arşınlanan sokaklarda motosikletin getireceği adrenalinden daha fazlasını salgılayacak aksiyonlarda bulunmak onlar  için hiçbir zaman sorun olmamıştır.

Kerim: Şimdi istersen değişik bir soruyla başlayalım. Senin ismin nedir?

 

Hacki: Halkan

 

Biz senin ismini senelerdir Hakan Onuk olarak biliyorduk. Ben senden gelen faxlarda Halkan diye yazdığını görünce anladım bu yanlışı. (Bu konudaki en komik ve en saçma yorum Çağlan'dan gelmişti. Birgün faxa bakıp, 'Herhalde Hakan Türkçe konuşmaya konuşmaya adını yazmayı unutmuş' demişti bizim Çağlan. Herkese kek der, kendisi keklerin şahı/ K.) Adının anlamı ne peki?

 

 - Ne bileyim ben!

 

Hiç duymadım da böyle bir isim?

 

- Ben de duymadım. Adımı alman kadın vermişti o zaman. 1 hafta adım yoktu. Sonra Bremen'de bir alman tanıdık verdi adımı. Bir kitaptan bulmuş, eski bir harp adamıymış Halkan.

 

Bugünlerde Rumble Militia'da değişiklikler var. Yeni elemanlar geldi ve şirket arayışı içindesiniz. Senenin başında kurucu üyelerden Oliver Bischoff ayrıldı, yerine Jörg Uken girdi, sora basa Anatoli S. geldi. Bu kadro ve şirket değişiminin nedenleri neler?

 

- Oliver, müzik okuluna devam etmek istiyordu. Fazla vakti yoktu grup için. Hala müzik yapıyor ama caz falan gibi kolay şeyler. Yani Rumble Militia'da çalmak zor, yani spor gibi bir şey, biliyor musun? O çıktı, yarım sene için bize Despair'den Macke yardım etti. Birkaç konseri verdik. Ama Dortmund'da oturuyordu. Biz de burada Bremen'deyiz, gelip gitmek çok masraflı oluyordu.

 

EP'de Macke çaldı değil mi?

 

- Evet.

 

Century Media'dan neden ayrıldınız?

 

- Century Media ile doğrudürüst çalışamadık. Yaptığımız son albümlerin doğrudürüst reklamı yapılmadı.

 

Ben de zaten sana bunu soracaktım. Mesela Century Media anlaşmalı olduğu death gruplarının reklamını gayet iyi yapıyor ama size aynı ilgiyi göstermiyor. Aylardır basında sizin hakkınızda bir şey görmedim.

 

- Onu demek istedim işte. Geçen sene Cro-Mags'le dünya turuna hazırlanmıştık ama tur iptal oldu. Cro-Mags ile sorunları vardı herhalde. Sonra başka bir grup bulamadılar. Son albümler için de hiç reklam yapmadılar. Diğer grupların gayet güzel reklamını yaptılar. Bu yüzden ayrıldık. Artık onlarla ilgimiz kalmadı.

Yeni şirket arayışları ne alemde? Major Label'a mı? (büyük plak şirketlerine verilen ad) geçmek istiyorsunuz?

 

- Evet, iki tane büyük firma bizi görmek istiyor.

 

Kimler?

 

- Daha söyleyemem. Eylül'de burada büyük bir konser vereceğiz, tek grup olarak. Almanya'dan plak şirketlerini ve tüm basını davet edeceğiz. Management işini de artık biz yapmıyoruz. Burada bir menajerimiz var ve tüm kontakları artık o kuruyor.

 

Sizin sembolünüz olan kurukafa adam kim? Resimlerden anlaşıldığı kadarıyla iyilerin yanında görünüyor ama tip bana nazi almanyasındaki askerleri hatırlatıyor.

 

- Yok ya! 1985'te bir arkadaşımız bizim için yaptı. Yani eski nazi askerleriyle bir ilgisi yok.

 

Yeni EP'ye gelelim. Nerede kaydedildi, prodüktör kim? İçinde hiçbir şey yazmıyor.

 

- Bu EP'nin içinde yeni bir olmadığı yazıyor. Bremen'de, burada bir stüdyoya girdik. Eski şarkıları almanca olarak söyledi Staffi. 4 günde kaydettik. Bu sırf Almanya için olsun dedik. Şu anda durum çok kötü. Geçen yıl Almanya bayağı yandı. Yanıp gidecektik. Kimse de bir şey yapmadı. Biz de dedik, 'bu zamanda böyle bir albüm yapmaya mecburuz'. Para için değil. Herkes bizim bir şey yaptığımızı görsün diye. 1985'te bu metal piyasasında ilk biz vardık. Başkaları sonradan başladı, Doro moro ne boksa işte. Öffffffff duyunca bile kusacağım geliyor. Ayrıca sana son saniye haberi EP yasaklandı Almanya'da. Biz işin doğrusunu söylüyoruz, bu manyaklar doğrunun dışarı çıkmaması için sansürlüyorlar.    

Hakkında dava açıldı mı?

 

- Şimdilik bir şey yok Bekliyoruz. Tüm gazetelere fax çekip durumu anlatacağız. Daha Century Media'nın bile haberi yok.

 

Albüm toplatıldı mı?

 

- Şu an bizim de haberimiz yok. Bekliyoruz.

 

8 parçalık bir demo kaydetmişsiniz en son. Bunu satıyor musunuz, yoksa plak şirketleri için mi?

 

- Hayır satmıyoruz. Sırf plak şirketleri için.

 

Yeni albüm yeni şirketle anlaşma sonrası çıkacak herhalde?

 

- Evet, dediğim gibi büyük bir şirket ile anlaşırsak hepsini yine Amerika'da, Morrisound'da kaydedeceğiz. Buna biraz daha süre var.

 

93'te albüm beklemeyelim mi yani!

 

- Belki de olabilir. 10 veya 11. ayda olabilir. Tüm parçalar hazır. 13 tane parça var. Bunların 3'ü eski: 'Fuck Off Commercial', 'Is This The Reason' ve 'Fright or Stupidity'. Bir tane de rap parça var.

 

Bu parça deneysel nitelikli mi?

 

- Evet, evet hem yeni bir şey denemek için, hem de rap müziğini çok dinlediğimiz ve sevdiğimiz için. Aslında bu parçayı EP'ye koyacaktık ama gelecek albüme bıraktık. Amerika'da doğru dürüst kaydedelim dedik.

 

Türkiye'de neden tüm kasetleriniz çıkmıyor? Bir distribütörle anlaşmak o kadar zor mu?

 

- Century Media bunu pek istemiyor, çünkü Türkiye'de korsan kayıt yapılıyor hep. Onlar için karlı olmayacağından yapmıyorlar.

 

Major Label'la anlaşırsanız Türkiye'de de tüm albümleriniz çıkar mı?

 

- Tabii, tabii. Ben zaten bunu bir madde olarak kontrata koyarım. Çünkü Türkiye bizim için çok önemli.

 

Türkiye'de yasal olarak çıkan 'They Give You The Blessing' albümünüzde, Century Media'nın adı geçmiyor. Century Media'nın bu albümün Türkiye'de basıldığından haberi yok mu?

 

- Yok. Türkiye'de Kaan Tuncer adlı bir piçin teki bize konser organize edecekti. Önceden Grinder'ı getirmişti o bok herif.Ama konser öncesi bir kaset çıkması lazım dedi. Gidip 1 saat içinde bir kontrat getirdi. Az bir para kaldı, çek yazdı. Century Media ile işleri çözene kadar Kaan'da bıraktım. O sırada tatildeydim. Tatil dönüşü çeki alır, dönerim dedim. Dönüşte Kaan: 'İşleri bağlayana kadar çek burada kalsın. Parayı her zaman alabilirsin' dedi ve yollamadı.

Yani senin cebine hiç para girmedi?

 

- Hayır. O orospuçocuğu yüzünden hiç kazanamadık. Avukatım ve ben birkaç uyarı mektubu yolladık ama cevap alamadık.

 

Kaç sattı o kaset?

 

- Ben de tam bilmiyorum. O sıralar zaten savaş çıkmıştı falan.

 

Biraz politikaya gelelim istersen. Almanya'da aşırı sağ bir hareket var. Alman hükümeti sence bu konuda nasıl bir politika izlemeli. Burada sağ karşıtı bir kamuoyu oluştu, protesto gösterileri falan oldu ama hepsi boş. Hala Türk evleri yakılıyor, Türkler öldürülüyor. Alman Hükümeti içten Nazileri destekliyor mu? Ne düşünüyorsun bu konuda?

 

- Hükümet kendi milletinle dalga geçiyor. Demek istediğim konuşmaktan başka bir şey yapmıyorlar. Bütün ülkeden vergi topluyorlar ve tüm para Doğu Almanya'ya gidiyor. Nereye gidiyor kimse bilmiyor. Yani millet şaşırıyor. O kadar para kayboluyor.

 

Naziler sokakta size sataşıyor mu? Ne bilim, mesela sizi görünce 'Aaa, bu Rumble Militia, No Nazis diye parçaları var vs.' diye üzerinize gelmiyolar mı? Ailelerinizi veya size tehdit gelmiyor mu?

- Yok canım, hiç bir şey olmuyor. Herkes korkuyor bizden.

 

Niye?

 

-Çünkü biliyorlar ne olduğumuzu. Bize hiç tehdit gelmiyor. Zaten bunları yakalayınca döveceksin. Biz böyle yapıyoruz.

 

Konserlerinizi hiç dazlaklar bastı mı?

 

- Bir kere oldu. Bremen'deydi. O sıra turdaydık. O gün bir futbol maçı vardı. Dışarıdan biri geldi, dışarıda 30 dazlak var dedi. Çıktık dışarı dövüştük, baktık bir anda 100 kişi oldular. Güvenlik görevlileri arkadaşımızdı. Silahlı falandılar. Yardıma geldiler. Bizden de, onlardan da yaralananlar oldu. Sonra kaçıp gittiler. N'olucak canım, önemli diil.

Konserleriniz hiç solcu gençlerin gövde gösterisine dönüşüyor mu?

 

-Yok, yani bizim konserlere gelenler grup görmek için, hoş vakit geçirmek için geliyorlar.

 

Arkasında politik bir şey yok yani...

 

-Var Var ama...

 

Tamam var, zaten Rumble Militia müziksel olarak olmasa bile konu olarak uç noktada bulunan bir grup. Açıkça sol tarafta olduğunuzu inkar etmiyorsunuz...

 

-Evet ama bu grup olarak böyle. Herkesin kişisel görüşü var. Bizim için sol sağdan daha doğrudur. Sağları görüyorsun, sapıklar. Nasıl diyeyim, yanlış bir şey.

 

Solingen sonrası ne yaptınız? Çıkan olaylara karıştınız mı?

 

-O sırada Türkiye'de tatildeydim. Bir şey yapmadım.

 

Aileleriniz grup işine ne diyor? Mesela sen turneye çıkıyorsun işte, ya da ne bileyim bir gece eve gelmiyorsun diyelim, hemen evdekiler, 'Allaha, oğlumuzu naziler biryerde kıstırıp dövdüler mi?' diye merak ediyorlar mı, yoksa 'Aslan oğlum, gösterin nazilere günlerini' diye destek mi veriyorlar?

 

-Onlar bunu sırf müzik olarak görüyor. İşte 'Oğlum çok güzel müzik yapıyor, geziyor, iyi güzel' diye görüyorlar. Politik durumla falan ilgilenmiyorlar.

 

Ben sizin hakkınızda şöyle bir şey duydum. Siz elinize odunları alıp, mahallede nazi avına çıkıyormuşsunuz., doğru mu?

 

-Evet, ara sıra çıkıyoruz tabii. On sene evvel çok çıkıyorduk. Şimdi yine başladı, yine çıkıyoruz.

 

Mükemmel iyi dövüyor musunuz bari?

 

-Eee, ama öyle, n'apıcaksın? Bayağı dayak yiyorlar, o kadar olacak.

 

Bugüne kadar kaç nazi dövdün?

 

-20-30 tanesi yemiştir sopamı.

 

Hiç dayak yedin mi?

 

-Hayır...

MTV'de sürekli 'No Nazis' klibiniz çıkıyor. Bu gruba çok şey kazandırdı mı?

 

-Şu bakımdan kazançlı olduk: İnsanlar bizim ne tarafta olduğumuzu görüyorlar. Senin de dediğin gibi sol. Ama biz seyirciye ırkçılığın ve faşizmin kötü olduğunu göstermeye çalışıyoruz ve onlar da öyle anlıyorlar.

 

Sen Avrupa'da yaşayan bir Türk olarak AB hakkında ne düşünüyorsun? Sen de farkındasındır ki , bizi AB'ye almayı pek düşünmüyorlar gibi...

 

-Benim için ve burada yaşayan tüm Türkler için bu konuda bir şey var. Tüm Avrupa ülkelerinin hepsinden vize almak zorundasın seyahat edeceğin zaman (*). Bu vizeler de hep paralı. Onu kaldırsalar bizim için iyidir. Boşuboşuna oraya buraya koşuyorsun. Amerika da vize istiyor ama para vermiyorsun. Fransa'da bir sürü soru soruyorlar mesela. Çok sinir bozucu. Türkiye AB'ye girerse birçok şey karışır.Bence Türkiye yerinde kalsın. Türkiye buradan daha güzel. Burada ne var ki?..

 

(*): Röportajın yapıldığı tarihte henüz Schengen anlaşması yoktu.

 

-Geçen yıl Türkiye'de Sodom olayı çok gündemde kaldı. İşte, Sodom Türk düşmanı mı, değil mi, çok tartışıldı. Sodom'a yapılan ithamlar Bremen'deki bir radyo programına dayanıyordu. Sen de bu programda konuktun. Biliyorum bu konu çok konuşuldu, baydı, ama o zamanı yaşayan biri olarak olayı bir de senin ağzından dinleyelim...

 

-Hah hah ha, bu 1988'deydi. Radyo Bremen 4'te bir konuşmamız vardı. Radyo programını sunan arkadaşım Sodom'a telefon etti ve sordu, işte sizin Türken Raus diye parçanız var mı diye. Telefonda Angelripper, 'Ama o zaman sarhoştuk' dedi. Arkadaşım sordu, 'Yanımda iki kişi var, biri Türk, biri Yunan. Onlarla konuşmak istiyor musun?' diye. Onlar da biliyor bizim bu konudaki hassasiyetimizi. Konuştuk filan. Angelripper ağlamaya başladı, benden özür diledi. 'Eşşoğlueşşek, benden değil, tüm yabancılardan af dileyeceksin' dedim. Daha sonra fazla konuşmadık. Arada başka kişiler olmasaydı dayak yiyeceklerdi bizden. Herifler biraz kafadan kontak

 

Boktan herifler di mi? Burada gelip yüzümüze güldüler, sonra Almanya'da arkamızdan yalan demeç verdiler.

 

-Evet, boktan, çok boktan herifler. Bu herifler o kadar plak satıyorlar ama hala doğrudürüsüt yaşayamıyorlar. Bu çocuklar ne meslek öğrendiler, ne de okula gittiler. Oturduğu yerde bile Türkler vardı. Yine de böyle bir şarkı yaptılar. Bunu anlayamıyorum. Bu konu Almanya'da çok konuşuldu. Birçok kişi bize telefon etti, filan.

Neler dinliyorsun?

 

-Slayer, Kiss, Cro-Mags.

 

Death Metal Dinliyor musun?

 

-Death mi? Hayır, death gebersin.

 

Yapma ya...

 

-Boktan ya death. Kafa sikiyor afedersin. Death Metal öldü artık. Ha bir de unuttum, Pantera var. Burada birlikte konser verdik, birlikte son parça olarak Kiss'den çaldık.

 

Ben Kiss hiç dinlemem ama Kiss'e bok demiyorum. 'Die Erde Getraenkt Blut' adlı parçada yıllar sonra karşılaşılan yabancı düşmanı olarak değişmiş bir çocukluk arkadaşından bahsediliyor. Bu hikaye gerçek mi?

 

-Çoğu gerçek, birazını da biz ekledik. Gerçek olan tarafı özel. Bir arkadaşım vardı, birlikte okula gittik. Sonra o biraz değişti. Ben aynı kaldım, normal. Sonradan yabancı düşmanı oldu, pek ilgilenmedik...

 

-Staffi'nin sarhoşluğu çok pis olurmuş galiba, öyle mi? (Bu arada Hacki, '1 dakika' deyip Staffi ile konuşuyor).

 

Sarhoş olunca ekstrem oluyor. İyi insanlara iyi, kötülere kötü. (Paso gülüşmeler)

 

'Nazis Raus' parçasının başında telesekretere bırakılmış notlar var intro olarak. Bu kimin telesekreteri ve tam olarak ne diyorlar?

 

-Staffi'nin evdeki telefonu. Eskiden bizim büro onun evindeydi. İşte sapıklar telefon ediyordu sabahın 5'inde, gecenin yarısında. O kadar, başka bir şey değil. Biz kimden korkacağız ki? Beni sevmeyen varsa, gelsin yüzüme söylesin, ben de onun ağzına sıçarım. Biz böyleyiz. Çünkü onların ne hakkı var başka insanları dövmeye. İnsan insandır. Kürt olsun, Amerikalı olsun, hiç fark etmez. Eti et, kanı kan. İnsanların içleri farklıdır. Kimi manyaktır, kimi akıllıdır. Bu arada bana Türkiye'de Manavgat'tan bir dergi mektup yazdı. Horror News (Şu anda Horror News ismini değiştirdi ve Pest oldu/K.). Anladığım kadarıyla sizi kötülüyorlar.

 

Evet, hiç şaşırmadım. Zaten her fırsatta bize geçirmeye çalışıyorlar. Çoluk çocukla muhatap olmak istemiyorum, zaten çok terbiyesiz herifler. Geçenlerde Almanya'da bir dergiye ilan vermişler, Türkiye'deki tek underground dergiyiz diye. Sen zaten beni tanıyorsun, nasıl olduğumuzu biliyorsun...

 

-Bak bak ne diyor mektupta orospuçocuğu, amına koyiim: '..Umarım bu soruları cevaplarsın ve bana yollarsın. Zarfın içine posta ücreti olarak birkaç kuruş koydum'.

Yarrağımın başı, hiçbirşey yoktu.

 

Ne lan bu, sadaka mı veriyor 3-5 kuruş?

 

-Ne zannediyorlar bunlar kendilerini, sıçarım ağızlarına!

 

Bir de herif faşist Böhze Onkelz dinliyor...

 

-Evet mektupta da yazmış. Böhze Onkelz hakkında ne düşünüyorsun diye...Bu grupla konuşacaktık 1-2 hafta önce. Duyduğuma göre onlar da yarı yarıya değiştiler. Ama bize göre hala sağ taraftalar.

 

Bunlar zaten eskiden tamamen faşisttiler. Şimdi tepkilerden sonra döner gibi oldular.

 

-Ya bana bak, Staffi 13-14 yıldır bu işin içinde. Kendisi gördü bu grubu o zaman. Ondan dayak yediler. 'Sieg Heil' (nazi selamı) yaptılar. Bunlar 10 sene önce oldu. Şimdi diyorlar o zaman biraz sağ taraftaydık. Şimdi ortaya geçtik.Ama aslında hala sağ taraftalar. Bu gruptan nefret ediyorum zaten. Bu bok herifler 250 bin plak satıyorlar Almanya'da. Artık faşist değiliz diyorlar. Yani bugünden yarına insan nasıl değişir? Sağsan sağsın, solsan sol. Ne demek yani? İranli sevgilim var diyor solistleri. Günde 100 kez böyle şeyler diyor ama söylediklerine kendisi de inanmıyor. Dergiler için böyle konuşuyor. Sırf plak satmak için. Bok gibi plak ve tişört satıyorlar. İnsanları değiştirmeye çalışıyorlar ama herkes değişmiyor. Bize telefon ettiler, bunlarla konser yapalım diye. Dedim ananızı sikerim, gelirsem dağıtırım.

Ben 3 yıl önce Metal Hammer dergisinde seni albümler sayfasında konuk olarak gördüm. O ay çıkan albümlerin yanı sıra en sevdiğin filmi, yemeği, tatil beldesini söylüyorsun. Burada diyorsun ki, en sevdiğim film Geceyarısı Expresi. Sen bir Türk evladı olarak Türk ulusunun bu kadar adice karalandığı bir filmi gerçekten en sevdiğin film olarak mı seçiyorsun?

 

-Birincisi ben haşhaş, uyuşturucu, ne pislik varsa nefret ederim. Bir sevdiğim pislik varsa o da .... sigarası. O filmi ben 15 yaşında falan ailece seyretmiştim. Bu film benim kafamda kaldı ve hayatımda öyle bir bok ellemem, satmaya kalkmam dedim. Bütün pislik zaten burada, ben görüyorum zaten iğneciler filan. Ne konuşabiliyorlar, ne tuvalete gidebiliyorlar, ne de yürüyebiliyorlar. Şimdi sen burada yanlış anlamayacaksın. Bunun Türkiye'yle bir ilgisi yok.

 

Şimdi sen böyle bir filmi söyledin, hayranları yanlış bir yöne itmeyesin. Bunu okuyan Almanlar o filmi izleyip yanlış fikirlere kapılmasınlar. İnsanlar üzerinde Türkiye antipatisi olmasın?

 

-Sen hiç Türkiye'de hapise girdin mi?

 

Hayır.

 

-Oraya giren bir arkadaşın var mı?

 

Evet, cezaevinden bir tanıdığım var.

 

-Bu film aslında yalan diil. Benim de Türkiye'de hapse girip çıkmış arkadaşlarım var. Onlar her zaman bana böyle şeyler anlatıyorlar; neler yaptıklarını. Yani bu insanlık değil. Demek istediğim esrar satılması tabii iyi diil. Yarın öbürgün bakacaksın, kendi çocukların iğneci takılıyorlar. Bu sırf Türkiye'de değil. Doğudan geliyor hep bu uyuşturucular. Sen hiç Amerika'da esrar satanlara ne yaptıklarını gördün mü? Ben gördüm. Ağzına sıçıyolar.: hapishanelerde de dayaktan gebertiyorlar. Bu film Türkiye'yi biraz pisletiyor ama film. Yani öyle yazıyor. Ben bilmiyorum, oldu mu, olmadı mı?

 

Gerçek bir hikayeye dayanıyor ama gerçek hikayeden oldukça uzaklaşmış, abartılmış. Önce kitaba, sonra filme aktarılırken çok değişmiş.

 

-Olabilir. Ama sen yanlış anlama, amacım Türkiye'yi karalamak değil, bu film beni çok etkilemişti. Ben de dedim o zaman esrar mesrar olayına karışmak istemiyorum. Burada herkes diyor bir esrar çekelim, bir burun alalım filan. Benim bunlar ihtiyacım yok. Ben haşhaşsız da kokainsiz de neşeli bir insanım. Benim bütün ailem neşelidir, hep gülerler.

 

Bugün sorsam en sevdiğin filmi?

 

-İlyas Salman mı desem, Kemal Sunal mı? Geçen gün Bodrum'a giderken manyak şoför koydu. Şaka şaka, kuzuların sessizliği.

 

Son soru: Şampuana ayrı, saç kremine ayrı zaman mı?

 

-Hah hah ha. Ayrı ayrı yapıyorum.

En sevdiğim yazılı Rumble Militia Konser Kritiği:

 

DOĞU ALMANYA TUR GÜNLÜĞÜ - Kerim Tunçay - LANETH

 

Sıradan bir gündü...Ta ki HAcki arayana kadar. 'Rumble Militia konseri var' dedi. İçimi bir heyecan kapladı birden. Eski Doğu Alman sınırları içinde Erfuth adlı bir şehrin yakınlarında Arnstandt diye bir yerde. Hiç düşünmeden 'geliyorum'dedim. Tren istasyonuna gidip, yolun 5,5 saat tuttuğunu, helehele tren parasını öğrenince iyice oturdu İÇİME! Ama söz konusu olan Rumble Militia idi. Rumble nereye, biz oraya! 19 Haziran Cumartesi konser saat 13:00'de başlayacağı için sabah 6:50 deki trenden bilet alıyorum. Cuma geceleri değişmez programım Heaven'a gidip sabaha kadar tepinmektir. Nasıl olsa 6'da kalkamam diyip uyumaya karar veriyorum. 5'e kadar dans edip eve geliyorum. Bir duş, kısa bir kahvaltı ardından No Sleep Till Erfuth!

 

Konserin olduğu yere geldiğimde saat 12:30. Trenden inince kendimi bir garip hissediyorum. Sanki 30 yıl geriye zaman makinesiyle dönmüş gibiyim. Her şey Batı Almanya'dan çok farklı. Oldukça geri kalmış. İstasyonun kapısından çıkınca 3-4 genç görüyorum. Bunlar bilir nasıl olsa diyerek konser yerini soruyorum. Önce konser iptal oldu diyorlar. Sonra yabancı olduklarını söyleyip benimle dalga geçmeye başlıyorlar. Ne de olsa pis faşist Almanya burası. Hepsinin canı cehenneme. Bir punka rastlıyorum. Demin düştüğüm durumu görmüş. 'Yanlış kişilere sordun' diyor. Punk daha sonra 'doğru kişilere' soruyor yolu. Konser yerini buluyoruz 13:00 gibi. Biletlerin üzerinde 13:00'te başlayacağı yazıyor. Oysa daha grupların çoğu soundcheck yapmamış bile. Backstage'e girmemde sorun çıkmıyor. Hacki durumu ayarlamış. İlk kez Rumble ile yüzyüze geliyorum. Onca ay telefon, fax ve mektuplaşmadan sonra ilk kez şahsen tanışma. Kafa herifler. Hemen muhabbet kuruyoruz. Bir yandan gitarlar akortlanıyor. Rumble soundcheck'ini 15:00 gibi yapıyor. Güya konserin başlama saati 13:00'tü Zaten böyle kepaze organizasyon görmedim. Şehirde bir tane bile afiş yok. Hadi onu geç, biletlerin üzerinde Rumble'ın adı bile yazmıyor. Ayrıca aynı gün Motörhead konseri var. Taş çatlasa 350-400 seyirci var koca alanda. Avrupa'nın bu yılki en gariban Open Air festivali bu herhalde. Hacki ile Staffi otele gidiyor soundcheck sonrası. Rumble'da ve crew'da şakalaşmalar, küfürleşmeler hep Türkçe. Çok komik. Birbirlerine ne Almanca, ne İngilizce, ne de Yunanca küfür ediyorlar. Paso Türkçe. Hacki grupta ağırlığını koymuş anlaşılan.

Benim için sıkıcı saatler başlıyor. Birbiri ardına iğrenç alman punk-rock grupları çıkıyor. Zaten almanca punk sevmem; sanki benim inadıma sahneden biri inip, biri çıkıyor. Mevcut olan az seyirci de dev alana yayılınca sanki kimse yokmuş koca arazide gibi bir görüntü oluşuyor. Gruplar havaya çalıyor adeta.

Rumble'ın programa göre 19:30'da çıkması lazım, 2 saat rötar olsa bile 'beni bozmaz' diyorum. Amacım gece 23:00'teki son trenle bu boktan şehirden kurtulmak. Tam 'işte bu gruptan sonra çıkıyorlarmış' diyorum. Hacki gelip 'bir grup daha varmış sırada' diyor. Gece 24 olduğunda hala sırada o bitmeyen gruplardan bir tane daha vardı. Nefret, öğğğğğkk! O sırada polisler birini yakapaça götürüyorlar. Rumble'ın crew'dan birisi bu. Oldukça kafayı bulmuş ve belasını arayan Tufan. Staffi koşarak polislerden kurtarmaya çalışıyor ama başaramıyor. Nihayet gece yarısında Rumble sahneye çıkıyor. Zaten kalmış 200 seyirci, crew'dan birini tam konser öncesi polisler götürmüş, moraller sıfırın altında.

 

Konsere 'Stop Violence and Madness' albümündeki intro ile giriyorlar ve ardından 'Boys in Blue' 'Fright or Stupidity' 'Reflection of Your Video Programme' geliyor. Seyirci zaten az, olanlarda da iş yok. Birkaç kişinin dışında kimse pogo yapmıyor; hatta headbang yapan bile az. Bunca olumsuz etkene rağmen Rumble elinden geleni yapıyor. Saatlerdir kafamızı şişiren osuruktan alman punk gruplarından sonra Rumble ilaç gibi geliyor. Profesyonel grup bir kere. Sahnede duruşları bile farklı. Biz burada yıllardır boşuna yırtınmıyoruz, RUMBLE MILITIA diye. 'You're Sure' 'Way of Violence' 'Kindergarten' diye devam ediyorlar. Yeni basçıya ve davulcuya dikkat ediyorum biraz. Basçı Anatoli kendine hayran bırakmasa da, görevini yapan bir eleman. Durumu idare ediyor. Baterist göz doldurdu. Gerçekten iyi. Staffi sahnede oldukça küstah, zaten kimse ondan kibar olmasını beklemiyor, ona yakışan bu! 'A.M.F' 'Liebe' ve ardından ilk kez konserde çalınan parçaları 'Rumble Militia Family' geliyor. Bu parça plak şirketleri için hazırlanan demoda var ve çok beğendim. 'Waiting For Death' ve nihayet tüm seyircinin ve benim heyecanla beklediğim parça 'No Nazis'. Konser 'Stop Violence and Madness' ile bitiyor. Bis için sahneye sadece Hacki ve Staffi ellerinde gitarları olmadan geliyorlar. Sırada 'It's About Peace and Love' adlı rap parçaları var. Teypten gelen müziğin üzerine vokal yapıyorlar. Bir de güzel şov eşliğinde tabii ki! Grubun roadilerinden birisi polis kılığında sahneye çıkıyor. Rumble'ın polise olan sevgisini(!) bilirsiniz. Memur bey elinde copu, belinde silahı, bizimkileri önce biraz okşuyor copla. Sonra da silahla tehdit ediyor. Sonuçta Staffi ve Hacki'nin silahlarından çıkan kurşunlarla yere seriliyor polis. Leşi de bol bol tekmeleniyor.

 

 

'Full of Commercial' ve yasaklı olan EP'lerinin açılış parçası 'Deutschland '93' geliyor ardından. Artık faşist Almanya gerçekten grubun canına tak etmiş. Nefretlerine katılıyorum. Staffi parça aralarında haykırıyor: 'ALMANYA GEBER!!!' Gecenin son parçası 'Nazis Raus'. Staffi'nin bazı vokalleri yanlış girmesi ve davulda mikserden kaynaklanan ufak aksaklık dışında şovları kusursuzdu.

Rumble aslında bu konserde co-headlinerdı. Ardından headliner olarak ünlü punk grubu Peter And The Test Tube Babies' çıkacaktı. Saat 1:30 olduğunda organizatör polis zoruyla kesti konseri. Toparlanıp önce Tufan'ı kurtarmak üzere karakola gittik. Doğu Alman polisi çok sert. Ertesi gün bile çıkamaz diyorlar. Otele varışımız 3:30'u buluyor. Ben sabah 5'teki ilk trenle gitmeyi düşünüyordum ama baktım perişan haldeyimi hazır Tufan'ın yatağı boşalmışken uzanıveriyorum.

Sabah kahvaltı erken, 'Aman Staffi'yi kızdırmayayım' diye vaktinde kalkıyorum. Gözlerimi bile zor açıyorum ama bakıyorum ki, sadece yeni genç elemanlardan basçı ve davulcu kalkmış. Kahvaltıdan sonra beni tren istasyonuna bırakıyorlar. Bir sonraki konserde görüşmek üzere vedalaşıyoruz.

 

20 Haziran 1993 Pazar.

EN SİKERTİCİ ŞARKI SÖZÜ ÖDÜLÜ:  Ona buna demokrasi dersi verme meraklısı 90'lar Almanyasının 'yasaklamak' suretiyle kendi maskesini kendisine düşürten parça:                                       WIE VIEL HASS WOLLT IHR NOCH?

 

DAHA NE KADAR NEFRET İSTİYORSUNUZ?

 

İletişimin adına 'Terör' diyorlar

Gördüklerime de 'Nefret ve kısıtlama'

İkonlarımız ise 'Nefretin Ürünleri'

Kör - düşüncesizce

Acı - Zevkini yükseltir

Ölüm - Umrunda değil

Hitlerin Torunları ilerliyor

Cinayetlere karşı dur diyen yoksa

Sarışın, ariyen ırka sadık kitlenin

Yeni 'Reich'ına geçit de yok!

 

'Bu devlet fazla yumuşak'diyorlar

ve onların işine gelen şey, demokrasiyi yeniyor

Solcular hapiste, sağcılar parlamentoda

Almanya yine o noktaya geldi

Almanya, Almanya '93

Bir daha asla 'Anavatan' olmayacak!

 

Çılgınlık, inançları yok ediyor

Bugünün Almanyası:

Yozlaşma ve yabancı düşmanlığı

Rostock olayları bir sinyaldi

Şimdi ise bütün ülkede bu yangınlar

 

Dazlak kafalı manyaklar

Evler ateşe verirken

Yan evlerdeki komşuları seyrediyor

Karşı koyuş 'Sıfır!'

 

Hepimiz 'canlı' olarak buradayız

Hayatlarımızla canlı yayındayız

Sapıklık 1993

Almanya Tarihi

SEITERS(*) UTAN SENİ DOMUZ!

Hoyerswerde, Mölln, Greifswald,

Cottbus, Dresden, Rostock,

Leipzig, Schwerin ve Berlin

Artık yeter!

Failler-kurban olanlar

Birleşmenin kurbanları kendilerine kurban arıyorlar

Gurur duyuyorsun?

Ben de gurur duyuyorum

Bir ülkeyle değil, İNSAN OLMAKLA

Biliyorum, okumak sana zor geliyor

Ama düşünmek daha da zor geliyordur

Evleri yakmak senin idealinse madem

Neden zenginlerinki molotoflayamıyorsun?

Neyin var? (Neyden nefret ediyorsun?)

Nefret etmen gereken şey bu devlet

Vereceksen onu ateşe ver

 

Sense 'farklı' olan her şeyden nefret etmek istiyorsun

Kendinden nefret etmiyor musun?

Kendinden nefret etmiyor musun?

 

Daha ne kadar nefret istiyorsunuz?

Daha ne kadar nefret istiyorsunuz?

Daha ne kadar nefret istiyorsunuz?

Daha ne kadar nefret istiyorsunuz?

 

Önemli olan Alman olmak?

Önemli olan Alman olmak?

Çok önemli(!), çok önemli(!) Alman olmak!

Almanya, Almanya '93

Bu ülkeye karşı direnin!

 

(*): Seiters: Almanya'nın İçişleri Bakanı

 En iyi Rumble Militia Video klibi:

 

NO NAZIS: http://www.youtube.com/watch?v=KrktOBNrWSY

 

Başka klipleri yokki zaten J

 

Bir de Hacki'nin vokal yaptığı tek şarkı olan ve sisteme nefretini en içten şekilde ve Türkî yöntemle kol hareketi yaptığı live performansı pek bir severim.

 

http://www.youtube.com/watch?v=-6hZ6A-C0mQ

 

 

Rumble Militia'nın en güzel özetlendiği internet sözlüğü:

 

http://www.uludagsozluk.com/k/rumble-militia/

 

Ekşisözlükten Locke: Kim olduğunu bulamadım, bulduramadım. Ama birgün seni bulursam Rumble Militia hakkındaki iftiranı senin burnundan fitil fitil getirmezsem insan değilim.

 

Grupla İlgili Linkler: www.myspace.com/rumblemilitia

 

                                   www.rumble-militia.com

TREASON

DEMO

1986

FUCK OFF COMMERCIAL

ALBUM

1987

EN NOMBRE DEL LEY

EP

1988

MIRROR OF FORTUNE/ FULL OF DANGER

SINGLE

1990

THEY GIVE YOU THE BLESSING

ALBUM

1990

DESTROY FASCISM

BEST OF/COMPILATION

1991

DESTROY FASCISM

EP

1991

STOP VIOLENCE AND MADNESS

ALBUM

1992

WIEVIEL HASS WOLLT IHR NOCH

EP

1993

HATE ME

ALBUM

1994

DECADE OF CHAOS AND DESTRUCTION

BEST OF / COMPILATION (Only in Turkey)

1998

Ayrıca VHS formatında bir Home Video ve içerisinde sadece iki parçanın bulunduğu 'Different Colours' adında kendi imalatları olan korsan bir vinyli var. Rumble Militia en son 2002 yılında With Full Force Festivalinde 15.000 kişilik bir dinleyici kitlesi karşısında festivalin co-headliner'ı olarak sahne aldı.

Rumble Tayfun

tayfun_altinbas@hotmail.com



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: