MÜZİK ODASI

4 Gün, 4 Gece, Müzik, Deniz, Güneş Ve Eğlence?

Sadi Tirak - 28 Temmuz 2005
Geçtiğimiz yıl ilki gerçekleştirilen ve özellikle de mekân seçimiyle büyük beğeni ve takdir toplayan Rockİstanbul Festivali'nin ikincisi bütün yıl boyunca festival severler tarafından heyecanla bekleniyordu. Organizasyonu gerçekleştiren Fil Yapım'dan Rockİstanbul ekibi ise geçtiğimiz yıl yaşanan aksaklıklar ve eksikliklerden ders almış bir şekilde tüm yıl boyunca bu festival için kafa yordular.
Mart ayının sonlarında açıklanan ilk kadro oldukça heyecan vericiydi. Megadeth, Black Label Society, Garbage ve Kraftwerk Festival uzunca bir süre bu dört isim -özellikle de Megadeth ve Black Label Society sayesinde- bilet sattıysa da önce BLS iptali ardından da kadroya sonradan eklenen Mogwai'nin iptali, bu gruplar için festivale gidecek olan ve indirimli biletlerden almış olan kitleyi bir hayli üzmüştü. Son bir ayda ise festival dahilindeki tüm grupların açıklanmasıyla ortaya şöyle bir durum çıkıyordu: Garbage ve Kraftwerk festivalin imajını (özellikle de sponsorlara karşı) sağlayacak, Megadeth ise kitleyi alana çekecek ve asıl bilet sattıracak isimdi. Nitekim öyle de oldu.
Festivalin bu sene 4 gün yapılması ve 3 gününün de hafta içine denk gelmesi, çadırda kalmayı sevmeyen ve hafta içi çalışan kitleyi olumsuz etkilese de, Solar Beach'in doğal güzelliği ve tertemiz denizi ile plajının cazibesi yine binlerce kişiyi alana çekmeye yetmişti. Hatta festival seyircisini ikiye ayırmak bile mümkündü : Megadeth için gelenler ve deniz, kum, güneş ile diğer gruplar için gelenler diye

İLK GÜN:

Festivalin açılış günü olan Pazar günü öğlen saatlerinde Solar Beach'e varmıştık. Çadır alanına sabahtan itibaren kurulmuş ve de kuruluyor olan yüzlerce çadırın arasından kendi çadırlarımız için yer aramaya başlamıştık hemen. Sonunda çadır alanının en sonlarına doğru bir yere, Yıldız Teknik Üniversitesi Dağcılık Kulübü'nden arkadaşların da yardımıyla çadırlarımızı kurar kurmaz kendimizi festival alanına attık.

Karşılaştığımız ilk manzara oldukça heyecan vericiydi. Zira ilk gün için tahmin ettiğimin de üzerinde bir katılım vardı. İçeride gezinmeye başladığım sırada Dream Tone grubu alternatif sahnede performansını sergiliyordu. Sahne alış günü programda Çarşamba yani son gün olarak görünen grup, son anda ilk günün açılış grupları arasına alınmıştı. Bir süre grubu izledikten sonra alandaki gezintime kaldığım yerden devam ettim. Bu sırada dikkatimi çeken bir başka husus ise alanda kurulmuş olan stand sayısıydı. Geçen sene bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıda olan standlar, bu sene oldukça fazlalaşmıştı. Yeme-içme için ise birçok seçenek bir arada ve fazla da uçuk olmayan bir fiyatla satılıyordu. Kumsal ise festival alanının en göz kamaştırıcı yeriydi yine. Zaten festival boyunca sadece iki yer sürekli doluydu. Bunlardan biri bilgisayarlar bozuluncaya kadar büyük internet çadırı, diğeri ise olabildiğince masmavi denizi ve kızgın kumlarıyla sahil kısmıydı.

Festivalin ilk günü özellikle seyretmek istediğim bir grup olmadığı için akşama kadar vaktimi kumsalda güneşlenerek ve bol bol denize girerek geçirdim. Tabii Jeff Hannemann karizması yapacağız diye güneş gözlüğünü şezlonglarda güneşlenirken bile çıkarmayınca, uyandığımda suratımda görmek isteyeceğim en son manzaralardan biriyle karşılaşmam da pek iyi olmadı :)

Hava kararmaya başladığında ise kumsaldan toplandıktan sonra, duş alıp, çadır alanına gidip, üstümüze bir şeyler giydikten sonra tekrar festival alanına dönmemiz saat 9'u bulmuştu. Bizler akşam yemeğimiz için sırada beklerken ise günün headliner'ı Duman'dan önceki son grup Rebel Moves performansının son dakikaları içindeydi. Saatler 22.00'ye doğru geldiğinde ise ilk günün kapanış grubu Duman, geçen senekinden çok daha ihtişamlı görünen ana sahnedeki yerini almıştı.

DUMAN: İlk günden itibaren festivale katılmış olan hemen herkesin izlediği grup, seyircinin sadece kendi dinleyicilerinden oluşmadığını da hesaplayarak, iki albümlerinin de en bilinen şarkılarını çaldı. Sahnede klasik bir Duman performansı vardı diyebiliriz. Ne eksik, ne fazla Yaz ortasında çıkaracakları yeni albümlerinden de "Özgürlüğün Ülkesi” ve "Seni Kendime Sakladım” adlı yeni şarkılarını ilk defa seslendiren grup, konserin sonlarına doğru ise bir sürpriz yaptı. Seyircilerin büyük çoğunluğu ile birlikte söyledikleri Sezen Aksu cover'ı "Beni Yak”ı çalarlarken, şarkının ara kısmında uzunca bir süre doğaçlamayla karışık takılan grup, ardından efsanevi Pink Floyd şarkısı "Another Brick In The Wall”a geçti! İşte bu sırada alandan kopan ses, tüylerinizi diken diken etmeye yetecek cinstendi. Kaan'ın o nazlı sesiyle eşlik ettiğimiz bu unutulmaz marş ne yazık ki fazla uzun sürmedi ve grup şarkıyı tekrar "Beni Yak”a bağlayarak performansını noktaladı.

İKİNCİ GÜN:

Çadırın içinde güneş ışınlarının bedenimi kavurmaya başlamasıyla ve beni adeta uyanmaya zorlamasıyla festivalin ikinci günü başlamıştı benim için. Tıpkı geçen seneki gibi kahvaltı için Kilyos merkeze yüründü, sahile bakan mekânlardan birinde çok güzel bir kahvaltı yapıldı, sabah sohbetleri edildi, çaylar içildi ve tekrar festival alanına dönüldü. İkinci gün izlemek istediğim isimler ise sırasıyla şunlardı: Hayko Cepkin, Bülent Ortaçgil, Ceza, Kraftwerk ve tabii ki Bulutsuzluk Özlemi.

Yine öğleden itibaren denizin ve güneşin tadını çıkarırken, akşam saatlerinde sahne önlerinde takıldığımız bir gün oldu. Saatler 17.30'u gösterirken alternatif sahneyi dolduranlar ise büyük ihtimalle solo performansını ilk defa izleyecekleri Hayko Cepkin için bekliyordu.


HAYKO CEPKİN: Daha önce Türk Rock müzik sahnesinde birlikte çaldığı birçok ünlü ismin arkasındaki deli dolu adam sıfatıyla bilinen Hayko Cepkin, bu piyasadaki önemli klavyecilerden de biri aynı zamanda. Solo olarak albüm çıkarmasının ardından ilk konseri Rockİstanbul alternatif sahnesinde olan Hayko, izleyenlere oldukça güzel bir dinleti sundu. Klavye ve scratch kullanımının ağırlıkta olduğu müziğiyle 45 dk. boyunca izleyenleri eğlendirdi diyemeyeceğim çünkü pek eğlence içerikli şeyler çalıp söylemiyor uçuk sarışın. Zaten albümünün de kalabalık ortamların fonunda akan müziklerden değil, odada yalnızken dinlenmesi gereken şarkılardan oluşan bir albüm olduğunu söyleyen sanatçı, kendisini izleyenlerin yoğun alkışlarıyla indi sahneden. Hayko Cepkin'nden sonra sırada Bülent Ortaçgil vardı.


BÜLENT ORTAÇGİL: Türk Pop/Rock'ının önemli kilometre taşlarından Bülent Ortaçgil festivalde geçen sene de sahne aldığı ana sahneden seslendi sevenlerine. Hemen hemen tüm şarkılarına eşlik gören sanatçı, oturduğu yerden gitarıyla öyle güzel oynuyor ki etkilenmemek imkânsız. Sahnedeki sevecen ve sakin tavrı ile izleyiciler üzerinde oldukça olumlu izler bıraktı yine her zamanki gibi. Büyük çoğunluğunu 20 yaş altı gençlerin oluşturduğu bir kalabalığa, akustik gitarın o eşsiz sesini sunarken, dinleyenlerin de bu kadar eğleneceğini tahmin etmiyordum açıkçası. Bizler de her ne kadar tüm konseri kollarımız bağlı ve ayakta sabit bir şekilde takip etmiş olsak da, konser sonrası ustaya saygı bâbında alkışlarımızı en uzun tutanlardandık. Sırada ise popüler Türk Rock piyasasının belki de en yeni Türkçe içerikli grubu Yüksek Sadakat vardı.


YÜKSEK SADAKAT: Alternatif sahnede toplanan kalabalık grubu ilk defa izleyecekti. Zira Liselerarası müzik yarışması Soundcheck'de ilk defa canlı performans sergilemiş olan grup için Rockİstanbul Festivali, ilk gerçek konser deneyimiydi. Grubun bass gitaristinin Türkiye'nin en çok satan gençlik ve müzik dergisi Blue Jean'in editörü Kutlu Özmakinacı olması ilgi çekici bir ayrıntı olsa da, kendisi sahnede pek hareketli değil. Kendi halinde ve kendi köşesinde takılıyor henüz. Vokalist Cemil ise grubu sahnede sırtlayan isim kesinlikle. Biraz Kargo, biraz Duman, biraz da MFÖ havası estiren fakat daha çok melankolik tatlara sahip şarkılarıyla dikkat çeken grubun klavyecisi Uğur'un da grubun müziğine kattığı o derinlik yadsınamaz derecede etkileyici.

Grubun genel olarak sahnede tutuk olması gözlerden kaçmadıysa da, yakında bu sorunu da aşacaklarına eminim. Ne de olsa bundan sonraki Rock içerikli hemen her festivalde göreceğiz kendilerini.


CEZA: Sahne aldığı gün halen askerliğini yapmakta olan ünlü Raper, iki günlük izin alarak çıktığı konserinde kelimenin tam anlamıyla ortalığı salladı! Alternatif sahne o ana kadar en kalabalık konserini yaşarken, bol duman efektleriyle sahnede salınan Ceza, iki albümünün de en çok sevilen şarkılarına yer verdi playlistinde. Performansı boyunca tüm seyirciler de nefesleri yettiği ölçüde kendisine eşlik etmeye çalıştı. Sahnedeki rahatlığı, mikrofon tutuşundan, el hareketlerine ve vücut dilini kullanışına kadar her hareketiyle tam bir Rapstar bu Ceza. Ve bilirsiniz ki rapstarlar çoğu zaman yarattıkları sansasyonlarla adlarını duyururlar. Ceza da işin bu yönünü Rockİstanbul sahnesinden oldukça ses getirici bir şekilde yaptı doğrusu. Daha önce kendisi hakkında bazı açıklamaları olan Kıraç'a yönelik küfür dolu ve oldukça kafiyeli bir methiye dizen Ceza, böylece festival boyunca ve hatta festival sonrasında da en çok konuşulan isim olmayı garantilemiş gibiydi.

Sırada ise önce güzel bir akşam yemeği ve ardından da günün son iki grubu Kraftwerk ve Bulutsuzluk Özlemi vardı. Her ne kadar Kraftwerk'i izlemek istesem de o sırada sahildeki muhabbet ortamı daha cazip geldiği için ana sahneye gidesim pek yoktu. Fakat grubun sahne alış süresinden dakikalar geçtikçe benim de merakım arttı ve en sonunda gidip grubu izlemeye karar verdim.

KRAFTWERK: Günümüzde 70'lerden kalma kaç elektronik müzik grubu kariyerine devam ediyor bilinmez ama Kraftwerk 30 yıldır bu müzik için çok önemli işlere imza atmaya devam ediyor. İlk üç şarkıları boyunca sadece aletleri başında ayakta duran 4 takım elbiseli adam görünümünde olan grup, 4. şarkılarından itibaren sahne arkasına yansıtılan görüntülerin de devreye girmesi ve ışık efektlerinin de katkısıyla gerçek bir şova imza atmaya başladı. Grubun müziği sahnedeki görüntüleri izlerken sunulan bir fon müziğiydi artık.
Bir saat boyunca seyircilerin görsel olarak çok güzel bir sahne sunumu izledikleri konser ana sahnede beklediğimden daha yoğun bir kalabalık yaratmıştı.


Günün son grubu olan Bulutsuzluk Özlemi ise saatler 23.30'u gösterdiğinde ana sahnedeki yerini almıştı.

BULUTSUZLUK ÖZLEMİ: Yoğun seyirci alkışları ve gürültüsüyle sahne alan grup, ana sahneyi o ana kadar en iyi dolduran gruptu. Nejat Yavaşoğulları'nın yıllara meydan okuyan sesi ve sahne performansı gençlere hâlâ taş çıkartacak cinsten. Türk Rock'ının bilinen en büyük ve en köklü gruplarından birini böylesine güzel bir sahnede ve böylesine coşkulu bir seyirciyle izlemek anlatılacak gibi değil açıkçası. Grubun hemen hemen her şarkısı seyircilerle birlikte hep bir ağızdan söylendi. "Sözlerimi Geri Alamam", "Sen Varsın Ya", "Yine Düştük Yollara" ve "Yaşamaya Mecbursun" konserin en coşkulu anlarında söylenen şarkılardı. Grubun klavyecisi Sina Koloğlu'nun da pek çok kez enstrümanını bırakıp ön taraflara gelerek dans etmesi, mikrofonu alıp seyirciyle sıcak diyaloglara girmesi oldukça samimi karşılansa da grubun protest tavır ortaya koyduğu "Bağdat Kafe" ve "Felluce" gibi şarkılardan sonra çıkıp bazı yersiz espriler yapması pek hoş olmadı doğrusu. Ama sonuçta özellikle sahnedeki ışık efektlerinin olaya kattığı büyüleyici atmosferle ve sahilden esen rüzgârla unutulmaz bir performans oldu benim ve eminim grubu izleyen birçok kişi için. 7'den 70'e Türk Rock'ının içinde olan hemen herkesin sevdiği bu büyük grup, ismine ve namına yakışır bir konserle daha sevenleriyleydi. Bazı fanatik "yabancı müzik severlerin" de Bulutsuzluk Özlemi'nin Kraftwerk'den sonra sahne almasına olan şaşkınlıklarından ve açığa vurmasalar da tepkilerinden konser sonrasında eser yoktu.

Böylece ilk günün (benim için) sıkıcı line-up'ının ardından festivalin ikinci günü oldukça müzik dolu geçti ve izlediğim her grup sahnede olmalarının hakkını sonuna kadar vermişti.

ÜÇÜNCÜ GÜN:

Bir önceki gece sabaha karşı 4'e doğru ancak uykuya merhaba demiş olan bedenim, henüz daha görecek çok rüya varken o güzelim uykuya erkenden elveda demeyi başarmıştı. Normalde iki kişilik olan çadırda üç kişi artı eşyalar ile yatmaya çalışan insanlar olarak uyumaya ne kadar elverişli olduğumuz da tartışılır tabii (: En nihayetinde güneşin o kızgın ışınları da çadırımızı görür görmez bizde uykudan eser bırakmayınca mecburen bir festival için sabahın körü sayılabilecek bir saat olan 9'da kahvaltı için Kilyos yollarına düşmüştük. Yol boyunca tüm ekibe güneşten kavrulan sırt acıları ve sabah mağrurluğu eşlik ediyordu.

Kahvaltı olayını erkenden halledip, plaj-kum-güneş-deniz kombinasyonundaki yerimizi almamız da erken oldu. Zaten bu; o gün için iyi bir şeydi zira sahne alacak olan gruplardan benim mutlaka izlemek istediğim bazıları erken saatte sahne alacaklardı. İşte bu gruplardan en önemlisi Definitive saat 13.30'da, ana sahne için günün açılışını yapmak üzere hazırdı.


DEFINITIVE: Kuruldukları günden beri hemen hemen her konserlerine gittiğim ve yerli Heavy Metal grupları arasında benim gibi koyu fanları için çok özel bir yere sahip olan grubu, ilk defa böylesine büyük bir sahnede izleyecek olmanın verdiği heyecan hakimdi hem bana hem sahnedeki grup elemanlarına.

Umduğumdan daha az kişi vardı sahne önünde fakat grubun vokalisti Fırat'ın o derin ve etkileyici sesi alana yayıldıkça, Definitive'i izleyen insanların sayısı da arttı. Grupta yine (her zaman olduğu gibi) başrolde tek isim vardı: Fırat Öz. Sahnedeki rahat ve kendinden emin tavırlarıyla, çalış stili ve gitar hâkimiyetiyle grubu ilk defa izleyen çoğunluğu etkilemişe benziyordu. Bunu nerden mi anladım? Son şarkı "Mystery Of Pain"in ardından yükselen yoğun alkış seslerinden ve insanların sahneye olan bakışlarından tabii ki. Grup "House Of Lies", "Then" "Deceiving Ourselves" ve Türkçe şarkıları "Esir"i çalarak sahneden indiğinde ise "bizden" birinin de başarıyla bu festivalde yer almış olmasının mutluluğu vardı içimde.


Definitive'in ardından izlemek istediğim ilk grup Ankara Metali'nin ünlü gruplarından Karakedi'ydi. Ancak alternatif sahnede yer alacak grubun çıkmasına henüz 1 saat vardı ve bize de yeniden sahil ve deniz yolları görünmüştü. Tabii sabah kahvaltıdan sonra alana gelirken yoldan aldığımız şişme deniz yatağı da suda geçirdiğimiz vakti epey uzatmıştı. Gerçi bol dalgalı Kilyos denizinde geçirilen tüm bu vakitler, bilinçsiz yanma olarak bedenlerimize geri dönmüş ve olayın artık soyulma kısmı tüm şiddeti ve acısıyla vücudumuzda vuku bulmaya başlamıştı.


KARAKEDİ: Saat 2 buçuk gibi sahne almış olan grubun ilk üç şarkısını kaçırmış olsam da performansları bitmeden yetiştiğime sevinmiştim. Grup alternatif sahnede bayağı kalabalık ve coşkulu bir kitleye çalıyordu. Bayan vokalist Asena seyirciyi avucunun içine alırken, özellikle ön taraflardakiler eğlencenin ve coşkunun son sınırlarındaydı. Asena'nın bitmek bilmeyen enerjisi kendisini sahnedeki en hareketli eleman konumuna sokuyordu fakat gruptaki tek hareketli eleman o değildi. Bass gitarist Bora ve gitarist Görkem de oldukça dinamiktiler doğrusu. Playlistlerinde ağırlıklı olarak cover şarkılara yer veren grup, alternatif sahnede performans sergileyen en coşkulu ve en kıpır kıpır gruptu. Son şarkı olan kendi besteleri "Eşekoğlueşek" bittiğinde ise seyircilerden yükselen "Bi daha, bi daha" sesleri sonuçsuz kalsa da grubun izleyenleri ne kadar eğlendirdiğinin ve memnun ettiğinin en açık kanıtlarından biriydi bu tezahüratlar.

DEJA-VU: Alternatif sahne ile ana sahne arasındaki mekik dokuyuşumuz Karakedi'nin ardından ana sahnede bir başka Ankaralı grup Deja-Vu'nun sahne alacak olmasıyla devam ediyordu. Alternatif sahnenin gölge ortamından, ana sahnenin güneşten kavrulan ve gölge alanı bulunmayan ortamına geçmek sırt yanıklarım açısından hiç iç açıcı olmasa da grubun enerjik performansı ile tüm bunları unutmam pek zaman almadı.

Nu-metal sounduna yerel müzikal öğelerimizden bağlamayı da eklemiş ve oldukça da özgün ve enteresan bir sonuç almış olan Deja-vu, Dream Tv-Yüxexes'te uzun süre boyunca yayınlanan "Kendin Coş" adlı self-video'larıyla tanınmış ve 2004 Roxy Müzik günlerinde de birincilik kazanmıştı. Kendilerini 40 dakika boyunca izleyen herkeste şu düşüncelerin oluştuğuna eminim : Bu grup keşke güneş battıktan sonra akşam saatlerinde sahne alsaydı da müziklerindeki o coşkulu ritimlere biz de ayak uydurabilseydik.


Deja-Vu'nun ardından sahne alan Çilekeş'i izlemek yerine bir öğlen yemeği sonrası yeniden sahile dönüp, sonra da Zardanadam için alternatif sahneye gitmeye karar vermiştim. Tabii bu sırada akşamki Megadeth konseri için festivale tek günlük gelen kitle de yavaş yavaş çoğalmaya başlamıştı. Bunu da ortalıkta Megadeth t-shirt'ü ile dolaşanların sayısının artmış olmaya başlamasından anlıyordum.


ZARDANADAM: Geçen sene ana sahnede ve güneşin tam tepede olduğu bir saatte çalmış olan gruba ilgi pek yoktu. Bu sene ise hem ilk albümlerinin çıkmış olması sebebiyle, hem de alternatif sahnenin o nezih gölgeliğinde çalacak olmaları nedeniyle Zardanadam için birçok kişi sahne önündeki yerini almıştı. Bu manzarayı görünce sevinmemek elde değildi çünkü grubu kuruluş tarihinden beri yakından takip eden biri olarak Zardanadam'ın Türk Rock piyasası içinde daha yüksek yerleri hak ettiğine inanıyorum.

Grup sahneye çıkıp da şarkılarını birbiri ardına seslendirmeye başladığında ise etrafta seslerini duyan pek çok kişi onları izlemek için alternatif sahneye doğru geliyordu.

Grubun ilk resmi albümü "Dibini Gör"den önceki demo kayıtları "Korsan"dan da birçok şarkı çalmaları beni özellikle sevindirmişti. Çünkü grubu tanıyıp sevdiğimiz albüm oydu. "Küçük Şirin Bir Cuma Akşamı" ve "Sarışınlar Boktur" gibi "Korsan" albümlerinin klasikleşen şarkılarını çaldıklarında seyircilerin de eşlik etmesi ise grubun bu demo albümlerini yeraltında tamamen kendi olanaklarıyla bedava dağıtmasının sonucunda onları birçok insanın tanıdığını da birkez daha ortaya çıkarıyordu. "Dibini Gör" albümlerinin ilk hit şarkısı "Güce Tapanlar"ın ise tüm seyirciyle birlikte söylenmesi, grubun artık popüler Rock camiasında yer etmeye başladığının göstergesiydi.


Zardanadam'ın ardından artık benim için ve o sırada alandaki kalabalığın %70'i için o gün izlenecek tek grup kalmıştı: Megadeth! Tabii biz bu dev gruptan önce sahne alacak olan Kurban'ın da ayrı hastası olduğumuz için akşama olan hazırlıkları erken bitirip grubu izlemek için ana sahne önündeki yerimizi almalıydık.

KURBAN: Saatler tam 20.00'ı gösterdiğinde Kurban sahne almıştı. Bir önceki albümleri "Sert”in de açılış parçası olan Barış Manço cover'ı "Sarı Çizmeli Mehmet Ağa” ile girdikleri konserde oldukça tempolu bir performans sergilediler. Türk Rock'ının popüler grupları arasında en sert müzik yapan grup olan Kurban, son albümleri "İnsanlar” da dahil olmak üzere her albümlerinden parçalara yer verdi playlistinde. Özellikle "Yalan Dostum”, "Yine”, "İnsanlar”, "Sorma”, "Gelme”, "Lambaya Püf De(Barış Manço)” ve "Namus Belası(Cem Karaca)” çaldıkları tüm şarkılar arasında en çok eşlik edilenler ve eğlendirenlerdi. Yaklaşık bir saat boyunca sahnede kalan ve özellikle de bass gitarist Kerem ve vokalist Deniz'in hareketli performansları ile dikkat çeken konserleri sonunda Megadeth'den "Symphony Of Destruction”ın başını çalmaları da bu dev gruba olan saygı duruşlarından biriydi. Diğeri ise grup sahneye çıkar çıkmaz vokalist Deniz'in "Bugün ikinci defa gerçek bir grubun önünde çalıyoruz” anonsuydu.

Ve artık festivalde bulunmamızın tartışmasız en büyük sebebi vardı sırada. Heavy Metal tarihinin Thrash Metal denince akla gelen ilk gruplarından olan ve her şeye rağmen bu özelliğini 20 yıldır hâlâ koruyan grup, ikinci defa İstanbul'da sahne alacak ve yine binlerce fanına unutulmaz anlar yaşatacaktı. Üzerinde Megadeth t-shirt'ü olan 5bini aşkın kişi ana sahne önünde, festivalin iki yıldır gördüğü en kalabalık ortamı yaratmıştı. Saat 21.30'da sahne alması gereken grubun hem alana geç gelmesi hem de sahne ekipmanlarının geç kurulması sebebiyle konsere başlamaları yaklaşık yarım saat gecikmişti.

MEGADETH: Son albümleri "The System Has Failed”ın açılış parçası "Blackmail The Universe” ile performansına başlayan grubu izlerken 2001 yılındaki ilk İstanbul konseri'nin önemi, heyecanı, ayrıcalığı ve güzelliği daha net bir şekilde ortaya çıkıyordu. Zira bu sefer sahnede izlediğimiz grubun adı belki Megadeth'di ama bizler için grup "Dave Mustaine ve arkadaşları”ydı artık. Al Pitrelli'siz, Jimmy DeGrasso'suz ve her şeyden önemlisi David Ellefson'suz bu kadro, açıkçası daha ilk şarkıdan itibaren ortaya emanet bir görüntü çıkarmıştı. Fakat ne olursa olsun sahnede Dave Mustaine var diyerek heyecanımızı ve konsantremizi kaybetmemeye çalıştık. Sırasıyla "Set The World A Fire”, "Skin O'My Teeth”, "Wake Up Dead” peşi sıra çalındı fakat ses sistemindeki vokal-gitar uyumsuzluğu sorunu bu şarkılar bittiğinde ancak düzeltilebildi. İlk dört şarkı boyunca seyirciyle hiç konuşmayan frontman Dave Mustaine, 5. şarkı "In My Darkest Hour” öncesi klasikleşmiş "Burada olmaktan dolayı çok mutluyuz. Sizlere çalmak bizim için büyük bir onur” gibisinden basmakalıp ve klişe laflar etti. Grubu ilk defa izleyenlerin çoğunlukta olduğunu ise bu anonsların sonrasında alandan yükselen alkış ve çığlık seslerinden anlamak mümkündü. Tam bu sırada Megadeth İstanbul Street Team'in yaptırdığı dev pankart açıldı: "in our means there's MEtal, in our gambits there's is GAin, in our decoys there's DEath, in our thougths there's THee, WE LOVE YOU MEGADETH!” Grubun efsanevi şarkısı "This Was My Life”ın sözlerindeki kelime oyununa göndermede bulunan bu pankart Mustaine'in oldukça hoşuna gitmişti ki pankartı açanlara seslenip, onu sahneye göndermelerini istedi ve pankartı sahnede açıp tüm seyircilere gösterdi. Yoğun alkış sesleri arasında tabii

Ardından yine sırasıyla 'In My Darkest Hour” ve "She Wolf” geldi. "She Wolf”a kadar elimde pankartım ile konseri arkalarda takip ederken, en sevdiğim Megadeth parçalarından biri olan bu şarkıda en önlere attım kendimi bir anda. Öndeki coşkuyu görünce ise niye daha önce önlere geçmedim diye pişman da olmadım değil. Çünkü ilk 15-20 sıra şarkıların hiçbirinde durmak bilmiyordu ve yaşanan heyecan süperdi. Ardından "A Tout Le Monde” geldi ve ortamda tıpkı ilk konserde olduğu gibi tüyler ürpertici bir hava oluştu. Kim ne derse desin bu şarkı inanılmaz etkileyici bir şarkı. Özellikle de canlı canlı dinlerken Fransızca olan nakarat kısmında Dave'in vokalleri seyirciye bırakması tıpkı ilk konserde olduğu gibi pek tatmin edici sonuç vermese de bir sonraki şarkı "Die Dead Enough”da seyirci inanılmazdı. Son albümün bu en güzel parçası konserde eğlenmeye başladığım ilk şarkıydı aynı zamanda. Sonrasında gelen "Trust” ise girişinden sonuna kadar büyük bir coşkuyla söylendi. Mustaine ise bu şarkıda oldukça sinirli ve hareketliydi. Zaten ondan beklenen de buydu. Yani esip gürlemesi, sahnede oradan oraya koşuşturması... Fakat ne yazık ki birkaç parça dışında bu manzaralara tanık olamadık.

"Kick The Chair", "Hangar 18" ve "The Scorpion" üçlüsü konserin peş peşe yaşanan en hareketli anlarını da oluşturuyordu. Sonrasında gelen "Tornado Of Souls" ise bir sürprizdi. Zira grup turne boyunca bu şarkıya pek dokunmamıştı. Bu 4 şarkının da bitişinde, "Angry Forever" yazılı pankartımı açtık ama ilk başlarda açılan pankart kadar sükse yapamadık (: Baktık ısrarla "Angry Again" çalınmıyor biz de konser bitene kadar her şarkı arasında açtık bu pankartı. (Tabii o sırada arkadan sahneyi görmesini engellediğimiz tüm herkesten özür diliyorum.
Sırada son üç şarkı vardı. "Symphony Of Destruction" ilk şoku yaşatmış, ardından gelen "Peace Sells" ise Rockİstanbul 2005'in en hareketli, en coşkulu, en gürültülü ve bizce en eğlenceli, en unutulmaz ve en eşsiz dakikalarını yaşatmıştı. Son şarkı "Holy Wars" çalınırken ise kelimenin tam anlamıyla herkes kopmuş durumdaydı. Şarkının ardından Mustaine'in yıllardır her konser sonrası sarf ettiği "You've been great, we've been Megadeth!" cümlesinin ardından "The World Needs A Hero" albümünden "Silent Scorn" fondan çalmaya başladı ve grup uzunca bir süre seyirciyi alkışlayarak selamladı. Tabii tüm seyirciler de grubu Çok duygusal bir andı kesinlikle. Mustaine seyirciye uzun uzun bakıp alkışlarken öyle bakışlar attı ki, inanın duygulanmamak elde değildi. Hani bu karşılıklı alkışlama olayı biraz daha sürse gözlerimden akmaya hazır olan yaşları daha fazla tutamayacaktım. Hemen hemen herkeste konserin bitmiş olmasının verdiği hüzün vardı yorgunlukla karışık. Evet, sonuçta bir Metal devi Megadeth'i izlemiştik fakat bu kadro ile bu konsere ne kadar Megadeth konseri denebilirdi emin değilim. Tüm konser boyunca gözlerimiz Nick Menza olmasa bile Jimmy DeGrasso'yu, Marty Friedman olmasa bile Al Pitrelli'yi ve tabii ki David Ellefson'u aradı durdu. E bulamayınca da gözler sadece tek bir isimde odaklanmıştı: Dave Mustaine. O da o kadar bitse de gitsek havasındaydı ki, heyecanımızı kaybetmemek için şarkıların ritmine kaptırdık kendimizi mecburen.

Kendisinden 20 yılda sadece 1 kez çalmış olduğu bir yerde daha samimi olmasını, seyirciyle konser boyunca daha çok diyaloga girmesini ve her şeyden öte biraz ruhlu, biraz istekli ve coşkulu çalmasını beklerdik ama tüm turne boyunca sergilediği standart sahne tavırlarıyla yetinmek durumunda kaldık. Olsun sonuçta "Dave Mustaine Band” havasında da olsa Megadeth görmüş/izlemiş olmak ve o efsanevi şarkıları/marşları canlı canlı dinlemek de çok güzeldi dersek kendimizi mi avutmuş olacağız bilmiyorum.


Megadeth'in sahneden ayrılmasıyla festivale tek günlük Megadeth için gelenler de dahil olmak üzere kamp yapan birçok kişi de servislere binip evlerine geri dönerken bizler sıradaki grup Garbage için bekliyorduk.

GARBAGE: Saat 23.30 sularında günün kapanış grubu Garbage sahnedeydi. Megadeth konserinin yarısı kadar bir kitle önüne çıkan grupta başlarda biraz şaşkınlık yaşansa da şarkılar ilerledikçe ortama ve sahneye ayak uydurdular. Tabii tüm gözler bu sefer de Rock Dünyası'nın en güzel vokalistlerinden biri olan Shirley Manson'ın üzerindeydi. Grup bütün olarak çok sağlam bir performans sergilerken özellikle Shirley Manson tüm şarkıları aynı enerjiyle ve hareketlilikte söylemesi ile dikkat çekti.

Şarkıların birçoğunun seyirciler tarafından da eşlik görmesi gruba sahnede yalnız olmadıkları hissi aşılamış olacak ki, Shirley giderek daha da büyüleyici tavırlara büründü. Zaten sahne kostümüyle, şarkı aralarında yaptığı anonslardaki sesiyle ve kahkahalarıyla aklımızı başımızdan almaya niyetli olduğunu düşündüğümüz bayan vokalist, playlist ilerledikçe iyice coştu ve böylece konser tahmin edilen de fazla eğlenceli geçti. Gitaristler Duke ve Steve'in performansları ise grubun festivalin adına yakışır bir şekilde sahne şovu sunmasını sağlıyordu.

Saat 01.00 gibi grup sahneden indiğinde ise tüm herkeste festivalin en iyi gününü yaşamış olmanın mutluluğu vardı. Tabii gece uzundu ve herkes kadehleriyle (burada plastik bardaktı tabii) sahildeki muhabbet çemberlerini oluşturmaya başlamıştı. Bizim için ise festival'in %70'i bitmişti. Son gün izlemek istediğim 5 isim vardı sadece ve bu grupları izlemenin dışında tüm günü kumsalda ve denizde geçirmeye niyetliydim.

DÖRDÜNCÜ GÜN:

Son gün uyandığımızda yine bir Kilyos kahvaltısı sonrası Solar Beach'in kızgın kumları ve masmavi denizinde bulduk kendimizi. Bugün izlemek istediğim gruplar ise sırasıyla; Northern Ligths, Andromeda, Kesmeşeker, The Kills, Demirhan Baylan ve JJ72 idi.


NORTHERN LIGHTS: Saat 15.40'a kadar sahilde takıldıktan sonra alternatif sahnede çıkacak olan Northern Ligths'ı izlemeye gittim. Fakat zaman kavramını festival boyunca pek çok kez unuttuğum ve karıştırdığım gibi yine aynı duruma düşmüştüm. Alternatif sahneye vardığımda N.L. performansının sonlarındaydı. Son üç şarkısını izleyebildiğim grup bence vasattı. Onları çok daha küçük sahnelerde oldukça coşkulu şovlar sunarlarken birçok kez izlemiş biri olarak, Rockİstanbul'da verdikleri bu konseri pek beğenmedim açıkçası. Grupta sanki çalsak da insek havası hakimdi. Zaten pek kalabalık da toplayamamış olduklarından, kendi kendilerine gaza gelmelerini de bekleyemezdik. Sonuç olarak grubu ilk defa izleyen 15-18 yaş grubu özellikle gitaristler Serhat ve Alen'in gitar kullanışlarına şaşırıp kalsalar da, bizler gibi bu grubu 5 yıldır takip edenler için sıradan bir performanstı açıkçası.


ANDROMEDA: Daha önce Mart/Nisan ayında düzenlenen Progİstanbul Festivali dahilinde bir konser verecek olan fakat grubun da isteği üzerine bu festivale alınan performansları, ana sahnede 4 gün boyunca izlediğim en gerçek ve en sağlam Metal performansıydı diyebilirim. Dave Mustaine ve arkadaşlarının bana beklediğim şeyi verememeleri üzerine Andromeda'nın o sahneye sığmayan şovları, progresif müziğe her zaman mesafeli olan benim gibileri bile o sıcakta gaza getirmişti doğrusu. Özellikle gitaristleri ve vokalistlerinin True Metal tavırları ve dinamizmleri görülmeye değerdi. Geçen seneki Evergrey sürprizinin ardından bu senenin de bence en büyük sürprizi (sahne performansı olarak) Andromeda'ydı. Klavye melodilerinin de Progresif Metal'de nasıl ön planda ve başarılı bir şekilde kullanılabileceğine de çok güzel bir örnek teşkil eden grubun bu şovu, 1 saate yakın bir süre boyunca kalabalığı sahne önünde tutmaya yetti.


KESMEŞEKER: Bass gitarda Mehmet Şenol Şişli (ex-Kargo), gitarda Kaan Altan (ex-Mavi Sakal) ve gitar/vokallerde Cenk Taner'den oluşan grup Türk Rock'ında Kadıköy sound olarak bilinen türün de yaratıcılarından. "Aşk Ve Para", "Gerçekten Özleyince", "Değiştim Ben Sevgilim" gibi şarkılarında seyirciyle aralarında oluşan o elektrik çok etkileyiciydi. Cenk Taner'in o buğulu sesini en yakından dinlemek ise bambaşka Sahnede 15 yıllık kariyerlerinin vermiş olduğu olgunluk ve rahatlıkla, özellikle de MŞŞ'nin cool tavırlarıyla dikkat çeken Kesmeşeker'in hayranlarının gönlünde ayrı bir yere sahip olduğunu da bu konserde bir kez daha anladım. Seyirciden gelen yoğun istek üzerine Cenk Taner'in "İşte Güneş"i tek başına söylemesi ve bir şarkıda Kaan solo atarken MŞŞ'nin cep telefonuyla konuşması performanslarının en akılda kalıcı anlarıydı hiç kuşkusuz.


THE KILLS: V.V. ve Hotel adlarında iki uçuk müzisyenden oluşan Britanyalı grup, bir rythmbox ve bir elektro gitarla nasıl Rock'N'Roll yapılır sorusunda verilebilecek en enerjik, en dolaysız, en saf ve en çiğ örneklerden biri hiç kuşkusuz. Bayan vokalist V.V.'nin anlatılmaz yaşanır bir havası var. İkili sahnede birbirleriyle o kadar uyum içindeler ki, bir ara sanırım şarkılar playback çalınıyor dediğimi hatırlıyorum.  Sadece iki kişiyle kocaman bir sahne nasıl doldurulur? The Kills'in ana sahnedeki bu performansını izleyene kadar ben de nasıl olacağını bilmiyordum fakat grup adeta iki kişilik ordu görünümündeydi. Hotel gitarıyla öyle hareketler yapıyor, öyle ilginç bir çalış tarzına sahip ki adeta gözünüzü üstünden ayırmamanız için size baskı yapıyor. V.V. mikrofon başında ve boynuna gitarını astığı şarkılarda öyle sempatik, öyle heyecan, öyle Rock'N'Roll ve ruh dolu ki Şarkılarının hiçbirini bilmeyen bir çoğunluğun oluşturduğu kitleye çalmasına rağmen izleyen herkeste olumlu birer kanı oluşturmayı da başarmış olan grup, bence festivalin en iyilerindendi.


DEMİRHAN BAYLAN: Sıra yine alternatif sahnedeki bir başka dev isimdeydi. Demirhan Baylan; bu ülkenin yetiştirdiği en önemli ve kaliteli müzik adamlarının başında geliyor bana göre. Kendisi her enstrümanı çalabilen oldukça yetenekli bir müzik eğitmeni de ayrıca.

İlk defa izleyecektim onu sahnede. Bass gitarıyla sahneye çıktığında çok eşsiz müzikal dakikalar yaşayacağımın da farkındaydım. "Anlamlı Hatalar" albümüyle bende çok özel bir yeri olan sanatçıya bir davulcu ve bir gitarist eşlik ediyordu sahnede.

Demirhan Baylan'ın o karizmatik duruşu ve şarkıları söylerken parmaklarıyla bass gitarının üzerinde yaptığı akıl almaz yürüyüşleri görmek için bile izlenebilirdi bu performans. Fakat maalesef hem son gün pek kimsenin alanda kalmamış olması, hem de kalanların çoğunun da sahilde vakit geçirmeyi tercih etmesi sebebiyle bu gün sahne alan birçok isim gibi D.Baylan da az bir kitleye çaldı.


Demirhan Baylan'ın 40 dakikalık bass gitar nasıl çalınır konulu dersinin ardından sırada JJ72 vardı ve bize yine ana sahne yolları görünmüştü.


JJ72: Brit Rock'ın 2000'lerdeki yeni temsilcilerinden JJ72, 2002'deki "I To Sky" albümünden sonra sessizliğe bürünmüştü. 2005 yılında çıkacağı düşünülen yeni albümleri de rafa kalkınca grup kendini yeniden yollara vurdu. Vokalist Mark Greaney'in 24. doğum gününe denk gelen bu Rockİstanbul performansları boyunca grup Alternatif Rock'ın da en eğlenceli müzik türlerinden biri olabileceğini kanıtlar nitelikteydi. Kimlere mi? Festivalin son gününde alanda kalmayı tercih etmiş olup da grubun bu Rock dolu performansını takip etmeyi seçmiş olanlara tabii kiBuram buram Rock'N'Roll kokan grupta sahne performansıyla ön plana çıkan isim ise bayan basçı Sarah Fox'tu. Çaldıkları süre boyunca sempatik hareketleriyle ilgi toplayan Fox, kendisini izleyen seyircilerin fotoğrafını çekmeyi de ihmal etmedi.

Vokalist Mark'ın "Rockİstanbul Rock!" haykırışlarıyla iyice coşan az ama öz kitle, grubun performansının sonlarına doğru yeni yeni ısınmıştı maalesef. "Snow", "Formulae", "October Swimmer" ve "Oxygen" gibi şarkılarının yanı sıra yeni single'ları "She's Gone"ın da aralarında bulunduğu dört yeni şarkı da çalan grup, sahneden indiğinde oldukça mutlu görünüyordu.


Sırada günün ve festivalin son grubu Mor Ve Ötesi vardı. Fakat ben onları izlemek yerine evime gidip, o sıcak yatağıma kavuşma hayali içerisinde olduğum için çantalarımı ve çadırı toplamak üzere kamp alanına doğru çoktan yol almıştım. Servise binip de Taksim'e doğru ilerlemeye başladığımız da ise, geçen senekinden çok çok daha güzel bir festivali, 4 gün boyunca dolu dolu yaşamış olmanın verdiği mutluluğu ve yorgunluğu taşıyordum üzerimde.

FESTİVALDEN NOTLAR:
1.Her şeyden önce organizasyon kusursuza yakın işledi. Tuvaletlerin ve duşların temizliğinden, kapı girişlerindeki kontrollere kadar birçok önemli ayrıntı bir festival için dört dörtlüktü. Ulaşımı sağlayan servislerde bazı problemler yaşanmışsa da bunlar festival organizasyonuna gölge düşürecek cinsten değildi. Hemen hemen tüm gruplar programda yer alan saatinde sahneye çıktı.


2.Festivalde bu sene göze çarpan en büyük yenilik ise ana sahnenin yanına asılmış olan dev ekrandı. Akşam/gece performanslarının hemen hepsinde açılan bu dev ekran, olaya tam bir Avrupa festivali havası katıyordu. Özellikle Duman, Kraftwerk, Bulutsuzluk Özlemi, Kurban, Megadeth ve Garbage'da jimmyjip'ler sayesinde konserleri bu ekrandan izlemek çoğu zaman daha keyifliydi. Özellikle arkalarda olanların çoğu uzakta oldukları sahneye bakmaya kasacaklarına bu dev ekrandan gösterilen ve üstelik birçok farklı açıdan çekilen görüntülerle konserleri takip ediyor ve coşuyordu.


3.Festival alanında kurulmuş olan daha çok yeme-içme ağırlıklı standların fazlalığı da dikkat çekti. Geçen seneki gibi pahalı fiyatlar ve az çeşitten dolayı insanların sürekli Kilyos'a gitmesi bir bakıma engellenmişti. Yemek standlarının yanı sıra özellikle kocaman internet çadırı da sürekli kalabalıktı. Son gün artık bilgisayarların dayanamaması ve sistemlerin çökmesi üzerine (belki Megadeth'den dolayıdır :p ) insanlar gölge alan olduğu için yine pek boş bırakmadı bu internet alanını. Çadır satışı yapan bir standın olması bir başka avantajken, Atlantis Müzik'in standı sattığı orijinal grup t-shirtleri ve resmi festival t-shirtleri ile oldukça rağbet gören bir başka yerdi.


4.Bir önceki yıl olan amatör sahne bu sene yoktu. Açıkçası eksikliği de pek hissedilmedi çünkü iki sahnede de sabah 11'den gece 01'e kadar dönüşümlü olarak ve çakışmasız sürekli canlı performans vardı.


5.4 gün boyunca Rock Fm kabini özellikle sahildeki insanları coşturdu. Dj'ler seçtikleri birbirinden güzel parçalarla insanları hem sahilde güneşlenirlerken hem de denizde oldukları sırada bir an olsun müziksiz bırakmadılar. Playlistin ağırlıklı olarak 80'ler Heavy Metal'i ve Hard Rock'ın da oluşması da ayrı bir güzellikti bizim için.


6.Bir kez daha anlaşıldı ki; festival en çok stratejik konumundan kazandı. Yani bu festival Solar Beach'de ya da herhangi bir deniz kenarında yapılmasaydı katılım %50'ye yakın bir oranda daha az olacaktı. Çünkü gün boyunca festival alanının en kalabalık olduğu yerler sahne önleri değil sahil kısmıydı. Birçok insan sadece deniz ve birkaç günlük kamp için geldiğini bile söylüyordu. Akşam 6'dan sonra denize girmek yasaklanmasa ya da hava hiç kararmasa headliner gruplar sahnede olduğunda bile sahilde birçok insan olacaktı neredeyse. Katılımın geçen seneden hemen hemen iki kat fazla olması ise yine aynı mekânın seçilmesinden mi yoksa bu seneki line-up'dan mı kaynaklandı anlamak zor.


Bir Rockİstanbul Festivali daha müzik ve eğlence dolu geçti. Katılımcıların çoğu alandan oldukça memnun ayrıldılar. İlk senesine göre çıtayı bir hayli yükseltmiş olan Rockİstanbul organizasyon ekibinden ise bir sonraki sene tıpkı bu festivaldeki gibi iyi bir kadro ve böylesine başarılı bir organizasyon bekliyoruz.


Fotoğraflar: Kadir Aşnaz




Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: