MÜZİK ODASI

"Ballad"lar Ruhun Gereksinimidir..

Can Ali Erdal - 13 Temmuz 2010

İnsanları geçmişlerine götüren duyu organlarımız arasında bir yarışma yapılsa, finale "duyma" ve "koklama" yetilerimiz kalır herhalde. Birinciliği ise bence "duyma" yeteneğimizin emekçi organı "kulak" alır. Hani olur ya bundan 15 sene önce dinlediğimiz bir şarkıyı şu an duysak, ilk dinlediğimiz psikolojiye bürünürüz. Tabi o şarkı bize duygusal olarak bir şey kattıysa... İlk dinlediğimiz zamanlarda kötü bir ruh halinde olsak dahi, yıllar sonra tekrar dinlediğimizde, o kötü ruh hali aklımıza gelebilir ama o andaki gibi üzülmeyiz, hiç üzülmeyiz. Tam tersine "eskiye özlem" duygusunun insana has güzelliğini ya da "aşık olma" cesaretinin dayanılmaz hafifliğini yaşarız. Nasıl ki bazı kavramsal öğeler, içinde bulunduğu zamanın şartlarına göre değerlendirilir, işte şarkılar da tıpkı bu kavram gibi ne zaman dinlesek bize çok değişik duygular uyandırabilir. Her dinlediğimizde başka tatlar alabiliriz… Müzisyenler, geceleri bizler uyurken evimize gelerek, yıllardır bizimle olan, kasetimize, plağımıza veya cd'mize sürekli yeni melodiler ya da riff'ler koyarlar! Ruhlarımızdan yansıyan parçacıkları serpiştirirler her gece…
Bizleri geçmişlerimize götüren, daha doğrusu duyma yeteneğimizle geçmişlerimize götüren en büyük etken şarkılardır. Özellikle rock ve metal terminolojileri içerisinde yazılmış olan, "slow" şarkılar alır ilk sırayı… Hani askerlik görevinde veya yatılı okullarda ranzanın altında yattığımızda, üstteki yatağın altına yazdığımız, her sabah kalktığımızda ya da her gece rüyalarımıza başlamadan önce okuduğumuz, çoğu gece rüyalarımızda gördüğümüz, bazen hüzünlendiğimiz, bazen neşelendiğimiz şarkılar... Günümüzü onunla açıp, onunla bitirdiğimiz, Nevzat Çelik'in bir mahkûmun duygularına tercüman olduğu şiirinde "Sana oğul tadında bir mektup yazamadım diye kızma bana, elleri değsin istemedim, gözleri değsin istemedim, ağlayıp koklayacaktın, belki bir ömür taşıyacaktın" mısralarındaki gibi naiflik içeren şarkılar… Çoğu kez vücudumuzun muhtelif yerlerine dövdürdüğümüz, hayatımızın sonuna kadar vücudumuzun bir parçası olarak kalacak dizeler…
 

Yaşayan efsane Meat Loaf 'un "I Would Do Anything For Love" parçası geldi aklıma. Benim için çok özeldir. Ne güçlü bir parçadır o! Enstrümanların "iktidar mücadelesi" şeklinde akar parça. Ani iniş çıkışlardan metronomlar bile yorulur. Her çaldığında 17 sene önce ablamın sayesinde evde tabir-i caizse 24 saat açık olan, Türkiye'nin özel kanallara yeni yeni ısınma turları attığı bir dönemi hatırlıyorum. O sıralar (daha da önce olabilir) Linda Hamilton'un oynadığı televizyon dizisi "Güzel ve Çirkin" vardı (Beamuont'un ünlü masalı "La Belle at La Bate"den uyarlanan). İşte Meat Louf'un klibi de bu eserden uyarlanmıştı. Beamuont'un "Güzel ve Çirkin"inden ziyade, Victor Hugo'nun "Noterdam'ın Kamburu" eserindeki gibi bir aşk hikayesi hakimdi sanki şarkıya. Ama çok büyük bir fark vardı tabi; o da şu sözdü: "I would do anything for love, but I won't do that" (Aşk için her şeyi yaparım, ama bunu yapmayacağım). Şarkının bize vermek istediği mesaj belki de buydu. Kendimize, karşımızdakine ya da etrafımızdakilere zarar vermeye başlıyorsak "Aşk için her şeyi yapmayı" bir gözden geçirsek hiç de fena olmayacaktır…


Sözlerini Prince'in yazdığı, Sinead O'Connor'un o kadife sesiyle yorumladığı, efsane "ballad" "Nothing Compares to You" parçası geldi aklıma. Atmosferik bir havada şöyle başlardı şarkı: "It's been seven hours and fifteen days…" 90'lı yılların ortasında MTV'de günde "beş vakit" dönerdi klibi. Şarkıyı söylerken ağlardı Sinead. Bir de "saçı üç numara olan kadın güzel olamaz" algısını tarihin uçsuz bucaksız çöplüğüne göndermişti! Sanırım ona aşıktım. Etrafımda güzel bulduğum, aşık olduğum, kendi yaşıtım "cimcime" kızları sorgulamaya başlamıştım Sinead'i gördükten sonra… Şarkı, terk edilmiş, dayanılmaz yalnızlık çeken ve nihilizmin pençesinde olan bir kadını anlatıyor. Psikiyatristin bile kendisine yardımcı olabileceğini düşünmüyor. Kolaylıkla başka erkeklerle beraber olma şansı varken, zamana bırakıyor acısını. Sevdiği adamdan tam kurtulmadan her şeyin kendisine keder vereceğini düşünüyor. Şarkıda da sıkça tekrarladığı gibi: "Hiçbir şey seninle kıyaslanamaz" diyor… Günümüzde yaygın olan, kafa dağıtmak ve eski sevgiliyi unutmak için yaşanılan "tampon ilişki" anlayışına bilmeden de olsa -ya da bilerek- bir eleştiri getiriyor… Her durumda çivi çiviyi sökmeyebilir, bir süre başka insanlarla asla ve asla kıyaslanmayabilir, ama kıyas yapmak her zaman iyi midir? Bu da tartışılabilir…


 Yıllar önce, şu an Almanya'da yaşayan dostum Yiğit Can'ın şu sözlerini hatırlıyorum: "Kanka, Metallica'nın Turn the Page şarkısı var ya, o parçanın bir klibi var, çok duygusal ya, bir ara bize gidince izleyelim cd'den" (Youtube ve tarzı sitelerin olmadığı bir zamandan bahsediyoruz). Orijinali Bob Seger'e ait olan bu mükemmel parçanın, erotik sahnelerle ünlü olan klibinde, bakmakla yükümlü olduğu kızı için fahişelik yapmak zorunda kalan bir annenin hikâyesi anlatılıyordu. O zaman bazı yaşıtlarımızın klibi izlerken mastürbasyon yaptıklarını bile duymuştum (Duygusal açıdan, masamın köşesinde duran 50 cl'lik pet şişeden hiçbir farkları olmadığını düşünüyorum. Yiğit ve ben ise kendimizi klipteki trajik olaya ve müzikteki "duygu"ya kaptırarak nemli gözlerle izlemiştik. Şarkının sonunda ise şunu söylüyordu: "There i go turn the page, there i go turn that page" (Gidiyorum sayfayı çevir, gidiyorum çevir şu sayfayı). Bazen kalmak zordur, bazen gitmek. Hayatta, bazen bazı sayfaları çevirmek de veya kapatmak da oldukça fayda vardır…
Tesla, o efsanevi şarkının başında şunu söylüyor: "So you think that it's over say your love has finally reached the end"… İsmi üzerinde; "Love Song". Aşk için yazılmış parçalar arasında en gerçekçi sözlere sahip parçalardan biri olduğunu düşünüyorum Love Song'un… Şarkıyı her dinlediğimde, hani bazı pazar sabahları, her gün işe veya okula gidecek saatte otomatikman uyanırsınız depresif bir şekilde, ama sonra bakarsınız ki bugün tatil! Dilediğiniz kadar uyuyacaksınızdır. İşte buna benzer bir mutluluk kaplar içimi. Yaşam enerjisiyle dolarım. Nasıl dolmam ki, şu sözlerde?.. "Love is all around you. Love is knocking outside the door. Waitin' for you is this love made just for two, keep an open heart and you'll find love again" (Aşk her tarafta. Aşk dışarıda kapını çalıyor. Seni ve eşini bekliyor, kalbini aç ve aşkı yeniden bul). Iron Maiden'la, kendi sözlerimin bir senteziyle Love Song'a bir eklentide ben yapayım: Aşk seni bulacaktır, ne kadar uzakta olman önemli değildir…


 

Hayatımdaki önemli dönemeçlerde hep yanımda bulunan ve kendi varlığımı anlamlandırmama yardımcı olan White Lion'a gelmek istiyorum. Böyle bir yazıda kendi açımdan bakacak olursam, White Lion olmazsa olmazdı herhalde. Yeni nesle (çocuklara) yeteri kadar dürüst, temiz ve daha yaşanılabilir bir dünya bırakamamamızı çok güzel bir sound ve sözlerle dile getirdiği, "When The Children Cry"dan bahsetmek istiyorum. Ele almak istediği konu ve hissettirdikleri açısından belki de yeryüzündeki en tezat parça diyebilirim. Şarkı, sosyal sorumluluk kapsamında tamamıyla dünyaya mesaj verme gayesine oturmasına rağmen bizler bu şarkıya gerçek bir "aşk" şarkısı gözüyle bakarız. Zaten önemli olan da, şarkıda ne anlattığı değil, ruhumuzda neleri açığa çıkardığıdır. Sevgilimizle göz göze şarap içtiğimiz anların fon müziği, aşkı anlamlandırmamızda en büyük kılavuzumuzdur bu şarkı. Kulağımıza gelen müzikle, o anki ruh halimizin en güzel sentezidir. White Lion, dört sene önce konser için şehrimize geldiğinde, başta MTV olmak üzere müzik yayın organlarının 15 sene önce gösterdikleri ilgiyle, şu an gösterilen ilgi arasında dağlar kadar fark olduğunu söyleyip, serzenişte bulunmuştu. 1987 yılında öyle bir şarkı yapmışsınız ki, değil 15 sene, 150 sene geçse de hafızalardan ve kalplerden asla silinmeyeceksiniz "Beyaz Aslan"lar…
White Lion, "When the Children Cry" şarkısında söylediğin, hatta koluma dövdürdüğüm "No more presidents, and all the wars will end" (başkanlar yok ve savaşlar sona erecek) sözünle istesem de, istemesem de hayatımın sonuna kadar benimle yaşayacaksın. Sabahları gözümü her açtığımda, geceleri ise uyumadan hemen önce hep seni göreceğim. Ruhumu nasıl da olgunlaştırdığına her sabah ve her gece şahit olacağım.


 Evet, çok haklısın; "çocuklar şarkı söylediğinde yeni bir dünya başlayacak"…



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: