MÜZİK ODASI

9. Rock Station Festivali Böyle Geçti?

Sadi Tirak - 31 Ekim 2006


14-15 Ekim 2006 Ankara
Saklıkent Konser ve Gösteri Merkezi
ROCK STATION Festivali

Tanıtım sponsorları arasında yer aldığımız 9. Rock Station Festivali 14-15 Ekim 2006 tarihlerinde başkent Ankara'da düzenlendi. Deli Kasap'ı temsilen bendeniz festivalde tüm olan bitenleri sizler için yazdım. Hazırsanız başlıyoruz

Ülkemizin 1997 yılından itibaren düzenli olarak gerçekleştirilen tek Rock/Metal festivali olma özelliğine sahip bu organizasyona ilk defa gidecek olmanın verdiği heyecanla 13 Ekim Cuma akşamı çıktım yola. Rumble Tayfun'un şoförlüğünde, yıllar önce dağılan Witchtrap grubundan "Kuzu" ve Deli Kasap futbol takımı kaptanı Amir'in yol arkadaşlıklarıyla, bu başkent macerasının çok eğlenceli geçeceği daha ilk dakikalardan belli olmaya başlamıştı. Planladığımız saatten birkaç saat geç çıkabilmiştik yola ve bu nedenle de 03.00 sularında Ankara'ya varabildik.
Hemen soluğu Başkent Çorbacısı'nda (Başkent Soup Saloon) aldık. Üzerimizdeki yol yorgunluğunu o soğuk ve hafif yağmur çiseleyen havada, mideye indirdiğimiz sıcak çorbalarla bir nebze de olsa atmıştık.
Ardından Amir ile beni iki gece için misafir edecek olan Iced Earth Cüneyt'in evine gittik ve daha ilk dakikalardan itibaren bize süper bir misafirperverlik gösterdi kendisi sağ olsun.
Sabah Kızılay'da duble çay, poğaça, simit ve açma ile yaptığımız kahvaltı ile kendimize gelmemiz uzun sürmedi. Hemen sonrasında, İstanbul'dan gelen bir başka ekip olan Çağlan Tekil, Şanver Ofluoğlu ve Doğu Yücel üçlüsünün yanında (Esat Hassas Bölge'deki Özçelik Aspava'da) aldık soluğu. Sabah kahvaltılarını dürüm dönerlerle yaptıkları için buradan bir kez daha tebrik ediyoruz kendilerini :)

İLK GÜN:

Festivalin düzenleneceği mekân olan Saklıkent'e vardığımızda saatler 13.30'u gösteriyordu. Kapıda fazla kişinin olmaması, kuyruktakilerin sayısının 10-15'i geçmemesi festivale dair yaşadığımız ilk şoktu. "Herhalde asıl kalabalık içeridedir." diye düşünerek hep birlikte içeri girdik. Fakat içeride de manzara pek farklı değildi maalesef. Kapıların henüz yeni açılmış olmasından dolayı seyirci sayısı konusunda fazla umutsuzluğa kapılmamayı tercih ettik. "Nasıl olsa saatler ilerledikçe içerisi dolacaktır" deyip geçtik. O sırada sahnede festivalin açılış grubu Rectifier vardı.

RECTIFIER: Bu tarz çok gruplu festivallerin açılış grupları her zaman için önemlidir. 3 kişilik kadrosuyla Rectifier oldschool thrash geleneğini devam ettiren bir grup olarak dikkat çekti.  Soundları oldukça cayır cayırdı ve sahnede bir thrash grubuna yakışır şekilde hareketli ve dinamik olmaları onlara izleyenlerin gözünde artı puan kazandırdı.

R.T.D:  Festivalin ikinci grubu yine Ankaralı bir gruptu; Reset To Default. Giyim kuşamları dolayısıyla grubun modern bir tarz icra edeceğini tahmin ediyorduk. Fakat performanslarına başladıktan sonra anlaşıldı ki gitarlar gayet oldschool rifflerden yana bir tutum sergiliyor. Henüz yeni bir grup oldukları için sahne duruşu bakımından eksiklikleri vardı tabii. Fakat bu, önlerdeki az sayıda seyirciyi hareketlendirmelerine engel değildi.

Sırada festivalin ilk black metal grubu vardı.

SAGARIS: Sene başında çıkardıkları ilk albümleri "Raising The Oldest"daki şarkılarından oluşan bir playlist ile performanslarını sergileyen grup elemanları, corpsepaint makyajlarla sahne alarak dikkat çekseler de donuk sahne duruşları ve karambol soundlarıyla müzikal anlamda vasat bir sunum ortaya çıkardılar diyebiliriz.

KNIGHTMARE: İlk günün 4. grubu, günün en hareketli vokalistlerinden birine sahip Knightmare'di. Açıkçası ilk defa dinlediğim şarkıları ile beni pek etkileyemediler. Fakat klasik tarz heavy metal sevenlerin oldukça dikkatini çeken bir konser oldu. Performansları hakkında sağlıklı bir yorum yapamayacağım zira onlar sahnedeyken kendilerini pür dikkat izlediğim söylenemez.

RAMPAGE: 90'lı yılların başında İzmir'in kalburüstü metal gruplarından biri olan Rampage, geçtiğimiz yılın sonlarında uzun yıllar sonra yeniden bir araya geldiklerini açıklamış ve ilk röportajlarını da Doğu Yücel'e Deli Kasap'ta yayınlanmak üzere vermişlerdi. (bkz. http://www.delikasap.com/content.asp?conid=279)
Yeniden bir araya gelmelerinin ardından sadece İzmir'de Dokuz Eylül Üniversitesi Rock Kulübü'nün düzenlediği bir konserde sahne almış olan grubu, Rock Station'da ilk defa izledim. Açıkçası vokalistleri Rüştü "The Hook" Fişekçi'nin hasta olması sebebiyle tutuk bir sunum sergilediği konserlerinde beklediğimi pek bulamadığımı itiraf etmeliyim. Fakat gitaristler hem sound hem de sahne duruşu açısından iyi iş çıkardılar diyebiliriz.

Sırada festivalin merakla beklenen aktivitelerinden "air guitar show" vardı. Kısaca, seçtiğiniz bir şarkı çalarken sahnede o şarkıyı elinizde bir gitar varmış gibi yaparak çalmanızdan ibaret bir yarışma olarak adlandırabiliriz. Birinci olana da Kıvılcım Müzik'ten Fender görüntüsü verilmiş bir gitar hediye ediliyor. Jüride festivalin onur konuklarından Murat İlkan (Pentagram), Kara Kedi grubunun bayan vokalisti Asena, Blue Jean dergisi yazı işleri müdürü Çağlan Tekil ve Düşler ve Kabuslar forumu kurucusu Doğu Yücel (aynı zamanda Blue Jean yazarlarındandır) ile Rock Station dergisinden Tolga Çamlı yer almaktaydı.

Fakat bu etkinlik adeta bir komediye dönüştü. Belki de festivale genel katılımın az olması sebebiyle, hem yetenekli hem de medeni cesareti olan kişilerin yarışmaya başvurmamasından kaynaklanıyordur bu durum bilemiyorum. Ama şunu belirtmek gerek ki yarışmacıların hiçbiri air guitar olayını layıkıyla yerine getiremediler. Onları izlerken sürekli "demek ki ben katılsaydım, sahneden indiğimde insanlara imza dağıtmaya başlayacaktım :)" diye düşündüm durdum. Ki air guitar olayı iddialı olduğum bir aktivite değildir :) Ama yarışanlar o kadar kötülerdi ki... İstanbul'daki herhangi bir konserde ya da partide arkadaşlarla 2-3 kişi yan yana gelip yaptığımız "air" şovlar aklıma geldi de
Seneye İstanbul tayfasından birkaç kişiyi ayarlayıp "air guitar" neymiş, şu Ankaralılara göstermek isterim açıkçası. Belki de seneye kadar bu gazımız kaçar, o da belli değil :)
Her şeye rağmen "eğlenceli" ve bol "kahkahalı" geçen bu etkinliğin ardından sırada Raven Woods vardı.

RAVEN WOODS: Bu sene içerisinde çıkardıkları "And Emotions Are Spilled" adlı albümleri ile dikkatleri üzerine çeken grubu ilk defa izledim ve açıkçası sahne performanslarını iyi bulduğumu söyleyebilirim. Albümlerini henüz tam olarak kavrayacak kadar dinleyemediysem de, ortaya kaliteli bir eser çıkardıklarına inanıyorum. Vokalist Aybars Altay'ın imajı (albüm kitapçığındaki hali ile alakası yoktu) bazılarımızca yadırgansa da "dikkat çekicilik" söz konusu olduğunda başarılı olduğunu söyleyebiliriz kendisinin ve sahne üslubunun.

Sahne arkasına kendi backdrop'larını geren ilk grup olan Raven Woods'un çaldıkları şarkılar ise sırasıyla şunlardı: "Inward Massacre", "Soulside Execution", "Ravenwoods", "Bone House Corporation", "Stolen & Erased" ve "Decade Of Therion" (Behemoth cover).

MAGICK: Festivalde albüm galası yapan iki gruptan biriydi Magick. Önceki senelerde kendilerini yine bu festivalde izleyen arkadaşların olumlu anlatımları üzerine kendilerini pür dikkat izledim. Galasını yaptıkları "Stained Glass" adlı albümlerinden şarkılar çalan ve oldukça rahat ve kendinden emin bir sahne şovu sunan grup son şarkı olarak en çok etkilendikleri gruplardan biri olan Megadeth'den "Tornado Of Souls"u çalarak, sahneden yoğun alkış sesleri arasında (artık 300 kişinin alkışları ne kadar yoğun olabiliyorsa) indi.

Bu Megadeth yorumunda vokalist Mehmet Nalbantoğlu'nun sesini Dave Mustaine ile "bire bir aynı" çıkarması ise şaşkınlıklara ve hatta kısa süreli şoklara sebep oldu. Sahneyle alakası olmayan insanların bile birden arkalarını dönüp, sahneye baktıklarını hatırlıyorum. Herkese bir "Dave Mustaine mi burada?!?!" bakışı hakimdi o anda!

Ve sırada günün benim için en önemli grubu Crossfire vardı.

CROSSFIRE: 2005 yılında 18 Mart tarihinde Çanakkale şehitlerini anma gününde çıkarttıkları "Aggression Treaty" adlı ilk albümleriyle birlikte hastası olduğum birkaç yerli gruptan biri olan ekibi, sene başında gerçekleştirdikleri davulcu ve lead gitarist değişikliklerinden sonra ilk kez izleyecektim. 
Grup, bu konser için özel bir konsept düşünmüştü; kendi şarkılarının yanı sıra Türk metal sahnesi için kilometre taşı sayılacak gruplardan Metalium, Hazy Hill ve Pentagram'dan da şarkılar çalacaklardı. İşte bu yüzden Crossfire'ın bu konseri son derece "tarihi"ydi birçoklarımız için.

İlk iki şarkı olarak kendi bestelerinden "Non Serviam" ve "Slaves"i peş peşe çalan grup üçüncü şarkı olarak Metalium'dan "The Last 15 Minutes" çaldı ve bu şarkıyı da orada aramızda bulunan Çağlan Tekil'e armağan ettiler. Çağlan da bu şarkıyı Rumble Tayfun'a kaydettirdi cep telefonu vasıtasıyla. İstanbul'a dönünce Metalium elemanlarına izlettirmek için Ardından gelen şarkı ise yine unutulmaz gruplardan biri olan Hazy Hill'den "Suicide Pack"ti. Açıkçası her iki şarkının da orijinalini daha önce dinlememiştim fakat şarkıların Crossfire yorumları oldukça etkileyici ve başarılıydı bana göre.
Sıradaki şarkı ise grubun vokalisti Bülent'in eski grubu Tayga'dan "And"di. Vokallerde gruba eşlik eden ise Wyvern ve Tayga gruplarında da çalmış olan emektar müzisyen Orkun'du.
Yeni bir Crossfire şarkısının ardından ise sıra gecenin ve hatta bence festivalin olayına gelmişti. Grup Pentagram'dan bir şarkı çalacağını anons etti ve Pentagram vokalisti Murat İlkan'ı sahneye davet etti. "Lions In A Cage"i uzun bir aradan sonra canlı dinlemek ve hemen ardından da gelmiş geçmiş en iyi Türkçe heavy metal şarkısı olduğuna inandığım "Bir"in çalınması, Crossfire'ın bu performansını unutulmaz kıldı benim için.

Festival boyunca seyircilerin en çok coştuğu anlar da işte tam bu sırada cereyan etmişti. İnsanların Pentagram'ı canlı seyretmeyi ne kadar özledikleri de bir kez daha ortaya çıkmış oldu bu vesileyle.
Grup son şarkılarında iki farklı konuk müzisyen davet etti sahneye. Biri Kara Kedi grubunun vokalisti Asena, diğeri ise ertesi gün festivalin açılış grubu olacak olan Black Tooth'un vokalisti Tuna'ydı. Çalınan şarkı ise Crossfire'ın en sağlam şarkılarından biri olan ve adını fan kulübe verdikleri "Nightwolves"du. Bu şarkıda özellikle Black Tooth vokalisti Tuna'nın sahne performansı, ertesi gün kendi grubu Black Tooth'u kaçırmamamız gerektiği yönünde iyi bir işaret oldu bizim için.
Crossfire (bence) festivalin şovunu sunmuş bir şekilde sahneden ayrıldığında salondakilerin birçoğu da mekanı terk etmekteydi.

DEAD SOUL TRIBE: Dolayısıyla Progressive Metal'in yaratıcı gruplarından biri olan Psychotic Waltz'un vokalisti Devon Graves'in grubu Dead Soul Tribe'ı izlemek için pek kimse kalmadı salonda. Grup, gitaristlerinin henüz bir hafta önce bir kazada ayağını kırmış olmasına rağmen bu konseri iptal etmemişti ve büyük bir özveri göstererek Ankara'ya gelmişlerdi. Fakat aynı özveriyi Ankara seyircisi onlara göstermedi. Ayağı kırık gitaristin tekerlekli sandalye üzerinde çaldığı konserlerini yaklaşık 50 kişi izledi. Grup ise oldukça sıcak ve samimi bir ilişki kurduğu bu ufacık gruba özel, konseri uzattıkça uzattı. Son şarkılarına doğru içeride yalnızca 20-30 arası insan kalmıştı.

Crossfire'ın muhteşem şovundan sonra, Dead Soul Tribe açıkçası benim içinde konserlerinin sonlarına doğru dayanılmaz hale gelmeye başladı ve içeride yalnızca Doğu'yu bırakıp Aspava'ya kaçtık.  Biz yemekleri söylemişken Doğu yüzünde mutlu bir ifadeyle çıka geldi. Konser "nihayet" bitmişti ve elinde bir baget vardı. Grubun davulcusunun (grubun sahnedeki en iyi elemanıydı bence) fırlattığı bageti kapmıştı. Zaten son şarkıya tahminen 5-10 kişi kalmış olacağı için neden o kadar kişi içinden baget kapabilmesine sevindi anlamadık açıkçası :)

İKİNCİ GÜN:
Bir gün önceki kahvaltı menümüzün aynısı sayesinde yorgun bir güne başlamamız zor olmadı. İlk grup Black Tooth'u kaçırmamak üzere acele bir şekilde Amir ile birlikte Saklıkent'e attık kendimizi.

BLACK TOOTH: Bir gece önce Crossfire vokalisti Bülent'in son şarkılarında sahneye davet ettiği konuk vokalistlerden biriydi Black Tooth'tan Tuna. Kendisinin o sıradaki performansını izler izlemez, kendi kendime "yarınki ilk grup Black Tooth'u asla kaçırmamalıyım" dediğimi hatırlıyorum.
Grubu daha önceden izleyen arkadaşlar Black Tooth'u "Pantera'nın Türkiye şubesi" olarak nitelendiriyorlardı. Bu da benim gibi Pantera fanatiği birini heyecanlandırmak için yeterli bir sebepti tabii ki.
Salona girdiğimizde ilk şarkılarına başlamışlardı. Koşar adım önlerdeki yerimizi aldık. Henüz çok az kişi olmasına rağmen, grup Pantera vari riffleri ile ortalığı dağıtıyordu. Grubun sahne performansı festival boyunca izlediğim en iyi sahne performansıydı. Hepsi Pantera hayranı 5 kafadardan oluşan grup playlistinde yer verdiği Pantera klasikleri "5 Minutes Alone", "Becoming" ve "I'm Broken" ile de efsanevi gruba saygıda kusur etmediler. Bu coverlar çalınırken önlerde birkaç kişinin Pantera bayrağı açması da ayrı bir güzellikti.

Black Tooth'ta en dikkat çekici öğeler; vokalist Tuna'nın Phil Anselmo'yu aratmayan (ciddiyim) ses ve sahne üslubu ile sahnedeki tüm gitarların (bass gitar dahil) Dimebag Darrell ile özdeşleşmiş olan Dean marka Dimebag serisi gitarlar olmasıydı. (Şuan dünyada bu gitarları kullanan en tanınmış grup Trivium.) Yani grup hem sound, hem de imaj olarak "yerli Pantera" tanımını kesinlikle hak ediyordu.
30 dakika içerisinde sahneyi dağıttılar ve şaşkınlık sebebiyle kapanamayan ağızlara sahip insanların alkışları arasında sürelerini doldurup sahneden ayrıldılar.

APOPLEXY: Nisan ayında 8. İ.TÜ. Rock Festivali'nde demolarını edindiğim ve fakat bir türlü dinleme şansı yaratamadığım grup, kendilerini ilk kez izlediğim bu Rock Station Festivali'nde vasat bir performans sergilediler. Gitaristlerinin aynı zamanda Dreamtone gitaristi olması sebebiyle sahneye bir müddet odaklansam da yeterli etkiyi bırakamadılar bende. Hele o çok acayip bir şekilde yorumladıkları "Run To The Hills" yok mu

PHRONESIS: Festivalde albüm galası yapan ikinci gruptu kendileri. Daha isimlerini bile ilk kez duyuyor olduğumuzdan mütevellit, gruba pek bir yabancıydık. Açıkçası vasatı aşamayan sahne sunumları da pek ilgimi çekmedi ve onlar sahnedeyken zamanımı arkadaşlarla muhabbet ederek ya da bir şeyler atıştırarak geçirdim. Bu yüzden grubun performansı hakkında herhangi ayrıntılı bir yorumda bulunamayacağım. Öyle ki, ne tarz çaldıklarını dahi hatırlamıyorum :)

ARCANE: Black Tooth'un inanılmaz sahne performansından sonra; hem Apoplexy hem de Phronesis'in tansiyonu düşüren konserlerinin ardından Arcane, sağlam thrash metal soundu ile salonu yeniden enerjiye boğdu. Oldukça cayır cayır bir performans sunan grubun besteleri ise soundları kadar parlak değildi. Her türlü yoldan hücum eden fakat vurucu nakarat eksikliğinden dolayı gol atamayan bir grup imajı çizdiler bende. Akınlar sağlam fakat gol yok

Bass gitaristlerinin yaptığı "Toprak bizim anamızdır. O bizi doyurur ve bu yüzden de ona toprak ana deriz. Ve bu ülkede bu toprakları karış karış satanlar var. Peki, onlar bu durumda analarını satmış olmuyorlar mı? Ben kimseye anamı sattırmam!" şeklindeki anonsu ve bir ara müziği kesip kayıttan Atatürk'ün 10.yıl Nutku'ndan bir bölüm dinletmeleri de festivale dair akılda kalıcı anlardan birini oluşturdu.

Ve sıra İstanbullu gruplara gelmişti nihayet.

NITRO: Karmaşa ve kargaşa grubu Nitro ilk kez Ankara'da ve dolayısıyla Rock Station'da sahne aldı. Tüm konserlerinde olduğu gibi Ankara'da da ortalığı bir güzel dağıtmayı başardılar. Bir ara seyircileri Ankaralılar vs. diğer şehirlerden gelenler diye ikiye ayırıp meşhur hareket "wall of death"i yaptırmaları, performanslarının en akılda kalıcı anlarındandı hiç kuşkusuz. Unutulmaz Antisilence (grubun vokalisti Erdem Çapar'ın dağılan, eski grubu) hiti "Kesme Sesini", Pentagram'dan "Rotten Dogs" ve Metallica'dan da "Motorbreath" ile kendi demo albümlerinden çaldıkları kendi besteleri ile yine dinamizm ve enerjik bir şov sundular. Fakat açıkçası bu izlediğim en vasat Nitro konseriydi. Sebebini grubu genelde ufak sahnelerde ve kalabalık ortamlarda izlemeye alışmış olmamızda aradık. Bu konserlerinde ise sahne performansı ile en öne çıkan eleman ise basçıları Burak'tı.

Grubun bundan önceki her konserinde bir vukuatı vardı. Kimilerinin kafası yarıldı, kimileri pogolarda bir yerlerini incitti, bardaklar kırıldı vs vs. Bu yüzden grup bu konsere yanlarında sargı bezleriyle gelmişti ve sahneden seyircilere dağıttılar. Fakat yine bir vukuat olması önlenemedi ve bu sefer de Metal Attack sitesi kurucularından Erkan kardeşimizin wall of death'de burnu kırıldı. Kendisi olayı İstanbul'a dönünce fark etti :) Bir kez daha geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz kendisine.

MORIBUND OBLIVION: İkinci albümleri "Machine Brain"in ardından çıktıkları bu ilk Ankara konserinde grup hem sound hem de sahne duruşu bakımından iyi bir şov sundu diyebiliriz. Festivalin ikinci corpsepaint makyajlı grubuydular ve etkileyici bir konser verdiler. Çaldıkları şarkılar ise sırasıyla şunlardı: "Ruins Of Kara Shehr", "Machine Brain", "The Spawning Of The Avanger", "4 Eras 4 Light", "Final Chaos", "Machinized Anarchy", "Robert Opphenheimer", "The Falling Reign Engraving Of Oblivion", "Hypnotic" ve "New Golden Age".

SOUL SACRIFICE: Bu; grubu Ankara'da ikinci, toplamda ise 10 küsürüncü kez izleyişimdi. Maalesef ses sisteminin azizliğine uğradılar. Evet, belki Nitro elemanları da sahnede kendilerini duyamadıklarından şikayetçiydiler ama onlarınki festivaldeki tüm diğer gruplara nazaran daha minimalist bir müzik olduğu için performanslarını aşırı derece etkilemedi bu ses sorunu. Fakat Soul Sacrifice gibi "incelikli" bir müzik grubu için ses sisteminden tam verim alabilmek her zaman çok önemlidir. Yine de her şeye rağmen özellikle bass gitarist/vokalist Özgür'ün harika sahne performansı ile hatırlayacağımız bir Soul Sacrifice şovu oldu kısacası. Çaldıkları şarkılar sırasıyla şunlardı: "Hollow Cold", "One Last Breath" (yeni şarkı), "Çocuk Bahçesi", "Comatose" (yeni şarkı) ve Pentagram'dan "Fly Forever". Bir Soul Sacrifice klasiği olan "Blind"ı ve yeni şarkılarından biri daha olan "Sarcastic Creation"ı süreleri yetmediği için çalamadılar.

Oldukça hareketsiz ve tepkisiz bir şekilde konseri izleyen seyircilere Özgür'ün bazı şarkılar sonrası "harikasınız!" gibi anonslar yapması ise ilginçti :) Gitarist Maksim son dönemlerdeki tüm Soul Sacrifice konserlerinde olduğu gibi yine yüzünde kar maskesi ile sahne almasının yanı sıra diğer gitarist Feyzi pek gününde değildi. Kendi köşesinde sakin bir şekilde çalmayı tercih etti. Bu arada grup bu konserle birlikte artık konserlerine klavye destekli çıkacağını da duyurdu. Klavyenin başındaki isim ise Özlem Tekin'in gitaristi, eski klavyecisi Özhan Deneç'ti.

CATAFALQUE: Daha önce 2002 yılındaki Rock Station Festivali'nde sahne alarak ilk RS deneyimini yaşamış olan grup, 2005 yılında çıkardıkları ilk albümleri "Unique"in ardından Rock Station'daki ilk, Ankara'daki ikinci konserlerindeydiler. Grubun erkek vokalisti Metehan Çakır'ın belindeki ciddi rahatsızlığına rağmen, her zamanki performansını sergilemeye çalışması ve çektiği acıyı belli etmemesi grubun o geceki performansına dair hatırlanmadan geçilmemesi gereken unsurların başında geliyordu.

Grubun genel olarak sahne performansının her zamanki gibi oldukça iyi olmasının yanı sıra o gece bayan vokalistleri Özge de oldukça dinamik bir performans sergiledi. Davulcu Onur'a ise ayrı bir paragraf açmak gerek.
Ayrı bir paragraf: Cuma günü haftalık bar programına çıktığı Solid grubu ile Cumartesi yine haftalık bar programına çıktığı Murder King ile Dorock'ta "4'er saat" çalan Onur, Pazar günü de önce Soul Sacrifice ile ardından da Catafalque ile sahne aldı. (Her iki grubun davulcusu da kendisidir yanlış anlaşılmasın.) Kendisini bir kez daha tebrik ediyoruz. Her müzisyenin kaldıramayacağı bir tempo bu açıkçası. (Tabii bu gruplar içerisinden sadece Catafalque'da çalmayan Özgür Özkan için de bu tebrik)

WHISKY: Festivalin en anlamlı konserlerinden biriydi bu. Belki de en anlamlısıydı. Eski kadrodan Çağatay ve Alpay olmasa da Serdar Çokuslu önderliğinde grup yeni bir kadroyla sevenlerinin karşısındaydı o gece. Grubun kurucusu ve Türkiye'de basılmış ilk Türkçe sözlü Heavy Metal albümünün yaratıcılarından rahmetli Kamil Özaydınlı hatırlandı, "Cumartesi", "Binnaz", "Cadı", "Dünya" ve tabii ki "Babaanne" gibi Whisky klasikleri çalındı hep beraber söylendi, eşlik edildi.

Biraz buruk bir şovdu aslında. Her şeyden önce seyirci sayısı daha fazla olmalıydı ve keşke orijinal kadro ile izleyebilseydik bu "tarihi" grubu. İzleyenler arasında 30 yaşının üzerinde olanlar için bir nostaljiydi bu konser biraz da. O eski günler canlandı gözlerde, hafızalarda o anlar yeniden canlandı

Ve 9. Rock Station Festivali de Whisky'nin ardından sonlandı. Umarız seneye 10. yılında bu güzide etkinliğe Ankara seyircisi ilgiyi gösterir.

Teşekkürler Listesi: Hicri Bozdağ ve Rock Station ekibi, Rumble Tayfun, Kuzu, Amir, Iced Earth Cüneyt ve tüm İstanbul tayfası...


Fotoğraflar: Abdullah Çıbık, Tolga Çamlı ve Doğu Yücel






Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: