ÇAYDANLIK

İstabul'un Kemancı'sı, Ankara'nın Gölge'si

Aşiyan Kutlu - 19 Ekim 2010

Rock müzik, rock bar deyince bir zamanlar akla ilk gelen yerlerdi. Hoş belli bir yaş kesimi için hala öyle... Az önce Kemancı için yapılan belgeseli izledim ve çok duygulandım. İstanbul için Kemancı neyse biz Ankaralılar için de Gölge öyle idi.

İstabul'un Kemancı'sı, Ankara'nın Gölge'si

Duygulanmamın sebebi sanırım daha çok Gölge ile alakalıydı. Çünkü; Gölge artık yok. Keyifli müzikler dinlediğimiz, kendimiz olabildiğimiz, sevdiğimiz, benimsediğimiz, buluşma yerimiz mekanımızı aldılar elimizden.
Gölge de, Kemancı da belli kesime hitap eden, keyifle ve rahatça biralarımızı içip rahatladığımız, bizi biz yapan, asiliğimizin doruklarına çıkaran, bir nevi isyanlarımızı bastıran, anılarımızı, kısacası "hayat"larımızı aldılar bizden.
Derler ki; rock konserlerinde ve barlarında hiç sorun, kavga çıkmaz; bir kadın tek başına bir rock konserine ya da rock bara gidip eğlenebilir. Çünkü insanların oraya geliş amaçları sadece müzik dinlemektir, kendileri olmaktır. Genelde toplum içinde ve aile içinde dışlandıkları, kabul görmedikleri için de, orada kendisi gibi olan, kendisi gibi düşünen insanlarla bir araya gelip bir nevi rahatlamaktır amaçları. Bu söylenene kısmen katılmasam da çoğunlukla doğru; orada gerçek rock'çılar olduğu sürece herhangi bir sorun çıkmaz zaten. Burada iş, biraz mekan sahiplerine kalıyor. İçeri aldıkları insanların kimler olduğunu bilmeleri, sorun çıkarıp çıkartmayacaklarından emin oldukları kişileri içeri aldıkları sürece de gerçekten hiç sorun çıkmaz.

Zaten genelde rock barlara hep aynı kişiler gittiği ve her seferinde aynı saatlerde orada olunduğu için, barın sahibinden kapıdaki görevliye, bar çalışanlarına ve daimi müşterilere kadar herkes birbirini tanır. Kısaca orada ufak ailevi bir durum oluşur. Özellikle de "kadın"ların rahatsız olmaması için gereken bütün tedbirler alınır. Kemancı belgeselin de de aynen söylediniği gibi; oraya "Şu grup çıkıyor, bu grup çıkıyor, onu dinlemeye gidelim"den çok, gerçekten de aynı kişilerin gidip orada muhabbet etmesi, buluşmasıydı önemli olan. Elbetteki grupların da önemi vardı, repertuvarlarının da... Ama asıl amaç gidip orada buluşmaktı.

"Bardan adam da çıkmaz, kadın da" diye bir şeyler de söylerler. Ben orada oluşup da, evliliğe giden birkaç ilişkiye tanık olduğumu hatırlıyorum. Söylenen her kötü söz, "söylenti"den öteye gidemiyor maalesef. Cem Köksal'la da yaptığım ropörtajda, ona; "Müzisyenden sevgili olmaz" diyorlar, ne diyorsunuz diye sorduğumda bana; "Manavdan olur muymuş" demişti. Gerçekten de öyle, bu da aynı mesele; biz çıkmayacağını düşünürsek çıkmaz.
Bu iki mekan da bu tip sorunlar asla çıkmazdı. Zaten bu kadar uzun süre faaliyet gösteren ve kapandıktan sonra bile hafızalardan silinemeyen mekan olabilmelerini de, bir nevi buna borçlular.

İstabul'un Kemancı'sı, Ankara'nın Gölge'si

Şimdi kapandı Gölge, artık yok, ne eski dostlar orada ne anılar ne sevgililer ne de müzikler… Kemancı'da da eski tat yok; ne eski dostlar ne eski işletmeciler, hiç biri yok artık orada, herkes hayatın içinde bir yerlere kayboldu. Eski müzisyenler de yok artık orada, kimi solo albüm yaptı kimi müziği bıraktı kimi öldü (Hepsi nurlar içinde uyusun)...
Yeni yerler açılmıyor mu? Başka gidilecek bir yer yok mu? Var elbette ki ama ne Ankaralılar'a Gölge'nin ne de İstabullular'a Kemancı'nın tadını vermiyor işte. Neden olamıyor, bilmiyorum... Eski samimiyet mi yok, işletmecilerde eski anlayış mı yok, gelen insanlar birbirlerin daha mı soğuk, müzisyenlerde mi var bir sorun bilmiyorum. Ya da artık büyüdük, zevkler, renkler, istekler mi değişti de, başka yerlerden aynı tadı alamıyor, aynı havayı soluyamıyoruz, bilmiyorum. Ya da bunların hepsi ve daha başka bir çok sebep mi var? Peki ama; bizim canlı müzik dinleme açlığımız ne olacak, onu nasıl doyuracağız? O güne hasret, özlem nasıl dinecek? Tekrar nerede bulacağız eski dostları, aldığımız keyfi, ettiğimiz isyanları, o bangır bangır müzikte avazımız çıkana, sesimiz kısılana kadar vokale eşlik edip deşarj olmayı, gitarın o muazzam ciyaklamasının verdiği hazzı, bass'ın içimizi titreten tınıları, davuldun yüreğimizle birlikle gümbür gümbür atışlarını, bir daha nerede hissedeceğiz?

Elbette çok yeni mekan ve grup var, içlerinde çok tutulan sağlam olanları da var, ama aynı hava yok aynı soluk yok, aynı yüzler yok. Belki de bizler çok büyüdük; artık aynı soluğu alamıyor, aynı heyecanı hissedemiyoruz. Aslında olan tek şey; özlem sanırım.

Biz de zaten elimizde ve hafızalarımızda kalan anılarıyla avunmaya çalışmaktan başka bir şey yapamıyoruz. Şimdi iki mekan da rock tarihinde birer efsane oldular ve sanırım öyle de kalacaklar. Hatırladıkça bir yandan içimizi burkan, bir yandan da gülümseten, içinden koskoca bir dünya geçen efsaneler ve o mekanlarda bu hisleri yaşamamıza, biz olmamıza olanak sağlayan herkese teşekkürler…
Teşekkürler Gölge, teşekkürler Kemancı…
 



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: