ÇAYDANLIK

"Lady Gaga'nın yandan yemişi"nin Yalandan Tayyipçiliği

Hakan Aytaç - 13 Ağustos 2014

Şimdi bana yalan olan özgürlüğümü verseler!‏


 Hani diyorum ki, şu popçuları kaale falan almayalım. Diyorum ama yapmadan da edemiyorum. Çok matah işlere imza attıkları için mi? Kuşkusuz! İki kelimeyi bir araya getirmeye çalışırken, "uysa da uymasa da" ayarındaki şarkıların seviyesini aşmayan veciz sözleri her zaman ilgi çekici oluyor, ne yapalım.

Biliyorsunuz, cumhurun başkan adayı Recep Tayyip Erdoğan, pek özgün görüşlerini açıkladığı -artık adına program mı desek, dayatma mı desek, yoksa ferman mı bilemediğimiz- 'vizyon' toplantısına, cumhurun sanatçı "adaylarını" çağırmıştı. Üzerine çok yazılıp çizildiği için kimlerin katıldığı, kimlerin saygılarını sunduğu konusuna girmeden, 'haftanın öne çıkan' popçuları arasında açık ara birinci çıkan kişiye bir bakalım: Tahmin etmek hiç de zor değil; Hande Yener.

Kendine rakip olarak Demet Akalın'ı görmesi ve her daim gündem dolduran kavgalar etmeleri Yener'in 'vizyonu' hakkında şüphe götürmeyecek izlenimler veriyor zaten. Fakat son yaptığı çıkışla zirveleri alt üst ettiğini söylemeden edemeyeceğiz!

Gezi Parkı sürecinde "Eyvah adam gidici herhalde, kendimize yer bulalım" telaşıyla ön saflarda görünerek herkesi saf yerine koymaya çalışan Yener, hareketin iktidarı devirme gibi bir neticeye varmaması sonucu safları değiştirenlerden yalnızca biri.

Sanata ve sanatçıya verdiği değeri(!) her daim takdir ettiğimiz Recep Tayyip Erdoğan, kendisine ait(?) kitabı bu sefer ülkenin sanatçı "adayları" için imzalarken, poz vermek için birbirleriyle yarışanlar arasında olması Hande Yener'i bir anda hedef tahtasına oturtmuştu.

Eleştirilere daha fazla dayanamayan Hande Yener, Bodrum'da verdiği konserde deyim yerindeyse patlamış! Kendisine ait "Bodrum" şarkısını okuduktan sonra Uykusuz dergisinin;
"Tayyip'e de gittik beraber
Ekmeleddin'i gogılladık
Sorun Selahattin'de değildi
Biz tam yalandık" dörtlüğüyle gönderme yaptığı şahane karikatürü anan Yener, ardından kendisini ayakta alkışlatacak şu cümleleri kurmuş: "Biz tam yalandık yazıp benim de resmimi koymuşlar. Aslında özgürlük yalan diye düşünüyorum ben attık. Özgürlükler çok yalan oldu."

Yani sanatçımız buyuruyorlar ki hani şu özgürlükler, çok değil de az yalan olsaydı bir derece ama şimdi çok yalan olunca biat etmekten başka yapacak bir şeyimiz kalmadı arkadaşlar. Arkasından ne diyeceğini, nereye bağlayacağını bilememiş olacak ki telaşa kapılıp "Dünyada ölümden başkası yalan. Hepimiz yalanız yani," diyerek bitirmiş.

"Amaaan canım, ölümlü dünya. Özgür de olsanız öleceksiniz, olmasanız da… Biat edin, en azından huzurlu yaşayın," manasına gelebilecek sözleri söylerken, yeni dönemin kendileri açısından nasıl sonuçlar doğuracağını öngörebiliyor olmalılar. Ona göre ayaklarını denk alacaklarını sahnelerden kesin ifadelerle şimdiden vurguluyorlar işte. Anlaşılan Hande Yener ile birlikte, kendisinin "Lady Gaga özentisi" fetişist klipleri de yalan oldu demektir. Üzgünüz tabi!

Sanat camiasının(!) tavır ve davranışları, iktidarın güç ve dengesine göre değiştiğine göre, ürettikleri ve sergileme şekilleri de bu doğrultuda evrilecek gibi gözüküyor. Ne de olsa popüler kültür omurgasızdır, bulaşanı da omurgasızlaştırır.

12 Eylül faşist darbesinin ardından bugün özgürlükçü geçinenlerin nasıl hep birlikte el çırptıklarını biliyoruz. Bugünlerde ise çok farklı yaklaşımlarla, dalkavukluklarla karşılaşmamız olası. İyi tarafından bakalım, baskı üstümüzdeyken biraz olsun gülmek, eğlenmek için fırsat bulacağız demektir. Mesela son dönemde dizilerde başörtülü karakterler görmeye başladık. (Hoş neden bu zamana kadar yoktu onu da anlamış değilim ya!) Şimdi ise sahnede performans sergileyen popçularımızın da imana gelip örtündüklerine şahit olabiliriz. Peki ya sahne kostümleri mi dediniz? Ne olacak, başa bir örtü örter, bacağa bir karış bez geçirerek dengelerler, olur biter. Önemli olan zaten insanın kendisine yakışanı giymesi değil midir efendim?

Evet, her devrin adamı olma konusunda oldukça başarılı olabilirler, ancak yaşadıkları süre boyunca... Fabrikadan çıkar gibi otomatiğe bağladıkları tek tip üretimleri anında tüketilip yerine yenisinin beklendiği aşikar ve bu yüzden kalıcılıkları da yaşadıkları süre zarfıyla sınırlı kalacaktır. Hatta belki de çok daha kısa. Ne acıdır ki bu konuda değerli abim Hayati Karaca'nın sözlerine yer vermek istiyorum:

"Bir ara bir Mustafa Sandal vardı. Az çok da tutturmuştu. Ama onun bir arabası vardı hani. İyi de anlamadığım, arkadaş; Dadaloğlu hala daha yüzyıllarca anılıyor da bu Mustafa Sandal'ın arabasının lastiği mi patladı da şimdi ortalıkta yok?"

Siz siz olun biat etmeye ve biat etmeye borçlu olduğunuz anlık ününüzün meyvelerini mideye indirmeye devam edin. Zira bir sonraki neslin sizi hatırlaması başlıca felaketimiz olacaktır.

Sonuç olarak, kültür bir toplumun omurgasıdır. Popüler kültür ise omurgasızlaştırmaktan başka işe yaramaz. Birilerinin basmakalıp özgürlükleri elbet 'yalan' olurken, mücadelenin satırları bu topraklarda her daim yankılanacaktır.


 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: