ÇAYDANLIK

Setur Marina, Setur Marina: Kiraz!

Hikmet Temel Akarsu - 27 Ağustos 2010

www.myspace.com/hikmettemelakarsu

Ayvalık Hatırası, Haziran 2010

Hatıralar & Hüzün…

Kuzey denizlerinden kopup Tuna üzerinden Ege'ye gelmiş, Vikingleri anımsatacak denli sarışın iki kadının sabah vakti içtiği meyve likörüne inat, aslan sütüyle açmak gerekirdi kahvaltıyı. Oysa sabaha karşı henüz kapatılmıştı teknenin güvertesindeki rind meclisi. Sabaha kadar içilmiş ve hayat ve kadınlar ve deniz ve insanlık ve edebiyat ve sanat üzerinde yeniden yeniden yeniden fikirler değiş tokuş edilmişti…
Şimdi ise, akşamdan kalmalık hallerinin güverte üzerinde yaşananları… İyot kokulu sabah rüzgarları, tarumar bir güverte, üşüyerek uyanmış ayyaşların ifadesiz yüzleri ve humara düşmüş bedenler kalmıştı geriye…
O nedenle yarım tebessümle karışık selamlarını almakta bile zorlanmıştım kuzeyli sarışınların.
Ne kadar da güzeldiler oysa!... Günlerdir, belki de haftalardır, yaz denizlerinin üzerinde seyretmekten bronzlaşmış tenlerinin üzerinde altın yeleler gibi parlayan sarı saçlar, serin, mavi bakışlar ve bikinilerden taşacak gibi gözüken, sportmen kadınlara mahsus kibar adalelerin kaldırdığı mızrak uçlu dolgun göğüsler… Bir an evvel dirilip, kendime gelip onlara gülümsemek, bir şeyler yapmak, kıpırtılar içine gitmek istiyordum. Ama olmuyor, olamıyordu.
Yapamıyordum.
Bir önceki akşamın zevkli fakat amaçsız, doyurucu ama anlamsız, yüksek düzeyli fakat çözümsüz tartışmalarına kendimi kaptırıp çok ama çok içmiştim. Humarım beterdi şimdi. Üstelik; tabii ki de bu tartışmaların hepsi nafileydi… Maksat muhabbet olsun. Deniz sözle dolsun. İnsanlık sağ olsun. Hayat bayram olsun…
Mavi bir bayram…
Şimdi ise; dimağlar dağınık, gözler kırmızı, mideler iptal, ruhlar uçuşta uyanılmış. Kim yazacak bu halde şimdi, yanı başımıza teknelerini bağlamış bu kuzeyli ilahelere?!... İşte Mavi Ege bunu da yapmıştı sonunda bir Cadde insanına. Viking ilahelerini görüp de kıpırtılar içine girememek…
Ve üstelik önceden planlanmış bir gezi için erkenden denize açılacak olmak vardı sırada…
Mavi Ege, kızıl tan, beyaz yelkenli, sarı kanat, yeşil zeytin, gri papalina… Sarı sıcak… Mavi deniz…
Denizde meşgale çok.
İlahe de olsa kadınları düşünecek zaman yok.
Ama yine de; denize açılırken bile, aklımın yarısı onlarda…

Neticede; Ayvalık Setur Marina'dan saat 10.30 gibi hareket; planlanmış güzergah; rota Güneş Adası… Hava karayelden 14-15 knot olmasına rağmen kanalda motoru stop etmek gerekir. Yelken açma zamanıdır. Orsa seyir… Teknenin zarif sahibesi Elvan çay demlemiş… Hayatın güzel sürprizlerinden biri daha… Teknede düşünceli bir kadının olması…
45 - 50 dakikalık seyirden sonra Güneş Adasına varış… Demir atılır ve Ege'nin serin suları… Akıllarda hep o marinada kalmış sarışın Viking kızları…
Öğle yemeği de Elvan'dan, makarna, ton balığı, zeytin yağlı taze fasülye, salata… Erol Kaptan, kariyerini ayaklarının altına alıp akşam için bamya ayıklıyor… Soğuk beyaz şarap içiliyor; ve vazgeçemeyenlerden biri olarak ben her zamanki gibi rakı… Yemek sonrası öğle güneşinden uzak bir yerlerde uyuklama; soğuk bira, tekrar deniz, saat 19.30 gibi toparlanma ve dönüş hazırlığı…
Ama aklım hep o Viking kraliçelerinde… Acaba şimdi neredeydiler?...
Rüzgar batıya dönmüş ve Midilli üzerinden sert esiyor. Pupa seyirde arkadan gelen dalgalar arada bir tekneyi çalkalıyor. Elvan şikayetçi, çözüm Erol Kaptan'dan, hafif güney doğuya dümen kırılıyor ve dalgalar üzerinde adeta sörf… Elvan memnun , Midilli üzerinden güneş batıyor, elde içkiler, rota Ayvalık Setur Marina…
Fakat benim aklım hep o sabah marinada yarım tebessümle selam veren iki sarışın Kuzey kraliçesinde…
Acaba şimdi neredeydiler?
Acaba gitmemiş olabilirler miydi?
Fakat şimdi bunlara takılmanın sırası değil. Deniz hizmet bekliyor. Önemli görevler var. Yelken derin meşgaledir; her ayrıntıyı ince ince düşünmek gerekir. Hele marinaya yaklaşırken; bir bir hepsini. Tek bir şeyi eksik etmemek gerekir. Yoksa bedeli ağır olabilir. O nedenle, yelkenlilerimiz marinaya yaklaşırken ağır işlerden sorumlu olan erkekleri bekleyen çok iş vardır. Yine o nedenle, marinaya yaklaşırken telsiz anonsunu genelde kadınlar verir. O güzelim, zarif, tutkulu kadın sesleri çınlar Midilli ile Ayvalık, Assos ile Semadirek, Çeşme ile Sakız adası arasında:
"Setur Marina, Setur Marina Kiraz! Setur Marina, Setur Marina Kiraz!"
Herkes bayılır, eşsiz mavilikler üzerinde seyrederken gaipten gelen bu kadın seslerine. İşte onlardan biri daha… Kiraz yine dönmektedir marinaya…
Telsiz anonsu veren bu amatör miçoların, bu imgesel yaratıkların, bu eşsiz Amazonların hepsinin sesi mavi, buğulu ve dingindir. Onları duyunca, hayata dair bir özgüven hasıl olur Ege'nin mavi kıyılarında yaşayan biçare erkeklerde. Amazonlar parolayı vermiştir. Yorgun denizciler, çilingir sofralarında yerlerini almak üzere marinaya girmek üzeredir… Yatsı ezanına karışır çan sesleri. Bir martı kanat çırpar ve palikaryaların müziği başlar radyoda… Erol Kaptan yine kıyamamış, yine olta salamamıştır denize ama sahilde hennoz'ları ayıklamış bekleyen Ceremi Kaptan, posasını kendi çiğnediği zeytinyağları ile yıkamaktadır bütün salatalıkları…
Birazdan sofraya bir bir düşecektir yorgun İstanbul kaçkınları…
Toplanırız marinada, teknenin güvertesinde kurulur çilingir sofrası. Başlarız içmeye. Başları altın yele ile kaplı Viking kızlarını düşünürüm mahzun mahzun. Teknelerinin yeri boştur. Yutkunurum. Hüzünlenir, öksüz hissederim kendimi. Ama gizlerim bu duygularımı. Birazdan güneş batarken Midilli üzerinden, fondip ederim ilk duble rakıyı. Alırım Netbook'umu kucağıma, başlarım çok zaman önce buğulu gözlerle dinlediğim melankolik şarkıları aramaya. O sırada telsizden boğuk bir anons duyulur: genç bir kadının ağzından kuzeylilere mahsus bozuk bir Türkçe anons duyarız
"Setur Marina Kusadasi, Setur Marina Kusadasi; Agnetta!"
Rakımdan sert bir yudum daha alırım.
"Wish you were here!"ı seçerim Netbook'tan.
Pink Floyd'un şarkısı hüzünle yankılanırken karanlık sularda Elvan'ın telsiz başına geçtiğini fark ederim.
"Ne yapıyorsun Elvan?" derim.
"Telsizi açtım." der.
"Neden?" diye sorarım.
"Duysunlar." diye yanıtlar.
"Kimler?" diye sorarım anlamamışçasına.
"Vikingler; Viking kızları." der.
Yutkunurum.
Telsizden boğuk sesler gelmektedir. Martılar tepemizde çığlık çığlığa raks etmektedir. O kızlar artık yoktur. Rakıda boğulmanın ve her şeyi unutmanın tam zamanıdır. Yeniden humara teslim olma vakti gelmiştir.
Yavaşça kıvrılırım güvertede.
Kaptan Erol, "İçeride yat," istersen diye uyarır beni.
"Neden?" diye sorarım.
"Gece açık denizde üşüyebilirsin," der.
"Nereye gidiyoruz ki?" diye sorarım Erol'a.
"Tabii ki Kuşadası'na," der soğukkanlılıkla.
Yavaş yavaş demir almaya başlar gece karanlığında…
 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: