MÜZİK ODASI

BİR FESTİVALİN ÖLÜMÜNE TANIKLIK (Zeytinli Rock Rezaleti)

Murat Arda - 10 Ağustos 2010

Atlantisten Gelen Adam Zeytinli Rock Festivali Gerçeğini Anlatıyor…


Therapy? ve Soulfly İçin…


TANRI BELANI VERSİN ALPHA60, ALLAH'INDAN BULASIN BEKÇİ MURTAZA!

BİR FESTİVALİN ÖLÜMÜNE TANIKLIK (Zeytinli Rock Rezaleti)


Zeytinli Rock Festivali Çarşamba başlamıştı. Perşembe Akşamı Alper Işın Duran aradı. "Haydi", dedi; "haftasonunu Zeytinli'de geçirelim. Therapy? görmem lazım, kafam bozuk!"

Zeytinli Rock Festivalinin ilk düzenleyicileri olan Poem organizasyon firmasının muhtemelen parasal nedenlerle (ve/veya aşağıda yazının devamında gayet de anlaşılabileceği gibi haklı bir takım nedenlerle) ve/veya manevi sebeplerle Festivali Foça'ya taşıma girişimi başarılı olmuştu bildiğiniz gibi. Bu yıl gerçekleşen Foça Rock Tatiline gitmediydim kişisel sebeplerle. Ama ne yalan söyleyeyim, giden arkadaşların anlattıkları kadarıyla gitmediğime pişman olmadım diyemeyeceğim. Madem öyle, beni yine bir rock tatili festivaline davet etme inceliğini gösteren Alper ve sevimli kızarkadaşı Bilge'ye bu defa "Tamam", dedim; "Büyük ihtimal bu seneki Zeytinli Festivali beldedeki son rock festivali olacak, hiç gitmemiş olmayalım bari. Varım!"

Üstelik her konserde gördüğümüz şam şeytanları dışında yeni insanlarla vakit geçirecek olmam beni bir hayli cezbetmişti. Hem saf Mavi Büyü'nün (Gülşah Kaya) tam Zeytinli Festivalinin yapılacağı alana yakın bir yerde Uluslararası Gençlik Kampına da katılacağını bildiğimden yıllardır göremediğim "minik kuşumla" da hasret giderebilecek ve böylelikle 2 taşla 1 minik kuş yani 1 saf Mavi Büyü vurabilecektim! (Saf Mavi Büyü veya Minik Kuş ile hasret gideremedim, lakin bu durum işbu yazının konusu dışında olup deli kasap forumda detaylandırılacaktır!)

Atladık Alper'in arabasına. Jack Kerouac'tan girdik, Charles Bukowski'den çıktık; Planlı Ekonomi'den başladık, Serbest Piyasa dogmatizmine tapınan liberal küstahlığa söve söve yolculuğu Zeytinli'ye getirdik. Bu esnada zavallı Bilge'nin muhabbetimizden adeta "tiskinmesi" ve kızcağızın hanidiyse baygınlık geçirecek vaziyette olmasıyla sohbeti nihayetlendirip "artık köfte olmaktan vazgeçen" köfteler satan bir restaurantçıya girip karnımızı doyurmaya karar verdik!

Festival alanına gitmeden önce Bilge ile beraber "Alper bizi Hasanboğuldu Şelalesine götür" diye mız-mızlanınca Alper dayamadı, gezdirdi bizi sağolsun. Şelale gördük, göle ayaklarımızı soktuk, çılgın nehirlerde yürüdük, bira içip şen kahkahalarımıza eşlik eden varoluşumuzla mütedeyyin kitlelerin nefretini kazanmaya devam ettik!

Geldik müteveffa Zeytinli Rock Festivali'nin gerçekleştiği konser giriş kapısına. Organizasyonun basın sorumlusu Erdem Çapar'a Deli Kasap Televizyonu olarak teşrif edeceğimizi söylediydim lakin festivale destek olsun diye bilet almış olmamıza rağmen kapıdaki görevliler kameramızı içeri almamaya kararlıydılar. Özellikle bir görevli vardı ki "Müthiş bir görev sorumluluğu"(?) ve "Bekçi Murtaza bilinciyle"(!) bizi "gamerayla" içeri sokmamaya and içmiş gibi görünüyordu. Cici kızımız Bilge'nin çekim yapmasına engel olmaya niyetli bu garibanın içler acısı haline bir yandan üzülüyor öte yandan da sinirleniyordum haliyle...

"Kardeşim", dedim, işgüzarlıkta sınır tanımayan Bekçi Murtaza'ya, "Adamı hasta etmeyin, bu konseri çocukluk arkadaşım diyebileceğim biri yapıyor, adamı 15 senedir tanıyorum, ona sorabilirsiniz, şu alanda kamerasına izin verilmeyecek son insanlarız, bunun için Erdem'i (Çapar) aratmayın bana, neden işimizi yapmaya engel oluyorsunuz, ta İstanbul'dan Therapy? ve Soulfly ile özel röportaj yapmaya geldik, kameramızı hangi akıl ve mantıkla içeri almıyorsunuz?"

Bekçi Murtaza: "GAMERANIZA BAGAYIM!?"

"Bilgeciğim", dedim "ver abine gameranı".

Murtaza kameraya bakar, hararetle inceler ve elindeki telsizle amiri ile bağlantıya geçer. Konuşmaya başladıkları amirinin sesi de dışarı gelmektedir ve o andan itibaren gerçekten artık Zeytinli Rock Festivalinin sür-realist bir biçime dönüşmüş olduğunun ilk sinyalleri şu diyaloglarla verilmeye başlanacaktır:

"Amirim biri gız ikisi ergeg televizyondan mı ne gelmişler amirim, gameraları var, içeri girmek istiyorlar, tamam!"
(Büyük yönetmen Jean-Luc Godard'ın Alphaville filmini izlediniz mi? İzleyenler çatlak bir prefeser olan Von Braun'un şehre hakim olan bir büyük bilgisayar icat ettiğini ve bu kompütüre Alpha60 adını verdiğini bilirler. Bu makine otoriterizmi temsil eden ve sorgulama yeteneğine sahip bir faşizan edevat idi ve bizim Bekçi Murtaza sanki amiri ile değil Alpha60 ile konuşuyordu!!! İnanın telsizden gelen ses Alpha60'a ait gibiydi!)

Alpha60: "Hışırt…Hışırt..Dzzz… Brrr… Nereden Gelmişler!?!?"

Murtaza: "Amirim delevizyondan geldih diyolar, bi gız, iki de adam, mukavemet gösteriyorlar, illa gamerayı içeri sokcaz diyor gız olanı, yanında da amiri varimiş o da zorlug çıkarıyor, ne yapayım? tamam!?"
(Bu esnada araya girip deli kasap'ın bir kolektif olduğunu ve amirlik müessesesinin rock'n'roll'da varolmadığını Bekçi Murtaza'ya anlatmamı beklerdiniz değil mi, nafile! Bunu yapmadım. Çünkü o anda kendimi adeta rahmetli Orhan Kemal'in romanlarındaki bir karakter gibi duyumsuyor, arada kafam karışıyor; kah Fransız Yeni Dalga sinemasının Marksist bir kuramcısına kah Türk Edebiyatının Gerçekçi Akımının öncüsü bir romancıya dönüşüyordum!)

Alpha60: "Bzzzzt… Beleşe sokmayın!"

Murtaza: "Amirim, yok Amirim, biletlerini almışlar da gamera sokmak istiyorlar Amirim, tamam!!!"

Alpha60: "Dızızı-zızııızzttt… Hoşur Hoşur!!!... Diiitttzzzz… Gameralarında ne yazıyor!? Bzzztt…"

Murtaza: "Nası Amirim, af buyurun, tamam!!!"

Alpha60: "Bzzzzt, Kameralarına bak, ATV, Şov TV falan yazıyor mu!? Djjtt… Hşşrrr… Bzzzt"

Murtaza tekrar bizim mütevazı el kamerasına bakıp Alpha60'ı bilgilendirir: "Zoni He De Gamera yazıyor amirim, tamam!!!"

Alpha60: "Dzzzzrrdddddyyhhşşşşşşşşşş, Almayın! Kameralarında Star, ATV, Şov TV yazmıyorsa almayın! BZZZZZZRRTTT!"

Murtaza: "Anlaşıldı Amirim, Tamam."

Güneşin altında Langa hıyarı gibi bekleyen 3 deli kasap'çık Murtaza'ya bakakaldık; Murtaza azametli bir görev adamı bilinciyle kişiliğimizi eziverdi:

"Gusura bagmayın, bişey yapamam, gamareyla sizi alamayacam!"

Dilime vurmadı ama o an içimden şu cümle 4 tekrarla kendini gösterdi, "Yarabbilalemin, Yarabbilalemin, Yarabbilalemin, YARABBİLALEMİN!!!"

Ağzımdan çıkan ise (yüksek sesle) "S.kicem böyle işi" oldu, hiç istemesem de Erdem Çapar'ı aramak zorunda kaldım yoksa Alpha60 ile Bekçi Murtaza'nın duvarını yıkmam mümkün olamayacaktı! Erdem ve Çağlar'ı aramak istemiyordum çünkü zaten işleri başlarından aşkındı ve ne onların ne de bizim tayfanın böyle sersemce bir meseleden tadının kaçmasını istemiyordum.

Mevzunun bundan sonrası ise öylesine gerçeküstü bir biçime giriyor ki eğer burada anlatmaya kalksam ya "bizi güldürmek için palavra sıkıyor" dersiniz ya da "böylesi ancak filmlerde olur". Binaenaleyh giriş serüvenini burada nihayetlendirmek ister deli gönlüm lakin Seyda Abigail Babaoğlu eminim ki sahne arkasında dönen dalavere ve dolaplar konusunda hepinizi aydınlatacak, Türkiye'nin gelmiş geçmiş en sür-realist festivali "Zeytinli Rock Festivali"nin de şeceresini "Abigail bakış açısı" ile ortaya serecektir!

Suratları mahkeme duvarına dönmüş kadim dostum Alper ve sevimli kızarkadaşı Bilge ile "gameramızla" içeri girmeyi başarmıştık Erdem sayesinde ve elbette ki en az bir saat süren terli ve haklı mücadelemiz sonucunda.

Tamam, Orhan Kemal & Jean-Luc Godard tadı yaşadığımızdan kelli ben azcık eğlenmiştim bile ama bu iki genç insan bu tip diyaloglara ne alışkındılar ne de böylesine rezalet bir muameleyi hak edecek bir davranış sergilemiştiler, ne diyeyim; "Tanrı Belanı Versin Alpha60, Allah'tan Bulasın Bekçi Murtaza!"

Bizim 2 ufaklık çadır alanına girdiler, çadır alanı girişinde Bekçi Murtaza'nın baldızı kılıklı bir abla beni durdurdu.

"Sizin çadırınız var mı?"

-Yok! Ben yıldızların altında, kumsalda yatacağım! Ama bi sakıncası yoksa arkadaşlarımın çadır kurmalarına yardım edeyim?

"Alaman!" (Alamam demek istiyor, sanıyorum Erzurumlu aksanı var)

-Tövbeten zalim-in mi nefsihi!

"Af buyurun!?!?"

-Tamam, ben burada bekleyeceğim dediydim.

"Sizi çadır alanına alaman, böyle bişeyi ben yapaman!"

Baktım sümsükleniyor kendi kendine; hemen uzadım oradan ve tenha bir yere seğirttim.

Dışarda beklerken aniden Kıraç çalmaya başladı!... O an bir gece evvel Kerim Tunçay'ı Festivale bizimle beraber gelmesi için ikna etmeye çalışmam aklıma geldi. Çocuk bana kansaydı tüm bu grotesk mevzulara o da şahit olacaktı hem de en kötüsü Kıraç tuz-biber olacaktı! Birden ürperdim o an. Kıraç, kötü bir müzisyendi! Kerim, iyi ki gelmemişti! Önümden alımlı bir genç kız geçiyordu. Kasıklarımda en ufak bir gıdıklanma yoktu. İlerde barımsı bir baraka vardı, gidip kendime bir bira satın aldım!!!

Alper ve Bilge yanıma geldiklerinde hadi sahne önüne gidelim dedik. İsmini ilk defa duyduğum tonlarca grup sürekli sahne alıyordu. Lakin tüm heveskarlığımıza rağmen sahneye 500 metreden daha fazla yaklaşamıyorduk. Bu defa sorun film-noir karakterlerini aratmayan festival görevlileri falan değildi ama. Dünyanın en iğrenç metallica & megadeth & pantera coverları yapan grupların yaydığı muazzam ötesi "bed elektirik", adeta sahne ile aramızda yıldırıcı bir engel teşkil ediyordu. Ne yaparsan yap, ne kadar uzağa kaçarsan kaç, bu kelimenin sözlük anlamında "KÖTÜ" müzikten kaçamıyordun!

Aklıma o anda Feridun Düzağaç'ın "Ne Yaparsan Yaaaap" şarkısındaki haykırışı geldi. Bozcaada'daki tesadüfi karşılaşmamız ve birbirimize kayıtsız, selamsız şöyle bir bakıp kendi yollarımıza doğru yürüşümüzü sürdürdüğümüz o üzüm kokulu Bozcaada akşamındaki gibi kendi kendime tekrar mırıldandım: "Ne yaparsannn, yaaap!"

Bilge "Efendim?!?" deyince, "Alper yahu" dedim. "Çok gergin görüküyor!"

Alper'in suratı o an cevizini  ve eşzamanlı umudunu kaybetmiş bir sincapı andırıyordu, cevap vermeyince ortamı yumuşatmak için "Alper de ne göbek yapmış beah!" dedim tüm klişeliğimle. Alper ses çıkarmayıp daha da somurtmaya devam ederken Bilge isterik bir kahkaha atınca içimden (o kadar da komik değildi bu kız niye güldü) diye geçirdim! (Meğerse kızın aklına komik bişey gelmiş!)

Efendime söyleyeyim; Therapy? çıkana kadar kafayı çekmeye karar verdik sahneye en uzak denize en yakın uç noktalarda. Bol bol muhabbet ettik, Alper umutsuz bir sincaptan neşeli bir sincapa dönüşürken Bilge ise her daim sevimliliğine devam ediyordu. Benim ise keyfim yerindeydi, Deli Kasap televizyonunun montaj sorumlusu Çağlar Neçelik ve festivalin namusunu kurtarma vazifesindeki Erdem Çapar, yarın kaldıkları otelin havuzunda Deli Kasap Tv için Therapy? Ve Soulfly ile çok ses getirecek birer video-röportajı gerçekleştirebileceğimizi müjdelemişti çünkü…

Zeytinli Rock Festivalinin line-up'ı inanılmaz başarısız ve özensiz kurgulanmıştı, amatör sahneye çıkarılan bazı grupların performansları çok kötü ve özgünlükten uzaktı. Erdem Çapar'a sorduğumda "Zeytinli Rock Festivaline müdahil olduğumda tüm bu gruplar ayarlanmıştı, benim bir suçum yok" deyince bu festivalin bir daha asla gerçekleş(e)meyeceğine iyice emin olmuştum.

Dünyanın en sürrealist ve amatör festivali devam ediyorken Therapy?'nin "geç saatte"(?) sahne alacağını öğrendiğimizden biraz da vaktimizi dışarıda geçirelim dedik.

Ama bu geç vakit bir türlü gelmek bilmiyordu…

Saat gecenin yarısı olmuş ve nefret ettiğim grup Gripin sahne almıştı. Grubun vokalistinin "İngiliz doğmadığı için kendinden nefret eden" bir insan olduğunu düşünüyordum. İngilizmiş gibi davranıyordu ancak muhtemelen Malatyalı ya da Kasımpaşalı doğmuş olduğu için bu durumu protesto edercesine böylesine kötü bir müzik yapıyormuş gibi geldi bana. Bunu Alper'e söylediğimde "Öyle deme lan, iyi çocuk; benim de Beşiktaş Anadolu Lisesi'nden okul arkadaşım", deyince kendisine "O okuldan güzel kızlar çıkar", deyip dar kaçtım ortamdan! Müzikten hiç ama hiç hoşlanmamıştım!

Gripin işkencesi sona erdiğinde tekrar bizim sincap ve sevdiceğinin yanına döndüm. Neş'eyle Therapy?'nin sahne alacağı vakti beklemeye devam ederken resmen UYKUMUZ geldi!!!

Çünkü gecenin biri oldu (sabahın biri demeliyim), ortada Therapy? Mherapy? Hak getire!!!

İşte bu sür-realist festival yine beni sanatın kollarına fırlatıvermişti, Türkiye'nin ve dünyanın en büyük şairlerinden Nazım Hikmet'in engin hoşgörüsüne sığınarak O'nun şiirinin bir kısmına Atlantisten Gelen Adam yorumu katarak sabahın o vaktindeki hissiyatımızı sizinle paylaşmak istiyorum:

THERAPY? İÇİN ŞİİR: SAAT DÖRT, YOKSUN
(Nazım Hikmet'e saygıyla)

Saat gece yarısı, yoksun.
Saat bir, yok!
İki, üç, ertesi gün!
Daha ertesi!
Ve belki kimbilir…

En güzel deniz,
Zeytinli'nin kıyısında olandır.
En güzel çocuk,
Henüz büyümedi!
En güzel konserimiz,
Henüz izleyemediğimiz!
Ve sana söylemek istediğim
En güzel söz
Henüz söylememiş olduğum sözdür (röportaj yalan oldu çünkü!)

Saat gece yarısı, yoksun.
Saat bir, yok!
İki, üç, ertesi gün!
Daha ertesi!
Ve belki kimbilir…
………………………………………………………………………………

… VE THERAPY? SAAT SABAHIN DÖRDÜNDE SAHNE ALIR!!!

Evet arkadaşlar, yanlış duymadınız. Aranızda "Atlantisli'nin içtiğinin aynısından ben de istiyorum" diyenler olabilir lakin şu an etli ekmek yemiş bir yaban domuzu kadar kafam normal ve Therapy? sahne aldığında neredeyse ağlayacak gibiydim. Zira kendini İngiliz sanan Rizeli ve Çankırılılardan müteşekkil kötü grubu binlerce insan izlerken öz be öz İngiliz topraklarından çıkmış ve İngiliz olmayı reddeden hatta İngilizcemiz kötü çünkü biz İrlandalıyız diye espriler yapan bizim can kankalarımızı, metal müziğin pir-i fanilerini topu topu 150 - 200 uykulu insan mahmur gözlerle seyretmek durumunda kalmıştık!!!

Buna rağmen, tüm olumsuzluk ve sıkıcılıklara rağmen, Therapy?'yi izlerken hem bu büyük müzisyenlerle gurur duydum, hem de orada olmaktan ve Therapy?'yi destekliyor olmaktan memnun hissettim sanki.

Canları onların da sıkkın olabilirdi, muhtemelen hayatlarında ilk defa karga bokunu yemeden sahne alıyorlardı, Andy'nin sesi çok yorgundu ama bize inanılmaz saygılı ve profesyoneldiler. Bu 3 adama daha önce hiçbir müzisyene duymadığım şiddetle saygı duydum. O saatte bizi eğlendirmeyi başardılar ve en ufak bir kapris dışavurmadan, adeta acılarını içlerine gömüp müziklerini, işlerini yapıp gittiler.

RESPECT, diyorum!

Konser bittikten sonra sahilde yıldızların altında yatma fantezim suya düşmüştü! Zira sabahın ilk ışıkları peydahlanmaya başlamıştı bile… Gidip arabanın arka koltuğunda zıbardım, berbat rüyalar gördüm; Tanrı Belanı Versin Alpha60, Allah'ından Bulasın Bekçi Murtaza!

BİR FESTİVALİN ÖLÜMÜNE TANIKLIK (Zeytinli Rock Rezaleti)

……….. UÇTU UÇTU RUHUM UÇTU BE KIZANIM………

Ertesi sabah kahvaltı için uzaklaşabildiğimiz kadar uzaklaştık alandan. Açlıktan köpürmüşüz, çiğ çiğ sucuk yedik Kuran Çarpsın. Ekmek arasına. Bir emekli kahvesi bulduk Akçay'da, bünyemize yükleyebildiğimiz kadar Rize çayı ve Akçay suyu depoladıktan sonra festival alanına geri döndük! (Bok varmış gibi)
Yalnız harbiden de "bir bok yoktu" zira sahne alan tek bir grup bile ortada gözükmüyordu!!! Ve bu hiç bitmeyecekmiş gibi devam eden romantik bir komedi filmi hüviyetindeki serüvenimiz iyiden iyiye bir "Kara Film" formatına evrilmişti çünkü sahneye doğru baktığımda gözlerime inanamıyordum:

SAHNENİN YARISI SÖKÜLMÜŞTÜ!!!

O an ağzımdan istem-dışı dökülen sözler aynen şöyleydi: (yalnız nasıl bir travma halindeysem bu cümle ağzımdan Yozgat aksanı ile çıkmıştı ve nedense sesim helyum gazı yutmuşum gibi ince çıkıvermişti ve bu beni muhtemelen iyice budala gösteriyordu)

"ENNN-NEENİ TIHİKKH-KIYİİMMMMMMM!!!"

Hiç üşenmedim, alanın her yerini taradım, üzerinde ne kadar görevli kartı, gönüllü gömleği, işgüzar tavrı olan her sorumsuz sorumluya ulaşarak ne olup bittiğini öğrenmeye çalıştım lakin bir sonuç alamadım. Ne büyük tesadüftür ki Bekçi Murtaza Efendi, telsizi ve komodor 69 kılıklı amiri Alpha60 ortalıkta gözükmüyordu!!!

İnadım inat, kıçım iki kanattı; Alper ve Bilge'nin şaşkın bakışlarını arkamda bırakıp hışımla sahneye doğru ilerledim.

Cebren ve hile ile sahneyi kuran şaşkolozlardan birinin ağzındaki baklayı ortaya serdim:

"PARAMIZI ÖDEMEDİLER BİZ DE SAHNEYİ SÖKTÜK!!!"

Erdem Çapar ve Çağlar Neçelik'in Soulfly'ı havaalanından almaya gittiklerini biliyordum ve şu andaki rezaleti bilip bilmediklerine emin olamadığımdan hemen telefona sarıldım.

Çağlar, soğukkanlılığını kaybetmemeye çalışarak konserin iptal olmaması için ellerinden geleni yapacaklarını şu an Soulfly'ı almaya gittiklerini söyledi.

O an Çağlar ve Erdem adına da üzüldüm açıkçası. Özellikle Erdem Çapar, Soulfly'ı alana getirip sahneye çıkaramaması durumunda çok büyük bir prestij kaybına uğrayacak ve hepsinden ötesi, moralmen büyük bir çöküş yaşayacaktı. Neyse ki korkulan olmadı, sabahın köründe dahi olsa Soulfly'ı sahneye çıkarmayı başardılar ve her şeye rağmen bütün bu rezillik içinde dahi olsa en az Therapy? ve Soulfly kadar Erdem Çapar, Çağlar Neçelik ve diğer gönüllü çalışan, dondurma satan, Sumo güreşi ve bunun gibi oyunlar tertipleyerek festival katılımcılarına iyi vakit geçirtmeye çalışan, başta deli kasap forumundaki Wezarkabul olmak üzere kapı önünde sıcağın altında bilet kesmeye çabalayan emekçilerin de saygıyı hakettiğini düşündüğümü söylemeliyim.

Ancak acı gerçekler kolay unutulmayacaktı: Pazar günü Soulfly dışında sayısız grup mağdur oldu ve sahne alamadılar.

Türkiye tarihinin en kötü müzik organizasyonu ölmüştü, Zeytinli bu şansı iyi kullanamadı.

Tanrı taksiratını affetsin...

HERKESE GEÇMİŞ OLSUN!

Notlar: *Bu serüvene eşlik eden fotoğraflarımızı facebook sayfamda yayınlayacağım, merak eden olduysa facebook.com/AtlantistenGelenAdam

*Konser performanslarının bir kısmını "sakıncalı" gameralarla çektik biliyorsunuz... Pek yakında Deli Kasap Tv'den rahmetli Zeytinli Rock Festivali'ndeki "canlı" performansları izleyebilirsiniz

*Ve son kez:  "TANRI BELANI VERSİN ALPHA60, ALLAH'INDAN BULASIN BEKÇİ MURTAZA!"

BİR FESTİVALİN ÖLÜMÜNE TANIKLIK (Zeytinli Rock Rezaleti)

 Alper Işın Duran'ın tekzibi: "Gripin'in vokalisti ile liseden değil yüzme kulübünden arkadaşız. "

Benim notum ise: "Adam haklı, sohbet esnasında bahsi geçen liseden arkadaşı olan müzisyen Rumblefish grubundan Özgür Tülbentçi idi. Bende Gripin'in vokalisti nasıl Atatürk Anadolu Lisesi'nde okur diye boşuna söylenmiyormuşum kendi kendime demek ki!!! Yanlışlık için okurlardan özür dilerim deyip bir Doğan Hızlan tadı yaşayayım dedim."


 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: