MÜZİK ODASI

2000li Yıllarda Hard 'n Heavy ve Motörhead

Bekâm Örün - 14 Ocak 2011

2000li yıllar, "hard'n heavy grupları" olarak genelleyebileceğimiz klasik heavy metalden hard rocka ve hatta power metale uzanan; bazıları 80ler'de ve bazıları da sonradan kurulup 90lar'da altın çağını yaşamış grupların, deyim yerindeyse, vaziyeti idare ettiği yıllar oldu.

Bu grupların bir kısmı eski elemanlarıyla yeniden birleşti, sevenlerine turnelerde sadece "geçmiş" sattı, ya yeni albüm yapmadı ya da pek vasat birkaç albümle koca on yılı geçiştirdi.

Bir kısmı eski müzikalitesini mumla aratır düzeyde albümler yaptı, turnelerde yine geçmiş sattı.

Birkaçı "dağılacağız" dedi, "son turnemiz" dedi; son turnelerin sonu gelmedi.

Bir kısmı iyi albümler yapmasına karşın bunu geçmiş yirmi yılın hatırına onu takip eden hayranlarına yönelik yaptı; yaptığı iyi müziği yeni kitlelere taşıyamayarak, büyüklüğünü koruyamadı. Bunlar artık "nostaljik" orta ölçekli gruplar olarak ve çok büyük oranda sadece kırk - kırk beş yaş üzerindeki eski hayranlarına yönelik yollarına devam ediyor.

Bir kısmı ise artık gerçek anlamda "kaybeden"leri oynuyor.

Pek çok örnek verilebilir.

Judas Priest; onyılı Ripperlı vasat bir albümle açtı. Satmayan albümler ve festival sıralamalarında aşağı doğru inmeye başlayan Priest ismi, sansasyonel yeniden birleşmeyi dayattı; birleştiler. Birleşmeden sonra gelen iki vasat albüm kendilerini tatmin etti mi bilemeyiz; ancak sevenlerini tatmin etmediği bir gerçek. Hayranlarına yeniden - birleşme turneleri ve bol geçmiş satan grupların başını çeken gruplardan oldu Priest son on yılda.

'98 tarihli harika Unleash the Beast çıkışından sonra 2000ler'de dört albüm yaptı Saxon; üstelik müzikalite anlamında ortalamanın üzerinde sayılabilecek albümler. Ancak sosyalizmin çözülmesinden on beş yıl sonra bile hâlâ şarkılarında Sovyetler Birliği'ne küfretmenin verdiği histerik ruh haliyle alakalı olsa gerek, Unleash the Beast itkisini yeni nesil dinleyicilerle iletişim kurmak için kullanamadı. Saxon, görkemli eski günlerini aratan ve kabuğuna çekilmiş bir grup izlenimi veriyor artık.

Power metal cephesinde, sonuncusu birkaç ay önce olmak üzere, taş gibi albümler yapmasına karşın; Helloween'in altın çağını yaşadığını söyleyemiyoruz maalesef. 90lı yılların ikinci yarısını sallayan Stratovarius'un hali içler acısı; Blind Guardian arapsaçı albümler yapmayı kendine görev edinmiş, git gide daralan bir kitleye anlatabiliyor derdini. Hammerfall ise 90lı yıllarda yaptığı iki güzel albümün çok kötü kopyalarını yapmaktan bıkmayacak gibi.

Guns 'n Roses hayranlarına on yıl boyunca Chinese Democracy hayali sattı; Twisted Sister şaşalı ve bol şovlu konserlerde Stay Hungry'yi ısıtıp ısıtıp çalıyor; yeni tek bir nota basmadan. En büyük trajediler arasında altın madalya -ya da çürük yumurta- alması gereken Malmsteen, yeni albümünde Ripper'ın prova kayıtlarını kesip biçip vokal kayıtları haline getirmiş, Ripper'ın yeni albümde vokalist olduğundan haberi bile yok. Tam bir dibe vuruş!

Ozzy Osbourne, Kiss, Scorpions, UDO; doksanların ortalarına bomba gibi düşmüş sönük yıldızlar Iced Earth, Stratovarius, Hammerfall, Blind Guardian…

Place Vendome gibi bir proje grubunun, son dönemde yıldızı iyice parlayan Edguy'ın, İskandinavya'dan son iki üç yılda çıkan güzel hard rock gruplarının ya da belli başlı AOR gruplarının enfes albümleri ise, 2000li yıllara hard 'n heavy damgasının güçlü bir biçimde vurulmasına pek tabii yetmedi, cılız kaldı.

Örnekler rahatlıkla artırılabilir; ancak artırılsa da, vaziyeti idare etmeyip, 2000li yıllarda ivmesini her anlamda yukarı doğru çevirmiş belli başlı birkaç grup olduğu gerçeğini değiştirmez.

Bu gruplardan biri, kuşkusuz Iron Maiden. Gerek 80li yıllarda yaptığı albümlere kıyasla 90lar'ın başlarında yaptıkları iki albümle kendi vasatlarını aşamamak; gerek sonrasında gelen ve tüm müzik dünyasına bomba gibi düşen Smith ve ardından Dickinson & Maiden ayrılığı; gerekse de post - Dickinson döneminde yapılan ve müzikalitesi nasıl olursa olsun, post - Dickinson dönemi olması dolayısıyla yazgısında daha en baştan çirkin ördek yavruluğu olan iki albüm.

Maiden'ın sıkıntılı 90lar özeti bu aslında.

90lar'ın sonunda gelen yeniden - birleşme gazının kredisi, Maiden'ı Brave New World'ün ötesine taşımazdı; birleşmeden sonraki ilk albümü vasat olan Priest'i, ikinci albüm Nostradamus'un taşımadığı gibi. Vasatlığı mazur görülebilir Brave New World'ten sonra Maiden gerçek albümler yapamasaydı, bugün hâlâ festivallerin aranan "nostaljik" grubu olmaktan öteye geçemezdi. Ancak Maiden'ın, belki de 80lerin bile başarısının ötesine geçerek bir biri ardına yaptığı üç çok yüksek müzikaliteye sahip albümü; kendi sınırları içerisinde de yenilenerek ve kuşkusuz gelişerek yapmış olması, onları bugün heavy metalin tartışmasız en büyüğü konumuna getirdi.

Maiden'ın nostaljik Golden Years turneleri ise, başarılı albümler ve gerçekten büyük konserlerle yarattığı bu havadan kaynaklandı; grubun buluştuğu 80li yılları ıskalamış geniş genç kuşak dinleyici kitlesinden gelen büyük bir talebin çıktısı olarak şekillendi.

İsmini bu denli büyütebilmiş Maiden'ın yanına konulması gereken bir ikinci isim ise, Motörhead.

2000li Yıllarda Hard 'n Heavy ve Motörhead

Aslında bu yazıyı yazmaya koyulduğumda amacım, Motörhead'in son albümü "The Wörld is Yours" hakkında birkaç söz söylemekten ibaretti. Oysa sadece albüme odaklanarak bir albüm eleştirisi yazmak, konumuz son on yıldaki Motörhead olunca çok verimli bir yöntem değil. Çünkü son dönem Motörhead albümleriyle ilgili yazmaya giriştiğinizde, Motörhead'in son on yılda geldiği noktayı göz ardı ederseniz, "yine taş gibi albüm yapmış adamlar" dışında söyleyecek pek az cümle bulabilirsiniz. Oysa Motörhead'i ve son dönem albümlerini yerli yerine oturtabilmek için Motörhead'in kendisine odaklanmak yerine, hard 'n heavy müziğe genel bir bakış atmak gerekiyor. Motörhead'in yaptığı işin değeri biraz da böyle ortaya çıkıyor; çünkü hard'n heavynin ivmesinin genel olarak aşağı seyrettiği bir dönemde, okun yönünü yukarı çevirmiş bir grup Motörhead.

1998'deki 30 biletlik Motörhead faciası ya da 150 kişilik Saxon faciası Türkiye'ye özgü ve istisnai bir olay değildi aslında o yıllar için. İçinde "dinozor ruhu" taşıyan bir avuç üretim hatası dışında, ilk gençlik çağını yaşayan yeni dinleyiciler bir yandan Stratovarius, Iced Earth, Blind Guardian, Hammerfall gibi gruplara şiddetle ve kitlesel olarak yönelirken, aynı kitle içerisinde ekstrem metal türleri de aynı hızla bolca kabul görüyor; ancak Saxon, Maiden, Motörhead gibi grupların pabuçları damlarda geziyor; sözkonusu grupları dinleyenlere sadece Türkiye'de değil, dünyada da "dinozor" damgası layık görülüyordu.

2000li yıllarda Maiden ile birlikte Motörhead'in hard'n heavy adına kırdığı çember, kısaca budur.

Maiden'ın bu çemberi nasıl kırdığını kısaca belirttik yukarıda.

Motörhead de bir yanıyla Maiden'a benzer bir biçimde kırdı bu çemberi.

Altmış beş yaşında bir lidere sahip olan ve buna rağmen 2000 yılından beri her iki yıla bir albüm sıkıştırarak on yılda altı albümlük inanılmaz ve en kötüsü bile vasatın üzerinde seri yakalayan bir gruptan bahsediyoruz. Dolayısıyla Motörhead'in, birinci nokta olarak çağdaşlarına oranla oldukça üretken olduğu, ikincisi de bu üretkenliğin kalite seviyesinin, çağdaşlarının oldukça üzerinde olduğunun altı kalın bir biçimde çizilmelidir.

Ancak bu başarıda olmazsa olmaz nokta üçüncüdür; Motörhead'in müzikal üretiminin muhatabının, kırk yaş üstü eski sevenlerinin yanında, büyük oranda ilk gençlik çağını yaşayan kitle olmasıdır. Bu noktada hayati önem arz eden şart ise; bunu, müzik tarzını popüleritenin ve trendlerin rüzgârına kaptırmadan, eskiye sadık kalarak ve onun üzerine koyarak gerçekleştirebilme becerisidir; aynı Motörhead'in sıfır tavizle yaptığı gibi.

Motörhead bugün ilginç bir biçimde, müzikal yönelimlerinin arasında her zaman önemli bir açı bulunan Amerika ve Avrupa'nın ikisinde birden tahtını kurmuş durumda. Uğruna filmler çekilen Lemmy ve karizmasının bir ikonaya dönüşmüş olması, bu noktada önemli bir etken kuşkusuz. Ancak albüm satışlarının, internetin hayatımıza bu denli girmesinden sonra hiçbir şeyi ifade etmediği bu dönemde, Motörhead'in Avrupa'da ve Amerika'da festivallerin üst sıralarının değişmezi olması; konserlerin, grubun müzikal geçmişine ne kadar vakıf olduklarından bağımsız olarak Motörhead tişörtlü gençlerle dolu olması, Motörhead'in müzikal olarak da son dönemde önemli bir istikrar ve başarıyı yakalamış olduğunu gösteren önemli veriler olarak karşımıza çıkıyor.

İhtiyar delikanlı Lemmy ve saz arkadaşları, The World is Yours ile, uzayın boşluğuna hâlâ ve inatla rock'n rollun en güzel tınılarını bırakmaya devam ediyor!

 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: