ÇAYDANLIK

Rock Kültürü ve Gelecek -1

Altuğ Kanbakan - 17 Mayıs 2010

Birkaç gün önce Erdem Yalçın' ın "70'ler ve Bizim Kuşağımız" yazısını okuyunca, ister istemez bir tartışma alanının açıldığına ve uzun süredir aklımda şekillenmiş olan, Rock müziği ve buna bağlı olarak rock müzik kültürünü tekrar yorumlamak ve muhalif bir kanada, ayakları yere sağlam basar şekilde oturtmak, fikri biraz daha açıklığa kavuştu.

 

Amacım ne Erdem' in yazısını düzeltmek ne de aklımdakileri dikte etmek. Lakin, Anadolu Rock adı verilen, bu ülkeye özgü gelişen kısmen tuhaf müzik türünün oluşumunu incelemek ve tartışmak sanırım yukarıda bahsettiğim "yeniden üretimin" başlıca yollarından.

Rock müziğin Türkiye' de bu yola sapmasını incelemeden önce, cumhuriyetin kuruluşu ile beraber ortaya çıkan "ulus devlet" yaratma çabasının kültüre aynsıması olan "kültür siyasetini" gözden geçirmek gerektiğini düşünmekteyim. Çünkü günlük hayatımızda dahi yer bulan "Batı-Doğu Sentezi" fikrinin temellendiği, kök aldığı tarihsel süreç, cumhuriyetin kuruluşuna denk düşmektedir.

 

Ulus Devlete Doğru

 

Cumhuriyet' in kurulması, ardında bıraktığı Osmanlı' dan farklı bir ekonomi politiğe dolayısıyla farklı bir kültürel politikaya sahipti. Geröekleşen burjuva devriminin yüzünü döndüğü "batı" diğer bir deyişle "muasır medeniyetler çizgisi" kültürel alanda dönem ideologlarını etkilemiş ve kurulan "ulus devletin" kültürel politikasının kurulmasında da büyük bir etkisi olmuştur. Bu yaratılan hedef batı düşüncesinin Ziya Gökalp tarafından zikri "yeni medeniyetin geleceği" olarak tanımlanmış ve yerleştirilecek olan kültürel bakış açısının hedefi batı olarak belirlenmişti.

 

Sorun, neyin reddedileceği ya da nereden kaynak alınacağıydı. Burada da daha "akraik" bir yapının temelleri yani doğu yer almaktaydı. Dolayısıyla doğu, her ne olursa olsun, tabu ilan edilmiş ve uzaklaşılması gereken bir nokta olarak ele alınmaktaydı. Bu konuyu esasında Türkiye' nin kuruluşu sürecindeki "aydınlanmacı" hareketin bir parçası olarak irdelemek mümkün ve daha sağlıklı olabilir ancak konumuz müzik olunca, bu kültürel politikanın nasıl topluma kazandırılmaya (!) çalışıldığı olgusu günümüz rock müzik kültürüne dair büyük ipuçları sunacaktır.

 

Batıcı reformların başlangıcını Osmanlı' nın müzik eğitimine dair tek resmi kurumu olan Darülelhan' daki "şark musikisi" şubesinin 1926' da kapatılması olarak koymak sanırım yanlış olmayacaktır. Bir sonraki vuku bulan olay da belki çoğunuzun bildiği gibi, 1934' te radyolarda Türk müziğinin çalınmasının yasaklanması idi. Bu olay her ne kadar tartışma yaratsa da, yasak yirmi ay sürmüş ve bu süre zarfında çok sesli batı müziği yayınlanmıştı. Yasağın kalkması sonrasında da TRT' nin "denetim" (!) adı altında yaptığı sansürleme de topluma hangi tür müziğin dinlenmesi gerektiğine dair bir ipucu da bırakmaktadır bizlere.

 

Yapılanların ardındaki ideolojik temel Ziya Gökalp' in "Türkçülüğün Esasları" adlı kitabında yer almaktadır. "Gökalp, varolan müzikleri üçe ayırır (Doğu müziği, Batı müziği, Halk Müziği) ve şu ulusalcı soruyu sorar: 'Acaba, bunlardan hangisi bizim için millidir? Doğu musikisinin hem hasta, hem de gayrı milli olduğunu gördük. Halk musikisi milli kültürümüzün, batı musiki de yeni medeniyetimizin musikileri olduğu için her ikisi de bize yabancı değildir. O halde, milli musikimiz, memleketimizdeki halk musikisi ile batı musikisinin kaynaşmasından doğacaktır. Halk musikimiz bize birçok melodiler vermiştir. Bunları toplar ve batı musikisine göre armonize edersek, hem milli hem de Avrupalı bir musikiye malik oluruz... İşte Türkçülüğün musiki sahasındaki programı bundan ibaret olup, bundan ötesi mlii musikişinaslarımıza (müzisyenlerimize) aittir.

Bu tercih doğrultusunda gelişmesine çalışılan milli müziğin tıkanma noktasına gelmiş olması başka bir yazının konusu olsa da bizi bu alanda iki üç yönden etkiler. Bunlardan ilki Türk Halk Musikisi (THM) nin tıkanma noktasında ortaya çıkan, tersine dönmüş olan sentez (Batı-doğu sentezinden Doğu-batı sentezine) ile sonradan daha elit konumda olan dinleyiciler ve toplumsal katmanlar ve sınıflar tarfından ağır bir biççimde eleştirilecek olan, arabesk müzik; İkincisi, 1960' larda ortaya çıkan TRT tarafından "türkçe sözlü hafif müzik" olarak adlandırılan ve aranjmanlarla türkçeye dönüştürülen tangolarla başlayan "Anadolu Pop".

 

Sektör olarak henüz gelişme basamaklarının başında olan türkiye müzik endüstrisinin son olarak andığım Anadolu pop / rock müziğinin gelişmesindeki etkisi de belirtilmesi gerekir. Hürriyet gazetesinin düzenlediği Altın Mikrofon yarışması, medyanın rock müziğin ülkemizdeki tekeli olma yolunda da önemli bir adımı olmakla beraber, şu an dinlediğimiz pek çok grubun temelini atacak olmasıyla da önemlidir.

 

Gerek ülkemizdeki rock müziğin gelişiminde gerekse pop müziğin gelişiminde yukarıda bahsettiğim ideolojik temellendirme yer almaktadır. Her ne kadar konumuzla ilgisi olmasa da halen müzik piyasası için önem arz etmekte olduğunu anlamak için "eurovision" deneyimlerine bakmamız dahi yeterlidir.

 

Bu açıdan bakıldığında Erdem Yalçın' ın belirttiği, " 'ecnebi' görünmemek için türkü ile rock karışımı projelerin ortaya çıkması" olgusu sanırım biraz da ülkenin temellerinde aranmalı, bireysel olarak müzisyenlere ait bir seçim olarak algılanmamalıdır.

 

Hayli uzattığımın farkındayım, ülkemizde rock müziğin geleceğine dair düşüncelerimi bir sonraki yazıya bırakıyorum.

 

Kaynak:

1- "Türk Pop Müziğinin Tarihsel Arkaplanı" Orhan Tekelioğlu
2- "Müzikte Bir Deney: Anadolu Rock" Yön: Gökçe Kaan Demirkıran



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: