MÜZİK ODASI

Anti-Depresan Dersem Çık, Arabesk Dersem Çıkma Hey Somyalı!

Tunca Arıcan - 10 Mayıs 2013

Anti-Depresan Dersem Çık, Arabesk Dersem Çıkma Hey Somyalı!Arabesk'in ne olduğunu uzun uzun anlatmanın ya da yazmanın yeri burası değil. Arabesk'e dair herhangi bir meramı, derdi, tasası, sorunu olanın ya da hezeyan içindekilerin ulaşabileceği birçok çalışma, karalama, çile duvarı hâlihazırda zaten mevcut. Son dönemde, üzerine bolca kelam edilen Arabesk müzik, kültür, "kitle", vb. hadiselerinin ağızlarda bıraktığı tat zaten iyice kaçmaya başladı. Turnusol kâğıdı misali, bu konuya bakış açımız, kim olduğumuzu, siyasi davamızı, kültürel seçiciliğimizi gözler önüne serebilecek inceliğe erişti erişecek. Entelektüeller, akademisyenler, müzik araştırmacıları, metalciler, içi kıpır kıpır edenler, anti-depresifler, hiperaktifler, mutlular, mutsuzlar barıştı şu Arabesk'le de; barışamayanlar, yaşanılan diz boyu mutsuzluğun, siyasi ve kültürel keşmekeşin faturasını hala Arabesk sevdalılarına kesebiliyor. Müslüm Baba olsaydı neşelendirmez miydi şimdi bizleri! "Bırakın genç arkadaşları" diye fırça atmaz mıydı o yumuşak bakışlarıyla?


Keder ve umutsuzluğumuz, eksikliğimiz değil onunla bütünleşmemize ve sırtımızı dönmemize gerek yok. Onlar, biziz. Hepimiz yeri geldiğinde Arabesk'iz. Klişe olmaktan o kadar da korkmamak lazım. Araba sevdası değil bu öyle kolay kolay salon insanları tarafından sonradan görmüşlükle suçlansın; düpedüz bir tarih, anlayış ve deneyimler manzumesi.


Arabesk, yoksulun varsıla isyanının müziği,
Rembetiko kadar bitirim, sanat musikisi kadar kent soylu,
Arabesk, bilinmeze gelenin "ev sahibinin" anlamadığı dilde kesilmiş raconu,
Batı'ya versen almaz, Doğu'ya gitsen batmaz,
Esenler'e inmişlerin sesi, jileti, kesilmiş biletlerinin koçanları,
Sen, ben, bizim oğlan anlamış gibi yapar da,
Kesin kararı raconu kesenler verir...


Nice acımasız laflar edildi geçmişte; çok metalci somya altında Arabesk dinlerken basıldı da Arabesk oldu olalı, hatta öldü öleli hiç bu kadar hoyrat muamele görmedi. "Hain" ilan edilen Arabesk sevdalıları bu denli saldırganlığı hak edecek ne yaptı? Kabul edelim seksenlerin sonlarına kadar çoğumuz barışık değildik Arabesk'le. Öyle kolay kolay arkasında duracak bilgi ve açıklıkta da değildik. Seksenlerin sonlarındaki çalışmalar, doksanların başlarıyla başlayan kimlik siyaseti arayışları, küreselin ters açıları derken başka bir dönemin içinde bulduk kendimizi. Doksanların başları alengirli zamanlar zira: Artık İbrahim Tatlıses, ilk filmlerinde olduğu gibi İstanbul Türkçesi dublajlı değil. Kendi aksanı, kendi sesi ve havasıyla oynuyor; Nirvana, metalcilerin tüm hışımlarına rağmen punk ile grunge hadisesini gündeme taşıyor; Haluk Levent, Anadolu Rock mevzusuna başka bir hadise katıyor. Aradan geçen yirmi yılı rağmen, Arabesk'in "salon kültürleriyle" olan dansı hiç kesilmedi. Artık Türkiyeli rock Arabesk'in etinden, sütünden, kederinden besleniyor. Oryantalizm tartışmaları yerini Garbiyatçılık'a bırakıyor. Saykolodikçiler köklere dönüyor. Zaman artık hainlikle suçlama zamanı değil, kendi kimliklerimizin somya altından çıkartılması gereken zamandır.


Bir müziğin ve çevresinde bir araya gelenlerin tarihi, notaların, majörün ve minörün çok ötesindedir. Onları var eden, toplumsalın can sıkıcı, neşelendiren, umutsuzluğa sürükleyen, galeyana getiren tarihinden başka bir şey değildir. Arabesk'i var edenler, radyolarda yasaklanan Türkiye müziği, Mısır filmlerinde çalınan müziğin cazip ezgileri, kentin keşmekeşine uyumsuz kalanlar önünde sonunda sırtımızı döndüğümüz koca bir geçmişi var ediyor. Kentleri insanlara zindan, halkları birbirine düşman, sınıfları var eden acımasız bir düşman varken, "hain" ilan edilecek ve saldırılacak en son şey müziğin kendisidir.


Geçmiş uzun sürer… Yıllarca adım atılmadı bu ülkede. Nice anlamlar, nice müziklerin içinde gizlendiler. Salonlarda yükselen alkış sesleri, gündelik hayatımızdaki kaynağı belirsiz neşeyle şakıyan kibirli cümlelere dönüştüler. Görünmeyenler görünür olduğunda, geçmişin ve bugünün faturasını kesmeden evvel, salonları dolduran kalabalıklar kendi seslerine kulak kabartsalar da ben de el uzatsam…



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: