MÜZİK ODASI

07 Ekim 2006 Ve Bir Başka Boyut, My Dying Bride...

Umut Vural - 31 Ekim 2006


7 Ekim 2006 İstanbul

Maslak, Refresh The Venue Konser ve Gösteri Merkezi

MY DYING BRIDE Konseri

Hepinize Merhaba,

Öncelikle bu cümleyi yazarken bile 1 saat tavana baktığımı soylemeliyim, çünkü konu "My Dying Bride" ve onun bana yaşattığı inanılmaz gece Dolayısıyla düşünmem normal heralde. Ama bir yandan Lamb Of God çalarken yazamam bu yazıyı, hemen playlisti gecenin şarkıları ile dolduruyorum.

"İşte şimdi oldu"

Eminim bir çoğunuz, My Dying Bride' ne kadar fazla sevdiğimi biliyorsunuzdur. Ama emin olun ben bile bu kadar çok sevdiğimin farkında değildim. My Dying Bride'ın İstanbul'a geleceğini duyduğum da kulaklarıma inanamadım ve çok fazla heyacanlandım. Duyduğum günden 7 Ekim saat 22:00 sularına kadar süre hic geçmek bitmedi Ama sonunda Aaron'u sahnede gordüm, mikrofona sarılışını, mimiklerini, sahneden seyircilere fırlattığı hasta bakışları gördüm. En önemlisi o sesi duydum. O ses

"Goodbye my lover, no sorrow please no tears..."

Derken de ölüyorum sandım. Bu yaşadığım yaşayacağım en güzel gecelerden biriydi, umduğumdan çok daha fazla muhteşemdi.

Artık konsere, konser ayrıntılarına dönelim isterseniz. Yoksa o geceyi tekrar yaşamaya yazının başında başlarşam, yazı asla bitmez gibi geliyor.

My Dying Bride konseri öncesi, hatta bir kaç gün öncesinden uykusuzluk dönemleri başlamış artık konser gününün saatinin gelmesi için dua etmeye baslamıştım. Aslına bakarsanız çok korkuyordum. Gelecekler, çalıp gidecekler Ve hiç istediğim gibi olmayacak diye. Ama nitekim hiç öyle olmadı. Aksine 3-5 kat daha fazla arttı sevgim. Konserden bir gün öncesi yani 6 Ekim gecesi telefonum hiç susmadı. Arayan herkes "alo olm seninkiler Dorock'ta lan" diyerek içime içime işliyorlardi. Ama ben gidemedim, hayır şartlar el vermediğinden değil Korktuğum için gidemedim, düşerim bayılırım maazallah Ama içim içimi yemedi de değil. Bir şekilde uyuyabildim ve kendimi şartlamis olmamdan olsa gerek ertesi gün saat 16:00'da uyandım.  Ama ne uyanış

İçimin içime sığmadıgı saatler azalıyordu ama heyacanım buna ters orantıda tavanda geziyordu. Zaman kayıpları ile beraber (buraları hatırlamıyorum) Refresh'in önündeydim. Henüz kimsecikler yokken ordaydım, bir kaç dost arkadaş sohbet ederken baktım ki afili bir kuyruk Konsere beraber geldiğim arkadaşım Alper Hankendi beni sakin tutmak için oradan uzaklaştırma girişimleri ile beraber bir pizzacıya soktu. Orda ayak üstü Sadi ile oturup konuştuk. Tanrım saatler geçmek bilmiyordu

Tekrar Refresh önünde biriken kalabalıkla beraberdim. Bir sürü tanıdığım ya da tanımadığım adam "gözün aydın", "oooOooo" gibilerinden sataşıyorlar, gülüyorlardı. Yine saatler geçmez, geçmez İçeri girme zamanı gelip çattı. İçeri girdiğimizde dışarıdaki kuyruk bitmis ama çok fazla bi kalabalık oluşmamıştı içeride. Sonradan aldığım duyumlar, konser gününe kadar satılan bilet sayısının sadece 950 olduğuydu. Bu benim için ve My Dying Bride için kötü bir rakamdı. Neyse ki daha sonra kapıda satılan biletlerle azımsanamayacak bir kalabalığa ulaştı Refresh.

Let It flow sahneye çıktığında biraz kendimi rahatlatma amacı güderek, sahne önüne yaklaşıp dinledim. Ama hiçbir şey beni benden alan heyacanımı yenecek kuvvette değildi. Gidip bir köşeye oturdum ve sessizce o anı bekledim. Ama merdivenlerden cikan Aaron'u gördüğümde kalpten gidiyordum! Alper'e yapışıp "beni tut yoksa gidip üstüne atlayacağım" dediğimi hatırlıyorum. Daha sonra da yanına gitmemek için çok çaba gösterdiğimi...



Ama iyi ki gittim ki bırakın fanı olmayı, bir insanın tanışabileceği en şirin adamlardan biriyle tanıştım. Aaron Stainthorpe...

O endam, o karizma, o ses tonu ve bir o kadar da sevecenlik. Sağ olsun Selin Mutlucan o esnada resim çekip benim konuşamadıklarımı tercüme ile meşguldü. Bütün güzel anlarımda yanımda olmuş sevgili Işıl Oruç da bir köşeden izleyip gülümsüyordu (kendisi My Dying Bride'ın ve Aaron'un benim için önemini en iyi bilenlerdendir.) Neyse ki Aaron ile konuşmalar heyacanımı bir ölçü azalttı. Nitekim Andrew ve Ade ile de Let It Flow sahnedeyken sohbet imkanı bulduk. Onlar da Aaron kadar sıcak ve sevecen insanlardı. Sevgime sevgi katmaya devam ediyorlardı...

Let It flow sahnede aslında harikalar yaratırken benim istemeden de olsa umurumda değildi. Bir an önce inmelerini istiyordum. Ama sonradan duyuyordum ki gayet başarılı performans, gayet basarılı müzik ve melodiler... Keşke azcık kulak verseymişim diyor insan ama pek inandırıcı gelmiyor. ( bu yazı bitmez : ) )
Let It Flow sahneden inerken, bendeki adrenalin tekrar ters orantıyla çalışıyordu. İnanılacak şey değildi benim için... Az sonra "My Dying Bride" o sahnede olacaktı!!!

Bekleyiş başladı, insanları yararak en öne gittik. Fondan calan şarkıların stop tuşuna bir an evvel basılmalı ve şölen başlamalıydı benim için

ve ışıklar söndü.

"The Whore, The Cook And The Mother"ın ortasındaki geçiş sesleri yükselmeye, "My Dying Bride" sahnede yürümeye başladı.

O an hissettiklerimi şu an anlatmam imkansız, bu yüzden hiç çalışmayacağım. Aaron'u mikrofona yapışmış gördüğümde kendimi Alper'in kollarina attım ve bayılmamak için de arkamı döndüm. Ama dayanılacak bir şey değildi. Dönüp gözlerimi hiç kırpmadan izledim. Yaklaşık 4 şarkı hiç hareket etmedim. Sadece izledim Andrew'i Ade'yi Hamish'i ve bol bol Aaron'u Gönül tabii Shaun da izlemek isterdi ama yerine çalan genç John onu hiç aratmadı. (John son albümde de grupla çalıştı.)



Ben şuursuz sahneyi izlerken bombalar ardı ardına düsüyordu ve çalmamaları için dua ettiğim şarkı "My Hope The Destroyer" geliyordu... Hem de üzerime üzerime Tam yanımda bu şarkının anlam ve önemi duruyordu. Çok garipti ve ben başka bir boyuttaydım... İşte ilahi melodiler, işte beni büyüten ses Çok önemli bir şarkı ve şarkının anlamı Hepsi birlikte dibimde duruyorlardı. Anlatılmaz hisler, anlatılmaz flashbackler ve anlatılamayacak kadar başka bir boyut Bundan sonrası artık sahneyi seyretmek değil onlarla beraber orayı, o geceyi yaşamaktı. "The Dreadful Hours" gecenin en güzel anlarındandı. Keşke calsalardı dediğim çok şarki var ama sonuçta My Dying Bride orda ne çalsa en güzeliydi Nitekim "For You" bana göre çalınmaması gereken bir şarkıydı ama sanırım Türkiye'ye özel (sevildiğini bildikleri için) çaldılar. "The Cry Of Mankind" esnasında yapılan "OOooooo OOOoooo" eşliği çok feci saçma geldi, belki sadece bana saçma geldi ama sahnede çalan öyle çok laylay melodiler değildi. Dediğim gibi yine de iyi playlistle çıktılar. (Bu da bana öyle geliyor olabilir.) Ancak bir "Your River", "A Kiss To Remember", "Fever Sea" , "Your Shameful Heaven" (bu liste de bitmez) vs vs istiyor insan.

"She Is The Dark" tabii ki süper şarkıydı ve çalınması gerekliydi Ve uzun süredir dinlerken almadığım keyfi canlı canlı seyrederken oldukça fazla aldım. "The Catherine Blake" ve "Blue Lotus" da "Songs Of Darkness, Words Of Light"dan seçilmiş konser için en iyi şarkılardı ki özellikle "Blue Lotus" çok ama çok iyiydi. Son albümlerinden çaldıkları 3 şarkı (ki birini bisten sonra çaldılar) "I Cannot Be Loved", "Deeper Down" ve "Remain Tombless" iyi seçimlerdi. Ancak "The Blood, The Wine, The Roses" da oldukça iyi gidebilirdi. Konserin final şarkısı "Forever People" duygu yoğunluğunun yerini kaosa ve agresifliğe bıraktığı an oldu. Efsane bir finaldi. (Sanırım t-shirt orda gitti.)

Benim ve tanıdığım bir çok kişinin beklediğinin aksine My Dying Bride sahnede harikalar yaratmış, onları izleyenleri 3'er 5'er kat daha fazla büyülemişlerdi.  Ses düzeni çok üstün, süper, muhteşem olmasa da kötü denilemezdi. Işıklandırma ise şimdiye kadar hiç bir konserde gormediğim kadar güzel ve etkileyiciydi. (Bunların hepsi bir araya gelince hayatımın en güzel konseri ortaya çıkıyor tabii.)

Sahnede Aaron normalinden çok daha fazla konuştu, seneye tekrar geleceklerini, gelmek istediklerini, İstanbul'un cok fantastik olduğunu söyledi ve üstüne bir espri yapti. Sahneye çıkan ve sahnede ne yapacağını bilemeyen bir fan'a ilk once "iyi akşamlar" (Good evening) dedi. Daha sonra sahneden indikten sonra "Kardeşim" (He's my brother.) dedi. Bu, Aaron için oldukça fazla sayılabilecek bir diyalogtu. Ne yalan söyleyeyim, bunlara şahit olduğum için o an kendimi oldukça şanslı hissettim. Grubun diğer elemanları her zamanki karizmalarını sahnede çatır çatır gösterdiler ancak sahnede bir sorun vardi ki ; o da Sarah Stanton'dı. Varlığı yokluğu belli değildi. (Neyse ne yapalım, sağlık olsun dedik geçtik.)

Ne olup bittiğini bilmeden, anlamadan konser bitivermişti. Harika performans sona ermiş, grup içeri girmis, seyirciler dağılmaya başlamışlardı. Ama ben çakılı yerimde duruyordum. T-shirt'üm yırtılmış (nasıl olduğunu bilmiyorum) halde öylece sahneye bakıyordum. Sonra Aaron'la konserden önce konuşmalarımız aklıma geldi. İçeri girip sırtımı imzalatacak ve onu o gece hemen dövme yaptıracaktım. Stage önünde bekleme kısmı da konseri beklemek kadar heyacan vericiydi. İçeri girdim ve hepsiyle teker teker konuştum. Aaron'a sırtımı imzalattim ve onunla diğerlerinden çok daha fazla sohbet ettim. (Ben konuşamıyordum, "Selin sağ olsun") Elim ayağım titrer halde hepsinden birer hatıra aldam. Sıra Aaron'a geldiginde ise bana bilekliğini verdiğini görünce ise inanılmaz bir mutluluk ve şok içinde havalara zıplamak istedim. Ama konuşma isteğimi gerçeklestiremediğim gibi bunu da yapamadım. Daha önce yaptırdığım dövme olan "My Dying Bride" logosunu inceledi hepsi ve cok mutlu oldular, Aaron ayrıca imzasını dövme yaptıracağım için kendini cok ayrıcalıklı hissettiğini söyledi. Orada daha bir sürü şey konuşuldu ama bazıları bana özel...

Backstage'den çıkarken kuş kadar hafif ve çok mutluydum. Elimde bir pena, bir yaka kartı ve hayatımın en güzel hediyesi bir bileklik vardı ve hayatım boyunca taşıyacağım bir Aaron imzası... Tabii suratımda da kontrol edilmez bir mutluluk ifadesi...  Sadi'nin esprileri ile beraber yaşadıklarıma inanmayarak kapıdan çıktım. Muhteşem gece, muhteşem konser, muhteşem insanlar... Onlarla büyüdüğüm için ve böyle bir grubun sonuna kadar fan'ı olduğum için kendimle gurur duydum. Unutmadan söylemeliyim ki ; o gece Aaron tatile gelmek istediklerini söylemişti ama konuyu derinlemesine konuşamamıştık. Daha sonra mailleşmelerde önümüzde ki günlerde tatile geleceklerini ve benimle daha uzun süre geçirmek istediklerini söylediler. Bu benim için muthişliğin çok çok ötesinde bir şeydi

Konser heyacanı böyle bitti, şimdi sıra onlarla yapacağım tatilde... Onu da bir ara anlatırım umarım.

"We Are MY DYING BRIDE"


 

Fotoğraflar: Kadir Aşnaz, Selin Mutlucan





Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: