ÇAYDANLIK

Rock Kültürü ve Gelecek (2)

Altuğ Kanbakan - 9 Eylül 2010

Rock Kültürü ve Gelecek -2

(İmparatorluğa ihanet eden Kraliçe…)

Çoğu insanı progresif metal ile tanıştıran, pek çok gruba esin kaynağı olan bir grup Queensryche. 1981' de Seattle' da Michael Wilton, Scott Rockenfield, Eddie Jackson ve Queensryche' ı gerçek kılan, hatırlamamızı sağlayan adam: Chris DeGarmo ile yola başladılar.

Iron Maiden, Judas Priest coverları çalarken Elde biriken biraz parayla yapılacak en iyi işi yaptılar ve bir demo kaydettiler.

"...Your soul slipped away, It belongs to the queen of the reich... "

Sözleri ile dikkat çeken ve Queensrÿche ismini alan grubun, ertesi sene yayımladıkları "The Warning" albümü klasiklerinin içine girdi. Tabi pek çok albüm var klasiklere giren ancak, bir albüm var ki sanırım Queensryche için dönüm noktası ve ihanetin başlangıcı olarak tanımlanabilir: Operation Mindcrime.

"Devam albümünü sağa sola olan borçları ödemek için çıkardılar" mavallarını okuyacak değilim. Müzik piyasasının hâkimiyeti altında olan pek çok grubun yaptığı 'sineğin yağını çıkarma' işlemini yorum olarak sunmanın, ya da bu tür sığ yorumların müzik konusunda tek konuşulan şey olmasının, müziğe bütüncül bir bakış açısıyla bakmayı engellediğini düşünüyorum.

Bundan ötürü, bu yazıda, "Operation Mindcrime" 1 ve 2' nin öznel bir eleştirisini ve karşılaştırmasını, yukarıda belirttiğim gibi sığ sularda dolaşmadan okuyacaksınız. Kiminiz kalkıp "bu albümler çıkalı çok oldu, sen nerelerdeydin?" diye sorabilir. Belki biraz geç olabilir ama bu değişimin incelemenin önümüze koyacağı gerçekler sanırım, kendi geleceğimizi çizmemizde önemli olacaktır. Çünkü yaratılan eserleri eleştirmek, müziğin her üretiminde bir ilerleme yaratacaktır. En azından öyle umuyorum.

Operation Mindcrime(OM), özellikle albümün çıkış senesi 1988' de dinleyen pek çok insan için, büyük bir anlama sahipti. Trajik bir hikayeydi Nikki' nin ve Mary' nin yaşadıkları. Bir yandan 80' lerin o çalkantılı dünyasında Amerika' nın göbeğinden çıkan bir grubun "devrim seni çağırıyor" demesi çok daha önemliydi.

Salt devrim de değil tabii ki albüm boyunca bahsedilen. Mary' nin rahibe olmadan önceki yaşadığı yaşamı anlatan "Spreading The Disease" günümüz dünyasındaki gayrı insani bir yaşam biçimini yani "hayat kadınlığını" ve bu insanlarla çarpık bir ilişkisi olan Peder William' ı anlatmaktaydı bizlere.

"spreading the disease

everybody needs

but no one wants to see"

Bir şarkıyı şarkı yapan pek çok öğe mevcut. Enstrümanlar, kullanılan tonlar, vokaller, grubun ortaya koyduğu adanmışlık ve çaba… Ama bu parça, benim için bunların haricinde de bir anlam içermekte. Bütün bu hikayeyi anlatırken kullanılan sert ve cesaret dolu dil bir yandan milyonlarca insana, Amerika' nın içinde bulunduğu zıtlığı (!) da yüzüne vururcasına anlatmaktaydı.

"religion and sex are powerplays,

manipulate the people for the money they pay

selling skin, selling god

the numbers look the same on their credit cards

politicians say no to drugs

while we pay for wars in south america"

Buna benzer biçimde "Revolution Calling", sadece devrime bir çağrı değil, Dönem dönem tekrarlanan, belki de hiç kesilmeyen anti-komünist propagandanın bir maske olduğunu anlatan bir şarkı.

Bütün bunların Queensryche' ı özel kıldığını, zamanında Pink Floyd' un "The Wall" albümüyle karşılaştırılmasını sağladığını söyleyebiliriz. Ancak bir direnç noktası olarak var olan bu albümün sonrasında, işler beklenen gibi olmadı. Özellikle, grubu var ettiğini düşündüğüm, DeGarmo' nun ayrılışından sonra, müzikal ve sözler açıdan oldukça geriye gitti Queensryche.

Arada olanlar ne olursa olsun, grup ne yazık ki başlangıçtaki muhalif tavrı koruyamamış ve milliyetçiliğe kaymıştı.

Her düşüşe geçen grup gibi, sık konser kayıtları ve "hit" kayıtları yaptılar. Büyük bir çoğunluğunu da bu albüm (OM) oluşturmaktaydı. Omurgasını kaybeden bir grubun piyasaya teslim olması çok da zor olmaz. Onlar da aynı kaderi paylaştılar. Ancak halen geri dönüş çabası içerisinde olan grubun bir devam albümü yapması kaçınılmazdı: Operation Mindcrime 2.

Nikki' nin yaşadığı bu trajik öykünün devamı hakkında meraklanan herkeste gelen ikinci albüm hayal kırıklığı yarattı. Kimileri gitar tonlarını beğenmedi, kimi DeGarmo gitti grup dağılmış kadar oldu dedi, kimisi de o eski ruh yok bu albümde diyerek hayatlarına devam ettiler.

Belki de bu eleştirilerden en değerlisi "o eski ruhun bu albümde olmadığı" eleştirisidir. Evet, değişim değişmeyen tek şeydir. Ancak Queensryche' ın geçirdiği değişim onları "vatan, millet, Washington!" eksenine sokmuştu bir kere.

İkinci albümün hikâyesi kaldığı yerden devam ediyordu. Nikki, Dr.X' in peşine düşmüş ve intikam istemekteydi ve o artık "özgür bir Amerikalı" idi. Tüm albüm boyunca, Dr.X' in peşinde koşan ve yaptıklarından ölesiye pişmanlık duyan Nikki sonunda intikamını almış ancak, Mary' ye karşı duyduğu suçluluk duygusu ve tanımlayamadığı sevgisi yüzünden uyuşturuculara geri dönüp, intiharı dahi denemişti.

İlk albümdeki, gerek sözlerindeki gerek müzikteki derinlik insana bir ilham ve duygu aktarabilirken, ikinci albüm basit ve devam olamayacak kadar yalın bir yapıya sahip. Her ne kadar sanatı, bir belirteç ya da araç olarak algılamamak gerekse de, her örnekte benzer durumu gördüm: Suya sabuna dokunmayan; topluma, yaşama dair bir sözü olmayan albümler / gruplar vasatı zorlamaktan başka bir şey yapamamakta.

Belki, 80' lerde olduğu gibi, bir müzikal devinim yaratabilseydi OM2 büyük ihtimalle Queensryche' ı ve dinleyiciyi ileri taşıyabilen bir albüm olarak tarihe geçecekti. Ancak ne müzikal bir devinim yarattı ne de yaşadıkları topluma dair bir parça taşıdı.

Kraliçe yolunu seçti: kendi müziğine ihaneti…



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: