ÇAYDANLIK

İnsan Midesinde Öbekleşen Herşey

Eda Anıl - 22 Ağustos 2010

insan midesinde öbekleşen herşeyi bir anda dışarı atabilir duruma gelebilirmiş. hani vardır ya öyle çok yemek yiyince birden cırcır olur anında rahatlama ile bir mutluluktan diğer mutluluğa koşar insan, işte öyle hissetmek isterdim bunca sene içimde düğüm olmuş bağırsaklarımı yollara saçarken. ama içimde sadece boşluk kaldı. içimde fazla söyleyip söylemediğimi yoksa hiç mi söylemediğimi hatta neyin ne olduğunu bilmediğim farklı ufak tefek cam kırıkları kaldı. üstüne başka suçlar, başka geceler, başka tatlar eklenince dibe vurup canımı yaktılar, etimi kanattılar. kimseyi suçlamıyorum hayatımda yaptıklarıma dair, hepsi kendi seçimlerim, hepsi benim istediklerimdi. kullanılmış, pis bir sümüklü mendil gibi kaldırım kenarına atılsam da bazıları, her sabah bir çöpçü beni hakettiğim yere taşıyacakmış gibi gelir. ama en kötüsü insanın kendini sümük etmesi hayatında. geceler boyu durmayan, susmayan telefonların sonunda karşındaki adam mışıl mışıl uyurken senin aga ben napıyorum yaaa modunda yatağın bi ucundan öteki ucuna doğru attığın salto sayısının karesi ile doğru orantılı yaşadığın mutsuzluk. yarım saatlik konuşma sonucu verdikleri bir kova dolusu meni ile orgazmik doruklara çıktığını varsayan bok sineklerinin yaşadığı mutluluk ile aşkı doğru yaşadığını varsayan romantik ipek böceklerinin yaşadığı mutluluk arasındaki korelasyon belkide. hepimiz hayatımızın bir döneminde, belki de her döneminde bir bok sineğine veririz kalbimizi, larvalarını bıraksın onu öldürsün, içimizde üresin ve kalp yerine içi boş bir çukur bıraksın diye. şimdi sen, benim bok sineğim: kulaklarını aç ve beni iyi dinle. benim hayat hikayemi önemsemeden, kendinle alakalı doğru düzgün kelimeleri art arda dizmeden ortalığa sıktığın harf öbekleri var ya hani, işte onların bir tanesine bile zerre kadar inanmıyorum! ama güzel şey seninle günde 23942042834 saat telefonda konuşmak.. mutual yaşam, soğuk deniz gök balinalarının ağzındaki minik kriller kadar değerlisin ancak…
AxeL~~
Good Morning Vietnam :) hacınız sabah şerifleri ile 16 gün sonraski ulvi festivalin ikinci gün headlinerının ACCEPT olduğunu öğrenince (ki bazılarına göre headliner hala Manowar ki bu da olabilir, tarafımızdan kabul edilmekte) heyecandan zıp zıp yerimde zıpladım. Neydi o Anathema yahu? Manowar'da coşan bünyelerin Anathema one last goodbye eşliğinde ceketlerinin sol cebinden çıkardıkları çakmakları yakmaları beklenemezdi tabi. Anathema'nın iki şarkısı haricini bilmem. Angelica'yı lisedeyken dinlerdim. Evet ki o zaman da depresiftim. daha sonra mp3 çalarımdan çıktı ve external harddriveımın tozlu bitleri arasındaki yerini aldı. ha hala yeri geldiğinde çıkarır yarısına kadar dinler and i wonder if you ever wonder the same diye bağırır bir kenara atarım çünkü temizleyip kaldırmayı hiç mi hiç düşünmedim. bugün içimi bir keyif bastı aldığım haberlerden ötürü. mutluluk böyle birşey olmalı. 80'ler ve glam tutkunu bünyem güzel günler görecek, güneşli ve sıcak günler… herkese benden bir balls to the wall gelsin.. ardından da bir Doro Pesch…
AxeL
ince yağmur iplikleri dökülürken pencereden aşağı, masamda bitmiş çayım, önümde açık bilgisayarım, elimde çevirdiğim eciş bücüş bir ataş ile bir hiçlikten bir hiçliğe gidip gelmekteyim. isminin baş harfi, isminin üçüncü harfi, isminin son harfi derken defterimin sol marjinine senin adını sayıklamışım, farkında değilim. sabah bay gerizekalı ile karşılaştık, ülkücüler gibi kafa tokuşturacaktık neredeyse ki bir adım atıp kenara çekildim. aslına bakarsan hala gözleri güzel, kendi hala kısa saçlı köse bir sovyet askeri. geçen gün arkaodanın boncuk gözlü barmeninin ayakkabılarının benim ex sovyet askerim ile aynı olduğunu farketmem ile başladı herşey. küçük kurşun askerime soramadığım senin ayakkabıların neden bok rengi sorusunu barmenin kendisine zerk etmek istedim. masamıza çeki düzen vermek için gelirken birden kalbim attı. dedim şimdi tam vaktidir sor bacım. ağzımı tam ses tellerimden dışarı fırlayacak bir harf için açmıştım ki yan masa olarak gelen ancak şebekliğimize dayanamayıp kaynaşma suretine bürünen bir adet cim ve bir adet cimcimenin entelektüel bağrışmaları altında ne söyleyeceğimi unuttum ve sinek kaçacak ağzımı kapattım. bu arada saçlarının uzadığını farketmedim değil. sen kestir o saçları hacı gittikçe lame olmaya başlamışsın. yüzsüzlüğün dibine vurarak o ortama aynı yere aynı şekilde oturduğumuzu da bir parantez içi bilgi olarak belirtmek istedim. neyse.
ben şimdi diyemedim ya ayakkabıları hakkında ne düşündüğümü, ortama giren çıkan herkesin ayakkabılarına bakar oldum. biri giyse cesaret mesaret hak getire kalkıp saldıracağım üzerine kardeşim senin ayakkabıların neden bok rengi diye o derece tırlattım kafayı. bugün sabah benim ex ile karşılaşınca da içimden, tam kaburgalarımın arasından ortaya bir alien çıktı ve pis pis tıslayarak şişt bana baksana sen, senin ağzını yüzünü kırarım, zaten ayakkabılarının rengi de bok gibi diyen bir bakış attım ve yürüdüm gittim. hacı iyisin yaa dediğinizi duyar gibiyim.
ha benim yürüyüp gitmem ona ne yaptı, yüreğine mi işledi, canını mı sıktı hiiç sanmıyorum, hiç de umrumda değil ama evet sanırım bunu buraya yazarak bir nevi suicidal efektlere gark oluyorum. bu postumu dünyada sovyet askerleri tarafından terk edilme gafletine uğramış tüm ekonomik boy hatunlara ithaf etmek istiyorum. ellerimizi kaldırıp bağıralım şimdi: hey dostum senin ayakkabılar ne ayak?
amacını aştı bu post sinirden sinire yuvarlanıyorum. aslında bas bas bağırmak istediğim bir iki konu daha var, onlar da başka postlara artık..
AxeL



Yazılarımızı Facebook'tan takip etmek için: