ÇAYDANLIK

Zorunsuz Din Dersleri de 'Defolsun' Üzerine Bir Anı

Serdar Türkmen - 11 Aralık 2010

İlkokul 4.sınıfta, bol dua ezberlemeli ve dayak yemeli din dersleri başlamıştı ve sınıftaki herkes bu hayal dünyasının betimini, masal dinlermişçesine dinliyordu.
Ders, mahşer, cennet - cehennem, zebani, sorgu meleği gibi 'öbür dünya' menşeli konular çevresinde dönüyordu.
"Melek, kitabı sağ eline verirse köprüden geçersin, sol eline verirse o köprü kıldan ince olur, cehenneme düşersin" tadında bir şeyler anlattı 'hoca'. Muhtemelen herkes çizgi filmle karışık hayal ediyordu burayı. Sonradan okulu bırakıp bir mobilya atölyesine çırak olarak girerek, içimizdeki hakikaten en zeki kişi olduğunu ispatlamış bulunacak olan, bizim mahallenin çocuğu Zeki, parmak kaldırdı.
Söyleyecekleri gülmeye-güldürmeye yönelikse feci bir dayak yiyebilirdi. Ürktüğümü net hatırlarım, keşke parmak kaldırmasa… İndir şu parmağı be Zeki…
"Öğretmenim" dedi.
Kendinden eminlik kokan, biraz da yalandan şefkat katılmış bir ses "Söyle Evladım" dedi.
Zeki: "Ordan aşağı düşerken kenara bir yere tutunsak olur mu?"
Sessizlik… Gözlerimizin biri kızgın 'hoca'da, ötekisi meraklı Zeki'de!
Gülsek mi, merak ediyormuş gibi mi yapsak… Ne yapsak?
Sınıfça, 'din hocası'nın "Olur mu öyle şey evladım adın ne senin?" dogmatikliğindeki cevabına secde ettik ve hocanın Zeki'nin adı ve niteliğindeki benzeşmezlik üzerine yaptığı şakalara da katıla katıla ne yaptık? Güldük! Zeki tukaka!
"Tamam, bu kadar gülmek yeter, şimdi derse devam edelim"
* * *Zorunsuz Din Dersleri de 'Defolsun' Üzerine Bir Anı
 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: