şifremi hatırla
MÜZİK ODASI

Axl İle Bir Gece...

Evren Ünal - 31 Ağustos 2006


12 Temmuz 2006 İstanbul
Beşiktaş, Kuruçeşme Arena
GUNS N' ROSES Konseri


It's been 14 years of silence
It's been 14 years of pain
It's been 14 years that are gone forever
And I'll never have again...


Olayı ne kadar da güzel özetlemiş bu Guns N' Roses klasigi. 13 yıl (hadi diyelim 14 yıl) olmuş Guns N' Roses'ı İstanbul mecralarında görmeyeli. O zamanlar ben de dahil pek çok bünyenin gidememesinin verdigi gönül yarası 13 yıllık bir acı olarak süregelmişti. Taa ki 12 Temmuz 2006'ya kadar.

Haberi ilk aldigimda hiç şaşırmadım. Zira Axl bu sene içinde partilere teşrif etmeye başlamış; basında boy boy arz-ı endam ediyordu. Derken 12-17 Mayıs tarihlerinde New York'ta ısınma konserleri verileceği ve sonrasında da Avrupta turuna çıkılacağı haberi geldi ve hemen ardından da Axl'ın Sebastian Bach'ın da katıldığı yaptığı bir radyo programına telefon bağlantısıyla katılarak verdiği demeç: "Albümü sonbaharda çıkarmayı planlıyoruz." Geri dönüş sinyalleri yavaş yavaş verilmeye başlanmıştı. Bu arada gruptan ayrılan Buckethead'in yerine alelacele Ron "Bumblefoot" Thal'ı alarak yola koyuldular. 2002 konserlerinden beri Axl'a bir kez daha buluşuyorduk.

Neyse, bizi asıl ilgilendiren tabii ki 12 Temmuz gecesi ve Türk hayranların yaşadıkları. Kuruçeşme çok güzel bir yer. Konser yeri de mekân olarak daha çok klasik müzik konserlerine uygun gözükse de, sahneye duranlar Axl ve senfoni orkestrası değil miydi? :) Kaldı ki insanlar biliyor artık stadyum konserlerinin tatlı birer 90'lar anısı olarak kaldığını. Ama haklarını yemeyelim Kuruçeşme Arena, Yedikule Zindanları ve Yerebatan Sarnıcı gibi mekânlar konseptlerine uygun müzsiyenleri ağırlayarak dünyada eşine az rastlanır bir atmosfer yaratıyorlar.

Konser yerine vardığımda saat 17:00 civarıydı. Kapıların saat 18:00 da açılacağı söyleniyordu, buna rağmen kuyrukta beklediğim kadar çok kalabalıkla karşılaşmadım. Yanımdaki arkadaşa "abi ne güzel en önden yer kaparız artık!" diye pişkin pişkin takılıyordum ama maalesef bu olmadı. Biz sırada beklerken pek çok insan güvenlik tarafından içeri alınarak hemen 1. bölgedeki yere konuşlanmışlar. Sırada beklerken birden grubun 5 saat sonra çıkacağı ifade edilince ben (grubu sahnede görene kadar konser monser yok!) diye hayıflanmaya başlamıştım. Kuyrukta beklerken çok ilginç bir olay da üniversiteden bir hocamızın da sıraya girmeye başladığını fark etmek oldu. Kendisi doçentlik hayatında öğrencilere kök söktürmesiyle meşhur (ne yalan söyleyeyim ben de dersinden 2. defa kaldım) ve bir konser boyunca bir arkadaş gibi beraber takıldık. Ayrıca herkesin sınavlarından korktuğu birinin yanında "fuck off" ("It's So Easy”) yapma şerefine de nail oldum :) (Hocama buradan sevgiler..). Zaten şaka gibi gelen konser haberinden sonra gün boyunca dumur da dumur bir vaziyet-i hâl içersindeydim.

Kapılar açılmaya başlandıktan sonra konser yerine ilk giren kişilerden biri olmama rağmen az önce bahsettiğim beleşçiler sayesinde içeride gene hatırı sayılır bir kalabalık vardı. Önce arkadaşın fotoğraf makinesi alınmadığı için bir müddet kapıda bekletildik sonra kaşla göz muhabbetiyle içeri daldık :) Konser alanı girişinde memedalinin kızları tarafından minyatür bardaktaki biralarla karşılanınca iyice havaya giren bendeniz hiç tanımadığı birine giderek tanıyormuş gibi kanka modunda konuşarak zavallı çocuğun bön bön bakmasına sebep oldu.

Neyse, iki paragraf arasını Kubrickvari bir kesmeyle ayırarak bön bön bakışlardan, gelelim tansiyonun yükseldiği anlara.. Ön grup 4LYN Almanya menşeili bir Nu-Metal grubuymuş, solisti gaz müzikleri eşliğinde sahnede poser hareketlerde bulunarak ve paso web sitelerinin reklamını yaparak binlerce kişinin içinde sadece 1 kişinin uçmasına sebep oldu ve en öndeki neo-nazi kılıklı herif bodyguardlar tarafından ense tokat kapı dışarı edildi. Keşke biraz daha sabredip bu herifi Axl'ın eline bıraksalardı da 1 kişinin eğlencesi hepimizin eğlencesine dönüşseydi. Bu ilginç enstante esnasında hep birlikte periyodik olarak "GUNS..! AND..! ROSES..!!" diye tezahürat yapıyorduk.

Ön grup sahneyi terk ettikten sonra heyecanlı bir bekleyiş başladı. Hoparlörden çalan her şarkının sonunda büyük bir umut barındıran alkışlar, başka bir şarkıya geçilmesiyle yuhalamalara, ıslıklara dönüştü. Bu yuhalamaların öncüsü olanlar ise her halde Axl'ın hayatında hiç bir konsere tam vaktinde çıkmadığını bilmiyordu. Hava iyice karardıktan, tansiyon yükseldikten ve yaklaşık 2 saatlik bir rötardan sonra ışıklar söndü ve hoparlörden gelen değişik bir introyla heyecan iyice artmaya başladı. Yaklaşık 2 dakika süren intronun arkasından "Welcome To The Jungle”ın rifleri duyulmaya başlandığında artık Kuruçeşme'de yer yerinden oynuyordu. Grup, her sorunun sonunda kalp atışı efektiyle tansiyonu arttırmaya çalışan reytingçi yarışma programları gibi, o efsane riffleri uzatarak seyirciye oynamaya; sabırsızlandırmaya başladı. Axl'ın "You know where the f..k you are?" diye çığırtmasıyla ışıklar patladı 2. büyük "orman" yangını başlamış oldu.

Konser genelinde, ön saflardaki insanların yeterli çoşkuyu gösterememesinin sebebi saatlerce ayakta beklemenin verdiği yorgunluk ya da 13 yıl beklemenin verdiği şaşkınlık mıdır bilemem ama, grup Axl önderliğinde yaptığı muhteşem açılışla pek çoğumuzu mest etti. Lafı gelmişken Axl, o aşina olduğumuz bandanalı saçları, ve kısacık taytı yerine örgülü saçları ve jean pantolonuyla bambaşka bir imaja bürünmüş ama gene de "Rock Star" olarak anılabilecek seviyede karizmasından da hiç ödün vermemiş. Açılış şarkısı olmasının verdiği gazla kalabalığın çoşkuyla eşlik ettiği "Welcome To The Jungle”ın hemen arkasından gelen "It's So Easy” ve "Mr. Brownstone” derken sanki konser göz açıp kapayıncaya kadar gözlerimizin önünden akıp gidiyordu. "Live And Let Die” başlayınca kalabalık biraz soluklanmaya başlasa da ben hala yerimde zıp zıp zıplamaktaydım.Bira standları çok arkalarda kaldığı ve o kadar yolu dönemeyecğeim için kafam yerindeydi, bu da çevremdekilerin geceyi sağ sağlim geçirmesini sağlayacaktı. Şarkı bitince Axl öndeki pankartlardan birini sahneye isteyerek hepimize gösterdi. "Mum, Don't Worry I'm With Axl Again. 93/06" yazan pankart '93 konserine gidenlerin suratında hafif bir tebessüm ve canlanan nostaljik anılar bırakmıştır eminim ki. Her zaman söyleyecek bir şeyi olan Axl'da "artık endişelenmesine gerek yok" gibisinden bir şey söyledi. Bilmeyenler için '93 konserinde açılan pankartta "Don't Worry Mum, I'm with Axl." yazıyordu.

Axl'ın sesi gitmiş diyenler daha iyi anlayabilmek için "Knockin' On Heaven's Door”u beklemek zorunda kaldilar. (en azindan on taraflarda Axl'ın sesini duymak biraz zordu). Kısık enstürmanla getirilen değişik yorum sayesinde Axl'ın sesini daha iyi duyma şansına sahip olduk ve sesinin eskisi gibi hatta eskisinden de daha iyi olduğu kanaatine vardık. Nakarat kısımlarında ise ilkokul korosu gibi hep bir ağızdan eşlik edildi. "Knockin' On Heaven's Door” başlamadan önce ise Axl boğazın ihtişamına kapılarak "Ne kadar da güzel bir nehir" yakıştırması yaptı ve herkesin kopmasına sebep oldu. Kimileri bu olaya karşı "boğaz nehir olur mu?" tarzı bir yaklaşımda bulunurken deniz olmadığını da hatırlatalım :) 

Axl bir yana gruptaki diğer elemanlara da değinmekte fayda var. İlk isim olarak Robin Finck, anormal görünümüyle grupta göze batan ilk isimdi. Konser boyunca farklı şarkılarda aynı Axl gibi kreasyonunu sergiledi. Konserin ilk solosu "Knockin' On Heaven's Door”un  hemen ardından ondan geldi. Gitardaki diger 2 isme (Richard Fortus ve Ron Thal) göre daha az teknik görünse de, çok kötü bir gitarist değil. Ne de olsa Nine Inch Nails'in eski elemanı ve o grubun frontmani'ni (Trent Reznor) bilenler Axl gibi yeni isimler yaratma şevkini anlayabilir. Kisacasi Finck; Reznor ve Rose un bizlere sunduğu bir armağan ve nasıl işler çıkartacağını albümde göreceğiz. (albümde kendi besteleri olacağı konuşuluyor.)

Neyse ki Finck, kazasız belasız "Sweet Child”ın girişini tamamlayınca başka bir koroya daha hep bir ağızdan eşlik ettik. Axl nasıl bir adamsa şarkılar onunla sahnede hayat buluyor.  Sweet Child'in Slash'le bütünleşmiş malum solo kısmı maziyi aratsa bile şarkının büyüsüyle kendimizden geçmemizi engellemiyordu.

Gruba 2002'de katılan ve anormal derecede Izzy'i andıran Richard Fortus gecenin 2. solo gitar kahramanı olarak sahneye çıktı. İleri derecede teknik bir isim olarak bu adam Bumblefoot'la beraber çok büyük işler yapacağa benziyor. Fortus'un gitarla yaptığı şov en büyük alkışlardan birini alarak geceye damgasını vurmuş oldu. Finch'le beraber yaptığı Christina Aguilera'nın "Beautiful" cover'ı ise kimsenin pek ilgisini çekmeyerek çerez niyetine izlendi. Derken sahneye piyanonun getirilmesiyle "November Rain" gelecek hezeyanına kapılmıştık ki sandalyeye Axl yerine onun '87 deki halini çok andıran ve oldukça formda gözüken Dizzy Reed oturdu. Uzunca bir piyano solosundan sonra yeni şarkılardan biri olan ve seyircinin fazla reaksiyon göstermediği  "The Blues" u çaldılar. Axl'ın bir ara piyanonun üstüne oturarak söylemesi büyük alkış aldı.

Ve gelelim Ron "Bumblefoot" Thal'a. Grubun 2 aylık en taze elemanı ve bence Axl'dan sonra grupta en çok sevilecek isim. Hatta bu alanda Slash'le bile yarışabilecek seviyede olarak görüyorum onu. (gitar tekniği açısından da kıyaslanabilir.) Kendisi şu ana kadar Hard Rock/Grunge tarzı 5 albüm çıkarmış, pek çok alanda yeteneği olan; ilginç gitarlarıyla (konserde gördüğümüz arı/ayak karışımı gitarının yanında bir de fare peyniri şekline soktuğu bir Swiss cheese gitarı da var) komik şarkı sözleriyle, insanlarla olan sıcakkanlı diyaloglarıyla (fanlardan gelen her mail'i yanıtlamaya çalıştığı biliniyor) gelmiş geçmiş en sempatik gitaristlerden biri. Kesinlikle Buckethead'ın yerine gruba daha çok yakışıyor. Zaten Guns N' Roses'a katılmasıyla kariyerinin en doğru adımını atmış oldu, çünkü bu zamana kadar çoğu insan tarafından pek fark edilmemiş. Bir kaç süper teknik gitar şovundan sonra "Don't Cry”ın rifflerini duyunca, yanımdaki hocam da dahil pek çok insan sevdiklerine dinletmek üzere telefonlarına sarılmaya başladı. Axl'ın geri vokalleri yapan Blind Melon vokalisti ve çocukluk arkadaşı olan Shannon Hoon öldüğü için söylemek istemediği "Don't Cry”ı solo olarak çalarak seyircilere söyletme çok güzel ve büyük ihtimal de seyirciyle diyaloğu çok iyi olan Ron Thal'dan çıkmış bir fikir. Thal'ın Bumblefoot gitarında çıkan aksaklığa rağmen baştan alalım işaretiyle gitar değiştirerek çalmaya devam etmesi, kalabalığa hep bir ağızdan "Don't Cry” söyletmesi, ve bitiminde de hepinizi öpüyorum mesajı vererek sahneden çekilmesi unutulmazdı. Daha sonra gelen Axl'ın gelip "biz sahne arkasından gitarı bozuyoruz, bu şekilde kendi aramızda eğleniyoruz." demesi de, bizleri neşelendirdi. Gerçekten grubun yeni transferleriyle Axl arasındaki iletişim çok iyi görünüyordu.

Ortalara doğru her şarkı farklı bir grup elemanına adanmışçasına bir sonraki şarkı "You Could Be Mine”da grubun geçici bateristi Frank Ferrer ile tanışmamıza vesile oldu. Grubun asıl bateristi Brain (Brian Mantia) in eşi doğum yaptığı için izin almış bu yüzden kendisiyle İstanbul konserinde tanışamadık. Açıkçası ben Matt Sorum'un yazdığı o enfes giriş solosunun ne Brain'in ne de Frank'ın güzel çaldığını düşünmüyorum. Bu bağlamda giriş beklediğimiz kadar gaz olmadı. Fakat şarkı ve Axl'ın performansı kulaklarımızın pasını temizledi. Axl'ın elektronik efektlere merak sardığı bir dönemde keşke arka plandan bir de "Hasta la vista, baby!" duysak diye iç geçirmedim değil :) Grupta atlamak istemediğim isimlerden eski "The Replacements" yeni GN'R basçısı Tommy Stinson ise (Axl buna "general" diye takılır) Duff'ın No Fear gitarıyla dinlemeye alışık olduğumuz şarkılarda oldukça iyi görünüyordu. Özellikle baştaki It's So Easy'e girerken Duff'tan ayırdetmek imkansız gibi bir şeydi. Ayrica Duff gibi punk kökenli bir isim olmasi, pek çokları için hala büyük bir artı olarak görülebilir.

Frank Ferrer'in "You Could Be Mine”ın girişi dışında "November Rain” girişini de tam olarak yapamaması, bu efsane şarkının başlangıcından sonuna kadar gecenin doruk noktası olacağı gerçeğini değiştirmedi. Axl'ın değişik bir piyano introsuyla girdikten sonra başını çevirip Frank'e bakımasıyla hepimizin beklediği şarkının girişi geldi ve ortalık çığlıklarla büründü. Şarkının ilk bölümündeki 2 solo kısmı Fortus ve Finck tarafından ayrı ayrı çalındı ve ikisi de alınlarının akıyla ayrıldılar. İlk bölüm bitince Axl bir müddet duraksadı ve önündeki suyu yudumladı. Işıklar sönmüştü ve hep birlikte şarkının en çok sevilen kısmı 2. bölümü bekliyorduk. Derken Axl'ın piyano girişiyle eskiden sürekli bu bölümü kırpan radyo DJ'lerine selam gönderdik ve havai fişek şovuyla birlikte gelen Ron Thal solosu ile iyice kendimizden geçtik. Neredeyse tüm enerjisini tüketen seyirci bir sonraki şarkı (ve bana göre en gaz GN'R şarkılarından biri) olan "Out Ta Get Me” ye fazla eşlik etmedi. Hemen ardından gelen yeni şarkı Better ise süper gaz olmasına rağmen çok az seyirci tarafından bilindiği için insanları fazla çoşturamadı.

Durgun geçen 2 şarkının ardından pek çok fanın gerçekleşeceğini tahmin ettiği süprize gelmişti sıra. Evet Izzy Stradlin'den bahsediyorum. Axl kendisini takdim ettiğinde tüm alan sanki konser yeniden başlıyormuşçasına höpürdenmeye, çığırtmaya başladı. Bizler Izzy!! Izzy!! diye tempo tutunca zat-ı muhterem sahnenin köşesine gelip hepimizi selamlıyordu. Bu arada '93 konserine gidenler için sanki tarih tekerrür ediyordu. (bize de ezik gibi lafı iki de bir 93 konserine getirmek düşer:P)  Normalde Izzy gruptan 1991 yılında ayrılmış fakat '93 teki Istanbul konserine Gilby Clarke bileğinden sakat olduğu için onun yerine teşrif etmişti. Ne de olsa Axl'ın çocukluk arkadaşı; şarkı sözü ve bestelerin büyük çoğunluğunda payı olan kişi ve grubun kurucularından biri. Geceye klasik gömlek-kasket kombinasyonuyla çıkarak Axl'a nazaran hala oldskool takıldığını gösterdi. Biz hangi şarkıyla giriş yapcak diye beklerken "Smoke On the Water”un (Deep Purple) riffleri gelince gecenin en büyük dumurunu yaşayacağımızı sandık ama meğersem pis bir şakaymış :)

Izzy'li açılış "Appetite for Destruction"ın pek fazla bilinmeyen şarkılarından "Think About You" ile oldu. Şarkı boyunca diğer gitaristler anasının kuyruğunda dolanan kedi yavruları gibi Izzy'ye takılıyorlardı. "Think About You" ve ardından gelen "Patiance" ve "Nightrain" ile ile bir anda 80li yıllara ışınlanmış gitmiş gibi olduk. Izzy ve Axl arkadaşlar! ikisinin adının yan yana gelmesi bile tüyleri diken diken etmeye yeterken sahnede seyredebilmek dumur gecesinin en güçlü halkasıydı :) Grubun Izzy'li performansı da özellikle davullarda Frank Ferrer'in çok iyiydi. (Izzy varken bir ara Fortus sahnede yoktu) Rüya gibi gelen 3 şarkı sonrasında ise grup sahneyi terk etti. Bu esnada yanımdaki insanların çoğu "Rocket Queen"in çalınmadığından dem vuruyorlardı. Hakkaten "Think About You" yerine RQ çalsa daha iyi olabilirdi. Zaten fark edildiği gibi "Appetite For Destruction" ağırlıklı bir setlist hazırlanmıştı.

Alkışların ardından biste ilk olarak Dizzy sahneye; klavyesinin yanına gelerek yeni GN'R şarkısı olan "Madagascar"ın notalarına dokundu. Bu arada klavyeci demişken grubun ikinci klavyecisi olan Chris Pitman'ın adını anmadan geçemeyeceğim. Tool bassisti Paul D'amour ile kurduğu Lusk grubundayken Axl'ın dikkatini çekerek gruba katılan Pitman'ın yeni GN'R soundu yaratmadaki payının çok büyük olduğu söyleniyor. Şarkıya gelirsek, şu ana kadar duyduğumuz en güzel melodilerden biri ve bununla birlikte çalan diğer 2 yeni şarkının da stüdyo versiyonlarının nasıl olacağını gerçekten merak ediyoruz.

Pek çok kişi "Rocket Queen", "Civil War", "Used To Love Her", "Estranged" gibi klasikleri beklerken Finck'in solosunun ardından gelen "Paradise City"nin nağmeleri artık konserin sonuna geldiğimizin habercisi oldu. "Paradise City" bilindiği gibi 91'den beri tüm Guns N' Roses konserlerinin kapanış şarkısı ve bundan sonra başka bir şarkı olmayacağının bilincinden olduğumuz için buruk bir şekilde takımın 10. adamı olarak hep bir ağızdan eşlik ettik. (Izzy'le birlikte o an sahnede tam 9 kişi vardı!) Şarkının hızlı çalınan son kısmında ise büyük bir konfeti ve havai fişek şovuyla birlikte ortalık şenlik alanına döndü. Ön taraftaki pek çok insan da pogo yapmaya girişti, gerçekten özellikle bu son anla unutulmaz geceye son noktayı Axl şarkının sonunda seyircilere fırlattığı mikrofonla koydu. Büyük alkışlar ve ıslıklar eşliğinde grup hep birlikte kalabalığı selamlarken Axl,  "Yakında tekrar görüşmek üzere" diyerek ve zafer işareti yaprak grupla birlikte sahneden ayrıldı.

Yaklaşık 2 saat süren ve dumur üstüne dumur yaşadığım enfes Rock 'N' Roll ziyafeti sonrasında 1 hafta boyunca kendime gelemedim ve hâlâ da kendimde değilim.. Axl da göt göbek bağlamış sesi gitmiş diyenleri utandırarak dönüşünün muhteşem olduğunu kanıtladı. Konser yerinden grupla tekrar görüşmek umuduyla yüzde hafif bir tebessümle ve yorgunluktan kramp girmiş ayaklarla ayrıldık. Peki ya bütün bunlara değdi mi? Sonuna kadar.

Arkadaşlar; hep bir ağızdan:

Chinese Democracy Starts NOW!

KONSERDEN NOTLAR:
1. Konser öncesi yurdum taraftarı pardon seyircisi "lalalalalalalaaaa Gunss n' Rosessss!!" diyerek ülkemize özgü tezahüratlarda bulundular.

2.   Sahnenin iki yanında konser boyunca kamera görüntüleri ya da bazı şarkılarda grubun özel olarak hazırlattığı görüntüler gösterildi. Özellikle "Madagascar"daki görüntüler çok etkileyiciydi.

3.  Robin Finck sahnede ilk olarak keten bir pardesü ve Slash'inkine benzer bir şapkayla göründü, ilerleyen dakikalarda da kıyafetleri sürekli değişti.

4.  Konser sırasında sahnenin arka tarafında dans eden mini etekli kızların kim oldukları merak konusu oldu. (Büyük ihtimalle groupielerdi)

5.  Konserde arada havai fişek gösterileriyle - zayıf kaçsa da - atmosfer yaratılmaya çalışıldı.

6.  Axl'ın hâlâ sahnede deli dumrul gibi oradan oraya koştuğu, mikrofonun ayağını gaza gelip fırlattığı, ve bol bol seyirciyle şakalaştığı gözlerden kaçmadı.

7.  Vokal kısımları bitince kulise kaçmasıyla bilinen Axl'ın bazı şarkılarda kaçmayıp arka tarafta dans ettiği fark edildi.

8.  Dizzy'nin 91'deki haline göre oldukça zayıflamış ve formda olduğu fark edildi. Adam "The Blues" için piyanoya oturunca önce Axl'ı gördüm sandım :)

9.  1. bölümde türbanlı bir kızla karşılaşmam yaşadığım dumurlardan biriydi. Axl ne zaman halkın sanatçısı oldu diye kafa patlattım.

10. VIP bölümünün sahneye göre oldukça uzakta olması ve plastik sandalyeler pek çok kişinin alay konusu oldu.

11. Geceye katılan VIP'ler arasında Şebnem Ferah, Teoman, Pelin Batu, Didem Uzel, Burcu Güneş, Mithat Can, Natalia gibi ünlüler vardı.

12. Axl'ın fırlattığı mikrofon konseri izleyen GN'R fanı bir arkadaşın göğsüne isabet etmiş. Bu arada Axl "Paradise City"nin başında çaldığı düdüğü de kalabalığa fırlattı.

13. Konser çıkışında herkese elde kalmış Rolling Stone dergileri dağıtıldı.

14. Konser çıkışı caddenin hemen karşısındaki kulüpte Arto hayranlarına müzik ziyafeti veriyordu :)

15. Axl, konser sonrası yeri sır gibi saklanan (daha sonra Sortie olduğunu öğrendiğimiz) after-party ye gece 4:30 gibi teşrif etti. Kavalyeliğini Deniz Akkaya yaptı.

16. Bu arada Guns N' Roses Türkiye Fan Kulübü açıldı. http://www.gnrturkey.com



Fotoğraflar: Erdal Mahir Curan






Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için:
yorumlar